Plevne; I. Murad’ın sadrazamı Çandarlı Ali Paşa tarafından 1388 yılında fethedildi ve 1878 yılına kadar Osmanlı şehri olarak kalmıştır.
Gazi Osman Paşa; 1832 yılında Tokat’ta doğdu. 1853 yılında Teğmen rütbesiyle Harb okulundan mezun oldu. Aynı yıl Kırım harbin ilan edilmesi ile birlikte Kurmay sınıfına alınarak Rumeli’deki orduya gönderildi. Kırım Harbinde gösterdiği başarılı hizmetlerinden dolayı Üsteğmenliğe terfi ettirildi. Kırım Harbi bitince Yüzbaşı Rütbesi ile İstanbul’a dönerek Harp Akademisindeki öğretimini tamamladı. Sonra, Genelkurmay Başkanlığında çalıştı ve Kolağalığa terfi ettirildi. 1859 yılında Osmanlı Ülkesinin nüfus sayımı ve kadastro çalışmalarında bulunmak üzere Bursa’ya gönderildi. 1861 yılında Rumeli Yenişehir’e tayin edildi. Lübnan Yemen isyanlarının bastırılmasında gösterdiği başarılardan dolayı rütbesi Tuğgeneralliğe yükseltildi. 1873 yılında Yeni Pazar Tümeni Komutanlığına tayin edilerek rütbesi Tümgeneralliğe terfi ettirildi. 1875 yılında Merkezi Erzurum’da olan IV. Ordu Kurmay Başkanlığına tayin edildiği sırada Balkanlardan çıkan kargaşalıktan dolayı Niş’e gönderildi. Bu esnada Vidin Komutanı Yaver Paşa, Anadolu’da başka bir vazifeye memur edildiği için yerine Osman Paşa getirildi. 1876 yılında Osmanlı Devletine savaş ilan eden Sırplara karşı başarılı mücadelelerde bulunarak 6 Ağustos 1876’da Zayçar’ı zaptetti ve bu başarısından dolayı kendisine ikinci rütbe Mecidiye Nişanı ile Müşirlik rütbesi verildi. Osman Paşa’nın Plevne Muharebelerinde göstermiş olduğu başarılar üzerine II. Abdülhamid tarafından kendisine Gazi’lik beratı verildi. Gazi Osman Paşa, Plevne muharebelerinde 10 Aralık 1877’de esir olarak gittiği Rusya’dan II. Abdülhamid’in girişimleriyle 13 Mart 1878 tarihinde İstanbul’a geldi. İstanbul’a dönüşünün ertesi günü Hassa Müşüriyeti’ne getirildi ve 5 Kasım 1878 tarihinde de Mabeyn Müşirliğine tayin edildi. Gazi Osman Paşa, 5 Nisan 1900 yılında vefat etti. Vasiyeti üzerine Fatih Camii Haziresi’ne gömüldü. Gazi Osman Paşa’nın Türbesi Sultan 2. Abdülhamid tarafından yaptırıldı.
Gazi Osman Paşa; Çökmekte olan Osmanlı Devleti içersinde, dünya harp tarihinin en büyük savunma muharebelerinden birini yapan, Türk tarihinin en büyük komutanlarından biridir. Gazi Osman Paşa’nın adı tarihe 93 harbi olarak bilinen 1877–1878 Osmanlı Rus harbi sırasında Plevne’de yaptığı büyük savunma neticesinde yazıldı. Plevne düştü, kaybedildi ama yapmış olduğu o büyük savunma ve kahramanlık neticesinde, karşısındaki Rus komutanının bile saygısını kazanarak, kılıcını ve madalyalarını üzerinde taşıyarak esir oldu. Adına marşlar yazılan Gazi Osman Paşa, Türk tarihinde her zaman hatırlanılması gereken büyük komutanlarımızdan biridir. Resimli gazete tarafından 1928 basım “Büyük Adamlar Serisi” isimli kitapta Gazi Osman Paşa’nın da adını görüyoruz. Değerli Komutanımızı bir kez daha hatırlamak ve hep birlikte okuyabilmek amacı ile Büyük Adamlar Serisi kitabının Gazi Osman Paşa bölümünü Osmanlıcadan çevirerek araştırmacılara ve tarih severlere aktarıyorum.
Melike Bayrak
Tarihçi
GAZİ OSMAN PAŞA
BÜYÜK ADAMLAR SERİSİ
İBRAHİM ALAADDİN BEYİN RİYASETİ ALTINDA GÜZİDE BİR İLMİ HEYET TARAFINDAN VUCUDA GETİRİLMİŞTİR.
RESİMLİ GAZETE
TARAFINDAN NEŞR OLUNMUŞTUR.
İSTANBUL
SEBAT MATBAASI
1928
GAZİ OSMAN PAŞA
Plevne, Türk tarihinin ve cihan tarihinin büyük bir kahramanlık, ebedi şöhret olarak hatırlayacağı bir hadisedir. Osman Paşa Plevne’nin dehası, Türkün kırılmayan azimetinin ifadesidir.
Plevne’deki kahraman müdafaa yalnız Türk cesaretinin değil, medeni insan zekâsının varabileceği yüksek tepeleri de işaret eder. Hala Plevne müdafaasında dünya darülfünunları, dünya erkân-ı harpleri yeni bir harikayı düşünür gibi hareket ediyorlar.
Plevne’yi yaratan Osman Paşa mütevazı bir Türk ailesinin çocuğu olarak orta Anadolu da doğdu. Halk mekteplerinde okudu. Harbiye’den çıktı. 1293 (1877-1878) harbinin şanlı kahramanı 315 (1900) senesinde vefat etti.
Plevne, bugün Bulgaristan’da bir kasabadır. Siyasi hudutlarımızdan çok uzakta, fakat hala bizim destanımızı, hatıramızı söyleyen, hala açan çiçeklerinde dövüşen Mert insanların renklerini taşıyan tarlaları ile bir Türk şehridir.
Plevne en küçük köyde, en büyük şehirde, en hafızasız insanda, en hissiz vicdanda şerefin, kahraman cüretin bir timsali gibi hatırlanır.
Köy köy dolaşınız, size diyecekler ki… Orada babam, babamın babası vuruştu. Şehir şehir dolaşınız, göreceksiniz Plevne’nin şerefini aralarında taksim edemiyorlar. Dünya darülfünunlarına, dünya erkân-ı harp akademilerine gidiniz, Size; Plevne bir zekâ, bir yeni sevk-ül ceyş merkezidir diyecekler…
Müverrihler (tarihçiler) Zaman, zaman yalanda söyleseler Plevne önünde susuyorlar ve diyorlar ki:
“Bu büyük bir şereftir!”
Aynı zamanda Plevne, son asrın ızdırap içinde yorulan ve mütemadiyen cahilliğin seviyesizliğin kurbanı olan Türk milletinin bir fikir için dövüşebileceğini ve cahil, taraflı, hıyanet içinde bile harikalar yaratabileceğini gösteren en güzel bir eserdir.
Plevne’yi bunun için yâd edeceğiz. Plevne’yi bunun için unutmayacağız. Plevne destanını kanı ile yazanları bir kahramanlık hatırası olarak yâd edeceğiz. Gerçi tarih bize uzak yakın birçok hatıralar zikreder fakat onların göz kamaştıran kudreti bize Plevne’yi unutturamaz. Plevne’den daha evvelki hatıralar bize bu büyük cesur kudreti hazırladı. Plevne’den sonraki vakalar Plevne’den fikir kudretini aldılar. Değil yalnız biz, dünya fikir âlemi Plevne’yi bir hadise olarak tetkik ediyor…
1877 – 1878 Türk Rus harbinin Tuna boylarındaki akisleri, Plevne müdafaası ve Osman Paşa diye iki büyük şöhretin beşiği oldu. Bu iki şöhret birbirinin halkasıdır. Onun için Gazi Osman Paşa’yı Plevne’den, Plevne’yi Gazi Osman Paşa’dan ayırmanın imkânı yoktur. Onun için bu satırlarda eser ve eserin sahibi karışık bir haldedir.
BİRİNCİ PLEVNE MUHAREBESİ
1877 – 1878 harbi ilan edileli iki ay olmuş, Tuna kenarlarında düşman topları gürüldemeye başlamıştı. O zaman Osman Paşanın vaziyeti şu şekilde idi:
Osman Paşaya sözde kısmen müstakil hareket etmesi için müsaade verilmişti. Fakat Tuna üzerinde köprü kurarak Kalafat’a (*) geçmeye bile müsaade etmediler. Ordusu ile yalnız müdafaa halinde kalması İstanbul’daki şura tarafından mütemadiyen telgrafla bildiriliyor, serbest hareket imkânı bırakılmıyordu.
(*)Romanya’da bir kasabadır. Tuna kenarındadır. Osman Paşa buranın fazla ehemmiyetini gördüğü için köprü kurarak askerinin Tuna’dan geçirmek istemişti.
Harbin ikinci ayında Ruslar süvarilerine bütün Bulgaristan havalisine yaptıkları ve Vidin karşısında Romanyalıların kale inşaatına başladıkları zamanda bile taarruz etmesini emir ediliyordu. Romanya hükümeti aleyhine harp ilan etti. Türk gemilerini topa tuttu. Hala ona müdafaada kalması emir ediliyordu. Türk arazisi ateş altına alındı. Bir defa Romanyalıların kale inşaatını top ateşi ile tahrip etti, İstanbul’dan derhal cevap geldi.
“ ATEŞ KES!…”
Bundan sonra Osman Paşa yalnız Vidin’i muhafazaya karar verdi. Fakat bu sahada böyle kumanda İstanbul’dan geliyordu.
Bir gün Rusçuk ve Niğbolu tarafında Rus topçularının hareketi görüldü. Bunda anlaşılıyor ki Ruslar bu taraftan da Tuna’yı geçeceklerdi. Bu vaziyet önünde Osman Paşa serdara müracaat ediyor ve Vidin için fazla olan askerinin mühim bir kısmını alıp kuvva-i külliyeye iltihakını istiyordu. Fakat Vidin’de kalması telgrafla ve şiddetle tebliğ edildi. Hâlbuki Rus süvarileri Ziştovi’yi çoktan geçmişlerdi.
Plevne başta olmak üzere birçok mevkiiler Rus işgaline geçti. Niğbolu önünde Rus ordusu cephe kurdu. Nihayet beklenen hareket emri iş işten geçtikten sonra verildi. Fakat Lofça, Selvi Ruslar tarafında işgal olunmuştu. Osman Paşa 25 tabur piyade 12 bölük süvari, 48 sahra, 6 cebel topu ile Plevne’ye doğru hareket etti. Birinci Plevne taarruzu Temmuz ayının 18. günü yapılan keşif ile başladı.
Süvariler Plevne’ye girdiler. Gerçi Plevne’de Rus askeri vardı. Fakat Ziştovi yolu tüm birliklerin toplandığı bir merkez halini almıştı. Bu uzak bir mesafe değil idi. 4 –
Karargâhını Gariviyçe deresi kenarında kurdu. Bütün gece mevzii hazırlamakla geçti. Askerler siperler kazdılar. Sahra istihkâmları vücuda getirildi. Bir taraftan bunlar yapılırken diğer taraftan Osman Paşa bir genç mülazım gibi keşfe çıktı. Düşman hatlarına yaklaştı. Keşif raporunun bizzat kendisi hazırladı. Osman Paşa keşiften şunu anlamıştı. Ruslar taarruz edecekler!..
Ona göre tertibat alındı. Sabah olurken top ateşi başladı. Ruslar 3 koldan taarruza geçmişlerdi. Topçu düellosu saatlerce sürdü. Osman Paşa hattan hatta koşuyor, kâh bu tabyada kâh öteki piyade müfrezelerinin arasında görünüyor muharebe meydanlarında altındaki kır atı ile bir rüzgâr gibi dolaşıyordu. Rusların taarruzu nafile oldu. Çünkü hiçbir şeye muvaffak olmadılar. Rus kumandanı emir verdi. “ ATEŞ KES!” Bu fasıla iki saat sürdü.
Osman Paşa bu esnada güney ve kuzey istikametinde yapılmış olan kuvvetleri topladı. İhtiyatlarını aldı. Cepheden hücuma başladı. Karşılıklı taarruz çok ani çok şiddetli oldu. Bu ani hareket önünde Ruslar şaşırdı. Silahını atan şapkasını kapan kaçtı…
Osman Paşa önünde arkasında bir sel gibi ordu aktı…
Gariviyçe zapt edildi. Akşama doğru askere biraz istirahat verdi. Gece basar basmaz yine takip başladı. Ertesi sabah yine takip devam etti. Akın ordusu bunlarda takım takım yaralılar, Rus silahları, trampetler, boru parçaları, toplar, mermiler, başıboş atlar, cephane arabaları, yaralı hayvanları ve esirleri toplaya toplaya ilerledi. Ruslar nihayet Osma suyunun sağ sahiline güç hal ile kendilerini atabildiler ve kısa bir zaman için takipten kurtuldular.
Türk askeri 36 saat yememiş, içmemiş, durmamış, uyumamış, mütemadiyen harp etmişti. Bu Birinci Plevne Taarruzunda Rusların zayiatı 7.000 kadardır. Plevne’deki mağlubiyet Rus ordusu genel karargâhında müthiş bir tesir yaptı. Tırnova’daki Rus genel karargâhı hemen çekilme emrini aldı.
31 Temmuz 1877’de Rus ordusu ve Rus ordusuna istinat ederek ihtilallere başlayan Bulgarları dehşete verdi. General Krüdner’in Tırnova’dan çıkışı çok hazin oldu. Şehrin dar sokakları eşya ve erzak arabaları ile doldu. Galiplerin umulmadık zamandaki çekilmesi halkı şaşırttı. Hele Krüdner’in beyanname vermeden çekilmesi işin dehşetini artırdı.
Rus ordusu durdu. Bu bekleme iki haftadan fazla sürdü. Vaziyet İstanbul’da şu şekilde telakki ediliyordu.
“Rus ordusu artık Balkanlarda mağlup oldu.”
Rus taarruzunun durduğu günler zarfında Osman Paşa etraftan Plevne’ye ihtiyat kuvvetleri gönderdi. Yeniden istihkâmlar yaptırdı. Siperler tanzim ettirdi. Artık Türk kuvvetleri Rus ordusunu bekliyordu. Nihayet dört koldan Plevne üzerine akın başladı. Rusların taarruz istikameti Plevne’nin doğu cephesi idi. İki saat süren topçu muharebesinden sonra iki tarafta buraları madeni sesler ile coşturdu. İki insan denizi birbirine karıştı. Dalgalandı dalgalandı… Gün battı. Hala süngü muharebesi nihayet bulmadı. Yatsı vakti etrafa durgunluk geldi. Ruslar yine geriye çekilmeye mecbur oldular. Fakat yorgunluk yalnız piyadeler ve süngü takanlara mahsus kaldı. Toplar sabaha kadar ateşe devam etti. Ertesi sabah harp yine bütün şiddeti ile başladı. Rusların maksadı aşikârdı… Mevzilerden birine girerek müdafaa hattını yarmak. Ruslar kâh Türk saflarına yaklaştılar, kâh sapandan kurtulan bir taş gibi uzaklara dağıldılar, kâh bir yay gibi gerildiler… İki taraf saatlerce vuruştu. Ruslar bir defa bile müdafaa mevzilerine girmeye muvaffak olamadılar. Fakat birden Türk taburları atıldılar. Rusları üç taraftan sardılar onları karış karış, adım adım, göğüs göğse püskürttüler. Bu vaziyet Rusları korkuttu. Akşam olduğu zaman Osman Paşa görüyordu ki Rusların harbi kazanmaktan ümitleri kesilmişti. Ruslar yorgun geceyi beklerken Türk hatlarından boru sesleri işitildi. Arkasından Allah Allah sedası ile 18 tabur hücuma kalktı. 18 tabur yine 26 saat durmadı, dinlenmedi, yemedi içmedi, yürüdü dövüştü. Rusların birçoğu Osma Suyunda boğuldu. Birçoğu esir oldu. Rusların resmi raporlarına nazaran bu muharebede Krüdner Ordusundan sırf harp harici kalan yaralı ve ölülerin miktarı 186 subay 8.167 nefer idi. Osman Paşa bu vaziyet önünde ilerlemek istiyordu fakat başkumandanın emri ile taarruz durdu. Fakat Rusların vaziyeti tamamı ile emin bir halde değildi. Bilhassa Romanya ile Rusya’nın tamamıyla anlaşmış olması da bu işte mühim bir sebep oluyordu. Romanya Hariciye Nezareti ve Prens Şarl istiyordu ki askeri harekât Romanya’nın müstakil bir devlet olduğunu ihsan edecek bir şekilde cereyan etsin.
Mesela Prens Şarl kendisinin herhangi bir Rus generalinin kumandası altında hareket etmesini Romanya’nın istiklal davası için başarısı olmayan bir harekât olarak görüyordu.
Bundan başka Rusya’nın karargâhını bile geri çekmek mecburiyetinde kaldığı zamanda General Gurko’da Balkanların güney kısmında mühim bir mağlubiyete uğramış bulunuyordu.
23 Temmuz da 188.000 kişinin yeniden silâhaltına alınması emredildi. Bu 6 kolordu kadar ediyordu. Yeniden silâh altına alınan askerlerin yetiştirilmesi ise bir hayli zamana ihtiyaç gösteriyordu. Bunun için Romanya ordusuna istiklal sözü vererek yardım etmesi istendi. Prens Şarl’ın kumandası altında birleşik Rus – Romanya ordusu Eylül ayı başında Tuna’dan geçti. Ve Osman Paşa’ya karşı mevzilerini aldı. Gelen askerin miktarı 75.000 kadardı. Bunun 35.000’i Romanya ordusuna mensuptu, bu ordunun dört yüz kadar da topu vardı.
PLEVNE’NİN MUHASARASI
7 Eylül 1877’de Plevne önünde birleşik ordunun topçu kuvvetleri Türk mevzilerine karşı ateş açtı. Topçu düellosu 10 Eylül’e kadar devam etti. 11 Eylül’de bir kısım Romanya piyadeleri taarruza geçtiler. Fakat müdafaaların sessizliği onları aldattı. Mevzileri keşfeden geri tabyalar içinde dört taburun bir den bire eridiğini gördükleri zaman çekilmeye mecbur oldular. Bir iki istihkâm zabtettiler ise de zabtettiklerini iade mecburiyetinde kaldılar. Taarruzlardan bir şey çıkamayacağı anlaşılıyor. İmparatorun riyaseti altında toplanan harp meclisinde ise Plevne’ye zabtın zor olduğu söyleniliyordu. Nihayet Plevne’nin kuşatılarak elde edilmesine karar verildi. Ekim’e kadar birleşik ordular Plevne’yi kuşatabilmek için uğraştılar. Taarruzlar geri atıldı. Plevne önlerinde birleşik ordu çelik bir kale gibi dikildi. 17 Ekimde üçüncü taarruz yapıldı. Bu taarruzlarda da başarılı olunamadı. Bu esnada Rusya’dan muhafız, hassa kıtaatı geldi. Bunlarda Plevne’ye hücum eden kuvvetlere ilave edildi. Bu suretle Plevne’yi kuşatanların miktarı 125.000 geçiyordu. Hâlbuki Osman Paşa’nın kuvveti civardaki kuvvetlerle beraber 80.000 aşmıyordu. Ve top miktarı 150’den fazla değildi. Yeniden gelen kıtalarla kuşatma bir kat daha şiddetlendirildi.
Taarruzlar başladı. Prens Şarl Osman Paşa’nın kuvvetlerini bölerek tahrip etmek istiyordu. Bu usul tatbik edildi. Ahmet Paşa ve İsmail Paşa mertçe dövüştükten ve askerlerinin yüzde 50 sinin kaybettikten sonra kendilerinde iki üç kat güçlü olan düşman kuvvetlerine teslim oldular. Diğer Türk askerleri Plevne’ye çekilmeye muvaffak oldular.
Müttefik ordularının kuşatma hattı
Kasımın sonlarına doğru artık erzak tükendi. Isınacak bir şey yok, kış müthiş, hastanelerde hastalara verilecek ne bir damla ilaç, ne bir sargı kalmıştı. Artık günde
7 Aralıktan itibaren ağır topların tahribine başlandı.
Her nefere 150 fişek verildi. Vid Suyun üstüne yeni bir köprü daha kuruldu.
Osman Paşa orduyu iki kısma ayırdı. 20.000 kişi önce, 20.000 kişi de iki saat sonra hareket edecekti. Çıkış hareketi 10 Aralıkta başladı. Birleşik topçular müthiş bir ateş açtılar. Buna rağmen Osman Paşa’nın ordusu taarruza devam etti. Boğaz boğaza vuruştu. İlk kuşatma hattı yarıldı. Bir hayli top zapt edildi. Fakat takviye kıtaatına ihtiyaçları vardı. Eğer diğer kuvvetler yetişseydi tarihin her yanı bambaşka bir hal alacaktı. Fakat olmadı… Osman Paşa’nın zapt ettiği yerler öğleye doğru gelen düşman kuvvetleri tarafından zapt edildi. Osman Paşa geri kalan kısmın mağlup olduğunu haber alınca Vid suyu üzerinde çekilmeye karar verdi. Bu esnada bir şarapnel parçası ile atı öldü. Kendisi de sol ayağından yaralandı.
Osman Paşa’nın yarası sarılırken General Ganetski Osman Paşa’ya kayıtsız ve şartsız teslim teklif etti. Osman Paşa kılıcını hiç söz söylemeden generale uzattı. Ondan sonra esirlerin silahları alındı. Garnizonlara sevk edilmeye başladılar.
Prens Şarl Osman Paşa’yı kahramanlığından dolayı tebrik etti, Grandük de Plevne kahramanını tebrik etti, elini sıktı.
İmparator Aleksandır kendisine “Siz cesur bir adamsınız. Bizim yanımızda kaldıkça silahınızı, elbiselerinizi, kılıcınızı, nişanlarınızı taşımak hakkına sahipsiniz” dedi.
Osman Paşa General Ganetski’nin dediği gibi bir kumandana has meziyetlere daha küçüklüğünde sahipti. Orta halli bir ailelerden birine mensup genç bir mektepli iken bile aynı mertliği aynı dirayeti gösteriyordu.
Plevne muharebesi onun meziyetlerini meydana çıkarmaya vesile olmuştur.
Osman Paşa bütün kuşatma esnasında neferlerinden daha farklı bir hayat sürmüyordu. Tabiyki onlar gibi çalışıyordu.
Osman Paşa sulhten sonra İstanbul’a geldi. Mabeyn müşiri oldu.
315 (1900) senesinde vefat etti.