Çanakkale Cephesinde Varlık- Yokluk Tartışmaları Belgeler Ve Gerçekler (Osman Koç)

Tarih: 11/04/2013   /   Toplam Yorum 6   / Yazar Adı:      /   Okunma 9786

Bu makale, Sayın İsmail BİLGİN’in, “Türk Askeri Çanakkale’de Aç-Bilaç Savaştı (!) başlıklı makalesine cevap olmak üzere hazırlanmıştır. Harp tarihine ilişkin belgeler ne derse desin şu bir gerçektir ki o günleri cephede ve cephe gerisinde yaşayanların en çok şikâyet ettikleri konu açlıktır, yokluktur. Bizler de, çevremizdeki güngörmüş ihtiyarlarla yaptığımız sohbetlerde hep aynı şeyi duymuşuzdur. Öyleyse, cephenin zor koşullarını dile getiren gazilerimizin anılarına hürmetsizlik etmeye ve onları bi tamam yalancı çıkarmaya hakkımız yoktur. Ama şu bir gerçektir ki, Mehmetçik bu tabloya rağmen Çanakkale’de yedi düveli dize getirmiş ve bir destan yazmıştır. (O.K.)

 

    

Bu makale, Sayın İsmail BİLGİN’in, “Türk Askeri Çanakkale’de Aç-Bilaç Savaştı (!) başlıklı makalesine cevap olmak üzere hazırlanmıştır.

 

Çanakkale savaşlarıyla ilgili yayınlarda ve yapılan tartışmalarda herkes kendince bir belgeye dayanmaktadır. Nitekim, Sayın İsmail BİLGİN’de, sözü edilen makalesindeki iddialarını Mehmet Fasih’in anılarına ve bazı belgelere dayandırmıştır.

 

“Tarih Biliminin Yöntemi” ne göre belgeler genel olarak arşiv malzemeleri, kütüphane malzemeleri, müze malzemeleri ve sözlü kaynaklar olarak tanımlanabilir. Bunların içinde doğru olanı da vardır, yanlış olanı da…

 

Gerçekten savaş sürecinde yayınlanan gazete ve mecmualar ile düzenlenen bazı resmi belgeler gerçeği yansıtmazlar. Belgelerin böyle bir metotla hazırlanmasındaki amaç elbette ki gerçeklerin örtülmesi ve kamuoyunun yanıltılması değildir. Siyasi ortamı ve toplum psikolojisini dikkate alan ve aksi uygulamanın savaşın etkisinden daha ağır sonuçlara yol açacağını hesaba katan devletlerin öteden beri uyguladıkları askeri, siyasi ve sosyal politikanın önemli bir parçasıdır bu. Bir gerekliliktir. Ama ne yazık ki, bu durum, tarihin nüsvettesi olan belge ve yayınların savaş sürecinde tarihe yanlış not düştüğü gerçeğini değiştirmemektedir.

Bazı resmi belgelerin sıhhatine dair günümüzde sıkça kullanılan bir örnek vardır.

 

Farz edelim ki araştırmacısınız, 2100 yılındasınız… Size 2010 yılındaki ev, arsa ve arazilerin rayiç değerlerini araştırmak ve o dönemde gayrimenkullerin kaça alınıp satıldıklarını tespit etmek üzere bir görev verildi. Araştırmalarınıza nereden başlarsınız?

 

Kuşkusuz tapu müdürlüklerinden ve belediyelerden… Çünkü 2010 yılında yapılan alım-satım işlemleri gayrimenkulün değeri üzerinden tapu dairelerince yapılmakta ve bu değer tapu kütüklerine kaydedilmektedir. Gayrimenkullerin o günkü emlak beyan değerlerine ilişkin kayıtlar da belediyelerce tutulmaktadır. Bunlardan ikisi de resmi kurumdur. Tuttukları kayıtlar da resmi belge hükmündedir.

 

Siz, bu kurumlara gittiniz, resmi kayıtlardan 2010 yılında satışı yapılan gayrimenkullerle ilgili uzun bir liste çıkardınız ve alım satım değerlerine ulaştınız. Ama bir türlü içinize sinmedi bu değerler. Yetmedi, tapu dairesinden, belediyeden ayrılmadan önce bir de uyarı aldınız. Resmi kayıtlarda yazılı alım satım değerlerinin gerçeğe nazaran çok düşük olduğu söylendi size.

 

Ne yaparsınız? Yanlışlığı apaçık ortada olan bir resmi belgeye mi itimat edersiniz yoksa gerçeğin peşine düşerek, o dönemde yaşamış birkaç ihtiyarı mı arar gözleriniz?

 

Elbette ki doğru olan ikinci seçenektir ve o ihtiyarların size vereceği fiyatlar doğruluk bakımından resmi kayıtların önüne geçecektir.

 

Aynı şey Çanakkale muharebeleri sırasında düzenlenen bazı belgeler içinde geçerlidir. Bu belgeler dikkatle incelendiğinde lehe olan olayların abartıldığı, aleyhe olan olaylara ise ya hiç yer verilmediği ya da çok az yer verildiği görülmektedir.

 

 

Belgeler, askere 3000 kalori esasına göre düzenli olarak yemek verildiğini yazmakta, askerler ise yemeklerin azlığından bahsetmektedir. Şimdi burada doğru olan belge midir, yoksa tanıkların ifadesi mi?

 

Araştırmaya muhtaç bir konudur bu. Çünkü belgeler başka, askerler başka söylemektedir. Yemek listesinin doğruluğu tartışmalı hale gelmiştir ve elimizde listenin bulunması uygulamanın da öyle olduğu anlamına gelmemektedir.

 

 

1. ÇANAKKALE CEPHESİNDE VARLIK YOKLUK TARTIŞMALARI:

 

Çanakkale cephesinde ordunun ikmal malzemeleri ve sağlık hizmetleri bakımından iyi olduğunu iddia edenler ile kötü olduğunu söyleyenler arasında tartışmalar yaşanmaktadır. Bu iki ayrı görüşü savunanların ellerinde kendilerini haklı çıkaracak belgeler de vardır. Belgesi olmayanlar da, ya Mehmetçiğin imanına, kahramanlığına ya da “Napolyon’un “ordular karnı üzerinde yürür” söylemine dayanmaktadır.

 

Bir başka görüş de, “Çanakkale Cephesinde ordunun her türlü gıdaya ve malzemeye yeter derecede sahip olduğu, ancak dağıtımdaki aksaklıklar nedeniyle bu malzemelerin ihtiyaç duyulan yerlere ulaştırılmasında geçici sıkıntılar yaşandığı” yönündedir.

 

Aslında Çanakkale harp tarihinin, edebiyatının bu üç görüşü de haklı çıkaran ve varlık-yokluk iddiasında bulunan herkese “sende haklısın” dedirten bir yanı vardır. Zira bu bir savaş ortamıdır ve böylesine bir ortamda başlangıçta öngörülemeyen aksaklıkların ortaya çıkması normaldir.

 

Ne var ki, cephede yaşanan sıkıntıların yokluktan ya da aksaklıktan kaynaklanması neticeyi değiştirmez. Sebebi ne olursa olsun açlık açlıktır ve geçici bir süre de olsa aç kalan Mehmetçiğin açlıktan bahsetmeye hakkı vardır.

 

O bahislerden bazıları şöyledir.

 

“Yiyecek stokları fazla değildi. Açlık umacı gibi her yerde, her tarafta görünüyordu.” [1, s. 118]

 

***

“Mevzilerde askerler bir araya gelince herkes anasının pişirdiği yemeklerden bahsederdi. ‘Anam dolma yapardı, anam kuskus pişirince yanına da hoşaf yapardı’ gibi laflar konuşulurdu. Açlık vardı da ondan...” (Gazi, Osman Kaçmaz) [2, s. 79]

***

“Çok miktarda olan Türk askeri için erzak temini güçtü… Öyle zaman oldu ki, komutan tarafından erzak gönderilemedi ve askerin fazla vücuttan düşmemesi için iş gösterilmeyip uyutulmaları emredildi.”[3, s. 142]

***

 

“Askerler bir iki aydan beri yolda yaya yürüyor. İnce milli elbiseler içinde kadid vücutlar mahzun mahzun bakıyor. Ayaklar çıplak, sine açık, yüz solgun. Hasta vücutları saklayacak bina yok, bölüklerde fazla elbise yok…yok…yok!..

 

Bu yeni askerlere sordum: Neden bazılarınız çok zayıf düşmüş?

İçlerinden biri cevap verdi:

 

Açlıktan, sefaletten…”[4, s. 57]

 

Askerler açlıktan, yokluktan yakınmaktadır, gazeteler de ise yokluğun esamisi okunmamaktadır. Öyle ki, Mehmetçik cephede bolluk, bereket içinde yüzmekte, ateş etmediği zamanları kuruyemiş yiyerek geçirmektedir.

 

“Mevkii Harp Muhabirimizden...

 

Ölülerin defni ve yaralıların toplanması için yapılan ateşkes sırasında bizim sıhhiye neferlerinden biri tahdit olunan bölgenin en uzak hududuna gitmiş. İngilizler bunu yakalayınca doğru generallerinin huzuruna çıkarmışlar. Kendisine ekmek ikram etmek istemişler. Bizim nefer ile general arasında söyle bir konuşma geçmiş:

 

Mehmed: “Bizim ekmeklerimiz daha has ve tazedir. Sizinki çok siyah... Hem benim karnım padişahımız sayesinde hamdolsun toktur. Sizin ekmeğinizi istemem!

 

General: “Yalan söylüyorsun! Sizde has ekmek bulunmaz. Hepiniz açsınız!

 

Mehmed:“Bizim siperlerimize kadar sıcak ekmek geliyor. Ekmeğimiz has undan. Sahra fırınlarında yapılıyor. Dumanı çıka çıka geliyor. Ceplerimiz fındık üzümle doludur. Ateş etmediğimiz zaman kuruyemiş yeriz. İşte bakın! Cebimde birçok fındık ve üzüm var. İsterseniz size de vereyim. Eğer izin verirseniz siperlerimize gidip, yediğimiz ekmekten numune getireyim.

 

Mehmed’in cebinden çıkardığı avuç dolusu üzümle fındığı gören general ve maiyeti Türklerin umdukları gibi aç olmadıklarını, hatta kendilerinden daha iyi beslendiklerini anlayarak pek büyük bir sükûtu hayale uğramışlar ve biraz sonra da bizim Mehmed’i salıvermişler...

 

Koca Mehmed, generale avuç dolusu üzüm ile fındığı nasıl uzattığını iftihar ederek anlatırken, arkadaşları da İngilizlere inat ağızlarına birer avuç daha kuruyemiş atıyorlar.” [5]

 

Bolluktan, bereketten bahseden sadece gazeteler değildir. Resmi belgeler de aynı şeyi söylemektedir. Savaştan elli, altmış yıl sonra bu belgelere bakanlar Çanakkale’de askerin yiyeceğinin, giyeceğinin ve sağlık hizmetlerinin mükemmel olduğunu söylemekte ve bu belgeleri delil olarak göstermektedir.

 

Askerin yiyecek maddesi ve miktarı her bakımdan mükemmeldi. Çünkü seferi istihkak yüksek düzeyde olduğu gibi Batı Anadolu’nun bütün kasabaları, Çanakkale Kahramanlarına az bulunan erzakı armağan olarak gönderiyorlardı. İzmir ve Ege Bölgesi’nin nefis kuru yemişleri her askerin torbasında bol bol mevcuttu… [6. s,32]

 

Yokluk bahsinin içinde sağlık hizmetleri de vardır.

 

Muharebelerde bir anda ortaya çıkan ve hepsi kan kaybeden binlerce yaralıya sağlık hizmeti vermek günümüz koşullarında dahi oldukça zordur. 1915’in sağlık koşulları ise zaten herkesin malumudur. Bu zorluk orta yerde iken, cephede sağlık ekibinin tam olmasının, depoların ağzına kadar ilaçla, malzemeyle dolu bulunmasının tedavi hizmeti alamayan yaralı Mehmet’e bir faydası olmayacak ve bu durum Mehmet’in anılarına “yokluk” olarak yansıyacaktır.

 

“Düşmanı memlekete sokmamak için göğsünü siper ederek yaralananların orada, topraklar üstünde kaç gündür hastaneye sevklerini beklediklerini görmek, bana çok acı gelmişti. Orası yaralılardan mahşer gibi bir halde idi. Alayın yaralıları beni görünce sevindiler. Yaralarına henüz bakılmadığını anlatarak ‘Aman bizi hastaneye sevk ettiriniz’ diye ricaya başladılar. Bütün millet Çanakkale’ye düşmanla dövüşmeye gönderildi. Fakat o büyük yaralı zayiatını karşılayacak teşkilat ve nakil vasıtası hazırlanmamış, düşünülmemişti.” [7. s, 87]

 

***

 

“Yaralı askerleri yatırmak için yatak ve yer bulunamamıştır. Doktorlar, binlerce yaralının yalnız yaralarını sarıp salıvermişlerdir. Bunlardan birçoğunun yaraları kurtlanıp kangren olmuş, el ve ayakların kesilmesiyle son bulmuştur” [4. s,34]

 

***

 

Sağlık hizmetleriyle ilgili yukarıdaki ifadeler Çanakkale cephesinde bulunmuş iki subaya aittir. Resmi kaynaklar ise aynı konuda şunları söylemektedir.

 

Sağlık işlerinde de aksaklık görülmemişti. İlk günlerde personel yetersizliğinden şikâyet edilmiş, bu konu kısa bir süre içerisinde çözümlenmişti. Sağlık malzemesi seferi kadrolara göre tamdı.” [6. s,32]

 

Cephenin varlık-yokluk durumu tartışılırken, muhakkak göz önüne alınması gereken bir başka hususta ülkenin ekonomik durumu ve ancak güçlü ülkelerin güçlü ordulara sahip olabileceği gerçeğidir.

 

2. OSMANLI DEVLETİ’NİN EKONOMİK DURUMU

 

Osmanlı Devleti’nin, 1854 – 1874 yılları arasında Avrupa ülkelerinden aldığı borç tutarı 238.773.000 liradır. Aynı dönemde elde edilen yıllık 25 milyon liralık gelirin 13,2 milyon lirası borç taksitine ve faizine yatırılmaktadır. Ekonominin hızla kötüleşmesi ve borçların ödenemez hale gelmesi, alacaklı firmaları harekete geçirmiş, duyun-u umumiye idaresinin kurulmasına yol açmıştır. [8, s.184]

 

Böylece, başta tarım olmak üzere tüm sektörlerin faaliyetleri yabancıların eline geçmiş, Osmanlı Devleti ekonomik özgürlüğünü yitirmiş, yarı sömürge haline gelmiştir.

 

1914 yılına gelindiğinde, Osmanlı devletinin dış borçlarının 104.202.000 Osmanlı lirası olduğu görülmektedir. Yıllık bütçesi 30.000.000 Osmanlı lirası olan devlet, bunun 13.000.000 Osmanlı Lirasını borç taksitine ve faizine ödemektedir. [12, s.140]

Osmanlı Devleti’nin son dönem ekonomik tablosu budur ve bu tablo ordunun lojistik imkânları hakkında açık bir fikir vermektedir.

Art arda gelen Trablusgarp, Balkan ve Sarıkamış savaşlarında kaybedilen malzeme ve insan gücü ise bu tabloyu daha da kötüleştirmektedir.

Tarımla uğraşan işgücünün askere alınması, Tekâlif-i Harbiye Komisyonlarınca tarımda kullanılan hayvanlara el konulması ya da satın alınması “Anadolu’nun köylerinden cepheye bol bol erzak gönderildiği ve askerin torbasında ekmek şöyle dursun, kuruyemişin bile bulunduğu” iddiasının sorgulanmasına yol açmaktadır.

Münim Mustafa’nın anısı da, bu sorgulamayı haklı çıkarmaktadır.

 

“Zavallı köylülerin bütün konuşmalarını ekmek yapmak üzere öğüttükleri mısır koçanları teşkil ediyordu… Mısır koçanı unundan ekmek yapıldığını ömrümde ilk defa işittiğim vakit hayretler içindeydim ve bu görüşmelere inanamıyordum…“Ekinler nasıl?” diye sordum.

Biri cevap verdi: “Efendi!” dedi. “Köy için ihtiyar iki öküz bıraktılar. Bunlar sıra ile köylünün tarlasını sürüyor. Fakat cansız oldukları için biz de sabanı iterek yardım ediyoruz. İhtiyarlık var. Eksik eteklerle ne kadar iş olur? Bu işi gençler yapabilir ama onlarda cepheye gitti. Onun için ekinler iyi olmuyor. Köyde bir iki delikanlı kalsa bereket olurdu[7, s. 111]

İfade doğrudur. Osmanlı tarım toplumudur, tarımsal faaliyetler de el emeğiyle, insan/hayvan gücüyle yapılmaktadır. Nüfusun büyük çoğunluğunun askere alınması ve tarımda kullanılan hayvanlara el konulması başta buğday olmak üzere çeşitli tarım ürünlerinin üretimini düşürmüştür.

Savaş ekonomisi üzerine araştırma yapanların ulaştıkları sonuçlar da bu yöndedir.

“Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte seferberlik ilan etmiştir. Ancak seferberliğin beraberinde getirdiği sıkıntılarla karşı karşıya gelinmiştir. Tarım alanında çalışan nüfusun – yüzde 80’i, askere alınmış, bu da tarımsal üretiminin azalmasına yol açmıştır. Ayrıca yurtdışından gelen tahıl ithalatı da savaş nedeniyle özellikle İtilaf Devletleri’nin Çanakkale Boğazı'nı kapatması ile sekteye uğramıştır. Örneğin savaştan önce İstanbul’da ithal edilen un miktarı 25 bin ton iken savaşın başlamasıyla 8 bin tona düşmüştür.” [9, s.127]

Bu durum, kıtlığın sadece cepheyi değil şehirleri, kasabaları, köyleri de kuşattığının alametidir. Çünkü savaş koşullarında bulunan devlet, tarım politikalarında radikal değişiklikler yapacak, temel gıda ürünlerinin üretimini ve tüketimini kontrol altına alacaktır. Öyle ki, daha mahsulü kaldırmadan çiftçinin tarlasına gidecek “Bana şu kadar buğday vereceksin” diyebilecektir. Genellikle o tarladan devlete ayrılan mahsul, çiftçiye kalandan daha fazla olacaktır.

Osmanlı bu politikayı 1. Dünya Savaşı sırasında katı bir biçimde uygulamaya çalışmıştır. Şehirlerde “İaşe-i Umumiye Erzak Merkezleri” kurulmuş, gıda maddelerinin tedarik edilmesi ve dağıtılması kontrol altına alınmaya çalışılmış ama başarılı olunamamıştır. Zaman zaman bu merkezlerin idaresinin orduya devredilmesi iaşe tedarikindeki ve dağıtımındaki başarısızlığı ortadan kaldırmamıştır. Stokçuluğun, vurgunculuğun, karaborsacılığın önüne geçilememiş, fiyat artışları kontrol altına alınamamıştır.

    

 

 

       

 

        

Örneğin serbest piyasada satılan ekmeğin fiyatı dört yıl içinde 27.2 kat, unun fiyatı 25.7, makarnanın fiyatı 30, sütün fiyatı 25.2 ve gazyağının fiyatı 93.3 kat artmıştır. Dikkat edilirse savaşın bitiminden hemen sonra fiyatlar düşme eğilimine girmiştir. Kısacası savaşın bir ülke üzerindeki olumsuz etkisini bu tablo özetlemektedir.” [10, s. 50,51]

 

 

YIL

EKMEK

UN

MAKARNA

PİRİNÇ

ŞEKER

PATATES

SÜT

TUZ

GAZYAĞI

ODUN

(ÇEKİ)

1914

1,25

1,75

3

3

3

1

2

1,5

1,5

45

1915

1,65

2,3

4,5

5

7,5

1,6

3,5

1,5

3

70

1916

9,5

12

24

20

30

3

7

2

50

150

1917

18

30

65

45

112

14

15

2,5

80

235

1918

34

45

90

92

195

27

45

4,5

140

540

1919

13

20

38

45

46

16

40

12

22

500

 

 

Birinci dünya savaşı öncesi ve esnasında İstanbul’da bazı tüketim maddelerinin cari fiyatları

(Yıllık ortalama- kıyye/kuruş) [10, s. 50,51]

  

        

II. Dünya savaşı sırasındaki ülke ekonomisi, I. Dünya savaşı sırasındaki ülke ekonomisinden kuşkusuz daha iyidir. Ama Türkiye II. Dünya savaşına girmediği halde savaşın sıkıntılarını yakından hissetmiştir. Savaşa girme ihtimaline karşı erkek nüfusun büyük bir bölümünün silâhaltına alınması ülkedeki buğday üretimini düşürmüştür. [11, s.35]

 

Bu durum, un tüketiminin kontrol altına alınmasını gerektirmiş, 13 Ocak 1942 tarihinden itibaren ülkede ekmek karnesi uygulamasına geçilmiştir. Uygulama uyarınca yedi yaşından büyüklere günlük 375 gr., yedi yaşından küçüklere ise günlük 187,50 gram ekmek verilebilmiştir.

         

         

Savaş ekonomisi üzerine söylenecek daha çok söz vardır. Ama bu kadarı bile gerçeği ortaya koymak için yeterli olacaktır.

 

3. PROPAGANDA

 

Varlık/Yokluk mevzuu işlenirken savaşın propaganda yönü de gözden uzak tutulmamalıdır.

 

İngiliz uçaklarının siperlerimize attıkları beyannamelerde, genellikle esirlere sağlanan imkânlardan bahsedilmekte, giyim kuşam malzemelerine ve gıda maddelerine yer verilmektedir. Propaganda uzmanı İngilizler, siperinde bu imkânları zaten bulan karnı tok, sırtı pek Mehmetçik için neden hazırlasınlar ki bu beyannameleri?

 

 

“Silah Arkadaşlarıma,”

 

“Her nasılsa birkaç gün evvel, İngilizlere esir düştüm. Görmekte olduğumuz muamele-i nazikâne, bizim orada zannettiğimizden bütün bütün aksine bulunmaktadır… Vakta ki, teslim olduğumda, beni birkaç kumandanın huzuruna çıkardılar. Her biri ayrı ayrı hediyelerle taltif etti. Sigara paketleri, çay, reçel ve saire takdim ettiler… Nihayet İmroz Adası’na sevk olunduk. Burada bizden pek çok arkadaş var. Hepsine yeni çamaşır, elbise ve kundura verilmiş. Beşer beşer mahruti çadırlara taksim edilmişler. Yatmak için insan başına üçer battaniye tevzi edilmiştir…” (Üserayı Osmaniyeden Sıhhiye Çavuşu M.C.) (13, s. 96)

 

 

***

 

 

“Kardeşler, arkadaşlar!..

 

“Siperlerde bulunduğum günleri andıkça vücudum titriyor. Siperlerde yiyecek maddelerinin azlığı, soğuk ve üstlerden zincirleme olarak görülen vahşice hareketler, özetle çekmekte olduğumuz çeşitli saldırı ve yoksulluğu göz önüne getirdikçe üzüntü duymadan yapamıyorum. Düpedüz kan ağlıyorum. Buraya gelir gelmez bana derhal sıcak çay, bol bol yiyecek maddeleri, tatlı ve sigaralar verildi. Battaniyelerin, yünden, elbiselerin ise sınırı yok. Nihayet ömrümde benzerini görmediğim rahatlığa burada kavuştum. Bir baba kendi çocuğu için bundan fazla bir şey istemez ve yapamaz!... Bu sefil durumunuzdan bir an önce yakanızı kurtarmanın çaresine bakınız. Fırsatı geri tepmeyerek buraya geliniz! Bu büyük ve insanlığı seven milletin kucağına atılınız!” (İmroz’daki savaş esirlerinden vatandaş ve silah arkadaşınız) (13,s.97)

 

 

4. SONUÇ:

 

Harp tarihine ilişkin belgeler ne derse desin şu bir gerçektir ki o günleri cephede ve cephe

gerisinde yaşayanların en çok şikâyet ettikleri konu açlıktır, yokluktur. Bizler de, çevremizdeki güngörmüş ihtiyarlarla yaptığımız sohbetlerde hep aynı şeyi duymuşuzdur.

Öyleyse, cephenin zor koşullarını dile getiren gazilerimizin anılarına hürmetsizlik etmeye ve onları bi tamam yalancı çıkarmaya hakkımız yoktur.

Ama şu bir gerçektir ki, Mehmetçik bu tabloya rağmen Çanakkale’de yedi düveli dize getirmiş ve bir destan yazmıştır.

Ordunun varlıklı olması veya yokluk içinde bulunması bu destanın kıymetinden ne bir şey eksiltecek ne de ziyadeleştirecektir. Ama öyle görünüyor ki bu tartışmalar uzun bir süre daha sürüp gidecek, gündemi işgal edecektir.

 

Kimi, “Hiç karnı doymayan, kıyafeti bulunmayan, sağlık hizmeti almayan asker savaşır mı? Sorusunun cevabına sığınacak, kimi cephede bulunmuş komutanların anılarında yer alan yemek sofralarından, çaylardan, kahvelerden bahsedecek, kimi tamamen iç ve dış propagandaya yönelik gazete ve mecmua haberlerini delil gösterecektir.

 

Karşı görüş de boş durmayacak, kendini haklı çıkarmak için tıpkı ötekiler gibi belge sunma gayretine girişecektir. Aç, susuz Mehmet, kırık dökük silahıyla mağrur düşmanını nasıl alt edebilir” diyenlere Mustafa Kemal’in diliyle cevap verecektir.

 

“Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına kâmilen düşüyor. İkincidekiler onların yerini alıyor. Fakat ne kadar şayan-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor; hiç ufak bir duraksama bile göstermiyor, sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur-an’ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin Olmasınız ki, Çanakkale Muharebeleri’ni kazandıran işte bu yüksek ruhtur.”

 

Osman KOÇ

 

[*] Araştırmacı / Başbakanlık VGM.

 

 

[1]Carl Mülhman: Çanakkale Savaşı, Timaş Yayınları, 2004

 

[2]Cahit Önder: Atatürk’ün Silah Arkadaşları, Yaşayan Çanakkaleli Muharipler

 

[3]Herman Lorey: Türk Sularında Deniz Hareketleri, Cilt 2, Ankara 1946

 

[4]Hüseyin Cemal: Çanakkale’de Ulu Cenk, Tercüman Yayınları, İstanbul 1982

 

[5]İkdam Gazetesi, 24 Haziran 1915

 

[6]Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, Harp Tarihi Yayınları, Birinci Dünya Harbinde Türk

Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi 2. Kitap, Ankara 1978

 

[7]Münim Mustafa: Çanakkale ve Kanal Hatıraları, Cepheden Cepheye, Arma Yayınları 2002

 

[8] Vedat Eldem, Osmanlı İmparatorluğunun İktisadi Şartları Hakkıkda Bir Tetkik, Türk Tarih

Kurumu Yayınları Ankara 1994

 

 

[9] ZaferToprak, İttihad-Terakki ve Cihan Harbi: Savaş Ekonomisi ve Türkiye’de Devletçilik,

Homer Kitabevi, İstanbul 2003

 

[10] Vedat Eldem (1994), Harp ve Mütareke Yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomisi,

Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1994

[11] Haldun Gülalp, Gelişme Stratejileri ve Gelişme Ideolojileri, Yurt Yayınları, Ankara, 1983

[12] Sait Açba, Devlet Borçlanması, Adım Yayıncılık Ankara, 1991

 

[13] Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi, Atatürk ve Çanakkale Savaşları Araştırma Merkezi

Yayınları, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Mart 2003, Sayı 1

 

 


  9786 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

2798_İsmet AKÇAY 11-04-2013, 21:53:41
Değerli Kardeşim Osman Bey;

Savaşı fiilen yaşamış ve cephede bulunduğu süreç içerisinde her türlü lojistik desteğe ilişkin imkân ve imkânsızlıklara yakından ve bizzat şahit olmuş muharip gazilerin beyanlarından yola çıkarak; hâsıl olan kanaati destekleyen eser ve belgelerde muhariplerin anlattıklarına aynen işaret eden beyanları harmanlayıp dikkatlere sunmanız güzel bir çalışma olmuş.
Bu mesele ileride belki daha hacimli çalışma ve araştırmalara konu olabilir.
Ancak; sizin de “Siyasi ortamı ve toplum psikolojisini dikkate alan ve aksi uygulamanın savaşın etkisinden daha ağır sonuçlara yol açacağını hesaba katan devletlerin öteden beri uyguladıkları askeri, siyasi ve sosyal politikanın önemli bir parçasıdır bu” ifadelerinizde işaret ettiğiniz gibi, resmi evrak ve belgelerde her zaman doğrular yazılıp söylenmeyebiliyor.

Bu nedenle de, her türlü maddi, manevi ve psikolojik unsurların yer aldığı savaş sürecinde; hem kendi kamuoyuna hem rakip tarafa mesaj vermek, zaaf ve zayıflıklarını pek belli etmemek gibi siyaset ve stratejilerle yapılan resmi yayınlara ihtiyatla yaklaşmak önemli bir araştırmacı hassasiyetidir. Hele ki bu yayınlar cephe şartlarını en iyi bilen ve bizzat o şartların içinde yaşamış muharip ve gazilerin ifade ve beyanlarıyla çelişkili bir durum arz ediyor ve doğrulanmıyorsa…

Bizlere farklı bir ufuk ve bakış açısı sunduğunuz için teşekkür eder, çalışmalarınızın devamını dileriz.

İsmet AKÇAY
Alan Kılavuzu
 
2801_Cemalettin Yıldız 13-04-2013, 08:19:30
Osman Bey görüşlerinize katılıyorum.Çalışmalarınızda başarılar dilerim.Yeni çalışmalarını bekliy0ruz.
 
2802_ismail bilgin 13-04-2013, 16:54:08
Sayın Osman Koç,
Bana cevap olacak tarzda hazırladığınız makaleyi okudum.
Sizin de belirttiğiniz gibi çeşitli konular üzerinde Çanakkale ile ilgili pek çok konu tartışılmakta çeşitli görüşlere sahip ilgililer/araştırıcılar kendi görüşlerini desteklemek için bazı kaynaklardan yararlanmaktadır. Bu da çok tabiidir. Bu tür tartışmalarda belirleyici, referans alacağımız unsur peki ne olacaktır? Belgeler mi(olumlu veya olumsuz), yazılı kaynaklar mı, sözlü kaynaklarımız mı?
Siz de makalenizde sözlü kaynaklardan ve bazı yazılı kaynaklardan olumlu ve olumsuz örnekler vermişsiniz. Ben de daha sonra Sn ramazan Arı’ya yazdığın notlarda gazilerimizin de olumlu ve olumsuz aynı konu hakkında görüş beyan ettiklerini ifade ettim. Herhalde bu noktadan hareketle siz de şahsımla ilgili şöyle bir ağır ithamda bulunmuşsunuz ” …. Öyleyse cephenin zor koşullarını dile getiren gazilerimizin anılarına hürmetsizlik etmeye ve onları yalancı çıkarmaya hakkımız yoktur….” Yani benim makalemden bu kanıya nasıl vardınız açıkçası üzüldüm… Teessüf ederim. Bunları düşünecek en son kişi benim.
Sonra da devam ediyorsunuz; “….. Ama şu bir gerçektir ki Mehmetçik bu tabloya rağmen Çanakkale’de (hangi tablo ?, hem olumlu hem de olumsuz örnekler vermişsiniz)yedi düveli dize getirmiş ve bir destan yazmıştır.” Destan yazdığına itirazım yok ki(bazıları da ne destan ne de zafer diyor).
Yİne devam ediyorsunuz ve şöyle diyorsunuz; “Ama ne yazık ki tarihin müsvettesi sayılan belge ve yayınların savaş sürecinde tarihe yanlış not düştüğü gerçeğini değiştirmemektedir.” İnanın çok iddialı sözler… Belgeler tarihin müsvettesiyse o zaman onca tarihçi belge belge diye boşuna saçlarını ağartıp araştırma yapıyor…
Yine şunları yazıyorsunuz, “….Ne var ki cephede yaşanan sıkıntıların yokluktan ya da aksaklıktan kaynaklanması neticeyi değiştirmez, sebebi ne olursa olsun açlık açlıktır. Geçici bir süre olsa da aç kalan Mehmetçiğin açlıktan bahsetmeye hakkı vardır.” diyorsunuz.
Benim makalem Çanakkale Cephesini ele almaktadır. Bunun dışındaki cephelerde(Galiçya hariç) kıtlık açlık çekilmiştir. Ancak kısa süreli sıkıntının yaşandığı Çanakkale Cephesi ile diğerlerini aynı kefeye koyamayız. Çanakkale’de yağsız un çorbası ve hoşaf mı içilmiş? (bakın bunun çıkış kaynağını da size söyleyeyim; -Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, Cilt 1, Cumhuriyet Kitap, s. 278-79.- Üstelik birlik adlarını da yanlış yazmışlar, 43. Alay, 1. Tabur olacak-2. Tabur yazılı-.) Şimdi Çanakkale’de böyle bir şey yok, deyince insanlar neden şaşırıyor. Birisi tutmuş internete koymuş. İşte bunun için araştırmak gerektiğini, kulaktan dolma bilgilerle yetinmemek gerektiğini ifade ediyorum. Yani Sarıkamış’ta yaşanan açlıkla, Irak cephesinde yaşanan açlıkla, Medine’yi Savunanların çekirge yiyecek kadar aç olmasıyla, bu tür açlıkla; Çanakkale’deki geçici sıkıntıları bir tutabilir miyiz? O cephelerdeki Mehmetçiğin açlık içinde savaştığını gayet iyi biliyoruz. Bunu inkar etmiyorum ki… Sarıkamış’Harekatı sırasında Sivas’ta toplanan iaşeyi bile çürütmüşler. Nakledememişler
Sonra Osmanlı’nın ekonomik durumunu anlatmışsınız. Elbette iyi değildi. İyi demedim ki zaten makalem ile ilgisi yok. Çanakkale’de yokluk yok deyince Osmanlı Devleti’nin varlık içinde olduğunu da söylemiyorum. Bunu da biliyoruz. 1942-46 yokluklarıyla Çanakkale Cephesinin ne alakası var? Bizimkilerde o yıllarda ayrık otu yemişler. Sizin örnekleriniz de hiç olmazsa ekmek var).
Sonra yine diyorsunuz ki; “Askerler iki aydan beri yolda yaya yürüyor. İnce milli elbiseler içinde………… bölüklerde fazla elbise yok.” Sorarım Çanakkale’ye iki ayda yürüyerek gelen asker var mı? Deniz yoluyla Eceabat’a ya da trenle Uzunköprü’ye oradan da yaya en fazla 3-4 günlük mesafedir cephe. Bahsettiğiniz Sivas’tan Sarıkamış’a ya da Trabzon’dan Sarıkamış’a yürüyen erler için geçerlidir. Bunlar yaşanmıştır. Ama Çanakkale’de değil… Sarıkamış’ta.
Sayın Koç, özetlersem, -III. Kolordu kolordular içinde seferberliğini tamamlayan yegâne kolordudur.- Çanakkale’de menzil teşkilatı iyi kurulduğu için, bu menzil teşkilatının isteklerini karşılayacak kaynak olduğu için (Marmara Bölgesi), Çanakkale’de askerimiz diğer cephelerde olduğu gibi kıtlık ve yokluk çekmemiş ama geçici bir süre sıkıntı yaşamıştır. Ama bu geçici sıkıntıları genelleştirerek “Ne var ki cephede yaşanan sıkıntıları yokluktan yada aksaklıktan kaynaklanması neticeyi değiştirmez sebebi ne olursa olsun açlık açlıktır.” diyorsanız, size katılmasam da görüşleriniz saygı duymaktan başka elimden bir şey gelmez. Selamlar…

 
2803_Osman Koç 13-04-2013, 23:28:02
Sayın Bilgin,
Makaleyi yazmaktaki gayem zat-ı alinizi itham etmek değil, bilakis Çanakkale Savaşındaki varlık/yokluk mevzuuna değişik bir bakış açısı getirmektir. Zira, varlık/yokluk mevzuunun temel unsuru işgücüdür, üretimdir, paradır, ekonomidir.

Makalede maksadını aşan bir cümle var ise bunu şahsımın meramını kağıda dökmekteki kabiliyetsizliğine verin. Sizi üzmek ve sizi tekzip etmek gibi bir niyetimin olmadığını bilin ve lütfen özrümü kabul edin.

Ben, burada sizin gibi değerli bir kaleme “Tarih Biliminin Yöntemini” uzun uzadıya anlatmayı hürmetsizlik sayarım. Bunun içindir ki, meseleye derinlemesine girmeyecek, sadece tarih araştırmacılarının ve yazarlarının bu yönteme riayet etmeleri halinde ihtilafların çözüleceğini belirtmekle yetineceğim.

Makalede satır satır incelediğiniz ve kendinizce bir anlam yüklediğiniz cümlelerin izahına gelince:

1- Tarihi bir mevzuda araştırmacının kendi görüşü olamaz ve araştırmacı kendi görüşünü desteklemek için işine gelen belgeleri alıp, diğerlerini görmezden gelemez. Bir konuda birbiriyle uyuşmayan pek çek belge var ise bunları tasnif eder, tahlil eder ve bir tek sonuca ulaşır.

2- Belge ve yayınlar tarihin nüsvettesidir, ya da “hammaddesidir” Tarih kaynağını bunlardan alır, olaylar bunlarla aydınlatılır. Buradaki “nüsvette” tabiri “değersiz” anlamında değildir.

3- “Askerler iki aydan beri yolda yürüyor….” Cümlesi ile başlayan ifade bana değil “Çanakkale Savaşında görev yapmış Hüseyin Cemal adlı bir subayımıza aittir. Kaynağı makalede gösterilmiştir.

4- Yemek listesi örneğini vermenizi açıkçası anlayamadım. Zira makalede bu hususu kabul ettiğime dair bir belirtmede bulunmadım.

5- Sadece yazılı belgelere bakılarak 3. Kolordunun seferberliğini tamamladığına ve menzil teşkilatının iyi çalıştığına karar verilemez. Çünkü devlet “ben askerime yeterli gıdayı sağlayamadım, sağlık hizmeti veremedim…” şeklinde bir belge düzenlemez ve bu belgeyi arşivine koymaz. Medine, Irak ve Sarıkamış cephelerinde yokluk yaşandığını kabul eden şahsınızın bu cephelerdeki yokluğu o yıllarda düzenlenmiş resmi arşiv belgeleri ile ispat etmesi halinde ben sözümü geri alacak ve sizden binlerce kez özür dileyeceğim.

6- İddialı sözler etmiş olabilirim ama mesleğim itibarıyla böyle bir hakkımın olduğunu düşünüyorum. Çünkü arşiv nedir, belge nedir? Az çok bilen biriyim. Bu itibarla sözlerim iddiadan ibaret olsa bile (ki, öyle değil) yalanlanmak yerine saygı duyulmasını beklerim.

Netice olarak;
Maksadımız, sen-ben davası değil, seviyeli tartışmalarla gerçeklerin ortaya çıkarılmasına katkı sağlamaktır İsmail Bey. Arşivleri vagonlarla satılan, Çanakkale Savaşı’na ait bir kısım arşivleri de Almanya’ya götürülen ülkemizin bu tartışmalara ihtiyacı vardır. Burada saygı sınırları aşılmadıkça alınganlığa yer yoktur. Her türlü doğru bilgi başımızın tacıdır.

Saygılarımla…

Osman Koç/Araştırmacı
 
2837_yavuz2539 24-04-2013, 00:01:08
hocamın yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum erol mütercimlerin gelibolu 1915 kitabında cepeyi tambir cennet bhçesi gibi gösteriyor anlamakta güçlük çekiyoruz selamlar
 
4360_Adem Can 12-12-2013, 10:32:20
Sn.osman KOç Kardeşim yapmış olduğun çalışmalar gerçekten takdire değer niteliktedir,başarılar dilerim Tarihİ belgeler Adı üstünde belgere dayanırsa inandırıcılık kazandırır.
Burada Şehit Teğmenimiz İbrahim Naci'nin günlüğünde anlatıkları askerimizin durumu hakkında önemli ayrıntılar vermektedir.''Allaha Ismarladık'' adıyla okurumuzun hizmetine sunulmuş olan bu kitabı Hazırlayan yetkililere de sonsuz şükranlarımı sunarım
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

22/11/2017 - 03:49 Üç Mermi İle Bir Defter - Çanakkale’de Yedek Subay Bir Mühendisin Hikayesi (Mustafa Onur Yurdal)

07/11/2017 - 18:30 Pomakların Çanakkale Ağıdı - Pesna (Ömer Arslan)

30/10/2017 - 18:41 25 Nisan 1915, Arıburnu Anzak Çıkarmasında 57.Alay’ın Conkbayırı’na İntikali – Yeniden Değerlendirme ( M. Şahin Aldoğan )

17/10/2017 - 11:31 Prof. Dr. Christopher Bell'in yeni eseri Churchill and the Dardanelles üzerinden bir inceleme: Churchill Çanakkale Savaşlarının tek sorumlusu mudur?

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm - 2.Gazze Muharebesi (Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi