Rumeli Mecidiye Tabyası Topçu Neferi Kahraman Niğdeli Ali ( Ömer Arslan )

Tarih: 12/04/2009   /   Toplam Yorum 12   / Yazar Adı:      /   Okunma 38066

Niğde’nin Ulukışla kazası Barastal köyü nüfusuna kayıtlı Bakkalbaşı Hasan Efendizâde Ali için de askerlik celbi gelmiştir. 1892 doğumlu olan Ali, celbin geldiği 1912 yılında Kayseri’de medrese tahsili görmekteydi. Talebe olmasına rağmen o da alındı askere. Geride gözü yaşlı anasına veda edip düşer Balkan yoluna. Yaşanan ağır yenilgi sonrası evine dönebilir. Birinci Dünya Savaşı’nın ilk kıvılcımının parladığı sıralarda evlenir. Ancak seferberliğin ilan edilmesiyle yeniden askere alınır. Bu sefer 2.Ağır Topçu Tugayı, 4. Ağır Topçu Alayı, 2. Topçu Taburuna bağlı olan Mecidiye Tabyası’ndaki 3 numaralı topta topçu neferidir. Sevgili Seyit Onbaşı’nın arkadaşıdır. İlk görev yerinden sonra Kafkas Cephesinde silah altındadır. 1914’te ayrıldığı köyüne 1922’de dönebilecektir. Oğlu Tahsin’i köylüsü olan İnayet ile evlendirir. Köyünde imamlık yapan Ali, oğlu Tahsin ve gelini İnayet’in yanında kalmaktadır. Tahsin Öztürk 1962 yılında geçim sıkıntısı nedeniyle Ankara’da bir lokantada iş bulup çalışmaya başlar. Niğdeli Ali ÖZTÜRK Ankara’ya geldiği 7. günde 15 Ekim 1962 yılında vefat edecektir. Ömer Arslan Çanakkale’nin saklı ve sessiz kahramanlarından birini, Seyit Onbaşı'nın o meşhur fotoğrafında hemen arkasında duran Niğdeli Ali'nin öyküsünü anlatıyor. Arslan’a göre Adı Niğde ile birlikte anılan Ali ÖZTÜRK Niğde’de bilinmiyor, tanınmıyor. Niğde’nin bu vefasızlığa bir son vermesi ve Niğdeli Ali’nin adının kalıcı bir eserle yaşatılması gerekmekte.

 

          Asırlardır cihana huzur ve adalet dağıtan Osmanlı yurdunda bülbüller susmuş kargalar ötmeye başlamıştı. Devlet-i Âli Osmân’ın her metrekaresi mahşer yeri gibiydi. Trablusgarp için gözyaşı döken Osmanlı, kordon bağını kendi eliyle kesmek isteyen Balkanlar için doğum sancısı çekiyordu. Evlerinden yurtlarından olan halk, kafile kafile payitahta doğru yürüyordu. Gözlerinde yaş, yüreklerinde geride kalanların acısı vardı. Ateş düştüğü yeri yakıyor, çekilen acılar yüreklerde sızı dudaklarda ağıt oluyordu. Bu kâbustan bir an önce uyanmak isteyen Osmanlı, ordusunu takviye için askere alımları hızlandırdı.

 

          Niğde’nin Ulukışla kazası Barastal köyü nüfusuna kayıtlı Bakkalbaşı Hasan Efendizâde Ali için de askerlik celbi gelmişti. 1892 doğumlu olan Ali, celbin geldiği 1912 yılında Kayseri’de medrese tahsili görmekteydi. Talebe olmasına rağmen o da alındı askere. Geride gözü yaşlı anasına veda edip düştü Balkan yoluna. Düşmandan donanım olarak daha üstün olmamıza rağmen sevk ve idaredeki beceriksizlikler nedeniyle Balkan Savaşı hüsranla sonuçlandı. Kaybedilen topraklara rağmen elimizden giden Kırklareli ve Edirne’nin tekrar geri alınması belki de tek tesellimizdi. Ağustos 1913’te imzalanan Bükreş Anlaşmasıyla savaş bitmişti. Niğdeli Ali köyüne döner dönmez yavuklusu Sabriye ile evlendi. 1 Temmuz 1914 yılında adını Şerife koydukları bir kızları oldu. Şerife, o karanlık günlere inat bir güneş gibi aydınlıktı.

 

          Sömürge yarışına girip Osmanlı üzerinden toprak ve petrol devşirmeye çalışan Düvel-i Muazzama tarafsızlığını ilan eden Osmanlı’yı savaşın içine çekmek için her türlü planı devreye sokuyordu. Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki yakınlaşma gizli bir ittifakla neticelendi. Aynı gün 2 Ağustos 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu “tedâbir-i ihtiyât” gerekçesi ile genel seferberlik ilan etti. Barastal’da köy kıraathanesinin önünden geçen tellal, davuluna ritmik darbeler indirirken avazı çıktığı kadar bağırıyordu: “Seferberlik vaaaar!” Eli silah tutan herkes köy meydanında toplanmaya başlamıştı. Ali, anasının elini öptükten sonra eşi Sabriye’ye veda etti, helallik diledi sonra da henüz bir aylık olan kızı Şerife’yi aldı kucağına, kokusundaki rayihayla mest olmuştu adeta. Hıçkırık boğazında düğümlendi ağlayamadı. Askerler köy meydanından dualarla uğurlandı. Niğde askerlik şubesinden Bakkalbaşı Hasan Efendizade Ali Çanakkale Cephesi’ne gidiyordu. Tren kampanasının acı çığlıkları gözü yaşlı anaların hıçkırıklarına karıştı. Hüzün ve gurur bir aradaydı. Günler süren tren yolculuğu Balıkesir tren istasyonunda son buldu. Buradan Çanakkale’deki birliğine kadar yürüyerek ulaşacaklardı. Niğdeli Ali 2.Ağır Topçu Tugayı, 4. Ağır Topçu Alayı, 2. Topçu Taburuna bağlı olan Mecidiye Tabyası’ndaki 3 numaralı topta topçu neferiydi. Sultan Abdülmecit tarafından inşa ettirilen tabya, dokuz adet bonetten oluşuyordu. Bu bonetler arasında 4 adet 240/35, 2 adet 280/22 milimetrelik top vardı. Her bonetin içinde karşılıklı iki oda ve bir cephanelik vardı. Mecidiye Tabyası’nda Alman öğretmenlerden topların çalışma sistemleriyle ilgili olarak dersler almaya sonra da öğrendiklerini talim etmeye başladılar. Niğdeli Ali aynı tabyada nefer olan Mehmet oğlu Seyit ile yaren olmuştu. Seyit, babayiğit bir pehlivandı. Ama onun dev cüssesinin altında pamuk gibi yumuşak bir yüreği vardı. Gayet vakarlı, dini bütündü. Kimseyi incitmezdi. Seyit de Niğdeli’yi çok severdi. İstirahat vakitlerinde bazen Balkan Savaşı üzerine koyu sohbete dalarlardı. 3 Kasım 1914 günü saat 06.50’de Boğaz’ın girişinden belli belirsiz top sesleri duyuldu. Acaba beklenen harekât başlamış mıydı? Bütün tabyaya top başı yaptıran bu sesler 17 dakika devam etti. Durum öğleye doğru anlaşıldı. Düşman filosu Boğaz’ın girişindeki dört istihkâmı bombalamıştı. Bu bombardımanda Seddülbahir Kalesi’ndeki bir cephanelik isabet almış 5 subay ve 81 neferimiz bu patlamada şehit olmuşlardı. Bu ilk şehâdet haberi tabyada büyük bir hüzne sebep olmuştu. Rumeli Mecidiye Tabyası Gurup Komutanı Hilmi Bey, askeri sürekli teyakkuzda olmaları konusunda uyarıyor, morallerini yüksek tutmaya çalışıyordu. O akşam tabyada şehitlerimiz için Yasin okundu, dualar edildi.

 

        17 Mart’ta tabyada hummalı bir çalışma vardı. Ertesi gün büyük bir saldırı olacağına dair istihbarat alınmıştı. Müstahkem Mevkii Komutanlığı’ndan o gün bir emir çıkmıştı: “Bütün topçular tetikte olsun!” Komutanları Yüzbaşı Hilmi Bey tabyadaki neferlere bir türkü öğretmişti. Hep bir ağızdan onu söylüyorlardı:

 

        “Çanakkale Çanakkale

         Geliyor düşman hergele

         Ölmek varsa da yok dönmek,

         Geçilmez bu Çelikkale”   

 

         Mecidiye Tabyası’nda kimse uyumuyordu. Dâvûdi sesiyle Niğdeli Ali, Kur’an-ı  Kerim okurken herkes zafer için dua ediyordu. Sabah namazından sonra tabyada koşuşturma başladı. O sabah hava sakin ve güneşli, deniz ise gayet sakindi.

 

          Sabah Çanakkale’den bir Türk keşif uçağı havalandı. Uçağı Alman pilot Yüzbaşı Serno kullanıyordu. Rasıt mevkiinde ise Binbaşı Schneider vardı. Tayyare batıya doğru açıldıkça Bozcaada civarında düşman harp gemilerinin prova nizamında Boğaz’a yaklaştığı görülüyordu. Bu olayı rapor etmek için Çanakkale’ye yöneldiler. Toprak piste indiklerinde hemen bu rapor, Müstahkem Mevki karargâhına iletildi. Bütün istihkâmlar alarma geçirilmişti. Türk topçusu gönlünü Allah’a tevcih etmiş eli tetikte düşmanı bekliyordu. Birleşik Donanma, 16 savaş gemisi, 4 kruvazör, 14 muhrip, 21 mayın tarama gemisi, 6 denizaltı, 6 uçağı taşıyan bir gemi, çok sayıda muhrip ve gambotlarla sayısı yüzü geçen devrin en büyük filosu Boğaz’dan içeri girmeye başladığında saatler 10.05’i gösteriyordu. Müttefik Donanma’nın ilk atışı 11.15’te yapıldı. Giriş tahkimatımıza bir müddet atış yapıldıktan sonra merkez tahkimatımıza doğru şiddetli bir bombardıman başladı. Anadolu ve Rumeli Hamidiyeleri, Rumeli Mecidiye ve Namazgâh Tabyaları yoğun ateş altındaydı. Tabyalarımıza 14000 yarda mesafeden ateş ediliyordu. Düşman gemileri, menzili ancak 12-13 km olan Türk toplarının etki alanının dışında kalıyordu. Türk topçusunun savunma planı şöyleydi: Gemiler toplarımızın menziline girene kadar pusuda beklenecek, menzil içine girer girmez de baskın şeklinde bir ateş açılacaktı. İstihkâmlardan askerin maneviyatını ayakta tutmak ve mayın tarama gemilerinin çalışmalarını engellemek için cılız bir top ateşi yapılıyordu.

 

          Neferin “Yarım Dünya” dediği Queen Elizabeth sağlı sollu yaylım ateşiyle ilerliyordu. Rumeli Mecidiyesi ateşler içinde yanıyordu. Gemilerden atılan yüzlerce kilo ağırlığındaki mermiler ıslık çalarak gelir düştüğü yer harman yeri gibi açılır, su çıkardı. Yerden yükselen toprak sütunları bir minare boyu yükseliyor herc ü merc olan tabyada ağaçlar bile kökünden sökülüyordu. Bir de insanları düşün derdi Niğdeli Ali: Nasıl çıkar bu cehennemden? Durumun kötüye gittiğini anlayan Yüzbaşı Hilmi “ Sığınağa !” emrini verdi. Askerlerin sığınağa koştuğu sırada tabya, kulakları sağır eden bir gürültüyle sarsıldı. Toz bulutu arasında toprağa saplanan Niğdeli Ali kendinden geçti. Yüzbaşı Hilmi’nin sesiyle irkildi. Keskin barut kokusu genzini yakmış, patlamadan sonra kulaklarındaki vınlama halâ devam ediyordu. Bedenini saran toprak örtüsü ağzına ve burun deliklerine kadar girmişti. Üzerindeki sersemlik hali dışında bir yarası yoktu. Tabya cehenneme dönmüştü. Etrafa yayılan mübarek şehitlerimizin bedenleri, yaralanan neferlerin yardım çığlıkları yüreğinin bam telini oynattı Niğdeli Ali’nin. Yaralı arkadaşlarına yardıma koşarken ayağı takılıp düştü. Arkasını döndüğünde kendisini düşüren şeyin toprağa diklemesine saplanmış bir insan ayağı olduğunu fark etti. Gözyaşlarına boğulan Ali, ayağın etrafını kazdıkça ortaya bir insan bedeninin çıktığını fark etti. Yüzündeki toprağı silince bu yiğidin, yareni Koca Seyit olduğunu anladı. Seyit ölmemiş yaşıyordu. Gözlerini açtığında “Ne oldu bana Ali, her yerlerim ağrıyor. Nefes alamıyorum… Arkadaşlar nerde ?” diye sordu. Cevap vermekte zorlanan Ali’nin başı öne düştü, yutkundu, söyleyemedi. Ama başını kaldıran Seyit, tabyanın içler acısı halini görmüş, durumun vahametini anlamıştı. Bir- iki sendeledikten sonra ayağa kalkan Koca Seyit, bir çocuk gibi iç çekerek hüngür hüngür ağlıyordu.

 

           Bombardıman sırasında önce ikinci topun solundaki cephaneliğe bir mermi düştü. Daha sonra 3. ve 4. topların cephanelikleri delindi. Bu patlamada tabyadaki 12 nefer şehit olmuş, 30 nefer de yaralanmıştı. Öğleden sonra savaşın seyri değişmeye başlamıştı. Yer değiştirmeye çalışan Fransız ve İngiliz gemileri Türk topçusunun menziline girmiş istihkâmlardan gelen yoğun ateş altında kalmıştı. Büyük hasar alan Bouvet gemisi manevra sırasında - Nusrat mayın gemisinin 8 Mart 1915 günü döşediği 26 mayından mürettep- 12. mayın hattına çarpıp büyük bir gürültüyle homurdanarak üç dakika içinde mürettebatıyla birlikte Boğaz’ın sularına gömüldü. Aradan fazla zaman geçmeden aynı akıbete Irresistible uğrayacaktı. Batmak üzere olan gemiyi yedeğe almak ve mürettebatı kurtarmak için Ocean zırhlısı yardımına koştu. Ocean, mürettebatı almış fakat Irresistible’ın batmasını engelleyememişti.

 

Seyit Onbaşı ve Niğdeli Ali (Harp Mecmuası Kasım 1915 sayısı)

 

 

 

 

         Donanma tarafından susturulan tabyalar tek tek hortlamış, Birleşik Donanma’nın üzerine kâbus gibi çökmüştü. Ölüm sessizliğine bürünen Rumeli Mecidiye Tabyası’nda durum çok kötüydü. Kendisini çabuk toparlayan Koca Seyit, 3 numaralı topun başına geldi. Topun istikamet çarkı ve zinciri kırılmıştı. Niğdeli Ali şaşkınlık içerisinde Seyit’i izliyordu. Seyit acısından divane olmuş bir o tarafa bir bu tarafa koşturuyordu. Sonra mermilere doğru yöneldi. Ne yapmak istediğini anlayan Niğdeli Ali donup kalmıştı. Merminin altına giren koca pehlivan şaşkın şaşkın bakan Ali’ye “ Öyle bakacağına yardım et de şu mermiyi namluya sürelim” dedi. Niğdeli Ali’nin de yardımıyla 215 kıyyelik mermiyi tekbir getirerek omuzladı. Namluya sürülen mermi ilk atışta isabet bulmayınca, bir daha, o da olmayınca üçüncü atışta koca Ocean zırhlısının bir akıl hastasına çevirmişti. Kendi etrafında dönmeye başlayan Ocean da diğer iki geminin akıbetine uğrayıp bir mayına çarparak battı. Gözlerine inanamayan Ali “Vurdun ! Vurdun !” diyerek bağırıyordu. Yüzbaşı Hilmi olanları görmüş fakat inanamamıştı. 3 numaralı topun namlusuna dokundu, namlu ateş gibiydi. Koca Seyit’e “Sen mi ateşledin bu topu ?” diye sordu. Seyitten önce Ali “Evet, komutanım 215 kıyyelik mermiyi de tek başına kaldırdı” deyince Yüzbaşı, kahraman askerini kucakladı tebrik etti. Olay aynı gün Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na da bildirildi.

 

            Akşam karanlığı bastırınca top sesleri susmuş, daha fazla kayıp vermekten korkan Birleşik Donanma çekilmişti. O gün Rumeli Mecidiyesi’ndeki 1,2,3 ve 4 numaralı toplardan toplam 93 mermi atılmıştı.

 

            Olaydan sonra tabyaya gelen Cevat Paşa; Seyit’e, gösterdiği kahramanlıktan dolayı onbaşılık rütbesi taktı. Bu kahramanlığı ölümsüzleştirmek için yanında Alman bir fotoğrafçı getirmişti. Merminin altına giren Seyit Onbaşı bir türlü mermiyi yerinden oynatamıyordu. Mahcup olan Seyit Onbaşı “Komutanım ben bu merminin altına o mahşer günü vatan tehlikede olduğu için girdim ve Allahın inayetiyle kaldırdım. Şimdi ise fotoğraf çekmek için deniyorum, olmuyor. Vatanın tehlikede olması durumunda Allahın izniyle gene kaldırırım.” dedi. Koca Seyit’i alnından öpen Cevat Paşa “Bu milletin sizin gibi evlatları olduğu müddetçe sırtı yere gelmez” dedi. Merminin içi boşaltıldı. Seyit Onbaşı mermiyi kaldırdı. Arkasında o tarihi günde olduğu gibi yine Niğdeli Ali vardı. Alman fotoğrafçı bu anı ölümsüzleştirecek fotoğrafı çekti. Bu fotoğraf ilk kez, Harbiye Nezareti tarafından neşredilen Harp Mecmuası’ nın Kasım 1915 tarihli ikinci sayısının kapağında yer aldı. Fotoğrafın altında “Çanakkale İstihkâmında 215 kıyye(275 kg) ağırlığındaki mermiyi sırtında taşıyan güçlü bir kahraman nefer; Mehmed oğlu Seyid. Ordumuzda harp aşkından bir örnek” yazıyordu.

 

            18 Mart Zaferi’nden sonra Niğdeli Ali Soğanlıdere’de de savaştı. Burada sağ ayağından yediği 7 kurşun yarasıyla hastaneye götürüldü. Kurşunlar burada çıkarıldı fakat ömrü boyunca kendisine hatıra olacak bir iz bıraktı. Düşmandan sonra mücadele ettikleri iki şey vardı, birisi susuzluk ikinci ise bit salgını. Aylarca yıkanamadıkları oluyordu. “Bütün elbisemiz bit içerisinde kalmıştı, sakalımızı sıvazlıyorduk sapır sapır bit akıyordu.” Çanakkale Savaşları bitmeden Kafkas Cephesi’ne sevk edildi. 52 günde aç perişan bir halde Erzurum’a ulaştı. Yolda birçok arkadaşı açlıktan yorgunluktan bitkin düşüp şehit oldu. Açlık onlara olmaz denilen şeyleri yaptırmıştı. Beygirlerin pisliklerindeki arpaları ayıklayıp yiyorlardı. Nihayet bir akşamüstü Erzurum’a yeni birliğine intikal eder. Önüne bir tabak bakla çorbası koyarlar. “Tam kaşığı ağzıma götürdüm ortamıza bir bomba düştü. Kafalar, kollar havada uçuşuyordu.” Kefereler, günlerdir aç olan Ali’ye bir lokma kurtlu bakla çorbasını bile çok görmüşlerdi. İngiliz ve Fransızlardan sonra burada da Ermeniler ve Ruslarla savaştı.

 

Mütareke imzalanmış fakat o halâ terhis edilmemişti. Dört senedir görmediği yavrusu Şerife’nin hasreti ciğerini dağlıyordu. Dönüş yolunda birlik Kayseri’de durur. Birlikten ayrılarak hasretini çektikleri için memleket yoluna koyulur. Fakat kaçtığını zannettikleri Niğdeli Ali’nin peşine düşerler ve kısa zamanda bulurlar onu.

 

Ermeni ve Ruslardan sonra şimdi de Yunanlılarla savaş başlamıştı. Yunanlılar alçakça Türk köylerini basıp yaşlı, kadın, çocuk demeden herkesi katlediyordu. Yurdun dört bir yanından gelen vatanseverler Milli Mücadele bayrağı altında toplandılar. Eskişehir, Kütahya, Afyon derken işgal edilen topraklar geri alınarak Yunanlılar İzmir’de denize dökülmüştü. İzmir’in kurtuluşundan sonra asker terhis edilmiş, isteyenlere İzmir’den toprak verilmişti. Niğdeli Ali toprak istemedi, memleketine gitmeyi tercih etti. 1914 yılında ayrıldığı köyüne ancak 9 sene sonra 1922 yılında dönüyordu.

           

 Nihayet senelerdir hasretini çektiği yavrusuna, anasına ve karısına kavuşacaktı. Evin avlusuna girdi. Eşi Sabriye avludaydı, yanında da 8 yaşında bir kız çocuğu… Bu Şerife olmalıydı… Sabriye kendisini gördüğünde şaşırmış “Sen de kimsin ne arıyorsun evimde” diye eline geçirdiği taşları mahremine izinsiz giren bu yabancıya karşı savurmaya başladı. Ne olduğunu anlamayan Ali, bir taraftan kendini tanıtmaya çalışıyor, bir taraftan da can havliyle taşlardan kaçıyordu. Dokuz sene Niğdeli Ali’yi çok değiştirmişti. Saçları dökülmüş, avurtları çökmüştü. Uzun uğraş sonunda kendini nihayet tanıtabilmişti Sabriye’ye. Artık hasret bitmiş vuslata ermişlerdi.

 

Savaştan sonra kendi köşesine çekilen gazi, maaş ve madalya almadı. Devlet kapısına gitmeyi de kendine yakıştıramadı. Köyünde çiftçilik yaparak geçimini sağladı. Evlatlarını büyüttü. Niğdeli Ali’nin Şerife’den sonra Hasan, Halime ve Tahsin adında üç evladı daha oldu. Soyadı kanununda ÖZTÜRK soyadını aldı. Zamanında medrese eğitimi almış bir insan olarak köy camisinde imamlık yaptı. Kimseyi incitmek istemeyen, herkese nasihat eden dürüst bir insandı.

 

 

Niğdeli Ali Öztürk’ün Aile Nüfus Kayıt Örneği

 

 

 

 

Oğlu Tahsin’i köylüsü olan İnayet ile evlendirdi. Yaşlılığında yanlarında yaşadı. Gece yarılarına kadar oğlu Tahsin ve gelini İnayet’e askerlik hatıralarını anlatır, anlatırken de kendini tutamaz ağlardı: “Savaş iyi bir şey değil” derdi. 1962 yılında geçim sıkıntısı baş göstermişti. Tahsin ÖZTÜRK eşini ve babasını da alıp geldiği Ankara’da bir lokantada iş bulup çalışmaya başlamıştı. Seyit Onbaşı’nın yareni Niğdeli Ali ÖZTÜRK Ankara’ya geldiği 7. günde 15 Ekim 1962 yılında vefat etti. Vasiyeti üzerine Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığına defnedildi. “Burası büyükşehir, Fatiha okuyanım çok olur!” diyordu. Yoksulluk içinde olan Tahsin ÖZTÜRK babasının mezar yerini bile satın alamadı. Bu vatan için 10 sene cepheden cepheye koşan, canını ortaya koyan gazimize bu nesil bir mezar taşını bile çok görmüştür. Adı Niğde ile birlikte anılan Ali ÖZTÜRK Niğde’de bilinmiyor, tanınmıyor. Hiçbir kamu kuruluşu, dernek ya da vakıf bununla ilgili bir çalışma yapma gereği duymuyor. Niğde’nin bu vefasızlığa bir son vermesi ve Niğdeli Ali’nin adının kalıcı bir eserle yaşatılması gerekmektedir.      

 

 

 

 

                                                                                                         

Ömer Arslan

Eğitimci-Çanakkale Savaşları Araştırmacısı

Kahraman Niğdeli Ali hakkındaki bilgiler, 14 Mayıs 2007 tarihinde oğlu Tahsin Öztürk ile yapılan görüşmeden derlenmiştir.


  38066 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

882_rıdvan arı 24-07-2009, 16:20:54
değerli yazarım,öncelikle yazını duygu dolu gözlerle okudum.25 yıllık topçuluk mesleğimden sonra emekli oldum.bu savaş kara topçularının zaferidir.5 yıldan bu yana alanda yerel kılavuzluk yapıyorum.özellikle deniz savaşında seyyit ile başardıkları olay ve nusratın döktüğü mayınlar dışında türk topçusunun isabetli ve seri atışları savaşın kaderini belirleyen 3 kırılma noktası olarak değerlendiriyorum.hepsi nur içinde yatsın.allah onlardan razı olsun.allah onları cennetine kabul eylesin.onları nekadar yad etsek azdır.nur içinde yatsınlar.23.07.2009 rıdvan arı Topçu E.yzb
 
1531_sefa 18-03-2011, 00:19:06
selamınaleyküm niğdeli ali çavuş niğdenin çıkarmış olduğu en değerli insanlardan biridir.ben niğdeli ali çavuşun 4.nesil torunuyum öncelikle dedem hakkında yazdığınız bu yazı hakkında teşekkür ediyorum bu arada niğde belediyesi ali çavuş adına bir heykel dikti geçde olsa anısı yaşatılmaya devam edilecek. tekrardan teşekkür ederiz sizlere. Yücel Ailesi
 
1734_hilmi çelik 15-01-2012, 20:11:10
araştırmayı yapan kardeşim size çok teşekür ediyorum ve arştırmalarının devamını diliyorum.saygılarımla.
 
1822_Mehmet Eren 09-04-2012, 06:26:05
Niğdeli Ali hakkındaki bilgim arttı.Teşekkürler.Niğde yöresinde tanıtılmalı adı yaşatılmalıdır.
 
2511_niğde çiftehan 17-03-2013, 20:03:34
niğdede ali çavuşun sadce bir anıtı var fazla anınmıyor
 
3910_Niğdeli Ali aslında kimdir 16-07-2013, 13:08:58
http://www.borhaber.net/arastirma/nigdeli-ali-hakkinda-bilinenler-yanlismis-h10345.html
 
8427_ihsan pala 19-03-2016, 08:42:16
Nigdeli Ali dokuz sene sonra memleketine gelebildi. Savaş eseri olarak parmaklarinda özür vardı.Onun için kendisine çolak Ali denirdi.ve çolak Ali lakabıyla yad edildiği için Nigdeli Ali unvanı kullanilamadı.Çolak Ali ile Niğdeli Ali aynı kişi olmakla beraber malesef ç.kaledeki niğdeli Ali sanki tarihin sayfalarında kayboldu...Bu kaybolmuşluk 22004Yılında benim araştırmamda birkaç cümlelik yer buldu. Bu buluş ilede aynı sene geziye gelen izmirli bir gurubumun iiçindeNiğdeli Alinin torunuyla karşilasma sonu ortaya ççiktı. İrtibatımız o günden beri devam ediyor...ileride yazacağım Mecidiye tabyası konulu kkitabımızda bu. derinlesine açıklanacaktır.özetle niğdeli Ali çolak Ali olarak memleketinde bilindi.1931. li yıllarda kendisine ailesini ggeçinditebilmek için M.Kemal Ataturk tatafından beş adet bağ yeri verildi.1960 li yillara kadar yaşayan niğdeli Ali(çolak Ali) böylece devlet maası alamasada bir şekilde varlığını devam ettirdi.geniş bilgi ileride verilecektir. Ihsan pala osmanlıca uzmanı.C.kale.kaynak torun. Damad Salim halen izmirde oturur. ........
 
10113_osman GÜLER 25-04-2017, 19:37:46
sayın araştırmacım ömer bey çok güzel bi çalışma yapıyorsunuz bend ebi şehit torunuyum şu an bigadayım büyük dedem molla halil oğlu yusuf ta çanakkalede kanlı derede şehit düştüğünü biliyoruz bu konuda bana yardımcı olabileceğiniz bi bilgi elinizde varmıdır yenice ilçesi yarış köyü nüfusuna kayıtlı molla halil oğlı yusuf olucak saygılarımla osman güler
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm - 2.Gazze Muharebesi (Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)