Birinci Dünya Harbinde Rumeli Gönüllüleri ( Muzaffer Albayrak)

Tarih: 11/07/2009   /   Toplam Yorum 4   / Yazar Adı:      /   Okunma 17977

Birinci Dünya Harbi öncesinde Osmanlı Devleti, 93 Harbi ve Balkan Harbi neticesinde Rumeli’deki topraklarının tamamını kaybederek Meriç nehri doğusuna itilmişti. Rumeli’de Osmanlı’nın terk ettiği topraklar üzerinde yeni devletler kurulmuş, bu topraklarda yaşayan Türk, Boşnak, Arnavut, Pomaklardan oluşan Müslüman ahalinin bir kısmı katliama uğramış, bir kısmı hayatta kalmak için yurtlarını terk edip göç etmişlerdi. Geride kalanlar için ise baskı, zulüm, acılarla dolu meşakkatli bir hayat başlamıştı.
Rumeli Müslüman ahalisi zorla koparıldıkları Osmanlı Devleti’ne olan bağlılıklarını sürdürmüşler Birinci Dünya Harbi başlayıp da Cihad-ı Ekber ilan edilince halife padişahın çağrısına tâbi olarak Osmanlı ordusunda bir nefer olmaya gönüllü olmuşlardı. Muzaffer Albayrak öncelikle Osmanlı Arşivi belgelerine dayanarak hazırladığı bu çalışmasında Rumeli’deki Müslümanların cihad çağrısından nasıl haberdar olduklarını, gönüllü olarak hangi şartlarda ve hangi yollarla Osmanlı ordusuna katıldıklarını, akıbetlerinin ne olduğunu inceliyor. Bu makale Kültür Dergisi Mart 2009 Rumeli Özel Sayısı’nda yayınlanmıştı.
Resim altı yazısı: Makedonya cephesinde Pirlepe Müslüman ahalisi harp bayrağı altında gönüllü kaydolunurken...

 

Rumeli, beş asır boyunca Osmanlı Devleti’nin mümtaz bir eyaleti olarak Türk ve Müslüman kimliğiyle, Anadolu ile birlikte devletin omurgasını oluşturan toprakları ihtiva etmekteydi. Birinci Dünya Harbi öncesinde Osmanlı Devleti, 93 Harbi ve Balkan Harbi neticesinde Rumeli’deki topraklarının tamamını kaybederek Meriç nehri doğusuna itilmişti. Rumeli’de Osmanlı’nın terk ettiği topraklar üzerinde yeni devletler kurulmuş, bu topraklarda yaşayan Türk, Boşnak, Arnavut, Pomaklardan oluşan Müslüman ahalinin bir kısmı katliama uğramış, bir kısmı hayatta kalmak için yurtlarını terk edip göç etmişlerdi. Geride kalanlar için ise baskı, zulüm, acılarla dolu meşakkatli bir hayat başlamıştı.

Rumeli Müslüman ahalisi zorla koparıldıkları Osmanlı Devleti’ne olan bağlılıklarını sürdürmüşler Birinci Dünya Harbi başlayıp da Cihad-ı Ekber ilan edilince halife padişahın çağrısına tâbi olarak Osmanlı ordusunda bir nefer olmaya gönüllü olmuşlardı. Temel olarak Osmanlı Arşivi belgelerine dayanarak hazırlanan bu çalışmamızda Rumeli’deki Müslümanların cihad çağrısından nasıl haberdar oldukları, gönüllü olarak hangi şartlarda ve hangi yollarla Osmanlı ordusuna katıldıkları, akıbetin ne olduğu incelenmiştir.

 

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Harbi’ne Girişi

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Harbi’ne 2 Ağustos 1914’te Almanya ile yaptığı gizli antlaşma ile dahil olmuş ancak bu antlaşma gizli tutularak başlangıçta harbe fiilen katılmayıp tarafsız kalınmıştı. Nihayet Almanların dayanılmaz baskısı hükümet üzerinde etkili olmuş ve 28-29 Ekim 1914’teki Karadeniz hadisesi üzerine evvela Rusya, ardından İngiltere ve Fransa ile karşılıklı savaş ilan edilmişti.

 

İtilaf Devletleri’ne savaş ilanı 11 Kasım’da padişahın iradesiyle resmiyet kazanmıştı. 14 Kasım ise “Cihad-ı Ekber” ilan edilerek bütün Müslümanlar cihada davet olunmuştu. Müslümanların cihada katılmasının dini gerekçelerini içeren ve Şeyhülislâm Hayri Efendi başkanlığındaki din alimlerince hazırlanan Cihad Fetvası, 24 Kasım günü Fatih Camii’nde Fetva Emini Ali Haydar Efendi tarafından halka okunmuştu. Cihad-ı Ekber çağrısı bütün Müslümanlara yapıldığından hazırlanan fetva, bir metin haline getirilerek çeşitli dillerine çevrilmiş, Müslümanların yaşadığı memleketlere gönderilmişti.

 

Beş ayrı hükümden oluşan Cihad fetvasında; Müslümanların mal ve canlarıyla cihada iştirak etmelerinin farz olduğu, İslam halifeliğine savaş açan devletlere karşı onların idaresi altında bulunan Müslümanların cihada katılmaları gerektiği, Osmanlı Devleti’nin yanında bulunan devletlere karşı savaşılmasının ise İslâm halifesi adına zarar doğuracağından büyük günah olduğu bildirilmekteydi.

 

Rumeli Gönüllülerinin Osmanlı Ordusuna Katılışı

 

Rumeli’de bulunan Müslümanları cihaddan haberdar etmek için beş yüzer nüshalık paketler halinde hazırlanan cihat fetvası ve beyannameler 15 Aralık 1914’ten itibaren; Bulgaristan ve Romanya’daki Müslümanlara tebliğ için bu ülkelerdeki Osmanlı sefaret ve konsolosluklarına, Arnavutluk’taki Müslümanlara tebliğ için İtalya’daki konsolosluklara, Sırbistan’daki Müslümanlar için Viyana ve Sofya sefaretlerine, Makedonya’daki Müslümanlar için de yine Sofya sefaretine gönderilmişti.[i]

 

 

 

 

Rumeli’de yaşayan Türk, Boşnak, Arnavut, Pomak, Goralı Müslümanlar cihad ilanından haberdar olur olmaz cihada katılmak üzere gönüllü olarak İstanbul’a gitmenin yollarını aramaya başladılar. Savaş başladığında Sırbistan ve Karadağ İtilaf Devletleri safında olduklarından düşman ülke idiler. Tarafsız konumdaki Balkan devletlerinden Bulgaristan Ekim 1915’te Osmanlı Devleti ile müttefik olarak; Romanya Ağustos 1916’da, Yunanistan Haziran 1917’de Osmanlı Devleti’ne düşman olarak savaşa girmişti. 1914 sonu ve 1915 yılı içinde Rumeli’den gelecek gönüllüler için Türkiye’ye ulaşma yolu Bulgaristan üzerinden geçiyordu. Müslüman gönüllüler kendilerine en yakın Osmanlı konsolosluklarına müracaat ederek yolculuk için pasaport tedarik etmeye çalıştıkları gibi ferdi olarak ve kendi imkanlarıyla çoğunlukla yaya olarak cihada koşanlar da vardı.

 

Romanya Müslümanlarından binlerce kişi 1914 yılının Aralık ayı sonundan itibaren Bulgaristan’ın Romanya sınırındaki Rusçuk ve Varna’daki Osmanlı konsolosluklarına müracaat etmişti. Bu gönüllüler konsolosluklar vasıtasıyla, aldıkları pasaportlarla Bulgaristan üzerinden İstanbul’a sevkedilmekteydi.[ii]

 

Ancak Romanya’dan yoğun olarak gelen bu gönüllüler için bazı mahzurlar da zaman içinde ortaya çıkmaya başlamıştı. Rusçuk ve Varna konsolosluklarına gelen çok sayıdaki gönüllünün sevk masrafı mühim bir yekûn tutmaya başlayınca Harbiye Nezareti, Rusçuk ve diğer konsolosluklara gönderdiği yazıda; ordu mevcudunun tam olduğu ve askere ihtiyaç olmadığı gerekçesi ile artık gönüllülerin sevk edilmemesini, gönüllü olarak katılmak isteyenlere teşekkürde bulunularak sevk edilemeyeceklerinin uygun bir dille anlatılmasını, lüzum görüldüğünde hizmetlerinden istifade edileceğinin tebliğini istemişti.[iii] Ancak Cihad-ı Ekber çağrısına uyarak Osmanlı ordusunda gönüllü olarak hizmet etmek üzere gelmek isteyen mücahitlere bunu anlatmanın zor ve mahzurlu olduğu, bunların kabul edilmemesinin Rumeli’deki Müslüman ahali arasında kötü bir etki yaratmasının muhtemel göründüğü, bundan dolayı gönüllülerin kabul edilmesi gerektiği ve sevkleri için Rusçuk konsolosluğuna yeterli miktarda para gönderilmesine dair Osmanlı Sofya Sefareti tarafından ikazda bulunulmuştu.[iv]

 

 

 

 

Bu ikaz üzerine Harbiye Nezareti aldığı yeni bir kararla, müracaat eden gönüllülerin kabul edilerek sevk edilmesini bazı şartlarla kabul etmişti. Bu şartlara göre; gelen gönüllüler önce depo alaylarında askeri talim ve terbiye gördükten sonra ordu tarafından görülen lüzuma göre birliklere dağıtılacak, gönüllüler görev yeri konusunda talep ve tercihte bulunamayacaklardı. Konsolosluklar da bu şartları gönüllülere tebliğ edip bu konuda bilgilendirmekten sorumlu tutulmuştu.[v]

 

Gönüllü mücahitleri bekleyen diğer bir mahzur da Bulgar hükümetinden kaynaklanmıştı. Bulgar memurlar bu gönüllülere zorluk çıkarmış hatta bir kısmını geri dönmeye mecbur etmişti. Cihad-ı Ekber’in ilanıyla gönüllü olarak Osmanlı memleketine gelmek üzere Romanya’dan Varna’ya gelip buradaki şehbenderlikten aldıkları pasaportla Eski Mustafa Paşa’ya gelen gönüllülerin Osmanlı hududuna gitmelerine Bulgarların mani olduğu öğrenilince, bu gönüllülerin serbestçe geçmelerinin sağlanması için Bulgar memurları nezdinde Sofya Sefaretince gerekli müdahale yapılarak mesele halledilmişti.[vi]

 

 

 

 

 

1915 yılı Nisan ayına gelindiğinde Harbiye Nezareti gönüllü kayıtlarında uyulacak kuralları içeren bir düzenlemeye gitmişti. Zira gelen gönüllüler içinde yaşı küçük olanlarla, vücutça askerliğe elverişli olmayanlar orduya dâhil edilememiş, bunların memleketlerine gönderilmeleri mahzurlu olduğu gibi iskânları da ayrı bir mesele olmuştu. Bundan dolayı Harbiye Nezareti, Rumeli’deki Bükreş, Sofya ve Atina Sefaretlerine tebligatta bulunarak; gönüllü kaydolunacakların, 18 yaşından büyük, askerlik vazifesini ve yükünü taşıyabilecek derecede vücutça gelişmiş olmaları gerektiği, hatta gönüllülerin vücutça askerliğe elverişli olduklarına dair bir rapor ibraz etmeleri, askerlik yapmaya engel hali olanların kabul edilmemeleri bildirildi. Ayrıca Rumeli’den İstanbul’a olan sevk masraflarının karşılanması hususunda da gönüllü olanlardan mali durumu yol masrafını karşılamaya müsait olanların gönderilmesi, olmayanların gönderilmemesi kararı alındığı da sefaretlere bildirilmişti.[vii]

 

 

 

 

 

Çanakkale Muharebeleri başlayıp da İstanbul tehdit altına girince Rumeli Müslümanları bu savaşta yer almak üzere daha bir şevkle cihada koşmuşlardı. Kosova bölgesinde yaşayan Müslümanlar, Cihad-ı Ekber çağrısını Debre üzerinden gelen haberle almışlardı. Kosova’nın Gora bölgesinin köylerinde, Cuma hutbelerinde; Çanakkale’de muharebe olduğu, İslâmın müdafaasına koşulması gerektiğini dair vaazlar verilip cihad çağrısı yapılmaktaydı. Bu çağrıya Goralılar 175, Debreliler 365 gönüllü ile karşılık vermişti. Bu hareketlilik Sırp hükümetinin dikkatini çekince, Sırp yetkililere halkın çalışmak için yurtdışına gitmeye hazırlandığı cevabı verilmişti. Kosovalılar, şayet Sırp hükümeti gönüllü olarak cihada gideceklerini anlar ve engellemeye çalışırsa sonuna kadar direnme ve Sırp kuvvetlerine karşı mücadele etme kararı almıştı.[viii]

 

Bilhassa Kosova ve Makedonya bölgesindeki Müslüman ahali çeşitli yollarla ve çoğunlukla yaya olarak İstanbul’a ulaşmışlardı. Rumeli’den gelen gönüllü mücahitlerden ayrı taburlar teşkil edilerek cepheye gönderildi. Yeni Pazar, Yeni Varoş, İpek, Gora, Prizren, Priştine, Üsküp ve Kalkandelen Taburları muharebelere katılmış, Çanakkale destanının yazılmasına kan ve canlarıyla katkıda bulunmuştu.[ix] Çanakkale Muharebeleri bu harbe katılan gönüllüler vasıtasıyla Kosova’da bir destan halinde anlatılmış, Çanakkale’den manevi bir miras olmak üzere Rumeli’ye taşınan “Çanakkale Türküsü” Arnavutça versiyonuyla söylenir olmuştu.[x]

 

 

 

 

Çanakkale’de bir destan yazılmış, büyük bir zafer kazanılmıştı ancak bu zaferle ordu mevcudunun neredeyse üçte biri -250 bin- şehid, yaralı, hasta olarak zayi edilmişti. Ordu kadrolarında savaş zayiatı ve firarlarla oluşan boşlukların doldurulması için askerliğe elverişli bütün insan kaynakları seferber edilmişti.

 

Harbiye Nezareti, artan asker ihtiyacı sebebiyle 1917 yılından itibaren gönüllü kabul etme konusundaki seçiciliğinden feragat ederek müracaat eden her gönüllüyü ordu saflarına katmaya başlamıştı. Hatta Harbiye Nezareti, 24 Şubat 1917 tarihli yazıyla, müttefiki olan Avusturya-Macaristan Ordusu Başkumandanlığından, idareleri altındaki Bosna-Hersek ve işgal edilen Sırbistan’da meskûn Müslüman ahaliden mümkün olduğu kadar çok sayıda silah kullanmaya elverişli efradın İstanbul’a gönderilmesini talep etmişti.[xi] Avusturya Hükümeti bu talebe karşılık olmak üzere 1917 yılı Mayıs ayında Yenipazar ve Prepol’deki Müslüman ahaliden gönüllü olarak 800 kişi toplayarak dört kafile halinde Niş üzerinden İstanbul’a sevk etmişti.[xii] Ayrıca Belgrad’ta toplanan 209 Müslüman Arnavud gönüllü Osmanlı ordusuna katılmak üzere Teğmen İsmail Okanaciç kumandasında gönderilmişti.[xiii]

 

Türk birlikleri Avrupa cephelerine gönderilince, Galiçya, Makedonya ve Romanya cephelerinde savaşan Osmanlı kuvvetlerine Rumeli’deki Müslümanlardan gönüllüler katılmıştı. Bu gönüllüler Türk birliklerinin anavatana dönüşlerinde onlarla beraber gelerek Irak ve Suriye cephelerindeki savaşlara katılmış, bir kısmı Kurtuluş Savaşı’na da iştirak etmişti. Bu gönüllülerden bazıları Anadolu'nun çeşitli bölgelerine yerleşmiş, bir bölümü ise Rumeli’deki yurtlarına geri dönmüştü.[xiv]

 

 

 

 

Avusturya-Bulgar Ordularında Müslüman Gönüllüler

Birinci Dünya Harbi’nde Osmanlı’nın müttefiki olan Avusturya ve Bulgar ordularında Müslümanlar da bulunmaktaydı. Ancak Müslüman askerler bu savaşta Avusturya veya Bulgar ordusunda bulunmaktansa, dindaşlarıyla beraber cihad etmeyi tercih ettiklerinden Osmanlı ordusuna katılmak için her vasıtayı kullanmışlardı.

Avusturya ordusunda görev yapan Başçavuş Manastırlı Hayreddin oğlu Ramazan Bahri imzasıyla Harbiye Nezareti’ne gönderilen dilekçede kendisi ve arkadaşlarının gönüllü olarak Osmanlı ordusuna katılmak istediklerini bildirmişlerdi. Osmanlı hariciyesi tarafından bu gibi Müslüman gönüllülerin Osmanlı ordusuna katılmaları için gerekli girişimde bulunulmuştu.[xv] Keza Bulgar ordusunda askerlik yapan Mehmed Zeki Efendi de Osmanlı ordusunda askerlik yapmak üzere müracaat etmiş, Harbiye Nezaretince gerekli teşebbüste bulunulmuştu.[xvi]

 

Mitroviçe ve civar köylerden Osmanlı ordusuna katılacakları vaadiyle toplanan 200 Müslüman Arnavut gönüllü, muhtelif cephelerdeki Avusturya birliklerine sevk edilince, silahlarını bırakarak ancak Osmanlı ordusuna hizmet edebileceklerini beyan etmeleri üzerine mecburen Belgrat üzerinden Osmanlı ordusuna gönderilmişti.[xvii] 

 

Avusturya ordusuna yardımcı olmak üzere İstanbul’dan Bosna’ya tersine bir gönüllü hareketi de olmuştu. 1915 yılı Aralık ayında, İstanbul’daki Avusturya-Macaristan Sefareti ile Teşkilat-ı Mahsusa’nın ortak hareketi neticesinde, İstanbul’daki Bosna muhacirlerinden ve Romanya ile Bulgaristan’dan gönüllü olarak katılan Arnavutlardan oluşan 700 kişilik bir birlik, Sırplara karşı savaşmak üzere Bosna’ya gönderilmişti.[xviii]

 

Sonuç

 

Rumeli’de yaşayan Türk, Boşnak, Arnavut Müslümanlar cihad çağrısına tâbi olarak savaşa koşmuşlar bu uğurda bir kısmı şehit düşmüş, bir kısmı esir olmuş, hayatta kalabilenlerden bazıları Türkiye’de kalıp yerleşmiş, geride bir aile bırakanlar ise gazilik pâyesiyle mağrur geri dönmüştü.

 

Rumeli’den çok uzak cephelerde şehid düşen, esir olan gönüllülerden akıbeti belli olanların durumu, Osmanlı Harbiye Nezareti’nce konsolosluklar vasıtasıyla ailelerine bildirilmişti. Romanya’nın Tutrakan kazasından Ali oğlu Salim’in Musul’da, Bulgaristan’ın Hazergrad kasabası ahalisinden olup gönüllü olarak Kanal Harekâtı’na katılan Hüseyin’in Filistin’de, Gümülcine’nin Kırcaali kazasının Karadağlı köyünden Sadullah oğlu Ahmed ve yine Gümülcine’nin Kızılağaç köyünden Hüseyin oğlu Mehmed’in Mısır ve Hindistan’daki esir kamplarında şehid olduklarına dair tezkereler ailelerine gönderilmişti.[xix]

 

Rumeli’deki Müslümanlar, zorla koparılmış olsalar da hâlâ vatan bildikleri Osmanlı Devleti’ne hizmet etmek din kardeşlerine yardımda bulunmak üzere gönüllü olarak cihada koşmuşlardı. Rumeli’den çok uzaklarda, belki isimlerini hiç bilmedikleri Irak ve Sina cephelerinde dinî ve vatanî görevlerini ifa eden bu gönüllü mücahitlerin tavır ve hareketi son derece manidâr olduğu gibi aynı zamanda büyük bir vatanperverlik ve fedakârlık göstergesidir. Bu mukaddes vazife uğruna gönüllü olarak cihad meydanlarına koşan şehit ve gazileri minnetle yâd etmek de hiç kuşkusuz bizim üzerimize düşen vicdanî bir borçtur.

 

 

Bu makale daha önce Kültür Dergisi Mart 2009 Rumeli Özel Sayısı’nda yayınlanmıştır.

 

 

Kaynakça:



[i] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), DH.EUM.KLU, 6/4-A.

[ii] BOA, HR.SYS, 2319/4_13

[iii] BOA, HR.SYS, 2319/4_7

[iv] BOA, HR.SYS, 2319/5_2

[v] BOA, HR.SYS, 2319/4_17

[vi] BOA, HR.SYS, 2319/4_9

[vii] BOA, HR.SYS, 2319/4_22, BOA, HR.SYS, 2319/4_18, BOA, HR.SYS, 2319/5_4, BOA, HR.SYS, 2319/5_5

[viii] Kosova’dan Çanakkale’ye, Bal-Tam yayını, Prizren, 2008, s. 79.

[ix] Sofuoğlu, Ebubekir, “Çanakkale Savaşı’na Kosova’dan Katılanlar,” Uluslararası Çanakkale Kongresi, 17-18-19 Mart 2006, İstanbul

[x] Kosova’dan Çanakkale’ye, s. 55

[xi] BOA, HR.SYS, 2434/57

[xii] BOA, HR.SYS, 2435/33

[xiii] BOA, HR.SYS, 2433/35_2

[xiv] http://www.balkanskidom.com

[xv] BOA, HR.SYS, 2422/60

[xvi] BOA, HR.SYS, 2433/70

[xvii] BOA, HR.SYS, 2433/35

[xviii] BOA, HR.SYS, 2319/4_12

[xix] BOA, HR.SYS, 2421/34, BOA, HR.SYS, 2421/83, BOA, HR.SYS, 2205/58


  17977 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

872_Atilla Asci 17-07-2009, 22:20:14
Kendi tarihi sürecinde, hic bir dönemde, hic bir nedenle topyekün Cihat Cagrisi yapmayan Osmanli, ne olmustu da, tüm islam Aleminin Cihad-i Ekber'e uymasini istemis ve hatta zorunlu ilan etmisti.???
Osmanli, Istanbul'un fethinden sonra, kendisi icin "Avrupa'nin yüregi" olarak gördügü Viyana'nin fethi icin "kizil elmada" * (1) görüsürüz diye yola cikmis ve iki kez denedigi fakat basaramadigi bu kentin meselesine bile Cihat kavramini bu denli sokmamisti.
Konu, tarihimizde ve bellegimizde pek yer tutmadigi icin biraz irdelemekte yarar var.
Bir Ortadogu uzmani olan Wolfgang G. Schwanitz, bundan bir süre önce yazdigi "Dschihad - made in Germany" (2) ve "Djihadisierung des Islam" (3) makalelelerinde Cihat ve Islam kavramlarinin 1900 lü senelerin basinda, Alman emperyalizminin emel ve cikarlari ugruna bir arac gibi kullanildigini acik yüreklilikle dile getirmis.
Schwanitze göre Cihad-i Ekber fikri, Alman ortadogu uzman ve diplomatlarindan Baron Max von Oppenheim tarafindan hazirlanan 136 sayfalik Cihat Plani'nin, Alman Imparatoru II. Wilhelm'in, Büyük Harb'in baslamasina iki ay kala onay vermesiyle dogar ve Almanya'ya büyük ümitlerle baglanan Enver pasa'nin istek ve emelleri dogrultusunda gelisir.
Bu plana göre Cihat, sadece Almanya'nin belirledigi düsmanlara karsi yapilacakti. Almanya'ya düsman addedilen devletlerin "arka bahcesi" olan sömürge ülkelerde yasayan müslümanlar ayaklanacak, Hindistan'a kadar silah kacirilacak, petrol yataklarinin bulundugu Bakü'de Rus'lara karsi isyanlar cikartilacak, gerektiginde bazi politikacilar öldürülecek, Süveys kanali mayinlanacak, Misir'da ve Hindistan'daki ayaklanmalar Ingiliz'leri perisan edecekti.
Cihad-i Ekber, genel anlamiyla, Ingiltere, Fransa, Rusya ve müttefiklerinin, Islam Dünyasi ve müslümanlarin gercek düsmanlari olduklarini, bu yüzden tüm müslümanlarin bu devletlere karsi savasmasinin farz oldugunu, cihada katilmayan müslümanlarin Tanri'nin gazabina ugrayacagini, yukarida adi gecen ülkelerin hükümranliginda yasayan müslüman askerlerin, hangi sartlar altinda olursa olsun, Osmanli askeri öldürmeleri durumunda, cehennem atesini hakettiklerini iceriyordu.
En son ve ilginc olani ise, tüm müslümanlara, Ingiltere, Fransa ve Rusya'ya karsi savasilmasinin kacinilmaz gerekliligini "emreden" Cihad-i Ekber, diger gayr-i müslim Almanya ve Avusturya'ya karsi savasmayi ise cok büyük bir günah addediyor ve bu yapildigi takdirde de cok azap cekilecegini vurguluyordu.
II. Wilhelm'in 1898 sonbaharinda gerceklesen, ilk etapta ekonomik amac ve cikar güden ikinci "orient gezisi", Kayzerin esiylle birlikte Kudüs'e gitrmesi ve akabinde de o meshur " hem Majeste Sultan (II. Abdülhamit), hem de dünya üzerinde yasayan 300 milyon müslüman bilsin ki, Alman Imparatoru her daim onlarin en iyi dostudur" (4) cümlesinden sonra uhrevi bir sekle de girdi. Böylelikle Kayzer II. Wilhelm, Islam Aleminin bir nevi hamiligini "kendince" üstlenmisti.
Osmanlinin istegi üzerine ülkeye gelen ve "yavas yavas Türk Ordusunun mukadderatina hakim olan Alman Islah Heyeti " (5) misyoner okullari, Bagdat Demiryolu insaasi, Osmanli'nin Islam Dünyasi'nin Prusya'si olmasi tezleri, Osmanli'nin atlama tasi görevi görmesi planlari ve en sonunda Osmanli'nin bir bütün olarak, Rusya ve Ingiltere'nin karsiisinda saf almasi (6), Alman emperyalizminin baslica hedefleri idi. Gene baska bir Alman tarihci Walter Zöllner'e göre ise, Prusya Almanyasi'nda hala hacli seferleri zihniyeti hakimdi. Prusyanin Dogu Politikasi, özellikle 19. yüzyildan itibaren protestan özümsemeli Kudüs odakli politikasini kendi cikarlari dogrultusunda kullanmayi hedefliyordu. (8)

Tüm bu gelismelerin sonucunda ve Wolfgang Schwanitz'e göre "made in Germany" olan bu Cihad-i Ekber ilani, 90-100 milyonu Ingiliz ve 15 milyonu Fransa'nin sömürgelerinde olmak üzere, 20 milyona yakini ise Rusya'da yasayan yaklasik 140 milyona yakin müslümani hedef almissa da (7), Almanlarin bu beklentisi zaman icersinde tamamen suya düsmüs, Islam Dünyasi 'nda cok az bir etki yaratmis, tam aksine Ingilizlerce kiskirtilan Arap milliyetciligi de tümüyle Osmanli aleyhine bir gelsime göstermis, Araplar ayrilikci hareketlere girismislerdir. Her ne kadar bazi alay ve tümenlerde müslüman Arap askeri Osmanli saflarinda "Kerhen" veya zorunlu/gönüllü olarak savasmis ise de, bir cok cephede Hindistan'dan Senegal'li müslüman binlerce asker; Osmanli Padisahi ve Halifesinin Cihat cagrisina uymamis, Ingiliz taci ve Fransiz bayragi altinda savasmayi yeglemis ve Ingiliz tahtina olan bagliliklarini o tac ugruna ölerek ödemislerdir.
Osmanliya her daim sadik kalan Rumeli Türkleri ise, anavatana olan görevlerini her an canlari, kanlari pahasina yerine getirmisler ve oralarda hala Türklüklerini unutmadan gelenekleriyle, görenekleriyle, inanclariyla yasamayi bilmislerdir.

* Kizil Elma: Dünya hakimiyetini temsil eden, som altindan yapilma, kizil renkli bir küre olan kizil elma, onu elde etmeyi amaclayan (eski) Türklerin daha Ortaasya'ada yasarken kendilerine siar edindikleri bir inanc ve töre olarak anlatilabilir.

Kulllanilan Kaynaklar:
1) Hans Miksch. Der Kampf der Kaiser und Kalifen. Bonn. Karl Müller Verlag. S. 9
2) www.uni.kassel.de/fb5/frieden/themen/Islam/dschihad.html
3) www.kas.de/db files/dokumente/auslandsinformationen/7 dokument dok pdf 5678
4 Gregor Schöllgen. Imperialismus und Gleichgewicht. München. 2000, R. Oldenbourg Verlag. S. 111
5) Ziya Sakir. Birinci Cihan Harbine nasil girdik?. Istanbul. 2007. S. 111
6) Mustafa Colak. Osmanli-Alman Ittifaki. Istanbul. 2008. S. 84
7) a.g.e. S. 123
8) Walter Zöllner. Die Geschichte der Kreuzzüge. Wiesbaden. 1989. s. 221
 
928_Selim AKTUNA 25-10-2009, 16:46:52
leyla ile mecnun gibi bir aşktır aslında bahsedilen.Candaroğlu ismail Beyi Bulgaristana götüren neden ne ise rumeliyi anadoluya çeken tılsımda oydu. at sesleri ile büyüyen at sırtından inmeyin sözlerini şiar edinen deli dolu neşe dolu ve aynı zamanda ağlamasını da bilen acayip bir insandır rumeli insanı.anadoluda Rumelide kalan akrabalara yakılan türküler mi fazladır yoksa gözyaşları mı onu bilemeyeceğim ama yahya kemal şiirlerindeki gibi dugular tüter burcu burcu taze ekmek kokusu gibi gıdıklar ve tütsüler her yad edişte rumeli. Rumeli hikayelerini yazacak kaç insan kalabildi o savaşlarda kaç hikaye ulaşabildi bize . sirkeci tren garında rumeliden gelen göç hikayeleri yazılsa neler çıkardı sultanahmet meydanında kurulan çadırlarda anadolunun farklı iklimlerine açılacak gurbet çocuklarının kalp sesleri,.. haydarpaşa ve sikeci tren garları hangi ölümlere ve hangi dirilişlere tanıklık ettiler.RUMELİ ve ANADOLUarası bu sürgünleri diğer islam coğrafyasından ayıran galiba TARİHİN BU iki Coğrafyaya verdiği bir imtiyaz. Çerkez Biri İçin kafkasya tatar biri için Kırım Kürt biri için mezopotamya...desek laf uzar... uğruna can verdiren neden çanakkalede bir ruh gibi birleştiren ideal katıksız ,saf ve samimi bir millet olma bahtiyarlığıdır.millet nedir ne kanda aranır ne de toprak sınırlarında o gönül ve beyinde oluşan diğergamlık ve sevgidir. avrupalı empati yaparken savaşta biz çanakkalede diğergamlık yapıyorduk.iki kelime arasındaki fark savaşı açıklar.diğergam olan insana sahip uluslar millet vasfına ulaşır, aksine empati ile yolda emekleyenler tarih sahnesinde hep itilir kakılır.diğergam bireyler individualizmde boğulmaz fert uğruna bir ideal ve mefkure sahibi olabilirse milletine hizmet eder vatanı için kan döker ter döker. yunus emre ile büyüyen çocuk ahmet yesevi kültürü bir iklimde hamuru karılır ve yoğrulur. bireyselciliiğin milletleri kemirdiği 20 ve 21. yy. da yüzyılda safranboluda anadolu ev kültürünü ve psikolojisinin savaşı kazandıran asıl sebep olduğunu tarhana ile büyüyen bulgur sofralarında akrabaları ile aynı çatı altında yaşatan iksirin ASTERİKS iksirinden daha kuvvetli bir iksir olduğunu çanakkale savaşının arka planı olarak açıklarsak yediği sofraya ihanet etmemek adına yollara düşen kahramanlarımızı daha iyi anlarız gibi geliyor bana...
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm - 2.Gazze Muharebesi (Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)