Gelibolu Başından Sonuna Kadar Felaket Bir Hataydı! Askeri Tarihçi Peter Hart ile Söyleşi – M. Onur Yurdal (Çev. M.O Yurdal-K. Kabadayı)

Tarih: 17/11/2013   /   Toplam Yorum 8   / Yazar Adı:      /   Okunma 11275

Çanakkale Savaşı başta olmak üzere Birinci Dünya Savaşı konusunda önde gelen askeri tarihçilerden biri olan Peter Hart , Türk basınında ilk kez Gelibolu’yu Anlamak sitesine konuştu. 1981 yılından bu yana İngiltere Kraliyet Savaş Müzesinde (IWM) sözel tarihçi olarak çalışan Peter Hart’ı okurlarımız Nigel Steel ile birlikte hazırladığı Türkçeye Yenilginin Destanı- Gelibolu adıyla çevrilen “Defeat at Gallipoli” adlı kitabıyla hatırlayacaklardır. Hart söyleşisinde Gelibolu harekatının başından sonuna kadar felaket bir hata olduğunun altını çiziyor, savunulabilir amaçlardan yoksun olduğunu belirtiyor. Hart, İngiliz muhariplerin hatıratında çok rastlanan, muharebe alanında Türk birliklerini şeytanca yöneten bir güç olarak Alman subaylar efsanesine, onların çok az sayıda olduğuna bakarak düpedüz bir safsata diyor. 100.yıl konusundaki sorumuzu “Cihan Harbi ve Gelibolu'nun kutlanmak veya anılmaktan ziyade üzerinde çalışılması ve anlaşılması gereken tarihi olaylar olarak muamele görmesini tercih ederim. Yüzüncü yıllar hastalıklı bir duygusallık için sadece bir mazeret oluşturur, ilgili olay bakımından keyfi sayıda yıl olmaktan öte anlam taşımazlar.” diye yanıtlıyor. Söz konusu söyleşiyi M. Onur Yurdal gerçekleştirdi. Çevirisini M. Onur Yurdal ve Kayıhan Kabadayı yaptı.

 

 

Merhaba Mr. Hart öncelikle bu röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için geliboluyuanlamak.com okurları adına teşekkür ederiz. 1. Dünya Savaşı adına birçok araştırma, eleştiri ve kitaplarınız bulunmakta. Fakat biz sizinle daha çok Çanakkale Savaşları hakkında konuşmak istiyoruz. Takdir edersiniz ki okuyucu kitlemizin çoğunluğu da Çanakkale Savaşları ile ilgilenen kişilerden oluşmakta.

 

 

                           Peter Hart ve M. Onur Yurdal  Gelibolu Yarımadasında

 

Türk tarih okurları sizin adınızla ilk kez  Nigel Steel ile birlikte yazdığınız Türkçeye çevrilen “Defeat at Gallipoli” adlı eserle karşılaştı. Kendinizi okurlarımıza tanıtır mısınız?

 

Kraliyet Savaş Müzesi'nin sözel tarihçisiyim (1981-2013). 1980 ve '90 larda Cihan Harbinin gazileriyle mülakat yapma üzerine çalışacak kadar şanslıydım. Bunun parçası olarak daha sonra 'Gelibolu Yenilgisi' isimli kitapta yararlandığımız üzere Gelibolu gazileri üzerine büyük bir proje yapmıştık. Joe Murray'in 'Gördüğüm haliyle Gelibolu' adlı kitabını okuduğumdan beri hep Gelibolu'ya ilgi duymuşumdur. Joe ile sonradan 21 saatlik bir mülakat yapmışımdır ki - büyüleyici bir deneyimdi!

 

İlk sorumuzu kitabınızdan sormak isteriz. Gelibolu kitabınız bir hayli ilgi gördü. Son derece olumlu yorumları sosyal medyada okuyoruz. Umarım Türkçeye de çevrilir. Neden yeni bir “Gelibolu” kitabı yazıldı? Sizce kitabınızın savaşı anlatan diğer eserlerden en önemli farkları neler?

 

Gelibolu Yenilgisi benim yazmış olduğum ilk kitabımdır ve Kenan Çelik, Bill Sellars, Şahin Aldoğan ve Haluk Oral gibi kişilerden, bana bu savaşın Türk tarafına dair pek çok şey öğreten bu insanlardan çok şeyler öğrenmiştim. Çıkarmalar sırasında pekçok Türk makineli tüfeğinin varlığına dair İngiliz efsanelerinin gerçeğe aykırılığı onların detaylı delilleriyle çürütülmüştür. Kendi çalışmalarım savaşın bana İngiliz nokta-i nazarından çok daha fazlasını öğretmiş ve pek çok yeni kaynaklara ulaşmamı sağlamıştı. Giderek gerçekçi bir başarı şansına dair her zamankinden çok kuşku duyar hale gelmiştim. Sonra da Morto Koyu'nda Fransız katkısını çok takdir etmiş ve bunun Gelibolu üzerine yazılmış kitapların çoğunda gözardı edildiği için bunu yansıtmak istemişimdir.

 

Çanakkale Savaşlarını önem açısından 1. Dünya Savaşının neresinde görmektesiniz? Sizce savaşın seyrini etkiledi mi?

Gelibolu harekatının başından sonuna kadar felaket bir hata olduğunu düşünüyorum. Savaş ya İngiliz ve Fransızlar tarafından Batı Cephesinde ya da Ruslar tarafından Doğu Cephesinde kazanılmak zorundaydı. Sonunda savaşın kazanıldığı ya da kaybedildiği yerin Batı Cephesi olduğu ortaya çıkacaktı. Gelibolu harekâtı savunulabilir amaçlardan yoksundu. Türkler 1914'te Kafkaslar'da taarruza kalkınca, Ruslar müttefiklerine müracaatla yardım istediler. İngilizler müsait durumda olmamasına karşın, o tarihte Amirallik Birinci Lordu konumunda olan Winston Churchill önderliğinde bir politikacı grubu Çanakkale Boğazının kontrolünü ele geçirmek amacıyla Gelibolu yarımadasına saldırıyla Rusya'ya yardım etmek istediler. Bunun Almanya'yı destekleyen mütteffiklerden birini bertaraf edeceği, kararsız Balkan devletlerini etkileyeceği ve Doğu Cephesindeki Rus silahlarının mühimmatının ulaşımı için Karadeniz'deki Rus limanlarına deniz yollarının açılmasını sağlayacağı ile övünülüyordı. Bunların çoğu düpedüz fasaryadır. Ne Almanya'nın arka kapısı vardı, ne zafere giden kolay bir yol, ne de Almanya'yı düşmekten alıkoyacak müttefikleri vardı. Almanya iç ikmal hatları üzerinde bir harekat sürdürüyordu ve bir Türk yenilgisi halinde bile Avusturyalı müttefiklerine yetiştirmekle yetineceği takviye Balkan dağ silsilesini geçilmez hale getirmeye yetmezdi. Nihayetinde İngiltere'nin 1915'te Rusları ikmal etmeyi bir yana bırakın, kendi orduları için bile yeterli cephanesi bulunmuyordu. İngiltere savaşı öngörü sahiplerinin düşlerinde gördüğü gibi değil, gerçekte olduğu gibi dövüşmek durumundaydı. Alman Orduları derinliğine Fransa'nın içinde bulunuyordu ve İngiltere'nin müttefiğini yalnız bırakmak lüksü yoktu. Batı Cephesinin önceliği, Gelibolu seferinin gerçek bir başarı şansına sahip olması için hiçbir zaman yeterli sayıda insan ve silah verilemiyeceği anlamına geliyordu. Tek başarısı Türk Ordusuna binlerce İngiliz asker ve denizcisini öldürme şansı vermiş olmasıdır. Sonunda İngilizler Batı Cephesindeki savaşı kazanınca doğuda da kazandılar: Türkiye teslim oldu ve Gelibolu yarımadasının tamamı İngiliz ve Fransızlarca 1922'ye kadar işgal altında tutuldu.

 

Biliyorsunuz ki Çanakkale Savaşları Gelibolu Yarımadasının farklı noktalarına çeşitli çıkarmalar, genelde baktığımızda ise büyük askeri çıkarma ile başladı. BBC ‘nin web sitesinde History bölümündeki bir yazınızda Normandiya Çıkarması’nın Gelibolu’dan alınan derslerle başarıldığını yazmıştınız. Bunu biraz açabilir misiniz?

 

Hiç şüphe yoktur ki Gelibolu çıkarmalarından öğrenilen dersler D-günü ve müttefiklerin II. Dünya Savaşının daha önceki çıkarmalarını planlayan adamların akıllarının en önünde olmuştur. O zaman o kişiler her üç kuvvetin hepsi için - Kara Ordusu, Kraliyet Donanması ve Kraliyet Hava Kuvvetleri - yeterli bir planlama zamanı hayati gereksinimini kavramış bulunuyorlardı. Planlama ve harekatın bütün aşamaları için her türlü uzmana ihtiyaç duyuluyordu. Bunların ihtiyaç duyulan herşeyin doğru zamanda istifadeye hazır olmalarını temin için birbirleriyle uygun haberleşmeleri elzemdi. Doğru istihbaratın önemi artık anlaşılmıştı - sadece doğru haritalar değil mahalli topoğrafya üzerine detaylı bilgiler, sahil ötesi seyrüsefer detayları, hâkim deniz akıntıları, karadaki şartlar, su kaynakları, hakim hava şartları ve düşman mevziilerinin kuvvet ve tam nitelikleri. Normandiya’da tanımlanmış zafiyet noktalarına taarruz, baskın unsurunu azmileştirerek geçici yerel üstünlük sağlamak amacıyla büyük bir kuvvetin nakli için deniz gücünün esnekliğinden yararlanılacaktı. Aynı zamanda Alman ihtiyatlarının cepheden kaydırılması ve kullanımını geciktirmek için ince aldatmaca planlarına başvurulmuştu. Çıkarma sırasında yüzlerce modern çıkarma aracı nihai hücumda hedef olmalarını asgariye düşürmek için aynı anda sahile çıktılar. Özel yüzer tanklar ve özel amaçlı zırhlı araçlar sahildeki engeller ve tahkimatın icabına bakacaktı. Helles sahillerindeki kıyım planlamacılara Alman savunma mevziilerinin bertaraf edilmesi için en yakın sahil bölgelerinin roket gemileri ve havanların toplu ateşiyle boğulması lüzumunu öğretmişti. Anzak öğretilerinden biri de sahile hakim veya tehdit oluşturan coğrafik unsur ve tahkimatın harekatın mümkün mertebe en erken aşamasında zapt edilmesi gereğiydi - D- Gününde bu büyük ölçüde paraşütçü, planör birlikleri ve komandoların baskın tarzı harekatına bırakılmıştı. Hem Güney hem de Anzak kesimleri müttefiklere, çıkarmaların ilk baskın etkisi geçtikten sonra, yeni Batı Cephesinde Almanların tüm gücüne karşı yüz yüze dövüşmesine imkân verecek büyüklükte ve elde tutulabilir bir köprübaşının zapt edilmesinin hayati önemini öğretmişti. Nihayetinde, harekât sırasında Gelibolu sahillerindeki kötü havanın sebep olduğu karmaşa güvenli bir limanın ve fırtınalı havalarda bile birlikler ve malzemelerin sürekli karaya çıkarılabilmesinin önemini öne çıkarmıştı. Bu, prefabrik Mulberry limanları ve esnek Pluto petrol boru hattı harikalarının yolunu açtı. Ancak ben Gelibolu çıkarmalarını bunun nasıl yapılmayacağının dersi olarak özetleyebilirim.

 

                                            Kayıhan Kabadayı ve Peter Hart

Çanakkale denilince tüm dünyada Anzak anma törenleri geliyor. İngilizler bundan rahatsız mı? Avustralya ve Yeni Zelandalıların Gelibolu algısı  ile İngilizlerin ki arasında çok büyük fark var mı? Ne dersiniz?

 

İngilizler pek çok savaşa, sefere katılmış pek çok zafer ve yenilgi almıştır. Gelibolu ise Avustralyalı ve Yeni Zelandalıların ulusal kimliklerinin oluştuğu ve her iki ülkenin birlikte bir 'destan' ve 1918'de Batı Cephesinin kati sonuçlu uğraşlarında kalite nişanesi olan hatırı sayılır bir askeri gücü yaratmaya başladıkları ilk büyük savaşlarıdır. Hiçbir şekilde onlardan esirgeyeceğim hiçbir şey yoktur.

 

 

Yine az önceki sorumuzla bağlantılı olarak, yıllardır Türkiye’ye gelip gidiyorsunuz? Türk insanının “Çanakkale”ye bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Gelibolu bölgesini ziyaret etmekte olduğum 15 yıldır Türk halkından dostluk ve misafirperverlikten başka bir şey görmüş değilim. Pek çok Türk rehber ve bilgini dostlarım saymaktan bahtiyarım.

 

Çanakkale Savaşlarındaki Türk komutanlarla ilgili olarak başta Mustafa Kemal olmak üzere ne düşünüyorsunuz? Çoğu batılı kaynakta formüle edilen Alman Komutanların yönettiği kahraman Türk askeri” ifadelerini nasıl karşılıyorsunuz?

 

Türk komutanlarının genellikle standartları yüksekti - ve bunun altına düşen olursa hemen başkasıyla değiştirilirdi. Mustafa Kemal'de şüphesiz bir dehanın dokunuşu, doğru zamanda doğru yerde olmak gibi özel bir yeteneği, herhangi bir taktik durumda neyin önemli olduğunu süratle kavrayacak bir zekâ ve birliklerine büyük işlerin ilhamını verecek bir yetenek vardı. Daha pek çok yetkin Türk generalleri var olmakla birlikte, İngiliz anlatımları ihtimal Liman von Sanders ve diğer Alman komutanların önemini aşırı abartmışlardır.

Bu kısmen, İngilizceye tercüme edilen Kannengeisser ve Von Sanders tarafından yazılan kitaplardaki beyanların fazlaca harfiyen kabulünden doğan bir durumdur. İngiliz muhariplerin hatıratında çok rastlanan, muharebe alanında Türk birliklerini şeytanca yöneten bir güç olarak Alman subaylar efsanesi onların çok az sayıda olduğuna bakarak düpedüz bir safsatadır. Bu belki de Türk subaylarının farklı kesim ve evsaftaki üniformalarının gereksiz yere Alman sanılmasından kaynaklanmaktadır.

 

Mr. Hart  o zaman size şu soruyu da sormak istiyorum. Daha önce aramızda geçen bir sohbetimizde Şefik Aker hakkında “Benim Kahramanım” demiştiniz. Böyle olmasının sebebini bizlere aktarabilir misiniz?

 

(Esprili bir şekilde) Belki maksadımı aşan bir ifadede bulunmuş  olabilirim ama inanıyorum ki Albay Şefik Aker Anzak koyu çıkarmalarında 27. Alayı çok parlak yönetmiş fevkalade yetenekli bir subaydır.  Çok zorlu koşullarda sinirlerine hâkim olmuş, M. Kemal ve 57. Alayın yetişmesi için ağırlığını koymuştur diyelim isterseniz. Şefik Bey hiç şüphe yok 25 Nisan günü Anzak subaylarının her birinden daha üstün bir performans sergilemiştir. Türkiye'de daha iyi tanınmadığına şaşırmışımdır. O ve Mustafa Kemal, her ikisi de büyük komutanlardı.

 

Hazır komutanlardan bahsetmişken oradan devam edelim isterseniz. Çanakkale’de İngiliz komuta heyetinin tamamen başarısız olduklarını düşünenler bulunmakta. Başarılı oldukları noktalar nelerdir ve genel olarak başarılı mı bulursunuz başarısız mı?

 

İngiliz komutanı 61 yaşında, İngiltere'nin en büyük askerlerinden olan General Sör Ian Hamilton idi. Aptal değildi lakin planlarının ölümcül derecede haddinden fazla karmaşık olduğu ortaya çıkmıştır. O her birinin başarısı diğerine bağlı, ancak işler ters gittiğinde birbirine gerçekte faydası olamayacak kadar uzakta olan çok sayıda taarruza kalkıştı. Bir bütün olarak ele alındığında tasarıları fena halde gerçekdışı idi ve araziyi hiç kaale almadı.  Her şeyin yalnız düzgün gitmesi gerekiyordu ve planları inanılmaz kahramanlıkların gerçekleşmesini icab ettiriyordu. Başarıya ulaşmak için acemi birliklerin savaş görmüş askerler gibi ve tecrübesiz komutanların da gerçek Napolyon'lar gibi davranmaları elzemdi. Her şeyin üzerinde, onun planları Türklerin hiç ya da çok az mukavemet göstereceğini öngörmekteydi. Son tahlilde, 29. Tümen ve Anzak Kolordusu çıkarmaları modern silahlara karşı yapılan ilk çıkarma olsa da, 25 Nisan 1915 günü ne Hamilton ve İngilizler daha kötüsünü yapabilirlerdi veya daha doğrusu, ne de Türkler o gün daha iyisini. Harekât boyunca İngiliz yüksek komuta heyeti mukavemetin sayısal gücü ve makineli tüfeklerini aşırı abartmakla kalmadı aynı zamanda Türk askerlerinin topluca askeri beceri ve azmini hafife aldı. Gelibolu'da komutanın her kademesinde yanlışlar yapıldığı gibi kısa süreli yerel taktik fırsatlar sıradan heba edildi. Bu 'endemik' askeri liyakatsizlik 1915 yılının modern savaşımında hiç ya da az deneyimli birlikleriyle ölümcül bir birleşim oluşturdu. Kaale alacak olanlar için ders açıktı - mekanizmalı tüfek, makineli tüfek, siper sistemleri, tel örgüler ve hepsinin üstünde topçulara karşı dövüşmek için ham cesaret yeterli değildi. Amatörlüğün kıyameti çatmıştı ve Cihan Harbinde İngiliz Ordusu muzaffer olacaksa çok daha fazla profesyonel yaklaşıma muhtaçtı.

 

                                             M. Onur Yurdal ve Peter Hart

 

Şu ana dek iki tarafın komuta heyeti hakkında çeşitli sorular sorduk. Şimdi ise aynı anda iki tarafı da ilgilendiren bir soru sormak istiyorum. 2. Dünya savaşının önemli Amerikalı komutanlarından General Patton 1936’da Hawaii’de üs komutanı iken Çanakkale Savaşlarını Harp Tarihi açısından değerlendiren bir eser kaleme alıyor. “The Defense of Gallipoli”. Bu kitabının “Lessons” başlıklı bölümünde General Patton 6 Agustos’taki Suvla Harekâtı için ilginç bir değerlendirmede bulunuyor. General Patton şunu iddia ediyor “Ne Türkler kazandı ne de İngilizler yenildi. Ancak iki tarafın komuta heyeti yer değiştirseydi bu kasvetli başarısızlık yerine büyük bir başarı olabilirdi” diyor. Hatta özellikle Yarbay Wilmer’i öven cümlelerle bunu taçlandırıyor. Siz bu görüşe katılır mıydınız?

 

Hayır, tamamıyla karşıyım. İngilizlerin karşı karşıya kaldığı namüsait stratejik ve taktik durum sadece bir komuta takasıyla üstesinden gelinebilir değildi. Patton görüşlerini ikincil kaynakların sığ bir değerlendirmesine dayandırıyor – Hawaii Gelibolu'nun gerçeklerinden çok ve pek uzak bir yerdir. Pek çok Türk komutan yanında Albay Wilmer'in Suvla'da iyi bir iş çıkardığını kabul ederim. Suvla'daki İngiliz liderliğinin de feci olduğunu kabul etmekle beraber benim ana tezim odur ki bu İngiliz harekâtında yanlış olan çok şey vardı - sadece önderliğin kalitesi değil. Ve Türk harekâtında da çok şey doğrudur.

 

Hala daha tartışılan bir noktayı size de sorayım? General Stopford yeterince hızlı hareket etmediği için sizce suçlu muydu? Aspinall-Oglander’in İngilizlerin resmi tarihinde Stopford’u suçlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Tek başına değil - kısmen kusurludur! Şunları da dikkate alınız ki harekat planları sarih veya gerçekçi değildi, eldeki İngiliz birliklerinin yetersiz eğitim standardı, IX Kolordunun her kademede kötü yönetimi, taktik durumun zorluğu, arazinin tabiatı ve elbette Türk savunmasının çok iyi olması.

 

Şimdi esasen güncel olan fakat başlangıcı geçmişe dayanan bir soru soracağım Mr. Hart. Aslında siz bu soruya yabancı da değilsiniz. Son dönemde İngiltere’de büyük bir tartışma yaşandı. Bu tartışma esasen bizi İngiliz komuta heyetinin başarılı olup olmadığını sorgulamaya itiyor yeniden. Biliyorsunuz ki tartışmanın özü “Lions leads by donkeys” söylemiydi. Bu tartışmanın geçmişte de olduğunu biliyoruz fakat bu deyim ilk olarak kim tarafından ve ne zaman ortaya atıldı? Son dönemde gündeme yeniden gelmesinin temel sebebi nedir?

 

Bu etiket 1960 larda ve Cihan Harbi generallerinin zekâ yoksunu olduğunu düşünenler tarafından kullanılmaya başlandı. En çok Mareşal Sör Douglas Haig ile ilintilendirilerek kullanılır. Ben bu görüşe hiç itibar etmeyerek, bütün Dünyanın açık ara en iyi kuvveti olan Alman Ordusu ile tutuşulan savaşta karşılaşılan çok büyük sorunlara daha sıcak yaklaşırım. Hazindir ki büyük güç bloklarının hiçbiri için zafere kolay giden bir yol bulunmuyordu. Bir 'cinnet' varsa bu savaşa girme kararında aranmalı, muharebe alanındaki komutanların taktik kararlarında değil. Ne yaparlara yapsınlar, savaş yine de derin olacak, milyonlar ölümüne savaşırken milyonlarca can alacaktı. Bu modern endüstriyel çağdı ve et ve kan hücum ve savunma arasında sürekli değişen taktik çatşma içinde yeni savaş silahlarıyla yüz yüze gelmek zorunda kalacaktı. Cihan Harbinin tarihi sıklıkla 'kasaplar ve şapşallar' gibi klişeler ile yanlış yorumlanmıştır ama gerçek bundan çok daha karmaşıktır. Ben Haig'in zor şartlar altında savaşan ve sonunda 1918'de  geçmişteki dört yıl boyunca geliştirilen ‘Bütün Silahlarla Muharebe’ taktikleriyle kayda değer bir zafer kazanan büyük bir başkomutan olduğunu düşünüyorum.

 

Verdiğiniz bilgiler için Gelibolu’yu Anlamak okurları adına teşekkür ederim.  Son olarak  1. Dünya savaşının ve tabi onunla birlikte Çanakkale Savaşlarının 100. Yılı hakkındaki görüşlerinizi almak isterim. Sizce yapılacak projelerde ve anma törenlerinde esasen vurgulanması gereken nedir? Örneğin İngiltere’nin zaferi mi vurgulaması gerekiyor yoksa savaş yerine bugünkü barışı mı?

 

Hiçbiri. Ben Cihan Harbi ve Gelibolu'nun kutlanmak veya anılmaktan ziyade üzerinde çalışılması ve anlaşılması gereken tarihi olaylar olarak muamele görmesini tercih ederim. Yüzüncü yıllar hastalıklı bir duygusallık için sadece bir mazeret oluşturur, ilgili olay bakımından keyfi sayıda yıl olmaktan öte anlam taşımazlar.


  11275 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

4347_TayfunCavusoglu 17-11-2013, 18:36:40
Çanakkale ile ilgili kitabını ilgiyle okuduğum bir yazar... Ayrıca röportajıyla karşılaşmak çok hoşuma gitti. Severek okudum. Bu arada yeni bir kitap yazdığını da bu vesileyle öğrenmiş oldum.. Çok güzel bir röportaj olmuş. Teşekkürler.
 
4349_Ufuk GENCEL 18-11-2013, 13:32:07
Merhaba,
Çok güzel bir söyleşi olmuş. Çanakkale savaşına tek açıyla değil bir de İngiliz tarihçi gözüyle İngilizler açısından da bakabilmemize yardımcı olmuş. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Saygılarımla...
 
4350_Muzaffer Albayrak 19-11-2013, 20:43:14
Tebrikler Geliboluyu Anlamak! Tebrikler Onur Yurdal!
Hatırı sayılır kalitede bir söyleşi okudum.
Batılı tarihçilerin genelde mutadı üzere, sıradan yorumlarla, resmi tarih gözlüğünden baktıkları Çanakkale Muharebelerine; analitik düşünen, geniş perspektifli, savaşa, karşı tarafın gözünden –karadan- bakabilme kabiliyetiyle yaklaşan bir tarihçi Peter Hart.
Söylediklerine katılmamak mümkün değil:
Evet, savaşın kaderi Çanakkale'de değil, Batı Cephesinde belirlendi.
Evet, muhtemel bir Türk yenilgisinde Almanya'nın işi bitmiş olmayacaktı.
İngilizlerin planları kötüydü ve Balkan Savaşı'nda uğranılan felaketin tesiriyle Türk ordusunun ve askerinin hiç veya çok az mukavemette bulunacağını hesap etmiş ve hesaplarını bunun üzerine bina etmişlerdi.
Bana göre en güzel değerlendirme de Şefik Bey'le alakalı olanı.
Şefik Bey Çanakkale Muharebelerinde benim nazarımda müstesna bir yerdedir. Benim de kahramanım O'dur.
Şefik Bey'in ülkemizde Çanakkale denince hiç bilinmez hatırlanmaz olduğunu düşününce, bir İngilizden onun hakkında bu derece doğru tespitler ve takdirler okumak nasıl bir tenakuz!
Peter Hart en önemli tespiti ise sona saklamış: "Gelibolu kutlanmak veya anılmaktan ziyade üzerinde çalışılması ve anlaşılması gereken tarihi olay olarak görülmeli. Yüzüncü yıllar hastalıklı bir duygusallık için sadece bir mazeret oluşturur".
Son derece doğru bir tespit gönülden katılıyorum.
Yüzüncü yıl kutlamaları için alt üst edilen kör kazmaya kurban edilen muharebe alanlarını gördükçe, Peter Hart sanki yukarıdaki sözleri onlar için söylemiş gibi geldi bana.
Ne dersiniz?
 
4352_Sinan Tunç 21-11-2013, 08:01:25
Peter'a ve Onur Bey'e teşekkürler. Bize, tarihi doğru okumayı öğretmek için çabaladıkları için. Kendimiz hakkında söylediklerimiz "daima şiir!" Gerçekleri ancak "başka gözler" görüp tespit ediyor. Ve bence Peter gayet iyi bir göz...
 
4354_gursel goncu 27-11-2013, 21:31:43
Peter Hart'in tesbitleri genel olarak gayet isabetli. Röportaj da gayet iyi. Tebrik ediyoruz.
Hart'in "Bir 'cinnet' varsa savaşa girme kararında aranmalı, muharebedeki subayların taktik kararlarında değil" sözü özellikle önemli bir bakış açısı sunuyor. Şefik Aker konusundaki yaklaşımı da ibretlik, tabii anlayana.
Katılmadığım birkaç değerlendirmesi var. Özetleyeyim:
1. "Türk tarafı bundan iyisini yapamazdı" yaklaşımını sempatik buluyorum ama doğru bulmuyorum. Gerek kara harekatı öncesinde gerekse çıkarmanın ilk haftasında Türk tarafındaki komuta hatalarının bedeli çok ağır ödendi. Özellikle güney sektöründe yaşanan faciayı doğuran hatalar silsilesi, bugün 25 Nisan'daki efsanevi kıyı savunmasının parlaklığı karşısında görülmez olmuştur. Y Plajı çıkarması gelişseydi, bu sektörde durum farklı olabilirdi. Sonraki süreçte de birçok konumda -deyim yerindeyse- Türkleri Allah korumuştur.
2. Aynı şekilde Osmanlı Devleti'nin savaş dışı kalmasının, Büyük Savaş'ın nihai kaderine etki edeceğini düşünüyorum. Şüphesiz Batı cephesi belirleyicidir ama, Çanakkale'deki savunma, bu savaşı tartışmasız biçimde uzatmış ve 1918'e taşımıştır. Yine de daha ayrıntılı tartışılmaya muhtaç bir konu. Spekülasyon tuzağına düşmeden, bu anlamda Çanakkale'ye de gereksiz aşırı anlamlar yüklemeden yapılmalı tabii. Diğer taraftan Alman ordusunun hiçbir zaman kesin yenilgiye uğramadan geri çekildiği de unutulmamalı.
3. 100. Yıl'la ilgili de, bir gazeteci olarak farklı düşünüyorum. Hart'ın bahsettiği "hastalıklı duygusallıklar" bizde zaten fazlasıyla mevcut, 100. Yıl'a pek ihtiyacımız yok. Öte yandan biz Türklerin 100. Yıl'ı "tamamen duygusal" nedenlerle bir fırsat olarak gördüğümüz, halen Yarımada'da yaşanan ve 60 milyon USD harcanacak inşaat faaliyetlerinden zaten belli değil mi?
En azından bu yaşanan kepazeliklere bir dur demek için, bu tarihi hadiseyi hakettiği anma, hatırlanma ve yaşatma değerlerine kavuşturmak için, 100 yıl önceki yüksek ruh haline biraz olsun yaklaşmak, o fedakar insanlara bir nebze olsun hakettikleri gerçek saygıyı somutlaşmış kaliteli ürünlerle, işlerle gösterebilmek için belki de bir şanstır bu yıldönümü.
 
4434_melih şabanoğlu 01-05-2014, 03:53:28
gürsel göncü'nün bıraktığı yerden devam edeyim.

öncelikle hart'ın meseleye sağlıklı baktığını düşünmüyorum.
savaşa insanî bakışla stratejik bakışı birbirine karıştırmamak gerekiyor.
hart bu ikisini yeterince ayırmıyor, ayıramıyor.

ikinci olarak hart'ın çanakkale cephesi'nin britanya tarafından niçin açıldığını yeterince analiz etmediği görülüyor.

çanakkale cephesi'nin açılmasını sürekli olarak rusya'nın isteği üzerinden okumaya çalışmak britanya stratejisinin izlerini siliyor. kaldı ki rusya kafkasya cephesi'nde zorlanıyor da değildi. her iki taraf da kesin sonuç yerinin kafkasya olmadığını biliyordu.

kısaca üzerinden gitmek gerekirse, britanya'nın çanakkale stratejisi ilk olarak süveyş kanalı, onun üzerinden de mısır ve filistin üzerinden okunmalı. osmanlı'nın neredeyse tüm gücüyle kanala yüklenmesi britanya'nın uluslararası konumunu tehdit ettiği ve edeceği için "düşman" güçlerinin neredeyse tamamını savunma refleksine iten bir cephe açmalıydı britanya, bunu da çanakkale'de gerçekleştirdi.

çanakkale cephesi ikinci olarak britanya'nın balkan stratejisi üzerinden okunmalı. örneğin çanakkale'den çekilen müttefik güçlerinin balkanlar'a gönderilmesi de bu stratejinin devamıdır. nitekim osmanlı'yı mütarekeye iten esas neden makedonya'daki müttefik kuvvetlerinin bulgarlar'a karşı aldığı kesin zaferdi. böylece istanbul savunmasız kalmıştı.

çanakkale'yi başarı ya da başarısızlıktan öte, müttefikler açısından britanya politikasının stratejik ihtiyaçlarını karşılayamayan askeri bir harekât olarak değerlendirmek en doğrusu. sadece sonuç açısından baksak bile çanakkale britanya açısından, gereksiz bir harekât da olmadı. zira ingilizler'in de sık sık dediği gibi osmanlı'nın filizini tükenme noktasına getirdiği için çanakkale'yi osmanlı için bir tür pirus zaferi olarak değerlendirmek mümkün.

en son olarak hart'ın general patton değerlendirmesi de kanımca biraz uygunsuz, hatta yakışıksız. iki nedenden. ilki söyleşisinde sürekli harekât planlarının karışıklığına işaret ediyor hart. yani "askerler cesur ve kararlı ama harekât planlarını hazırlayan komutanlar yetersizdi" demiş oluyor hart, ki patton'ın final cümlesi tam da buna işaret eder.

ikinci olarak general patton askeri stratejinin zirvelerinden birisi ve bunu da karakterinden daha çok, aldığı eğitime borçlu. yazdığı bu tez de aldığı eğitimi ortaya koyan çok derli toplu çalışmalardan birisi. hart ise patton'ı temelde tezi için okuduğu kaynakların yetersizliği üzerinden suçluyor, yani onu bir tarihçiymiş gibi kritike ediyor. oysa ki patton bir asker ve çanakkale harekâtına da bir asker olarak bakıyor.
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

13/01/2017 - 19:02 Çanakkale Savaşı Belgeselleri Yapımcısı Gökhan Tarkan Karaman ile söyleşi (Tuncay Yılmazer)

10/10/2016 - 06:09 Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğunda Futbol – Melih Şabanoğlu ile Söyleşi 2 .Bölüm – (Tuncay Yılmazer)

05/10/2016 - 12:41 Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğunda Futbol – Melih Şabanoğlu ile Söyleşi 1.Bölüm – (Tuncay Yılmazer)

21/03/2015 - 17:04 Çanakkale Savaşları ve Harp Tarihi Araştırmaları Derneği Başkanı Kenan Çelik ile Söyleşi (İsmail Sabah)

20/03/2015 - 14:49 Avustralya SBS Radyosu Türkçe Bölümünde 18 Mart Çanakkale Zaferi Nedeniyle Yayınlanan Röportaj

20/02/2015 - 08:27 Winston Churchill, İslam Dünyası, Türkler, Çanakkale Savaşı , Atatürk – Cambdrige Üniversitesinden Tarihçi Warren Dockter ile Söyleşi (Tuncay Yılmazer)

03/02/2015 - 01:42 “Cihan Harbi içerik ve kapsam açısından çok farklı bir savaştır” Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Seferberliği Üzerine Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Mehmet Beşikçi ile söyleşi ( Tuncay Yılmazer )

21/01/2015 - 01:44 Gelibolu-Askeri felaketler bakımından 1. Cihan Harbindeki En Trajik İngiliz cephesi- Çanakkale Savaşı Araştırmacısı Stephen Chambers ile Söyleşi ( M.Onur Yurdal- Tuncay Yılmazer )

17/11/2013 - 15:20 Gelibolu Başından Sonuna Kadar Felaket Bir Hataydı! Askeri Tarihçi Peter Hart ile Söyleşi – M. Onur Yurdal (Çev. M.O Yurdal-K. Kabadayı)

16/10/2010 - 23:26 25 Nisan 1915 Arıburnu Anzak Çıkarması Üzerine Şahin Aldoğan ile Söyleşi -2 (Tuncay Yılmazer)

09/10/2010 - 21:02 25 Nisan 1915 Arıburnu Anzak Çıkarması Üzerine Şahin Aldoğan ile Söyleşi – 1 (Tuncay Yılmazer)

24/04/2009 - 13:41 Program Duyurusu ... (Tuncay Yılmazer)

// 100. Yılında II. Meşrutiyet (“Didar-ı Hürriyet” kitabının yazarı Sacit Kutlu İle Söyleşi )-1. Bölüm

22/03/2008 - 23:53 Arıburnu 1915 - Prof. Haluk Oral ile Söyleşi ( Tuncay Yılmazer )

22/12/2007 - 22:04 Tarihin Sarıkamış Duruşması- Ramazan Balcı Söyleşisi

14/09/2007 Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri – Muzaffer Albayrak ile Söyleşi ( Tuncay Yılmazer )

03/03/2007 Genç Dergisi Mart Sayısında Tuncay Yılmazer Röportajı