Tarih dergilerinde Kudüs 100.Yıl Dosyaları

Tarih: 08/12/2017   /   Toplam Yorum 4   / Yazar Adı:      /   Okunma 4612

Bu ay 3 tarih dergisi de Kudüs'te Osmanlı egemenliğinin sona ermesini inceleyen dosyaları okurlarına sundular. Aralarında benim , GeliboluyuAnlamak yazılarından tanıdığınız Muzaffer Albayrak 'ın da makalelerinin olduğu dosyaları kısaca sizlere tanıtmak istedim.

 

 
ELVEDA ZEYTİNDAĞI
Tuncay Yılmazer
Atlas Tarih Aralık 2017 sayısı
 
"Elveda Zeytindağı" aslında bir önceki sayıda çıkan "Filistin Cephesi Birüssebi Muharebeleri" dosyasının devamı.  Yazımda Kudüs'ün kaybedilişiyle ilgili mitleri sorgulamaya, perde gerisine bakmaya çalıştım. Malum popüler tarih anlatımında askeri yenilgiler daha az gündeme gelir, suçlama daha çok dışarı dönüktür. Özeleştiriler daha çok teknik kitapların satır aralarına yerleştirilmiştir. Oysa aradan bir asır geçti. Bizim artık geçmişte yaşananları çok daha soğukkanlı değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
 
Güzel bir rastlantı eseri yazı Atlas Tarih dergisinin 50.Sayısına kapak oldu. Kötü bir rastlantı ise ABD başkanı Donald Trump'ın yine dengesiz davranışlarından birini sergileyerek, İngilizlerin Kudüs'ü ele geçirmesinin 100.Yılında  Ortadoğu'nun kor ateşine bir  benzin daha döküp Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak ilan etmesi. Makalede adı geçen, Osmanlının gidişine sevinen Kudüs sakinlerinden Wasıf Cevheriyye yaşasaydı,İsrail'in hemen tüm hükümetlerinin insan yerine koymayan muamelesiyle eziyet gören Filistinli hemşerilerini görseydi ne yazardı kimbilir? Muhtemelen bu kutsal şehrin yıllardır devam eden meş'um kaderinin bir türlü değişmediğine yanacaktı. Kudüs yine acıyla gündeme gelmişken keyifle oku(ya)mayacağınızı biliyor, yüreğinizle okumanızı diliyorum. 
 
 
KUDÜS DÜŞMEDİ, BİZ TESLİM ETTİK
Muzaffer Albayrak
#Tarih Aralık 2017 sayısı
 
 
GeliboluyuAnlamak yazılarından tanıdığımız Muzaffer Albayrak'ın Kudüs'ün elimizden çıkmasının 100.Yılı nedeniyle kaleme aldığı makalesi #tarih dergisi Aralık sayısında. Albayrak'ın "Kudüs Düşmedi, Biz Teslim Ettik" başlıklı yazısı 1.Dünya Savaşı'nın ilk açılan cephelerinden Kanal Harekatı ve sonrasında olan olayları özetlemekle başlayıp sonrasında Kudüs'ün kaybına yol açan süreci ve sonrasında şehrin teslimini ayrıntılı işliyor. Dolayısı ile konuyla ilk kez ilgilenen, bilgilerini toparlamak isteyenler için mutlaka bakılması gereken önemli bir yazı. 
 
Albayrak İngilizlerin 1917 yazını Filistinde büyük bir harekatın hazırlıkları ile geçirirken Enver Paşa'nın kaybedilen Bağdat'ı yeniden ele geçirmeyi planlamasını eleştiriyor. Albayrak'a göre Kudüs'ün boşaltılma kararındaki en büyük sorumluluk popüler anlatımdaki vurgulananın aksine Türk komutanlara ait. Yazıdaki en ilginç bölüm ise Kudüs'ün ilginç teslim süreci. Şehrin sembolik anahtarını taşıyan heyet İngiliz aşçı, çavuşlar , binbaşılar vs. ile karşılaşıyor ancak şehri teslim alacak yüksek rütbeli bir muhatap uzun süre bulamıyor. Yazıya ayrıca Kudüs mutasarrıfı İzzet Bey'in belediye başkanı El-Hüseyni'ye bıraktığı "Kudüs'ün bombardımandan zarar görmemesi için teslim edildiği" belgesi de koyulmuş. 

 

OSMANLI ORDUSU KUDÜS'Ü NEDEN KAYBETTİ?

Sami Ağaoğlu, Sümeyye Bektaş

Derin Tarih Aralık 2017 Sayısı

Derin Tarih Dergisi ise kapağında Kudüs'ün İngiliz ve Siyonist İşgalinin Perde Arkası - Kudüs Nasıl Esir Düştü ifadeleri kullanırken iç başlıkta Osmanlı Ordusu Kudüs'ü Neden Kaybetti ? başlığı kullanmış. Sami Ağaoğlu ve Sümeyye Bektaş'ın makalesi Osmanlı tarafının hatalarına odaklanan, kapaktaki heyecanın aksine soğukkanlı bir yazı. Kapaktaki yazının editöryel bir tercih olduğunu anlıyoruz. Derin Tarih'teki yazı da diğerleri gibi Enver Paşa yönetimindeki Osmanlı genel karargâhının hatalarına gündeme getiriyor. Aynı zamanda Filistin cephesinde o döneme dek yaşananları özetliyor. 

 

 


  4612 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

10531_GÜRKAN ÇEKİÇ 08-01-2018, 14:32:28
Sayın Tuncay bey merhaba,
Anlamak için soruyorum , Atlas Tarih dergisinin başlığı 100.Yıl:Kutsal Şehir düştü . Kudüs'e veda.
Bu başlık benim hiç hoşuma gitmedi. Sizce bu yenilgiyi peşinen kabul etmek anlamına gelmiyor mu? Kudüs'e niye veda diyelim. Kusura bakmayın bu kapak kimin kararı bilmiyorum . Size göre bu kapak doğru mu? Neye ,kime hizmet eder?
 
10532_Editör 08-01-2018, 15:15:36
Gürkan Bey merhaba,

İlginiz için teşekkür ederim.

Başlık çok net ve açık şekilde ,(iç sayfalarda da sembol tepe Zeytindağı'nın da adını kullanarak) 100 Yıl önce Kudüs'ü İngilizlerin işgali vesilesiyle, 401 Yıllık Osmanlı hakimiyetinin askeri ve idari anlamda bitmesi ile alakalıdır.

Saygılarımla.

Editör
 
10543_Tosun Saral 20-02-2018, 16:17:03
İsmail Tosun Saral
Düşünce ve Tarih Dergisi , sayı. 29, Şubat 2017
KUDÜS NASIL KAYBEDİLDİ?
Kudüs’ün Kaybını Hazırlayan Nedenler : Birü’s-Sebi ve Üçüncü Gazze Muharebesi
Gazze’den Tellü’ş-Şeria’ya kadar olan 30 km uzunluğundaki cepheyi ihtiyatta bulunan 53’ncü Tümen dâhil yirmi bin tüfekten ibaret bir kuvvet savunmaktaydı ve metre başına ancak, iki - üç tüfek düşüyordu. Bu durum, cephenin olağanüstü zayıf olduğunun göstergesiydi. Cepheyi tutan 3’ncü, 6’ncı, 7’nci, 26’ncı ve 54’ncü Tümenlerin her biri gerçekte birer alay kuvvetindeydiler. Bu nedenle, 4’ncü Ordu, 19 Eylül 1917 tarihinde Kress Paşa’nın isteği üzerine, Başkomutanlık Karargâhından her tümene karşılık, her biri üç bin mevcutlu birer ikmal alayının kurularak gönderilmesini talep etmiştir. Ekim ayına kadar birtakım eksikler tamamlanarak 28 Ekim 1917 günü cephe, sağ kanatta, kıyıdan Gazze’ye kadar olan alanda, yerleşim şekline göre 3’ncü, 26’ncı, 53’ncü ve 54’ncü Tümenler; arka kıyıda 7’nci Tümen, merkezde yâni Tellü’ş-Şeria’da 16’ncı ve 24’ncü Tümenler, sol kanatta Birü’s-Sebi’de 27’nci Tümen ve ihtiyatta ise 3’ncü Süvari Tümeni mevzilenerek kurulmuştur. Kurmay Albay İsmet Bey (İnönü) komutasındaki dört bin kişilik 27’nci Tümen zayıf ve çoğu askerinin Arap olmasından ötürü güven vermeyen bir birlikti. Onlara takviye olarak, sadece 3’ncü Süvari Tümeni’nden bin atlı ve yirmi dört top gönderilebilmişti.
Kress Paşa, sol kanadının zayıf olduğunu biliyor, İngiliz taarruzunun doğrudan cepheye yapılacağını düşünüyor ve bu nedenle, tedbirlerini buna göre alıyordu. Türk savunma planına göre Avusturya-Macaristan’ın “Türkiye’deki K.u.k Dağ Obüs Taburu” nun 1/4 ve 2/6 Bataryaları ile, iki toplu “20 numaralı 10‘luk Topçu Bataryası” piyadeyi desteklemek için, en ağır çarpışmaların beklendiği bölgede, yâni Gazze’de mevzilendirildiler.
30 Ekim 1917 günü Gazze’deki Türk siperleri üzerine o ana kadarki en yoğun topçu ateşi başladı. Bu bombardıman sırasında İngilizler birçok defa gaz mermisi de kullandılar. Avusturya-Macaristan birlikleri bu tür bir saldırıya hazır olduklarından gaz maskelerini takarak tehlikeyi kazasız biçimde atlatmışlardır. Ne var ki, siperdeki Türk askerlerinde gaz maskesi yoktu. Bu olumsuzluğa rağmen, iklim, arazi şartları ve İngilizlerin koordinasyon yanlışları Türk askerlerini büyük bir katliamdan korumuştur.
31 Ekim 1917 günü şafakla beraber otuza yakın hafif ve ağır İngiliz bataryası, 27’nci Türk Tümeni tarafından tutulan Vadi üs Sebi ve Birü’s-Sebi’den Halâsî’ye giden yol arasındaki mevzilere ateş açtılar. Bu ateşin desteğiyle iki İngiliz tümeni taarruz için yayılmaya başladı. Kısa süre içinde Avustralya Hafif Süvarileri korumasız Türk mevzilerini aştılar, iki yüz kayıp vermelerine karşılık bin beş yüz esir alarak Birü’s-Sebi’’yi ele geçirdiler. Komutan İsmet Bey (İnönü), bu kargaşa sırasında kaçarak esir düşmekten kurtulmuştur. Birü’s-Sebi’’nin düşmesi Gazze savunucularını zor duruma düşürmüş ve Hebron ile 120 km uzaklıktaki Kudüs yolunu açmıştır.
İngilizler, Gazze’ye 1 Kasım 1917 günü, saat 4’te, donanmayla destekledikleri topçu hazırlık ateşinden sonra üç kolordu ile taarruz ettiler. Bunlar, 20’nci Kolordu (10’ncu, 74’üncü, 60’ncı ve 35’nci Tümenler), 21’nci Kolordu (52’nci, 75’nci ve 54’ncü Tümenler), Çöl Hafif Atlı Kolordusu’dur. (Avustralya Atlı Piyade, Anzac Süvari ve diğer bir Atlı Piyade Tümeni ile Hint Süvari ve Bir Heçinsüvar Tugayı) Bütün bir gün ve gece süren bu yoğun baskı karşısında Gazze’deki ilk Türk hatları bozulduysa da yapılan karşı hücumlarla tehlike giderildi. Avusturya-Macaristan topçu bataryaları gerek İngiliz hücumunun hazırlık safhasında gerekse savunmada çok etkili oldular. İngilizler, 2 Kasım 1917 günü, sabahın erken saatlerinde, Türk savunma hatlarını bir kaç yerden yardılar. Bu nedenle topçu bataryaları geride önceden hazırlanmış mevzie çekilmek zorunda kalmıştır. Böylelikle Kudüs yolu açılmış oldu.
Kudüs’ün Kaybı
7 Aralık 1917 günü 20’nci İngiliz Kolordusu, yoğun yağmur altında, Kudüs’ü savunan 3’ncü Türk Kolordusuna karşı hücuma geçerek kesin ve etkili başarılar elde etti. Sonunda, 9 Aralık 1917’de Türk kuvvetleri geri çekildiği için Kudüs 10 Aralık 1917’de İngilizlerin eline geçti.
Türk Kuvvetleri niçin geri çekildiler? Kudüs niçin savunulmadı?
Kudüs’ün savunulup savunulmayacağı konusu müttefikler arasında hayli münakaşalara neden oldu. Yıldırım Orduları Komutanı Müşir von Falkenhayn, şehrin kesinlikle savaşarak savunulması taraftarı idi. Bazıları da kutsal şehrin savaşılarak savunulması halinde birçok kutsal mabedin yıkılacağını, bununda müttefikler için büyük bir prestij kaybı olacağını söylüyorlardı. Bunlara Avusturya-Macaristan Dışişleri Bakanı Czernin’de katıldı. 19 Kasım 1917’de Büyükelçi Pallavicini’nin de bulunduğu bir toplantıda Sadrazam Talat Paşa’ya yarı şaka yarı ciddi biçimde “Osmanlı Ordusu, Kudüs yerle bir olmadan çekilmelidir” demişti. Buna karşılık, Talat Paşa Kudüs konusunda bir garanti veremeyeceğini söylemiştir. Süreç içinde olumlu bir sonuç alınamayınca Avusturya-Macaristan yetkilileri General Pomiankowski’ye Enver Paşa ile görüşmesini ve Kudüs eğer bir muharebe sonunda harap olursa Avusturya-Macaristan askerlerinin geri alınacaklarını ve askerî yardımın kesileceğini söylemesini istediler. Enver Paşa Kudüs’ün Müslümanlar için Mekke ve Medine gibi kutsal bir şehir olduğunu ve savaşmadan düşmana terk edileceği sözünü verdi. Enver Paşa sözünü tuttu ve Kudüs düşmana savaşmadan terkedildi.
Avusturya-Macaristan topçu yüzbaşılarından Çek Yahudisi Marek Schwartz’ın, sonradan gazeteci-yazar Pierre van Paasen’e anlattığına göre, Cemal Paşa, Avusturya bataryalarının Mescid-i Aksa (Dome of the Rock) üzerine nişan almalarını ve Küdüs’ün yerle bir edilmesini kendisine emretmiştir. Schwartz ise bu tarihî kutsal şehrin tahrip edilmesini gönlü elvermediğinden bu emri yerine getirmeyip toplarını tahrip ederek İngilizlere teslim olmuştur. Van Paasen abartılı yazıları ile tanınan bir yazar olup tevatürü pek kabul görmemekle beraber, onun biyografisini kaleme alan Yahudi yazarlar H. David Kirk ve Beverly Tansey bu iddianın doğruluğunu kitaplarında iddia edince, iddia hayli tutulmuş ve değişik kitaplarda da yer almıştır.
Marek Schwartz’ın yazdıklarının aksine, Ahmet Cemal Paşa’nın komutası altındaki 4’ncü Ordu, 21 Kasım 1916’dan itibaren Kudüs’ün savunulması işini ele almış, kutsal yapılar zarar görmeyecek kadar, şehrin ileriden savunulmasına karar verilerek mevziler, arazi dolaşılarak keşif ve tespit edilmişti. Saptanan mevzilerin ileri araziye son derece hâkim ve geniş çapta ateş alanı ve gözetleme olanağına sahip olmasına özen gösterilmişse de arazinin çok kesik olması, bazı kısımlarında derin uçurumlarla dik yamaçların çoğunluk teşkil etmesi yüzünden mevziden bir kısım hedeflerin görülememesi sakıncası önlenememişti.
Küdüs’ün Ahmet Cemal Paşa zamanında kaybedilmediğini; Yıldırım Orduları Komutanı Alman von Falkenhayn zamanında kaybedildiğini özellikle belirtmek isteriz.
Tüm bunlar bir yana, aslında biz Kudüs’ü savunacak asker bulamadığımız için kaybettik:
“Üç tabur, Ah Üç tabur! Nebi Samoil siperlerinde Kudüs için kan döken Türk askerlerine bu kadarcık yardım edemiyoruz. O yıl Galiçya topraklarında dövüşmek için yirmi bin lüzumsuz Türk bulmuştuk. Bir yığın Anadolu çocuğunu, yurdundan kopmuş, uzak Medine içinde, iskorpite ve çöle yediriyorduk. Bir sabah kumandanın [Ahmet Cemal Paşa] odasına girdiğim zaman, gözlerinin ağlamaktan yorulmuş olduğunu gördüm: Kudüs, İngilizlerin elinde idi. Oradaki son Türklerin nasıl kahramanca vuruştuklarını masanın üstünden aldığım şifreli telgraftan okudum. Kudüs’ü İsrailoğulları gibi bırakmadık; Türkler gibi bıraktık. Nebi Samoil üstünden Müslüman veya Hıristiyan mabedlerine doğru inenler, Türklerin son gününü hatırlayacaklardır. Karargâhın içinde: “Kudüs düştü!” sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut’a, Şam’a, Haleb’e gözyaşlarımızı hazırlamak lâzımdı. Artık Anadolu’yu ve İstanbul’u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allahaısmarladık!”
Türkler’in Küdüs’ü kaybetmesi gerek Hıristiyanlar gerekse Yahudiler arasında büyük bir çoşku ile karşılanmıştır. 1921 yılında Küdüs’e giden Amerikalı Dr. W.H.T. Squires hatıralarında, Amerikan Hastanesi’nde Türk yaralı askerlere bakan bir Katolik hemşirenin, Türklerin şehri terk ettiklerini duyunca Türk yaralıları tedaviyi bırakarak gözyaşları içinde tanrısına şükür duası ettiğini yazmaktadır.
İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy, yakın dostu Mithat Cemal Kuntay’a Kudüs’ün kaybedildiği haberini nasıl aldığını şu üzüntülü cümlelerle anlatmıştır:
“Sinirlerine dokunan bir mısra vardı: “Milletim nev'-i beşerdir, vatanım rûy-i zemin!” (İnsanlık milletimdir, yeryüzü vatanım) Bu mısrayı okuduğum gün acı acı gülerek;
-Sen de bu yalana inanıyor musun? Bir Avrupalının nev'-i beşerinde, rûy-i zemininde Türkler ve Müslümanlar dâhildir sanıyor musun? dedi. Sonra tuhaf bir şey anlattı:
-Umumî Harpte biz üç kişi Berlin'e gittiğimiz zaman Alman Hükümeti bize ne dedi bilir misin? Türklerle ittifak ettik diye Reichstag'ta Katolik mebuslar bağırıyorlar, Müslümanlar ve Türkler gibi vahşîlerle medenî Alman milleti nasıl birleşir? diyorlar. Makaleler yazınızda Türklerin ve Müslümanların da insan olduklarını bu adamlara karşı ispat edelim. dedi.
-Acayip! dedim.
-Bundan daha acayibi var! dedi; Yine, Umumî Harb’de Viyana'da idim; bir gece Viyana kiliselerinin çanları çalmaya başladı; otelin penceresinden baktım; caddede her elde bir mum, herkes haykırıyordu. Kendi kendime: “Müttefikimiz Viyanalılar galiba cephede bir muzafferiyet kazandılar.” dedim. Sokağa fırladım. Bir dükkâncıya:
-Bir zafer haberi mi var! dedim. Adam:
-Zafer de söz mü? dedi. İngilizler Müslümanlardan Kudüs'ü aldılar: İngiliz ordusu Allenby'nin kumandasında Kudüs'e girdi. Mukaddes şehir Hilâl’den kurtuldu, haça kavuştu.”
Ve Akif bunu anlattıktan sonra gözlerime dik dik baktı:
-Milletim nev'-i beşer, vatanım rüy-i zemin! Öyle mi? dedi. Sonra ilâve etti: Biz bu yalana inanırsak, ne milletimiz kalır, ne rûy-i zeminimiz! Avrupa'nın nev'-i beşerinde ben yoksam, benim nev'-i beşerimde de o yoktur.”
Mekke’nin düşmesinden sonra Kudüs’ün de düşmesi, müslümanların yaklaşık yedi yüz yıldan beri ellerinde bulunan bu iki mukaddes şehrin kaybı, hilâfet ve Osmanlı İmparatorluğu’nun itibarına İslâm âleminde hissedilir bir darbe indirmişti. Bu mağlubiyet nedeniyledir ki 1918 yılının Şubat ayı sonunda General von Falkenhayn da, Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’nı Müşir Liman von Sanders’e devretmiştir. Von Sanders’in enerjisi, çok büyük düşman üstünlüğüne rağmen Türk mevzilerini altı ay daha elde tutmuştur.
“Kudüs üzerinden Lût Gölü’ne inmeyen hiç kimse Şeria vâdisi’nin ne olduğunu tahmin edemez; orada toprak bile buharlaşır, saatlerce mesafede kısa dallı hurmalardan başka bir şey yoktur. Geniş muz yapraklarının altına girilmez. Taş kadar sert, sarmaşık gibi birbiri içine girmiş, toprağa ılık gölgesi kadar yakın duran şebbareler (Frenk inciri), ısının bir kısmını kendileri yayıyor gibi, insana nefret verir... Güneş batmıyor, tükeniyor gibi gurup eder ve gurup eden şey içi boşalmış, son keskin ateşini damlatmış bir daireden ibarettir. Kudüs şehrinden sonra bir düziye, alçalıp Şeria vâdisine inen çıplak, sarı tepeler, Şeria nehrinden sonra yükselip Gerek Sancağı’nı dalgalandıran kuru dağ kümeleri vardır. Peygamber İsa’nın yıkandığı Şeria, Filistin’in kuru, yavaş ve usandırıcı nehri ve şimdi vatanı savunan Türkler işte bu vâdinin içindedir. Lût Gölü o kadar cansız ki çöl içinde çöl zannedilir. Tenha çöllerde Türklerin harbini görmeyenler Türklerin kahraman olduğunu nasıl anlıya bilirler?... Burada her mevsime, her düşmana ve her iklime karşı harb eden bu cesur adamlar Herkül’ün on sınavını verdiler. Çölde düşman sabit bir şey değildir. Yönünü bulamamış bir rüzgar gibi şuradan buradan az veya çok, gece ve gündüz çıkıverir. Türkler teyakkuz, cesaret ve pervasız sükunlarıyla çöllerde bir demirden hat gibi durdu ve bütün taarruzları birer birer ve ekseriya süngülerle dağıttı.”
11 Aralık 1917 günü General Edmund Allenby önde olmak üzere, arkasında Fransız Müfrezesi Komutanı Albay de Piépape ve İtalyan Müfrezesi Komutanı Bersaglieri Yarbayı Francesco Paolo d'Agostio ile Yafa Kapısından Küdüs'e büyük bir merasimle girdiler. Bu kişilerden başka ABD, Fransa, İtalya askeri ateşeleri ve Fransız Yüksek Komiseri François George-Picot da kortejde yer almıştı.
Fransızlar ve İtalyanlar Kudüs’de ne arıyorlardı? Niçin gelmişlerdi? Bu sorunun cevabını bulmak için biraz geriye dönelim.
Osmanlı topraklarının paylaşılması planı 9-16 Mayıs 1916 da ihtilâf devletleri olan İngilizlerle Fransızlar arasında yapılan: “Sykes – Picot” anlaşması ile hazırlanmıştı. Bu plana göre; Irak bölgesi İngilizler, Suriye, Adana, Gaziantep ve dolayları Fransızlar tarafından işgal edilecekti. Bu anlaşma üzerine Fransızlar ilk adım olarak Filistin’e geldiler. 1915’de Fransızların bir kısım deniz ve kara güçleri Çanakkale’de bize karşı çarpışmıştı. Fakat Suriye ve lrak bölgelerinde Fransız kuvvetleri hiç yoktu. 30 Ekim 1918 de Mondros’ta imzalanan mütareke ile birlikte Fransız kuvvetleri Suriye ve Adana, Urfa Gaziantep bölgelerimize adeta bir sel gibi akmaya başladılar, aç kurtlar gibi güzel ve zengin topraklarımızı işgale başladılar. Bunların amacı parsa toplamaktan başka bir şey değildi.
Ya İtalyanlara ne demeli? İtalyanlar Filistin de ne arıyorlardı?
1911 de Osmanlı Türkleri karşısında Trablusgarb’da yakaladıkları hiç ummadıkları başarı nedeniyle şımaran İtalyanlar da Kudüs'teki ve Bethlehem'deki katolik kiliseleri ile olan tarihî ve dinî menfaatlerini ileri sürerek, Hıristiyanları korumak için geldiler. Aslında istedikleri yıkılan Osmanlı devleti topraklarından hisselerine bir parçanın düşmesini sağlamaktı. Nitekim; hizmetlerinin karşılığı olarak Sevr Antlaşması hükümleri sayesinde yurdumuzun Antalya Bölgesini işgal ettiler.
İtalyanlar Filistin’e sevk edilmek üzere Carabinieri ve Bersaglieri denilen iki askerî sınıfından bir müfreze kurdular ve müfrezeye “Distaccamento Italiano di Palestina”(Filistin İtalyan Müfrezesi) adı verildi. 108 asker ve 40 süvariden oluşan Carabinieri birliği 6 Mayıs 1917 günü Trablusgarb’ın Nables limanından vapurlara bindirildi. 10 Mayıs 1917 de Port Said limanına ulaştı. 346 kişilik Bersaglieri müfrezesi de Binbaşı Francesco D'Agostino komutasında 13 Mayıs 1917 de Trablusgarb’dan hareket etti. Ayrıca bir Cacciatori di Palestina (Filistin Avcı Bölüğü) Bölüğü ile de takviye edildiler. Kantara’da bir ay kalan müfreze hazırlıklarını tamamlayınca 13 Haziran 1917 de Rafa’ya yollandı, 48’nci Hint Tuğayı emrine girdi. Demiryolunu sabotajlara karşı korumak Müfrezeye verilen ilk görev oldu.
3’ncü Gazze Muharebesinden biraz önce İtalyan Müfrezesi General Watson komutasındaki seyyar mürettep gücü oluşturan 20’nci Hint Tugayına bağlı Fransızların 1st Régiment de Tirailleur Algérien (1’nci Cezayir Tüfekçi Alayı) emrine verildi.
3’üncü Gazze Muharebesinde bu Seyyar Mürettep Kuvvet İngilizlerin Atawineh olarak nitelendirdiği Resmelatavine (Resm el atavine) Sırtlarında görevlendirildi. Resmelatavine Sırtları 2’nci Gazze Muharebelerinde Kurmay Albay Refet (Tümgeneral Bele) komutasındaki 53’nci Piyade Tümenimiz tarafından savunuluyordu. Burada İngiliz ve Avusturalya Atlı Birlikleri ağır bir mağlubiyete uğratıldılar.
İtalyan Carabinieri ve Bersaglieri askerlerinden kurulu müfreze Mart ve Nisan 1917 de 3’ncü Gazze Muharebesine ve takip eden aylarda bir çok yerde zor ve başarılı muharebelere katılarak İngilizlere yardım ettiklerinden mükafat olarak Yafa Kapısı dışında şeref kıtası oluşturmalarına izin verilmiş ve Alenby’nin Kudüs’e girişini selamlamışlar, komutanları da kortejde yer almıştır.

Kaynakca
Emekli İş Bankası Müdürü, Araştırmacı-yazar, Türk Macar Dostluk Derneği Başkanı ve Macaristan Şövalyesi.
Hüseyin Hüsnü Emir (Erkilet), Yıldırım, Genel Kurmay Basımevi, Ankara, 2002, s.80.
Mirliva Sedat, Yıldırım Ordularının Bozgunu, Filistine Veda, Hazırlayan: Kemal Gurulkan, Yeditepe yayınları İstanbul, 2009, s.159.
Peter Jung Der K.u.K. Wüstenkrieg - Österreich-Ungarn im Vorderen Orient 1915 - 1918, Verlag Styria, 1992, s. 108-110.
Robert-Tarek Fischer, Österreich im Nahen Osten, Böhlau Verlag,Wien; Auflage: 1,2006,s.260.
Pierre van Paasen, Days of Our Years, New York, Hillman-Curl, 1939, s. 379.
H. David Kirk and Beverly Tansey, Pierre van Paasen's Unheeded Warnings of a Coming Holocaust, Midstream, 2000, s. 10.
Michael J. Mortlock, The Egyptian Expeditionary Force in World War I: A History of the British-led
Campaigns in Egypt, Palestineand Syria. McFarland (November 9, 2010), s.153.
Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, s. 415.
Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2004 s.107.
Mortlock, age., s. 154.
Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif -Avrupalının Gerçek Yüzü, İstanbul, 1939, s. 150.
Atay, a.g.e., s.161.
Tümgeneral Ahmet Hulki Saral, İstiklal Harbi IV. cilt, Güney Cephesi, Genel Kurmay Harb Tarihi Yayını, s.7
Kıymetli dostumuz Avusturalyalı tarihçi Bill Woerlee’nin bir çalışmasından derlenmiştir.
 
10544_Tosun Saral 20-02-2018, 16:19:46
İsmail Tosun Saral
Düşünce ve Tarih Dergisi Ocak 2018 Sayı: 40
Kudüs’ün Elden Çıkışı İle İlgili Farklı Bir Yorum
Bundan tam yüz yıl önce, 28 Aralık 1516 tarihinden beri Türk toprağı olan Kudüs’ü 9/10 Aralık 1917 günü düşmana terk ettik. Bu çalışmamızda Büyük Harp de Türk Ordusunda görev yapmış olan Alman Emekli Binbaşı O Welsch’in Kudüs’ün kaybı ile ilgili görüşünü sunuyorum. Kudüs’ün kaybı ile ilgili olarak yazdığımız ayrıntılı bir makale Düşünce ve Tarih Dergimizin Şubat 2017 tarihli 29. sayısında okuyucularımıza takdim edilmiştir. Bu nedenle ayrıntıya girmeden Kudüs’ün elden çıkmasına neden olan olayları kısaca hatırlatmakta fayda vardır.
31 Ekim 1917 günü şafakla beraber otuza yakın hafif ve ağır İngiliz bataryası, 27’nci Türk Tümeni tarafından tutulan Vadiüssebi ve Birü’s-Sebi’den Halâsî’ye giden yol arasındaki mevzilere ateş açtılar. Bu ateşin desteğiyle iki İngiliz tümeni taarruz için yayılmaya başladı. Kısa süre içinde de Avustralya Hafif Süvarileri korumasız Türk mevzilerini kolaylıkla aştılar, iki yüz kayıp vermelerine karşılık bin beş yüz esir alarak Bîrü’s-Sebi’’yi ele geçirdiler. Komutan Miralay İsmet (İnönü) Bey, bu kargaşa sırasında kaçarak esir düşmekten kurtulmuştur. Bîrü’s-Sebi’’nin düşmesi Gazze savunucularını zor duruma düşürmüş ve Hebron ile 120 km uzaklıktaki Kudüs yolunu açmıştır.
Birü’s-Sebi düştükten sonra İngilizler, Gazze’ye 1 Kasım 1917 günü, saat 04:00’te, donanmayla destekledikleri topçu hazırlık ateşinden sonra üç kolordu ile taarruz ettiler. Bunlar, 20. Kolordu (10., 74., 60. ve 35. Tümenler), 21. Kolordu (52., 75. ve 54. Tümenler), Çöl Hafif Atlı Kolordusu’dur. (Avustralya Atlı Piyade, Anzac Süvari ve diğer bir Atlı Piyade Tümeni ile Hind Süvari ve Bir Heçinsüvar Tugayı) Bütün bir gün ve gece süren bu yoğun baskı karşısında Gazze’deki ilk Türk hatları bozulduysa da yapılan karşı hücumlarla tehlike giderildi. Avusturya-Macaristan topçu bataryaları gerek İngiliz hücumunun hazırlık safhasında gerekse savunmada çok etkili oldular. İngilizler, 2 Kasım 1917 günü, sabahın erken saatlerinde, zayıf Türk savunma hatlarını bir kaç yerden yardılar. Bu nedenle topçu bataryaları geride önceden hazırlanmış El Hessi Vadisi’ndeki mevzilere çekilmek zorunda kalmıştır.
Bu hızlı Türk bozgununun nedenlerinden birisi de Türk topçusunun koordinasyon noksanlığıdır. Ön hatlardan yollanan baraj ateşi isteği sadece bazı Türk ve Avusturya-Macaristan Bataryaları tarafından yerine getirilebilmiştir. Çoğunlukla Türk topçuları gelişi güzel atışlarla etkili olamamışlardır. Üsteğmen Sabri Efendi (Korgeneral Topçu) telefon irtibatının devamlı kesik olmasından şikâyetçiydi. Böylece, Üçüncü Gazze Muharebesi kaybedilmiştir.
The Daily News Gazetesi 8 Kasım 1917 tarihli nüshasında Üçüncü Gazze Muharebesi’ni “Orient’teki Muharebeler, Gazze’nin Düşüşü” başlığı altında yorumluyor:
“Gazze’nin Düşüşü, stratejik olmaktan çok taktik açıdan klasik bir askerî öneme sahip bir olaydır. General Allenby bir hezimeti zafere dönüştürdü. Düşmanın gösterdiği üstün çabalara rağmen Gazze elimize geçti. General Allenby böylelikle sol kanadını yoğun Türk baskısından kurtardı. Gazze sorun olmaktan çıktı. Türk iyice hırpalandı. Şimdi Generalin tren hattı boyunca Kudüs-Yafa yönüne ilerlemesini bekleyebiliriz. Ancak, elini çabuk tutmasını ümit ederiz.
Kutsal Topraklar'daki muharebelerin yeni inkişâfını tamamen Mezopotamya'daki olanaklardan ayırmak mümkün değil. Kuşkusuz, düşman bu ilişkiyi gözden kaçırmadı ve Falkenhayn'ın karargahının Halep'teki bulunması (da bizim için çok ) önemli (bir şanstı).”
Gazze’nin düşmesi İngilizlere Kudüs yolunu açtı.
5 Kasım 1917 günü başlayan şiddetli yağmurlar, sağanaklar her türlü ulaşımı önemli bir şekilde sekteye uğrattı.
7 Aralık 1917 günü 20’nci İngiliz Kolordusu, yoğun yağmur altında, Kudüs’ü savunan 20’nci Türk Kolordusuna karşı hücuma geçerek kesin ve etkili başarılar elde etti. Nihayet, 9 Aralık 1917’de Türk kuvvetleri geri çekildiği için Kudüs 10 Aralık 1917’de İngilizlerin eline geçti.
Yıldırım Orduları Komutanı Mareşal von Falkenhayn düşmanın yaklaşmasını ve başarısını 8 Aralık 1917 tarihli raporunda şöyle açıklıyor: “Israrlı sorularımıza ve araştırmamıza karşın, düşmanın Kudüs’ün batı cephesine aşağı yukarı 7 Aralık akşamına kadar cepheden haber verilmemişken İngilizler karanlığın, yağmurun ve sisin örtüsü sayesinde 7/8 Aralık gecesi Türk mevzilerine yaklaşmayı başarmışlardır. Bu sabah saat 03:00 de İngilizler taarruz ettiler. Ve gerek Beyt-i Aksa civarındaki gerek Ayn Karim doğusundaki mevcut siperlerimize, açıkça anlaşıldığına göre, baskın ile girmişlerdir. Düşmanın aynı zamanda Beyt-i Cala ile Beyt-i Lahm batısında Artas’ta yaptığı gösteriş taarruzu geri atılmıştı. Ayn Karim’de bu sabah kazandığı başarıyı, düşman bugün o kadar genişletti ki, 20’nci Kolordu ve Kudüs komutanı, saat 18:00 de şehri daha fazla koruyamayacağını bu nedenle kolorduyu geri çekeceğini bildirdi. “
Bir anlaşmazlık sonucunda Türkler Kudüs’ü neredeyse muharebe etmeksizin boşaltmışlardı. Mekke’nin düşmesinden sonra, müslümanların yaklaşık yedi yüz yıl ellerinde bulunan bu iki mukaddes şehrin kaybı hilâfet ve Osmanlı İmparatorluğu’nun itibarına İslâm âleminde hissedilir bir darbe indirmişti. Bu mağlubiyet nedeniyledir ki 1918 yılının Şubat ayı sonunda Mareşal von Falkenhayn da, Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’nı Müşir Liman von Sanders Paşa’ya devretmiştir. Von Sanders’in enerjisi, çok büyük düşman üstünlüğüne rağmen Filistin’deki Türk mevzilerini altı ay daha elde tutmuştur.
Büyük Savaşta Osmanlı Türk Ordusu’nda hizmet yapmış olan Alman emekli Binbaşı O. Welsch 1937 yılında Avusturya Ordu Dergisi’nde kaleme aldığı “Kudüs 20 Yıl Önce Nasıl Kaybedildi” adlı makalesinde çok farklı bir tahlil yapıyor:
“Kıtalardaki sayısız ölçüsüzlükler yanında en önemli fikir ayrılığı bir yandan cephe komutanları ile Ordu karargahı arasındaki askerin sevk ve idaresi, öte yandan Falkenhayn ile Enver Paşa arasındaki askerî zaruriyetler konusundaki zıt görüşler olmuştur. İlki hemen Gazze Muharebesi sonrasında cereyan etti. Gazze’nın ardında bulunan El Hessi Vadisi doğası sayesinde iyi tahkim edilmiş olmasına rağmen Türk ileri karakollarının dikkatsizliği ve tümen komutanının kararlılık eksikliği nedeniyle ciddî bir çarpışma olmadan terk edilmişti. O sıralarda Albay von Kress General Falkenhayn’a çeşmeleri, kuyuları, köprüleri, demir yolu hattını hemen tahrip ederek sağ kanatla birlikte Yafa’nın kuzeyindeki Audscha bölgesine çekilmeyi teklif etti. Avrupa cephelerinde de buna benzer uygulamalar yapılmıştı. Önerilen tedbirler susuz ve yolsuz bir yörede çok daha etkili olacaktı. Nitekim İngiliz Genel Kurmayı Filistin’deki Askerî Harekât konusunda yayınladığı yazılarda sürekli olarak önerinin doğruluğunu vurgulamışlardır. Böylelikle zaman kazanılabilir, güç toplanabilirdi. Fakat Falkenhayn bu öneriyi red etti. Kademeli geri çekilmeyi sürdürdü. Falkenhayn’ın Audscha Vadisi’nin güneyinde cephenin yeniden tesis edilmesini istememesi 8’nci Türk Ordusuna çok ağır kayıplara mal oldu. Falkenhayn Filistin ve Hicaz’ı elde tutmak için son Türk Ordusunu mümkün olduğu kadar güçlü olarak ve kuzeyde inatçı çarpışmalar için muhafaza etmeği askeri bakımdan gerekli görmüştü. Bu kez Enver Paşa sahneye çıktı ve konuya askeri açıdan doğru yaklaştı. Kudüs’ün sonuna kadar savunulmasını siyasî bakımdan savundu. Falkenhayn Osmanlı Devleti’nin menfaatlerini de hesaba katması gerektiğini sonunda anladı ve uygun emirleri verdi. Lâkin, kendisi de bu emirlerin uygulanabilirliğine inanmadı.
Enver Paşa’nın kendi iç çekişmesi başarısızlığı da getirdi. Enver Paşa Falkenhayn’ı yönlendirerek Ali Fuat Paşa’yı, inatcı bir savunması emri ile Kudüs komutanı olarak atanmasını sağladı. Eğer Kudüs kaybedilecek olursa birliklerini her halde Jericho yönüne çekmesi kaydını da ekledi. Böyle karakter ve formatta bir emir Avrupa savaş alanlarında bir Alman ordu komutanına verilse hiç şüphesiz cezasız kalmazdı. Ne var ki şarkta bu tür emirler şanssızlık olarak görülür.
İngilizler Gazze Muharebesinden sonra Türkleri sadece sahil boyunca takip ettiler. Çünkü sahilde donanma desteği alabiliyorlar, ayrıca birliklerinin ihtiyaçlarını denizden kolayca sağlayabiliyorlardı. 14 Kasım’da Yafa-Kudüs-Gazze tren hattının önemli bir kavşak noktası olan Sarar Vadisini işgal ettiler. Sol kanatları Filistin’in kalbine girmişti. Artık kuzeydeki Kudüs’e sadece yaklaşık 35 kilometre kalmıştı. Türk Ordusu birbirinden ayrı iki grup halinde parçalandı. Bir grup Yafa’nın kuzeyinde Audscha vadisinde, diğeri ise Kudüs dolaylarındaydı. Her iki ordu arasındaki yolsuz ve geçilmez dağlık alanda geniş bir boşluk oluştu. Bağlantı sadece zayıf bir süvari tümeni tarafından sağlanıyordu.
Albay von Kress 1 Aralık 1917 günü komutayı Cevad Paşa’ya devretti. Ordular Grubunun karargahı Nazareth’e taşındı. Allenby önce üstünlüğünün verdiği gururla Kudüs’e planlı bir saldırıdan vaz geçti. Ve şehri basit bir atakla almayı denedi. Kuzeyden Kudüs’ün ardına Nablus Caddesi yönüne ilerledi. Fakat 18 ile 24 Kasım günleri arasında vuku bulan bu girişim Türkler tarafından İngilizlere ağır kayıplar verdirerek püskürtüldü. Kudüs’ün Gottfried von Bouillon tarafından fethinden beri yüzyıllarca çok önemli rol oynamış ve etrafa hâkim bir yer olan Nebi Samoil sırtları İngilizlerin elinde kaldı. Orijinal planının başarısızlığından sonra Allenby sağ kanadını yavaşca dağları aşırarak Hebron’a doğru kaydırmaya karar verdi. Bütün bilinen usule uygun yöntemlere göre, ciddî yenilgilerine rağmen Kudüs hakkındaki hüküm haftalar ya da aylarca ertelenebilir olsa da İngilizlerin hâlâ her durumda kullanabilecekleri imkânları var. Bu arada Kudüs iyice tahkim edildi. Özellikle Alman Asya Kolordusu da cepheye gelip ağırlığını koyunca, kısaca artık vaziyet Türkler lehine dönmüş gibi görünüyordu.
Derken olmayacak oldu! Çok yağmurlu 8/9 Aralık 1917 gecesi İngiliz Bölükleri Kudüs’ün kuzeyindeki Türk ileri hat siperlerine girdiler ve nöbetçileri derin bir uykuda olan Türkleri gafil avladılar. Siperler aynı gece kararlı bir bölük komutanı sayesinde karşı atakla geri alınabilirdi. Ama olmadı. İlk hattaki bu bozgun haberi dalga dalga geri hatlara da yayıldı. Çığ gibi büyüdü. 20’nci Türk Kolordusu Komutanı Ali Fuad Bey’ye ulaştı. Ali Fuad Bey sorumlu olduğu bütün cephenin düşman tarafından alındığını zannetti. Ordunun yukarıda bahsedilen emri uğursuz etkisini gösterdi. Ali Fuad bir karşı taarruzun başarısız olması durumunda her şeyi kaybetmekten korktu ve aynı gece bütün cephenin boşaltılmasını emretti.
Ve İngilizler bir gün önce başlattıkları eyleme davam etmek için ertesi sabah harekete geçtikleri zaman, Kudüs Belediye Başkanını elinde beyaz bir bayrak ile
görünce şaştılar. Belediye başkanı onlara Kudüs şehrinin onları beklediğini söyledi. İngiliz Genel Kurmayı bu konuda şunları yazdı “Kudüs’ün teslimi bu harbin en dramatik olaylarından birisi oldu. Tam çatışmanın yeniden başlayacağı ve hatta inatçı bir savunmanın beklendiği anda, sabahın ilk saatlerinde görüldü ki düşman sıvışmıştı.” Böylelikle, bundan tam 400 yıl önce Sultan I. Selim tarafından Osmanlı Türk devleti’nin topraklarına katılan Üç dinin kutsal şehri Kudüs 1917 yılında hüzünlü bir şekilde İngilizlerin eline geçti. Tarih Kudüs’ün 30 veya daha fazla defa el değiştirdiğini yazar. Hiç biri bu son el değiştirme kadar kansız olmadı. Türklerin çekilmesi bu kutsal şehri en azından bir bombardıman felaketinden korudu. Eğer Türk askeri tarihlerinde pek çok defa yaptıkları gibi şehri inatçı bir şekilde kahramanca savunmuş olsaydı, İngiliz Başkomutanlığı bombardımanı göze almıştı. Askerî olarak kayıp çok acı oldu. Kudüs stratejik önemi olan bir yerdi. Terk edilmesiyle Jericho’ya (Eriha) giden yol Allenby’nin ilerleyişine açıldı. Böylelikle Kudüs’ün kaybı ile Türk cephesi zaman içinde istenmeyen ölçüde uzadı. Kudüs’ün kaybı büyük moral yıkıntısı oldu. Bir yıl önce de bir Arap şehri olan kutsal Mekke’de Türk hâkimiyetinden kopup gitmişti. Kudüs’ün alınışı, İtalyanların Karfreit’te uğradığı felaketten sonra, Rusya ve Romanya’nın çöküşü, Almanların Cambrai taaruzları ile Batı Cephesinde yaşanan krizlerle bunalan İtilaf devletleri için moralleri yükselten bir şevk oldu. Allenby 11 Aralık 1917 günü güneybatı surlarında bulunan Yafa Kapısından Kudüs’e yürüyerek girdi. Büyük merasim, kutlama veya tören yapılmadı. Değişik halklardan müteşekkil ordusundan seçtiği 150 asker ona eşlik ediyordu. O gün temkinli olmak zorundaydı. Çünkü Müttefiklerin temsilcileri arasında mevcut uyuşmazlıkları hesaba katmak gerekiyordu. Üç hafta önce Londra’da İngilizce, Fransızca, Arapça, İbranice, Yunanca, Rusça ve İtalyanca yazılan bir Proklamasyonu (duyuru) halka dağıttı. Bu duyuruda canlı ifadelerle İngiliz silahlarının zaferi kutlanıyor, halka ve şehrin ruhanî liderlerine İngiliz Hükümetinin koruması altında bulundukları garantisi veriliyordu. İngiliz basını konuya daha dominant yaklaşabilirdi. Onlar İngiliz Filistin Ordusu ile kâfir boyundurluğundan Kudüs’ü kurtaran Ortaçağ Haçlıları arasında bir benzerlik kurdular. İngiliz basını Allenby’i Mısırlı ve Asurlu fâtihlerle, Büyük İskender ve Napolyon’la mukayese ettiler. Hatta mukayeseyi o kadar ileri götürdüler ki Onu Suriye Kralı Antiochus karşısında istiklâl savaşı veren Yahudi komutan Judas Makkabi ile bir tuttular. O zamanlar Kutsal Toprakların “Kurtuluşu” ile ilgili olarak iki Arap kehanetinden söz ediliyordu. Bu kehanetlerden ilki “Nil nehri Filistin’e akınca, Türk hâkimiyeti de son bulacak” şeklinde idi. Bu kehanet 1917 de gerçekleşti. İngilizler inşa ettikleri stratejik demiryolu kenarında Nil suyunu Gazze’ye akıtan bir su tesisatı da kurdular. İkinci kehanet ise Kudüs’ü kurtaracak olan (Mesih) doğudan gelecek ve yüzyıllardan beri örülü olan kuzeydoğu surunda bulunan “Altın Kapı”yı açacak ve şehre girecekti. Ancak, bu ikinci kehanet gerçekleşmedi. Çünkü Allenby başka kapıdan Yafa Kapısından girdi. Kehanet kapısı ise bugün hâlâ örülüdür. Zamanımızda bu kehanet Arapların Filistin üzerindeki İngiliz egemenlik planlarına karşı ayaklanmaya başlamalarıyla yeni bir anlam kazandı. Araplar hâlâ kurtarıcılarını bekliyorlar. Doğuya bakıyorlar, Suudi Araplara kadar bütün Orient bir atılım, ayaklanma bekliyor.”

Kaynak:
Emekli İş Bankası Müdürü, Türk Macar Dostluk Derneği Başkanı, Macaristan Şovalyesi
Kress bu mevziinin Avusturya Macaristanlı kurmay Yüzbaşı Baron Latscher’in teşvikiyle, 16. Tümenimizin Kavuka civarında şimdiye kadar sok kanadını teşkil eden mıntıka ile dağ geçitlerinin arasında ve bunların doğusunda yaklaşık 8 kilometrelik geniş sahayı pek çok kapalı küçük istinat noktalarıyla Takviye ettirmiştim. Bu mevziiye biz “Halâsi” mevzii adını vermiştik. Bîrü’s-Sebi’nin kaybedilmesi halinde burası büyük kıymete sahip olacaktı” demektedir. (Von Kress, “Son Haçlı Seferi Kuma Gömülen İmparatorluk” Çeviren: Tahir Balaban, Yeditepe Yayınevi: 72, Hatıra: 8, İstanbul 2007,s.306)

Jung age., s. 108-110.
Auszug aus der Tagespresse, 17.11.1917,s.18, Kriegsschauplatz Orient, Der Fall von Gaza.

Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet, “Yıldırım” Genel Kurmay Basımevi, Ankara, 2002,s.247
Erkilet a.g.e.s.248
Von Kress, a.g.e. s.367
Österreichische Wehr Zeitung, 24.12.19137, s.4, Danzers Armee-Zeitung, 24. 12.1937,s.4, 31.12.1937, s.3“Wie Jerusalem vor 20 Jahren fiel” Von Major a. D. O. Welsch, München.
“Imponderabilien” sözcüğünü kullanmış: Pek çok, aşırılık, gelişigüzellik, rast gelelik: Nereye varacağı düşünülmeksizin alınan kararlar anlamına geliyor.
22’nci Kolordu üç tümeniyle Gazze Kasabasını 6/7 Kasım 1917 gecesi boşaltarak zayiatsız Vadi-i Hesi- Beti Hanun mevzii orta kesimine çekildi (Erkiler, a.g.e.s.165)
Gazze Grubunda iki mevzimiz mevcuttu. Birinci mevzi de dört hat vardı. En ileridekinin önünde bir tel örgü engeli vardı. Gazze Grubunun bir de hazırlanmış sahil cephesi bulunuyordu. Bütün mevzilerin geri ile olan irtibatları mükemmeldi. Ancak, topçu mermilerine karşı korumalı yer yoktu. Ayrıca, Vadi-i Hesi gerisinde ikinci mevzi hazırlanmıştı. Bu ikinci mevzi ile birinci mevzi arasında set hendekleri “ Rikalişteklunu” da yapılmıştı.(Erkilet, Yıldırım, s.148)
7’nci Tümen Komutanı Albay Kazım Bey ( Tümgeneral Dirik)
Bu konuda Kress Paşa “ 7’nci Tümenin iyi bir şekilde hazırlanmış olan Vadi-i Hesi mevziinde ya fena şekilde mağlup edilmiş olmaları veya uyumuş olmaları gerekir ki bu mevzii yapılan bir İngiliz taarruzu bu kadar gelişebilsin.” diye yazmasına rağmen aslında, düşman sahil boyunca 7’nci Tümene taarruz ederek onu geriye atmış ve Herbiya karşısında yaklaşık altı piyade taburuyla Vadi-i Hesi’yi geçmişti. Düşmanın diğer altı piyade taburunun sahil boyunca kuzeye doğru yürüdüğü de ayrıca görülmüştü. 7’nci Tümen bunun üzerine sağ yanını Nalya- Herbiya hattından geriye doğru kırarak adeta batıya ve denize karşı bir cephe almış olduğu halde muharebeye devam etmeye mecbur oldu. (Erkilet, a.g.e.s.167)
el-'audscha al-Audscha, al-ʿAwǧā, Al-Awja, al-Udscha
Kurmay Albay Ali Fuat Bey ( Orgeneral Cebesoy) Kudüs düştükten sonra 21 Aralık 1917 de tuğgeneral olmuştur. Falkenhayn onu paşalığa yükselterek gönlünü almak istemiştir. (Erkilet, a.g.e.s.222)
Ne var ki 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Bey Kudüs’ün savunmasına kendisinin görevlendirilmesinden memnun değildi. (Erkilet,a.g.e. s.223)
1 Aralık 1917’de Kress Paşa, 8. Ordu Komutanlığı’nı Tull Kerim’de, Türk ordusunun en iyi subaylarından birisi olarak nitelendirdiği Cevad Paşa’ya (Orgeneral Çobanlı) devretti. Kress Paşa veda nutkunda “Sina Çölü’nde ve Filistin harekât bölgesinde- bazılarıyla üç yıldan fazla bir müddet- harp içinde yaşadığımız, kahraman Alman, Avusturya-Macar ve Türk arkadaşlarımdan ayrılmak, bana çok güç geldi. Bu uzun zaman içinde, onlar sadakat ve tam bir itaatle görevlerini başarırken, kederi ve sevinçi de benimle beraber paylaşmışlar ve bana karşı olan güvenlerini göstermişlerdir. Benim de kendilerine karşı olan güvenim, en güç durumlarda bile, onların, bu itimadına lâyık olduklarını ispat etmiştir.” diyerek ordusuna veda etmiştir. (Kress, age., s. 364)
Nabi Samu'il veya Nebi Samwil Nebi Sanwil, Nebi Samuel, İşmoil veya İsmail peygamber
Hussein Salim el Husseini Efendi [al-Husseini] 9 Aralık 1917 günü saat 08:00 de 19'ncu London Alayı 2'nci Tabur öncü komutanı olan Sedwick ve Hurcomb (?) adlı çavuşların takımları ile karşılaşıyor. Hüseyin Efendi’nin İngilizlere götürdüğü teslim yazısı : (bu günkü Türkçe ile) “İngiliz kumandanlığına, Her milletçe kutsal sayılan Kudüs’teki yerleşim yerlerine iki günden beri obüsler düşmektedir. Osmanlı Hükümeti sırf dinî mekanların zarar görmemesi için kasabadan çekilmiş ve Kamame, Mescid-i Aksa gibi dinî mekanların korunmasına memurlar görevlendirmiştir. Tarafınızdan dahi bu yolda muamele edileceği ümidiyle bu belgeyi Belediye Reisi Vekili Hüseyinzâde Hüseyin Bey eliyle gönderiyorum efendim. Kudüs Müstakil Mutasarrıfı İzzet 8/9.12.33”
Der Tiroler, 15.7.1917, s.5 Das Attentat auf Jerusalem. Ein Merkmal der traurigsten menschlichen Verirrung. (Küdüsü uçaklar bombaladı. Kudüs’e Suikast. İnsan Deliliğinin Acıklı bir Örneği) “İsviçre’ nin “Berner Tagblatt” Gazetesinin bildirdiğine göre Kudüs bombalandı. İngiliz uçaklarının bütün uygar insanlığın kültür şehri olan Kutsal Kudüs’e 70 bomba atması büyük infiale neden oldu. İngiltere yapılan ağır hatayı anladı ve inkâr ile bu kötü davranışın bütün dünyada yarattığı etkileri silmeye çalışıyor. İnkâr ile yapılanı telafi etmek mümkün değil. Uygar dünyada zuhur eden öfke artık kolay kolay yatıştırılamaz. Kudüs’e yapılan çirkin bombardımanın bir askerî mecburiyet olduğu asla söylenemez. Muharebe alanı içinde bulunan ve Fransızlar tarafından askerî amaçla kullanılan Reims şehri Katedralinin topçu düellosu sırasında harap olmasını fırsat bilen İtilaf güçlerinin bütün dünyada Almanya’ya karşı yoğun saldırı kampanyasına başlattıklarını unutmadık. İtilaf havacılarının Karlsruhe’ye yaptıkları hava saldırısı onlar için onurlu bir görev midir? Kudüs’e yapılan bu suikast onların havacılık tarihlerinde kara bir sayfa, açıklı bir insanlık çılgınlığı ve bu savaştaki vahşileşmesi olarak kalacaktır.
24 Ekim 19 Kasım 1917 tarihleri arasında Avusturya Macaristan ve İtalya arasında Kuzeybatı Slovenya’nın Kobarid (İtalyanca: Caporetto, Almanca: Karfreit) şehri dolaylarında cereyan eden muharebe. Caporetto Muharebesi, Onikinci Izonso Muharebesi, Kobarid Muharebesi veya Karfreit'in Muharebesi olarak da bilinir.
20.11.1917-8.12.1917 tarihleri arasında cereyan eden muharebe. İlk defa çok sayıda tankla Almanların Kuzey Fransa’da bulunan Hindenburg hattına yapılan İngiliz taarruzu. Almanlar tarafından durduruldu ve karşı atağa geçildi.
Bu kehaneti “Türklerden asla kurtulamayacağız” olarak düşünebiliriz.
Kudüs’ün Zeytin Dağı yönüne açılan kapısıdır. Yahudi inancına göre burası Mesih’in Kudüs’e gireceği kapıdır, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle taşla örüldü ve kapatıldı.
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

03/07/2018 - 04:23 Arşiv Belgelerinde Lâpseki (1915 - 1922) (Hüseyin Arabacı)

24/05/2018 - 04:02 Yarımada’daki Ateşkes: 24 Mayıs 1915 - The Armistice on the Gallipoli Peninsula - 24 May 1915 (Yusuf Ali Özkan)

20/05/2018 - 08:02 Çanakkale Savaşı Siperin Ardı Vatan (Gürsel Göncü - Şahin Aldoğan)

16/05/2018 - 09:33 Payitahtta Nutuklarım : Cemal Paşa’yı Yüceltme Amacıyla Yazılmış Bir Risale (Nevzat Artuç)

06/05/2018 - 20:14 Hafız Hakkı Paşa Hayatı Ve Eserleri (Mustafa Birol Ülker)

28/04/2018 - 06:41 Mahmut Sabri Bey Ve Seddülbahir Savunmasının İlk Üç Günü (Burhan Sayılır)

24/04/2018 - 07:03 25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası Çıkarmaları Üzerine Taktik Yaklaşımlar (Bülend Özen)

18/04/2018 - 10:58 Çanakkale Savaşı Esnasında Çekildiği İddia Edilen Bir Fotoğraf Hakkında (Erhan Çifçi)

13/04/2018 - 05:58 “Büyük Stratejisizlik”ten Sahadaki Gerçekliklere, Gazze,Birüssebi ve Kudüs’ün Kaybı (Bülend Özen)

07/04/2018 - 11:16 18 Mart Günü Dardanos Şehidi Zabit Namzedi Halim Efendi (Ahmet Yurttakal)

04/04/2018 - 06:50 Birinci Dünya Savaşı nda İstanbul a Yapılan Hava Saldırıları (Emin Kurt - Mesut Güvenbaş)

31/03/2018 - 15:41 Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi (İlkin Başar Özal)

29/03/2018 - 09:02 Boğaz’ın Fedaileri "Çanakkale Boğazı Tahkimatları ve Çanakkale Boğaz Muharebeleri’nde Türk Topçusu" adlı kitapların tanıtımı (Bayram Akgün)

23/03/2018 - 13:22 Verdun Savaşı (İlkin Başar Özal)

20/03/2018 - 17:57 Londra’nın Savaş Planları: 1906 Taba Krizi Ve Çanakkale (Yusuf Ali Özkan)

17/03/2018 - 04:39 18 Mart Özel - Çanakkale Boğazı Savunmasında Kullanılan 240/35’lik Alman Krupp Kıyı Topunun Teknik Özellikleri (Bayram Akgün)

12/03/2018 - 11:23 Uydurmadan Gerçeğe- Çanakkale Savaşı’nda Bulutlar İçerisinde Kaybolduğu İddia Edilen Norfolk Taburu (Tuncay Yılmazer)

25/02/2018 - 13:09 Yiğitler Harmanı Yozgad Mekteb-i Sultanisi -Yozgat Lisesi- (Osman Karaca)

19/02/2018 - 09:19 Çanakkale Savaş’ından Yadigar Kalan Gazi Toplar Nerede?- Bölüm 2 (Bayram Akgün)

11/02/2018 - 12:02 Çanakkale Savaş’ından Yadigar Kalan Gazi Toplar Nerede?- Bölüm 1 (Bayram Akgün)

05/02/2018 - 05:38 İngilizlerin 1915 Yılı Strateji Değişikliği: Çanakkale, İngiliz Karar Vericiler İçin Bir Seçenek Haline Nasıl Geldi? (Yusuf Ali özkan)

30/01/2018 - 08:02 Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa (Süleyman Beyoğlu)

20/01/2018 - 10:18 Düşman Çanakkale’yi Geçecek Olursa (Doç.Dr. Mesut Uyar)

13/01/2018 - 11:19 Amiral Carden’in Çanakkale Boğazı Saldırı Planı Üzerine Bir Değerlendirme ( Bayram Akgün)

17/12/2017 - 12:41 Gelibolu Yarımadasında Kaybolan Şehitlik ve Anıtlar (Mustafa Onur Yurdal)

08/12/2017 - 19:02 Tarih dergilerinde Kudüs 100.Yıl Dosyaları

04/12/2017 - 12:16 Topyekûn Harp Erich von Ludendorff, Erhan Çifci (ed.), Çev. Aynur Onur Çifci-Erhan Çifci (Zafer Efe)

22/11/2017 - 03:49 Üç Mermi İle Bir Defter - Çanakkale’de Yedek Subay Bir Mühendisin Hikayesi (Mustafa Onur Yurdal)

07/11/2017 - 18:30 Pomakların Çanakkale Ağıdı - Pesna (Ömer Arslan)

30/10/2017 - 18:41 25 Nisan 1915, Arıburnu Anzak Çıkarmasında 57.Alay’ın Conkbayırı’na İntikali – Yeniden Değerlendirme ( M. Şahin Aldoğan )

17/10/2017 - 11:31 Prof. Dr. Christopher Bell'in yeni eseri Churchill and the Dardanelles üzerinden bir inceleme: Churchill Çanakkale Savaşlarının tek sorumlusu mudur?

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm-2.Gazze Muharebesi(Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması-Gazze Muharebeleri(1.Bölüm)(Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii nin Anafartalardaki Sesi-Küçük Anafartalar Topları(Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916(Muzaffer Albayrak,Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Çanakkale Savaşı, Kara Savunması İçin Müstahkem Mevkii Top Desteği (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebelerinde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti(Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KûtulAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)