Senin Tarihin Sana, Benim Tarihim Bana mı? Muzaffer Albayrak)

Tarih: 09/05/2012   /   Toplam Yorum 8   / Yazar Adı:      /   Okunma 14965

Tarihi Yanlış Okumak Mehmed Niyazi’nin “Güzel Sembollerdi”Yazısı Üzerine (Tuncay Yılmazer)
Onlarca baskı yapan Çanakkale Mahşeri adlı romanını okumayanımız yoktur herhalde. Türk edebiyatında duygularımızı tetikleyen, anlattığı yerle, anlattığı olaylarla ilgili merak uyandıran çok az romandan birisidir Çanakkale Mahşeri. Romanın haklı ünü Mehmed Niyazi Hocamıza Çanakkale Savaşı konusunda da otorite olma payesi kazandırmıştır. Zaman Gazetesi’nde her pazartesi kaleme aldığı yazılarının bazılarını Çanakkale, Birinci Dünya Savaşı ve Enver Paşa’ya ayırır. Ancak geçen zaman bize Çanakkale Mahşeri'nin iyi bir roman, ama sadece iyi bir “roman” olduğunu gösterdi. Dolayısıyla Mehmed Niyazi'nin edebiyatçı kimliğinin tarihçi kimliğinden önce geldiğini göz ardı etmemek gerekli. Bazen yazıları ciddi hatalar içerebiliyor. 30 Nisan 2012 tarihli, Zaman Gazetesi’nde yayımlanan “Güzel Sembollerdi” başlıklı makalesindeki gibi…(T.Y)
Herkesin kendi anlayışına uygun şekillendirmeye çalıştığı tarihi olaylardan Çanakkale Muharebeleri de fazlasıyla nasibini almıştır.Türkiye’de bugün herkesin; muhafazakarların-liberallerin, dindarların-laiklerin, kendi Çanakkalesi vardır. Her biri kendi doğrusunu yüceltir, diğerlerini kaynaksız, mesnetsiz, uydurma görür. Bir kesim Çanakkale’yi tamamen ruhanî bir havaya büründürürken, bir diğeri maneviyattan, imandan, inançtan arındırılmış bir anlatım sunar. Böylece ortaya; “Senin tarihin sana, benim tarihim bana” diye ifade edilebilecek bir durum çıkar. Oysa objektif tarih asla bu değildir, bu olmamalıdır. (M.A.)

 

Çanakkale Savaşı ile yakından ilgilenmeye başlayanların belki de en çok etkilendikleri olaylardan biridir 57. Alay'dan Üsteğmen Mustafa Asım Bey ile İngiliz Yüzbaşı Woiters’in öyküsü... Deyim yerindeyse gırtlak gırtlağa dövüşmüşlerdir. Ateşkes sırasında birbirine girmiş cesetleri bulunur. Mustafa Asım Bey’in eli Woiters’in boynundaki haçı, Woiters ise Asım Bey’in boynundaki muskayı kavramış şekilde can vermişlerdir. Her ikisi de şimdiki 57 Alay şehitliğinin önüne defnedilirler. Birbirleriyle olan mücadeleleri hilal ile haçın, doğu ile batının mücadelesinin sembolüdür adeta. Yakın zamana kadar 57. Alay Şehitliği'nin önünde bu olayı anlatan bir kitabe de vardı.

Halbuki bir roman ya da film için geçerli olabilecek bu etkileyici sahne gerçekte hiç olmadı. Karaya çıkan bütün Anzak askerlerinin hangi eyaletten geldikleri, subaylarının tamamının, erlerinin neredeyse hepsinin künyeleri biliniyor. Yüzbaşı Woiters adında birisi yok. 57. Alay'da da Mustafa Asım diye birisi yok. Şükür ki bu olayı anlatan kitabe 57. Alay Şehitliği yeni düzenlenmesinde kaldırıldı. Mehmed Niyazi Hoca'nın 30 Nisan 2012 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki iddiasının aksine, laiklik endişeleriyle, ya da komutanlar belli olmasın diye değil; doğru olmadığı için…

Onlarca baskı yapan Çanakkale Mahşeri adlı romanını okumayanımız yoktur herhalde. Türk edebiyatında duygularımızı tetikleyen, anlattığı yerle, anlattığı olaylarla ilgili merak uyandıran çok az romandan birisidir Çanakkale Mahşeri. Romanın haklı ünü Mehmed Niyazi Hocamıza Çanakkale Savaşı konusunda da otorite olma payesi kazandırmıştır. Zaman Gazetesi’nde her pazartesi kaleme aldığı yazılarının bazılarını Çanakkale, Birinci Dünya Savaşı ve Enver Paşa’ya ayırır. Günlük bir gazetede tarih analizleri görmek, günümüzle bağlantılarını okumak son derece güzel. (Meselâ bu haftaki yazısında Kutü'l-Amare'yi gündeme taşıması çok önemliydi.) Her pazartesi Mehmed Niyazi’nin yazısına mutlaka bakarım. Ancak bu, üstadın bütün görüşlerine katıldığım anlamına gelmiyor tabi ki.

Geçen zaman bize Çanakkale Mahşeri'nin iyi bir roman, ama sadece iyi bir “roman” olduğunu gösterdi. Dolayısıyla Mehmed Niyazi'nin edebiyatçı kimliğinin tarihçi kimliğinden önce geldiğini göz ardı etmemek gerekli. Bazen yazıları ciddi hatalar içerebiliyor. 30 Nisan 2012 tarihli, Zaman Gazetesi’nde yayımlanan “Güzel Sembollerdi” başlıklı makalesindeki gibi…

“Kanaatimizce Mustafa Kemal'in Çanakkale'de yâd edilmesi için 57. Alay'la ilişkilendirilmesine ihtiyacı yok” diyebilen Mehmed Niyazi Hoca'nın Çanakkale Savaşı'nın en önemli komutanlarından biri olan Mustafa Kemal'in 17 Nisan'da Çamburnu'na geldiğini iddia etmesi vahim bir hata. Keza sadece 77. ve 72. Alayın komutanlıklarını yaptığını yazması da. (57. Alay’ın sağlık sorunundan dolayı Mustafa Kemal Bey’in ayrılmasından 3 gün sonra savaşa girdiği meselesi ise vahim ötesi!) Yarbay Hüseyin Avni Bey şehit olunca yerine Binbaşı Murat Bey’in geçtiği Lodumlu arşivi kayıtlarında olduğu biliniyor. Hâl böyleyken doğru olmayan bu bilgileri de adı sanı duyulmamış bir kaynağa dayandırmak hatayı daha da katmerleştiriyor.

Çanakkale Savaşı konusunda eskisi gibi değiliz artık. Resmi tarihler yanında çok sayıda alayın cerideleri, yine çok sayıda ATESE belgesi yayınlandı. Her yıl birbiri ardına muharebelerde görev almış erinden subayına çok sayıda hatırat yayınlanıyor. Konuyla üstünkörü ilgilenen biri bile çok rahatlıkla temel bilgilere ulaşabilir.

Türkiye'nin en büyük gazetelerinden birinde yazmak binlerce okuyucuya karşı sorumluluk gerektiriyor.

Yorumlara saygı duymak önemli ancak verilen bilgilerin doğru olması kaydıyla.

Tuncay Yılmazer

 

 

........

 

 

“Senin Tarihin Sana, Benim Tarihim Bana mı?” ( Muzaffer Albayrak)

Biz millet olarak tarihe meraklıyız. Hangi işi yaparsak yapalım, uzmanlık alanımız ne olursa olsun, herkes tarih konusu açıldı mı iki kelam etmek ister. Şahısların tarihi öğrenme yolu, tarihe bakış tarzı, değerlendirmeleri ise sahip olduğu dünya görüşü, ideolojisi, önyargıları ile biçimlenir. Ülkemizde genel anlamda tarih metodolojisi yoktur varsa da epeyce malûldür.

Tarihimize bilhassa yakın tarihimize dair toplumda oluşan kanaatlere, kabullere baktığımızda bu durum kendini fazlasıyla ortaya koyar. Osmanlının son yüzyılı, Cumhuriyet’in ilk çeyreği söz konusu olduğunda, birbirine neredeyse taban tabana zıt değerlendirmeler, anlatımlar çıkar karşımıza. Örnek mi: II. Abdülhamid; Kızıl Sultan mı, Ulu Hakan mı? Enver Paşa; Hürriyet kahramanı mı, Osmanlıyı batıran hayalperest maceracı mı? Vahdeddin; Vatan haini mi, mazlum padişah mı? Lozan; zafer mi, hezimet mi? Daha niceleri…

Herkesin kendi anlayışına uygun şekillendirmeye çalıştığı tarihi olaylardan Çanakkale Muharebeleri de fazlasıyla nasibini almıştır.

Türkiye’de bugün herkesin; muhafazakarların-liberallerin, dindarların-laiklerin, cemaatlerin-kulüplerin kendi Çanakkalesi vardır. Her biri kendi doğrusunu yüceltir, diğerlerini kaynaksız, mesnetsiz, uydurma görür.

Bir kesim Çanakkale’yi tamamen ruhanî bir havaya büründürürken, bir diğeri maneviyattan, imandan, inançtan arındırılmış bir anlatım sunar.

Bir kesim Çanakkale’de Mustafa Kemal’i tek komutan gibi gösterip Conkbayırı ve Anafartalardan ibaret sayarken, karşıt kesim Çanakkale’de Mustafa Kemal’in adını bile anmak istemez.

Her iki taraf işine gelen belgeyi kabul eder, işine gelmeyen kaynağı görmezden gelir. Böylece ortaya; “Senin tarihin sana, benim tarihim bana” diye ifade edilebilecek bir durum çıkar.

Oysa objektif tarih asla bu değildir, bu olmamalıdır.

Tarih sosyal bir bilim dalı olarak yaşanmış bir olguyu bildiren kaynağı, belli bir metodoloji çerçevesinde yorumlayarak, gerçeğe olabildiğince yakın olarak tespit amacını güder.

Tarihçi objektif olmalı mıdır? Bu mümkün müdür?

Objektiflik, tarihi olguların tespit edilmiş halidir. Subjektiflik olguların değerlendirilmesinde yapılan yorumlarda ortaya çıkar. Dolayısıyla tarih anlatımında öncelikle aranması gereken, tarihi olguların objektif, yani tespit edilmiş aslına uygun şekilde sunulup sunulmadığıdır. Bunun üzerinde yapılacak yorumların subjektifliği zaten peşinen kabul edilir. Subjektifliği ortadan kaldırmanın veya en aza indirmenin yolu vardır. Bu yol, olaylara geniş bir perspektiften bakarak, eleştirel ve mukayeseli kaynak tahlilinden geçer.

Tarih yazımında subjektiflik, önyargı ile ortaya çıkar. Sahip olunan dünya görüşü, inançlar, duygu ve hislerin tezahürü olan ön yargının tarihi olaylara bakışı, düşünceyi etkilemesiyle nesnellik kaybolur. İnsanı duygu ve hislerinden arındırmak söz konusu olmadığına göre düşünce ve yargılarında objektif olmasını beklemek mümkün değildir. Meşhur Fransız tarihçi Fernand Braudel ''Tarih yazarken benim Fransız olduğum unutulmamalıdır'' derken her halde bu gerçeği hatırlatıyor.

Tarihte objektif ve subjektif unsurlar bir arada olabilir. Bu normaldir. Burada önemli olan subjektif unsurların, objektif tarihi olguları geçersiz hale getirecek derecede baskın olup olmamasıdır.

Bu kadar lafı etmemin sebebi yukarıda bahsi geçen yazıyı analiz ederken hangi gözle bakmaya çalıştığımı izah içindir.

Mehmed Niyazi Hocamızın kaleme aldığı bu yazıyı ben de okumuştum ve hayretler içinde kalmıştım. Yukarıda söylediğim gibi tarihi olayın yorumunda subjektiflik beklenen bir durumdur. Ancak tespit edilmiş, kabul görmüş tarihi bir olgunun, yazıda ismi verilen bir tek kitaba –maalesef bu kitabı ben görmedim, bulup bakmak istiyorum- istinaden yok sayılması (Mustafa Kemal’in 57. Alay’la ilişkilendirilemeyeceği iddiası) subjektifliği aşarak tarihi olguyu reddetmeye varıyor. Mehmed Niyazi’nin delil gösterdiği bir tek kitaba karşılık yüzlerce Osmanlı Arşivi, ATASE belgesi, bir o kadar yazılmış kaynak değeri taşıyan kitap delil olarak gösterilir.

Burada asıl mesele olayı ispat edecek belge ve kaynak yarıştırması değildir zaten. Eğer işinize gelmiyorsa yüzlerce belge ve kaynak eseri de reddedebilirsiniz. Rahatlıkla “senin tarihin sana, benim tarihim bana” denilebilir.

Tuncay Bey’in yukarıdaki yazısında bahsettiği; Mustafa Asım-Woiters hikayesi, 57. Alay’la M. Kemal’in ilişkilendirilmemesi iddiasından başka, yazıda hatalı gördüğüm iki hususu da ben ilave edeyim.

Bunlardan biri 57. Alay ve Kumandanı Hüseyin Avni Bey ile ilgili: 57. Alay ve şehit kumandanı Hüseyin Avni Bey Çanakkale savaşlarında üzerinde en çok spekülasyon yapılan unsurlardır. Kimisi 57. Alayı bir hücumda toptan şehit eder, o derece ki alaydan bir fert bile kalmaz ve alay sancağı bir çalıya takılı kalır. Anzaklar bu sancağı alıp Avustralya’ya götürür.

Burada da benzer bir durum var. Yine 57. Alay bir muharebeye girmiştir, alay kumandanı Hüseyin Avni Bey Şehit olur, yerine Binbaşı Yusuf Ziya Bey geçer o da şehit olunca kumandayı -herhalde başka subay kalmadığından- alay müftüsü Hasan Fehmi Bey alır, o da şehit düşer.

Doğru olan bir tek şey var o da; 57. Alay Kumandanı Hüseyin Avni Bey’in şehit olduğu. Ne var ki şehadeti yukarıda anlatılan hikâyede olduğu gibi değildi. Hüseyin Avni Bey 13 Ağustos 1915’te Ramazan Bayramı’nın ikinci günü saat 14.30’da, cephe gerisindeki karargahına düşen bir obüs mermisi ile şehit düştü.

Onun yerine vekaleten 2. Tabur kumandanı Binbaşı Murat alay komutanı oldu. Murat Bey 24 Ağustos’ta 11. Tümen’e tayin olunca alay kumandanlığına Binbaşı Ali Haydar Bey tayin oldu.

Yazıda bir de şehit olan “Alay Müftüsü Hasan Fehmi Bey”den bahsediliyor. Gerçekten de 57. Alay’da bir Hasan Fehmi vardı, ancak bu alay müftüsü değildi. 57. Alay 3. Tabur İmamının ismi Hasan Fehmi Efendi idi. Sermet Atacanlı’nın “Atatürk ve Çanakkale Komutanları” isimli kitabındaki 57. Alay harp ceridesini anlatan 25-26 Nisan günlerinde bu imam efendiden iki yerde bahsedilir.

Bunlardan ilkinde; “Esir alınan Anzak askerlerinin sorgulamaları yapıldıktan sonra, elinde tüfekle avcılar arasında düşmana hücum eden 3. Tabur İmamı Hasan Fehmi Efendi’ye teslim edilerek tümen kumandanlığına gönderildi” denilmektedir.(s. 409)

İkincisi ise; “26/27 Nisan gecesi muhtelif taburlardan toplanan efraddan üç bölük tertip edilmiş bir bölüğe verilecek subay bulunmadığından 3. Tabur İmamı Hasan Fehmi Efendi bölük komutanı tayin edilmişti” denilmektedir.(s. 413)

Bu bilgilerden yola çıkarak Hasan Fehmi Efendi’nin alelade bir tabur imamı olmadığını söylemek mümkündür. Ölümü hiçe sayarak askerlerle beraber en ön safta harp etmiştir. İmamlığı yanında bu cesur muharip yanı da öne çıktığından mecbur kalınınca bölük komutanı bile yapılmıştır.

Mehmed Niyazi Hocamızın Çanakkale’de şehit olduğunu söylediği Hasan Fehmi Efendi hakikaten de bir muharebede şehit oldu. Ama bir sene sonra Galiçya’da.

Hasan Fehmi Efendi 57. Alay’la Galiçya’ya da gitmişti. Bu sefer alay müftüsü olarak.

30 Eylül 1916’da Rusların çok şiddetli bir hücumu neticesinde, Ruslar 57. Alay’ın birinci hat siperlerine girmişler. Hasan Fehmi Efendi yerinde duramamış karşı taarruza hazırlanan 57. Alay erlerinin önüne geçerek tekbir ve tehlillerle düşmana saldırmış. Ruslar siperden atıldığı gibi önlerindeki bir tepe de zaptedilmiş. Bu sırada hemen yakınında patlayan obüs Hasan Fehmi Efendi’nin şehadetine sebep olmuş. Askerleri şehid müftülerini o tepede defnetmişler. (Harp Mecmuası, sayı: 16, sf: 251)

İkinci husus Çanakkale’nin son şehidi meselesi. Mehmed Niyazi Hoca “Çanakkale’de son şehidimiz Siirtli Mülazım Zahid Efendi’dir” diyor.

Evet Çanakkale’de 8/9 Ocak günü şehid olmuş Zahid Efendi vardır. Ama bu Hoca’nın yazdığı gibi Mülazım yani teğmen değil, Üsteğmendir. Siirtli değil Gümüşhane’nin Şiran ilçesindendir. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler, bu sitede yayınlanmış Hafize Kasar’ın Şehid Üsteğmen Zahid Efendi isimli yazısına bakabilir.

Ancak Zahid Efendi’nin Çanakkale’nin son şehidi olduğunu iddia etmek doğru mudur? Zira Seddülbahir’in tahliye edildiği 9 Ocak 1916 günü, sabahı düşmanı kaçırmamak için sahile koşan çok sayıda askerimiz, düşmanın siper güzergahlarına yerleştirdikleri bubi tuzaklı mayınlar yüzünden şehid olmuştu.

Belki Çanakkale’de “ismen tespit edilebilmiş” son şehit, Üsteğmen Zahid Efendi’dir denilebilir.

 Muzaffer Albayrak

 

 


  14965 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

1891_TRAKYA FATİHİ 09-05-2012, 21:56:20
Tarih yazmak yapmak kadar mühimdir.Yazanlar yapanlara sadık kalmadığında değişmeyen hakikat anlaşılmaz bir hal alır.Mustafa Kemal Atatürk'e ait olan bu sözler hayatımda en çok değer verdiğim ve içeriğine saygı duyduğum söylemlerdendir.Evet tarih yazmak yapmak kadar mühimdir.Meydana gelen bir hadiseyi o topluma olduğu şekliyle abartmadan,elde ettiğimiz verilerin gerçekliğini çok iyi tahlil ederek tüm gerçekliğiyle anlatmak en önemli ilkemiz olmalıdır.Yoksa gerekli itina ve hassasiyet gösterilmeksizin kaleme alınan eser ya da yazılar o tarihi hakikatin idrak edilmesini imkansız hale getirir ve aslından çok farklı bir şekilde algılanmasına sebep olur.İşin içine hayali kahramanlar,olmayan olağanüstülükler,hurafeler katılır da katılır.İnsanlar öyle bir zaman gelir ki artık gerçeklere değil o gerçekler yerine icat edilen kurgulara itibar etmeye başlar.İşte bu tehlikeli bir durumdur.Bunun önüne geçmek için çok dikkatli ve hassas olmak,bir şeyi yazarken alt yapısını düzgün oluşturmak gerekir.Bu bir sorumluluk duygusudur.Çanakkale Savaşları ile ilgili yayınlarda bu eksikliği maalesef görmekteyiz ve bunların sebep olduğu acı neticeleride.Sevindirici olan şey artık halkımızın bu konuda her duyduğunu ve okuduğunu kayıtsız şartsız doğru olarak kabul etmemesi,kamuoyunda bir Çanakkale fikriyatının ve bilincinin az veya çok oluşmuş olmasıdır.Çanakkale Savaşları ile ilgili söz söyleyen ve neşriyatta bulunanlar artık daha dikkatli olmaya ve araştırma eserleri vermeye,eski hatalara düşmemeye büyük itina göstermelidir.Halkımızın artık Çanakkale'yi günden güne daha fazla dikkatle takip ettiğini unutmamalıdırlar.Bu duygu ve düşüncelerle ecdat mirası Çanakkale davasına gönül verenleri saygıyla selamlıyor,nice güzel eserlerin bu tarih kütüphanesine kavuşturulmasını temenni ediyorum

Saygılarımla
İslam ÖZDEMİR
Çanakkale Savaşları Araştırmacısı/Yazar
 
1892_Emre Corak 10-05-2012, 06:37:38
Sayın Tuncay Yılmazer
Uzun süredir sitenizi takip ediyorum. Duyarlı, özenli ve dikkatli çalışmalarınızdan dolayı teşekkürler...
Çanakkale Savaşları tarihimizin çok önemli bir dönemini oluşturmaktadır. Bu dönemi öğrenmek, özümsemek ve hayali kurgulardan arındırmak bir vatandaşlık görevidir. Pek tabi Çanakkale 1915 üzerine edebi Romanlar yazılacaktır. Ancak yaratılan kurguların gerçeklerin yerine geçmesini önlemek adına sizin gibi değerli Akademisyenlere büyük görevler düşmektedir. Halkımızın gerçekleri öğrenmesine ve anlamasına katkılarınız çok değerlidir. Meydanı "Zaman'nın" kurgucularına bırakmamakta toplum adına büyük fayda görüyorum. Sn. İslam Özdemir'in yazdığı vurgulara ve temennilere de katılarak, tüm tarih dostlarına sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Emre Corak
Finans Uzmanı
 
1895_Mustafa Onur Yurdal 11-05-2012, 07:46:22
Mehmed Niyazi hoca ilk baskısı 1998 yılında olan Çanakkale Mahşeri ile aslında o dönemde daha bakir, araştırılmaya yeni yeni başlanmış çok mühim bir tarihi meselede insanların zihninde bir Çanakkale yaratmıştıtır.

Bence mesele şudur ki, Çanakkale Mahşeri edebi bir eserdir. Ben tarihi bir eser diye görmüyorum.Zaten bunu yazarın kendisi de söylüyor.
Meseleyi Çanakkale Mahşerine getirmeyeceğim, eserin edebi açıdan önemi ve hocanın büyüklüğünü tartışmaya benim gücüm yetmez, bence haddim de değil.

İlginç olan Mehmed Niyazi hocanın bu eserle ilgili şu söyledikleridir.

"Tarihi roman gerçeğe sadık kalmalıdır; ancak o atmosferi okuyucuya teneffüs ettirmek için malzeme kabilinden tarihe mal olmayacak kahramanlar kullanılabilir; ama Çanakkale' de o kadar çok kahraman var ki, buna da gerek duyulmamıştır."

Ben bunu yarıda keserek dikkati şuraya çekeceğim. Muhteşem Yüzyıl adlı dizi yayınlandığından beri birçok programda, yazıda tartışııldı. Ama tarihi ya da bir dönemi yansıtan eserler -ki bunlar edebi de olabilir, film de olabilir dizi de olabilir- kurguya ne kadar dayalı olmalı, gerçeği ne kadar yansıtmalı, gerçeğe ne kadar bağlı kalınmalı, hiç konuşulmadı.

Benim buna göre düşüncem şudur ki, tarihini okumaktan, ecdadını tanımaktan çok geri kalan bir milletin önce objektif ve gerçeği yansıtan eserlerle zihnini doldurmalıyız. Yoksa aksi taktirde suni bir tarih içeren edebi eserler ve tv film ve dizilerinin içerdiği suni tarih yarın gelir bizim gerçek tarihimizin yerini alır. Bu da çok büyük bir tehlike.

Tabi burada Mehmed Niyazi'nin Çanakkale Mahşerini niye yazdığını sorgulamak yanlış olur.
Kusur okumadan hazır almak isteyenlerindir.. Okumadan, hazır olarak Kanuniyi öğrenmek isteyen de çokmuş bizlerde. Okumaktan aciziz. İsteyen herkes bu şekilde kalıplarını ve sınırlarını belirleyerek içeriğinde sizin gerçek sandığınız bilgilerle beyninizi doldurur, siz de gerçek tarih diye gevelenip durursunuz.

Bana göre tartışma biraz bu eksene kaymalı. Kurgudan ne kadar faydalanılmalı bizim ülkemizde?

1- Eğer tarihi veya bir dönemi yansıtan romanlar, Mehmed Niyazi hocanın söylediği gibi gerçeğe bağlı kalınarak yazılmalı ve yeri geldiğinde malzeme olacak tarihi olmayan kişiler üretilebiliyorsa bunu zaten bu eserde görüyoruz. Ki Mehmed Niyazi hoca kullanılmadığını söylemiştir. Evet kullanılmamıştır ama tarihi olayların yeri ve olayın başından geçtiği kişiler yanlıştır. Ve olmamış olaylar da mevcuttur.

2- Mehmed Niyazi hocanın yukarıdaki yazısına gelince, dikkat çekici olan "Güzel Sembollerdi" demiş olmasıdır. Anlaşılan o ki aslında o da bunların sembol olduğunu düşünüyor. Ve insanların bundan ilham almasını bekliyor. Ama bu bana tarihi gerçeklikle bağdaşmıyor.Objektiflikle de....


Bir gün gelip Çanakkale gerçeklere dayalı belgelerle birçok boyutu tamamıyla ortaya çıktığında Çanakkale'nin abartıya ihtiyaç duymadığını herkes çıplaklıkla görecek. Çanakkale'yi bu siteden takip edenler ve Çanakkaleye başka açılardan bakmayı bilenler, belgelere dayanarak araştırma yapanlar ve en önemlisi tarihi gerçeklere sadık kalarak okumayı yazmayı bilenler eminim ki bunu zaten şimdiden biliyor. Ve böyle olması için de çabalıyor.
 
1896_ahmet 11-05-2012, 08:08:43
Aslında böyle tartışabilmek de güzel,

Eskiden birisi bir bilgi atardı ortaya hepimiz sahiplenip onaylardık,
Çok az bilen kişi vardı

Artık devir değişti M. Niyazi hocam, artık Çanakkale bir derya bu deryada yüzen birçok insan var,
artık söylenen sözlere, edilen laflara, ve yazılanlara dikkat edilmeli,
şimdi yapılan yanlışlar çok sırıtıyor, çok belli oluyor.

tarihi iyi okuyup iyi değerlendirmek, bilimsel açıdan iyi süzmek gerekir,
Sayın M. Niyazi hocamdan açıklama bekliyoruz.
teşekkürler
 
1952_BURHAN SAYILIR 01-06-2012, 09:34:02
Öncelikle, Mehmet Niyazi Bey'e hem Tuncay Bey'in hem de Muzaffer Bey'in verdiği cevabı anlamlı ve yerinde buluyorum. Artık Çanakkale Savaşı birilerinin istediği gibi değil Çanakkale Savaşı Tarihi'nin istediği gibi yazılmaya başlandı. Hem basılı malzemelerde hem de internette tonlarca yalan ve yanlış bilgiler içinden çok sık olmasada arada bir doğru bilgiler kendilerine yer bulabiliyor, ilgililerde bu bilgilere ulaşabiliyorlar. Bu konudan muzdarip bir tarihçi olarak çok şeyler yazmak istesem de şimdilik yutkunmakla yetiniyorum.
57. Piyade Alayı Şehitliği'nin yenilenmesi sırasında yaptığım arşiv çalışmalarında 57. Alay'a mensup şehit askerlerden 1817 şehidin adını ilk kez şehitliğe yazdık. Bu çalışma sırasında şehitlik içinde Erzincanlı Üsteğmen Mustafa Efendi isimli bir subaya ait olduğu iddia edilen bir hikaye ile ilgili arşivlerde yoğun bir araştırma da yaptım. Ancak bu araştırma sonucunda böyle bir subayın olmadığını gördüm. Üstelik bahse konu edilen İngiliz subaya da ingiliz kayıtlarında rastlamak da mümkün olmadı. Dolayısıyla tarihi gerçeklik ve gerçek şehitlerimize hürmetten dolayı bu tabela kaldırıldı. Bunun altında Tuncay Bey'in dediği gibi herhangi birşey aramak doğru değildir. Buna benzer yanlışlıklar, Yarbay Hasan gibi, yarımadadının değişik yerlerinde de mevcuttur. İnşallah bu yanlışlıklarla zamanla düzelecek ve Çanakkale Savaşı'nın gerçek kahramanları saygı ve şükranla anılacaktır.
İkinci konu ise 57. Alay'ın tüm subaylarının şehit olduğu ve alay imamının alaya komuta ettiği ile ilgilidir. Malesef bu hikaye Anadolu'dan hayattları boyunca bir kez yarımadaya gelen insanlara dramatize şekilde bazı kişiler tarafından anlatılıyor. 57. Piyade Alayı'nın 26 subayı Çanakkale Savaşı sırasında şehit olmuştur. Bu subayların içinde alay komutanı Hüseyin Avni Bey de vardır. Hüseyin Avni Bey'in şehadetini birliklere bildiren kişi ise Binbaşı Murat Bey'dir. Binbaşı Murat bey 2. Tabur komutanı değil, alayın karargah subaylarından ve komutan muavini durumundadır. Bu sırada 2. Tabur Komutanı savaşın başında yüzbaşı rütbesinde olan Ata Bey'dir. Binbaşı Murat 24 Ağustos'ta 11. Tümen emrine verildiği için Alay Komutanlığı'na 3. Tabur Komutanı Ali Hayri Bey atanmıştır.
Yarbay Mustafa Kemal ile ilgili bilgi ve iddiaya cevap bile verilemez.
Çanakkale kahramanlarını saygıyla, şehitlerini şükranla anarım.
Saygılarımla...
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm - 2.Gazze Muharebesi (Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)