9 Ocak 1916 - İtilaf Devletlerinin Gelibolu Yarımadasını Tahliye Harekâtı ( Melike Bayrak )

Tarih: 09/01/2009   /   Toplam Yorum 29   / Yazar Adı:      /   Okunma 48099

Melike Bayrak, Çanakkale Savaşı’nın resmi bitiş tarihi olan, son İngiliz askerinin yarımadadan ayrıldığı 9 Ocak 1916’ya giden süreci ayrıntılarıyla , kendi ifadesiyle denizden karaya bakarak anlatıyor. Bayrak yazısının başlarında müttefiklerin yenilgiyi kabul ederek yarımadayı boşalttığı gün olan bu tarihin şanına yakışır bir şekilde anılması gerektiğini belirtiyor. Bayrak’a göre aslında yenilginin başlangıcı olarak görülebilecek tarih 17 Ağustos. Anafartalar Muharebelerinden de umudun artık kalmadığı günlerde , Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı General Ian Hamilton İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kitchener’e çektiği telgrafta yapılan taarruzların başarısızlığa uğradığını ve yeni takviye kıtalarının gönderilmesini istiyordu. Savaş Bakanı Kitchener’in bu konuyu kabullenmek istemediği biliniyor. Melike Bayrak Kitchener’in tereddüdünün Bulgarlar’ın 6 Eylülde Alman ve Avustralyalılarla mukavele yaparak İttifak Devletleri safında yerini alması üzerine arttığının altını çiziyor. Böylece Belgrat - Sofya - İstanbul demiryolu ve Sırbistan yolu açılmış, Ekimden itibaren müttefik devletlerden malzeme cephane ve silah gelmeye başlamıştı. Ancak gönderilen silah ve cephane beklentilerin çok altındaydı. Osmanlı ordusu neden çekilmeyi fark edememişti? Bayrak, bu konunun büyük bir muamma olarak kaldığını, tarih yapan ve aynı zamanda tarih yazan komutanlarımızın kitaplarında, anılarında, konferans ve makalelerinde bu konuda maalesef açık bilgiler vermediklerini belirtiyor.

 

9 Ocak 1916... Çok zor şartlar altında yaşanarak destanı yazılan Çanakkale Muharebelerinin bittiği gün. Düşman birlikleri olan İtilaf Devletlerinin askerleri ile Gelibolu Yarımadasını terk ettikleri gün. Bu gün bizim için çok önemli… Çünkü Türkiye Cumhuriyetinin önsözünün yazıldığı Çanakkale Muharebelerinin büyük bir Destan yazılarak galibiyetle bitirilmiş olması bizim için çok önemli… 

 

Kısaca Çanakkale Muharebeleri; 1914 – 1918 yılları arasında devam eden Birinci Dünya Savaşı içerisinde en önemli, en yoğun, en kanlı muharebelerin yaşandığı cephelerden biridir. Hep 1915 tarihli olarak bilinir, aslında 3 Kasım 1914 tarihinde Çanakkale Boğazının giriş bölgesinin bombardımanı ile fiilen başlamış ve 9 Ocak 1916 tarihine kadar devam etmiştir. Çanakkale cephesinde İtilaf devletlerinin birinci amacı Çanakkale boğazı geçmektir. 18 Mart 1915 gününe kadar Çanakkale boğazını geçebilmek amacı ile Deniz Muharebeleri yapılmış, Sadece donanma ile Çanakkale Boğazını geçmenin mümkün olmadığı görülünce Deniz ve Kara gücünden oluşan birlikler kullanılarak 25 Nisan 1915 sabahı Kara Muharebeleri başlatılmıştır. Seddülbahir ve Arıburnu cephelerinde devam eden muharebelerden istenilen başarılar elde edilemeyince Ağustos ayında 3. bir cephe olan Anafartalar cephesi açılarak devam edilmiştir. Her üç cephede bu muharebeler 9 Ocak 1916 günü son düşman askerinin yarımadadan ayrılmasına kadar toplam 260 gün devam etmiştir.

 

 

İtilaf Devletlerinin tüm imkânlarını kullanarak sürdürdükleri muharebelerde Ne donanmaları ile denizde, ne de Deniz - Kara ve Hava güçlerinin kullanarak Kara Muharebelerinde karşılarındaki Türk askerlerine karşı hiçbir başarı elde edememişlerdir. Bunun neticesinde yenilgilerinin kabul edip, yarımadayı boşaltarak terk etmek zorunda kalmışlardır. O kadar ki 1918’e kadar süren Birinci Dünya Savaşı içerisinde stratejik önemi çok fazla olan Çanakkale bölgesinde tekrar bir Deniz veya Kara muharebeleri yapılmamıştır.  

 

Çanakkale cephesinde canını kanını ortaya koyarak Destan yazan tüm Şehitlerimizin, Gazilerimizin, Askerlerimizin ve bu cephede görev yapan tüm Komutanlarımızın anılmayı hak ettikleri en önemli günlerden biri de 9 Ocak günleridir.

 

Bu önemli mevzuda her senenin 9 Ocak günü maalesef memleketimizde ve Çanakkale ilimizde önemine binaen resmi törenler yapılmıyor. Son birkaç senedir Sadece birkaç sivil toplum kuruluş örgütleri tarafından Alçıtepe’de ufak bir tören yapılıyor. Fakat bu törenler resmi makamlarca desteklenmediği için sınırlı imkânlar dâhilinde, sınırlı kişilerin katıldığı mahalli bir tören niteliğini aşamıyor.(*)

 

Çanakkale Muharebeleri, Osmanlı Devletinin son büyük savunma savaşı olan ve bugünkü Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atılmasına vesile olan en önemli muharebelerden biridir. Bu muharebelerin ilk safhası olan 18 Mart Deniz Zaferinin  - özellikle son yıllarda artan büyük bir coşku ile-  törenleri yapılmakta ve Şehitlerimiz anılmaktadır. Fakat asıl bu muharebelerin son noktası olan ve düşmanın geri çekilmeyip, yenilgisini kabul ederek yarımadayı tamamen boşalttığı gün olan 9 Ocak gününün de Çanakkale’de ve Çanakkale savaşının yaşandığı topraklarda şanına yakışır bir şekilde anılması gerekmektedir.

 

9 Ocak günlerinde Anma törenlerinin şimdiye kadar yapılmamasının yada  yetersiz olmasının sebebini bu günün öneminin yeterince anlaşılamamış veya yanlış anlaşılmış olduğundan zannediyorum.

 

9 Ocak 1916 tarihinde son bulan Gelibolu Yarımadasından düşman birliklerinin tahliye hareketini anlamak için bu olayı önce Harp Tarihi olarak incelemek gerekir.

 

Harp içerisinde başlıca üç hareket vardır. Taarruz – Savunma – Geri çekilme.

 

Geri çekilme; harp içerisindeki bir taktiktir. Birlikler bulunulan mevziiden geri çekilir; zaman, mekân, güç, kuvvet vs. toplanır ve muharebeye devam edilir. Yani bir nevi geri çekilme muharebe içerisinde bir taktiktir ve neticesinde tekrar muharebeye devam etme vardır.  Gerekli gücü toparladıktan sonra tekrar taarruz yapılır.  

 

Tahliye ise;  Boşaltma - demektir. Harp içerisinde artık yapılacak hiç bir şey kalmamışsa en son çare tahliyedir. Yenilgiyi kabul edip bir daha dönememek üzere gitmek demektir.

 

Gelibolu Yarımadasında 9 Ocak 1916 günü Seddülbahir (Güney) bölgesinde son bulan hareketi – tahliye – olarak değerlendirmek gerekmektedir. Çünkü İtilaf güçleri artık yapılacak hiçbir şey olmadığını anlamış daha fazla zayiata uğramadan yapılacak en akıllıca işin tahliye olduğuna karar vererek  – yani yenilgiyi kabul ederek – tahliye faaliyetlerine başlamış 9 Ocak 1916 günü de bitirmiştir.

 

 

Çanakkale Muharebeleri içerisinde 9 Ocak 1916 tarihinde son bulan Tahliye harekâtına kronolojik olarak incelersek;

 

Yenilginin Başlangıcı Olarak görebileceğimiz tarih 17 Ağustostur. 6 Ağustos günü başlattıkları Anafartalar muharebelerinden de umduklarını bulamayan itilaf Devletlerinin Akdeniz seferi kuvvet başkomutanı Orgeneral Sir Ian Hamilton 17 Ağustos tarihli İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kitchener’e çektiği telgrafta “Çok cesurca harp eden, iyi sevk ve idare edilen asil Türk ordusu karşısında bulunuyoruz” diyerek yapılan taarruzların başarısızlığa uğradığını ve yeni takviye kıtalarının gönderilmesini istiyordu. Hamilton, 95.00 kişilik yeni kuvvet istemekte, gönderilmezse sadece savunmada kalınabileceğini söylemekte idi. 1

 

21 Ağustosta Anafartalar’daki son taarruz bir yenilgiyi daha getirmişti. Sonucundaki Hamilton raporunda “İlk defa hattı tutacak askeri olmadığı için Anafartalar mevzilerini terk etme olasılığını” dile getirmekte idi. 2

 

23 Ağustostan itibaren gelen haberler üzerine Gelibolu’ya büyük takviye kuvvetleri gönderilmeden başarıya ulaşılabileceği konusunda hükümetin ümidi kırılmıştı.

 

Anafartalar savaşlarından sonra 27 Ağustosta Kayacıkağılı (Bombatepe) muharebeleri ile son bir deneme yapılıyor, ama başarılı olunamıyor.

 

28 Ağustosta Çanakkale Muharebelerinin fiilen sona erdiğini ve büyük bir takviye kuvveti olmazsa boğazı açmanın imkânsız olduğunu anlamışlardır. Ağustos ayından itibaren muharebeler siper muharebeleri şeklini almıştır.

 

Cephedeki Siper Muharebeleri ise;

Karşılıklı ateş baskınları, Siperlerin yakınlaştığı noktalarda tünel kazılarak ileri posta yaratmak, Lağım kazıp bunları düşmana yakın noktalarda patlatarak ön siperleri ele geçirmek, Keskin nişancılar kullanarak karşı tarafa zayiat verdirmek, Topçu bombardımanı olarak devam ediyordu. 3

 

Bu durumu en iyi cephede bulunan bir asker açıklayabilir; “Bu devrede muharebe veya hücum olmuyor sanılmasın. Bilakis bazen en şiddetli taarruz günlerini hatırlatacak kadar çarpışmalar ve saldırmalar olmuş, en sakin geçen günlerde bile binlerce zayiat verildiği kaydedilmiştir. Yalnız hemen de bütün hareketler oldukları yerde kaldığı ve daha bidayetten itibaren saldırıların ilerleyeceğine de ihtimal verilmediğinden teşebbüsler daima mahdut tutulduğu için bu devreye istikrar devresi diyoruz.” 4

 

28 Ağustostan itibaren cephede süren siper muharebeleri ile bir yandan kararsızlık dönemi başlıyor. Yeniden takviye edilerek taarruz etmek, Anadolu’ya çıkmak, Bolayır’a çıkmak, (denizden muharebe yapılıp Bolayır işgal edilecek, Marmara denizindeki İngiliz donanmasına malzeme buradan verilecek) Hatta Ekim ayında boğazı bir gece taarruzuyla zorlamak fikri de düşünülmeye başlamıştı. 5

 

11 Ekim günü toplanan Çanakkale komitesinde “Çanakkale’ye yeniden önemli kuvvetler gönderilmesinin olanaksızlığı” kararına varılmıştı. 11 Ekimde Lord Kitchener General Hamilton’a gönderdiği bir telgrafla “ Bir tahliye yapılırsa ne kadar zayiat verilir” diye sordu.

 

Hamilton; bu rapora çok kızmıştı ve “ Eğer bu yapılırsa Çanakkale dünyanın en kanlı trajedisi haline getirilir”  diye düşünerek: “Kayıplarımız düşmanın hareketi veya hareketsizliği, hava durumu, boşaltmayı koruyacak askerlerin sonuna kadar savaşıp savaşmayacakları gibi belirsiz etmenlere dayandığından kesin bir yanıt mümkün değildir… “Bence toplam gücün yarısını kaybetmeden Gelibolu’dan çıkmayı düşünmek akıllıca bir şey olmayacaktır.” Yanıtını verdi. 6

 

14 Ekim günü Londra’da Çanakkale komitesi toplandı. Kitchener’in telgrafı ve Hamilton’un verdiği cevap görüşüldü. Hamilton’un cevabı, bir geri çekilmenin kuvvetlerin yarısının feda edilmesi ile neticeleneceğini muhtemel görmekte, Suvla’daki acemi kıtalar ve Seddülbahir deki zenci erat için de felakette doğurabileceği yönünde idi. Esasen Hamilton’un başarısız olduğu kanaati artık Londra’da yaygındı. Görevden alınmasına karar verildi. Yerine Çanakkale meselesi üzerinde yeni bir fikir yaratacak yeni bir komutanın gönderilmesine karar verildi.

 

15 Ekimde Hamilton kendisine gelen ve komutada değişiklik olduğunu belirten rapor üzerine 17 Ekimde komutayı vekili Birdwood’a bırakarak İngiltere’ye hareket etti.

 

Hamilton bu durumu Çanakkale Savaşları raporunda şu şekilde anlatmaktadır;

“11 Ekimde sizden aldığım bir telgrafta, Yarımadanın tahliyesinde ne kadar kayba uğrayacağımızın tahmini soruluyordu. 12. Ekimdeki cevabi telgrafımda tahliyenin bence imkânsız olduğunu ifade etmiştim. 16 Ekimde Londraya çağrıldığıma dair bir telgraf aldım. Döndüğümde anladım ki, çağrılmam, derhal tahliye yapılması için başka bir komutanın yarımadaya gönderilmesi üzerine olmuş7

 

15 Ekim 1915’te Sir Ian Hamilton’u görevinden alınarak yerine General Charles Monro’yu getirilmiştir.

 

Monronun görevi; cepheyi incelemek ve rapor hazırlamaktır. Gelibolu’nun tahliyesi mi, yeni bir teşebbüs mü yapılmalı? Tahliye yapıldığı takdirde zayiat ne kadar olur?

Yarımadayı zapt etmek için ne kadar kuvvete ihtiyaç vardır?

 

Monro göreve geldiğinde ilk olarak Londra’da durumu kâğıt üzerinde incelemiş,

28 Ekim günü İmroz’daki (Gökçeada) karargâha geldi.

30 Ekimde Çanakkale’nin 3 cephesini de bir gün içinde dolaştı, buradaki sıkışık ve karmaşık durumu düzensizliği ve zayıflığı bizzat gözlemlemiştir.

 

Monro 31 Ekim tarihinde Londra’ya gönderdiği telgrafta; “Askerlerin sadece sahili tuttuklarını, Türklerin hâkim mevzilerde, iyi tahkim edilmiş durumda ve İngilizleri yukarıdan gözetleyebilecek durumda olduğunu, Türklerin kanat cephelerine taarruz etmenin pek mümkün görülmediği, sadece cephenin ortasından bir hücum düşünülebileceğini, yeni kuvvet takviyesi yapılması öngörülürse bile plajlarda bu kuvvetleri barındıracak yeterli alan bulunmadığını ve Çanakkale cephesinin sona erdirilmesi gerektiği” yazılıdır. 8

 

Bu telgraf savaş bakanı Lord Kitchener’e geldiğinde diğer komutanlarında görüşünü öğrenmek istemiş, diğer komutanlarında Monro’nun görüşünde olduklarını görmüştür. Sadece Anzakların komutanı Birdwood bu görüşte değildi. Birdwood çekilmenin Müslüman dünyasında İngiltere’ye karşı ayaklanma hareketlerine güç ve moral kazandırmasından endişe etmekte idi. 9

 

Monro aynı telgrafta çekilme kararının kesinleşmesi durumunda muhtemel asker ve malzeme kayıplarının mevcudun % 30 – 40’ı olarak tahmin etmekte idi. (bu da 40.000 askerin ölümü, yaralanması ya da esir düşmesinin göze alınması anlamını taşıyordu.)

 

Bu telgraf Kitchener’in pek hoşuna gitmemiştir. Monro’yu Selanikteki kuvvetlerin başına atayıp Birdwood’u Çanakkale’deki tüm kuvvetlerin komutanı  yapacağını, kendisi de durumu yerinde görmek üzere derhal Çanakkale’ye geleceğini yazmıştır.

- Ayrıca Kitchener Birdwood’a tekrar bir telgraf çeker ve çekilme için gizlice hazırlanmaya başlanmasını da söyler.

 

Kitchener 10 Kasımda Mondros’a gelir. Mondros’ta komutanları toplar. Çoğu çekilmeden yanadır.

 

Kitchener Gelibolu yarımadasındaki her üç cepheyi de dolaşır. Durumu kendi gözleri ile görür. Yazdığı raporunda; bölgeye Alman yardımlarının ulaşması artık mümkün hale geldiği için(**), İngilizlerin arazide mevcut konumunun sürdürülemeyeceğini ve tahliyenin kaçınılmaz hale geldiğini belirtir. Ancak Seddülbahir’inde şimdilik her ne pahasına olursa olsun elde tutulması gerektiğini söyler.

 

Kitchener 22 Kasımda Londra’ya döner. 23 Kasımda Harp Konseyini toplar. Çanakkale cephesinin tahliyesi tartışılır. Toplantı sonucu Gelibolu Yarımadasının tamamıyla boşaltılmasını kabul ederek durumu kabineye bildirir. Lord Kitchener bu boşaltmayı onaylamış, Suvla ve Anafartalar’ın birlikte boşaltılmasını, fakat deniz ile ilgili sebeplerden dolayı Seddülbahir’in elde tutulmasını önermiştir. (***)

 

Kasım sonu (26 Kasım) Çanakkale’de alışılmışın dışında bir soğuk hava, yağmur, fırtına ve kar gelmiştir. Çok sıcak geçen bir yaz mevsiminden sonra şimdi de soğuk hava ile boğuşulmaktadır. 26 Kasım günü başlayan yağmur ve ardından gelen soğuk cephede iki taraf askerlerini de perişan etmiştir. Türk tarafında sellerden boğularak veya soğuktan donarak ölenlerin sayısı 500’e yakındır. Sadece İngiliz 9. kolordusunda 200 kişi soğuktan ölmüştür. İngilizlerde soğuktan hastalanarak tahliye edilenlerin sayısı 10.000 civarındadır. Şiddetli fırtınalar sonucu Anzak ve Suvlada birçok iskele yıkılmış ve birçok nakil vasıtaları batmıştır. 10

 

Monro 1 Aralıkta Kitchener’e çektiği telgrafta, “Kabinece acil bir karar verilmesi gerektiğini, kaybedilecek zaman olmadığını, daha fazla gecikmeye meydan verilirse tahliye aleyhinde bir karar vermek gerekebileceğini” yazmıştır.11

 

1 Aralıkta muhtemel bir çekilmenin ön hazırlıklarını ve planlama çalışmalarını yapmak için deniz ve kara subaylarından oluşan bir planlama grubu İmroz’da kuruldu.

 

2 Aralıkta De Robeck, Suvla ve Arıburnu bölgelerinin başarıyla boşaltılabileceği, fakat Seddülbahir’in elde tutulması gerektiğini bu konuda Kitchener ile aynı kanıda olduklarını söyledi. 

 

Boşaltma ile ilgili Fransızların da fikri alınmak üzere 5 Aralıkta toplantı yapılmasına karar verildi. Çanakkale seferinin artık sona ermesi gerektiği fikri ileri sürüldü.

 

6 Aralıkta Fransız Genel Karargâhında bütün harp sahnelerindeki durumu incelemek üzere toplanan askeri konferansta, Çanakkale’nin boşaltılmasına oy birliği ile karar verildi. Karar İngiliz kabinesi tarafından da kabul olunarak Çanakkale’ye bildirildi.

 

Hükümet 7 Aralık 1915’te kesin olarak Arıburnu ve Anafarta bölgelerini boşaltmak, Seddülbahir bölgesini elde bulundurmak kararını verdi. Çanakkale ordusu komutanı Birdwood’a çekilme harekâtı için talimat verilmesi emredildi.12

 

 8 Aralıkta 1. safha olan malzemelerin tahliyesi yapıldı, bir miktar insan ve top geriye alındı,

 

9 Aralıkta Arıburnu kesiminde 36.000 insan 97 top, Anafartalar’da 41.000 insan ve 91 top kalmıştı.

 

General Birdwood kolordu komutanları ile yaptığı toplantılarda işin uzun sürmesindeki tehlikeyi belirterek, üç geceyi aşmayacak bir zamanda yapılmasına karar vermişti.

 

Bu düşünceler doğrultusunda hazırlanan tahliye planı, üç safhada yapılacaktı.

 

Birinci safhada, uzun bir sefer için gerekli olmayan bütün askerler ile hayvanların, savaş malzemelerinin ve gıda maddelerinin tahliyesi.

 

İkinci safhada, hava durumlarının etkisi ile savunma için gereğinden fazla olan bütün askerlerin, topların, hayvanların, savaş malzemelerinin ve gıda maddelerinin tahliyesi,

 

Son safhada, askerlerin ihtiyaç duyabilecekleri topların, hayvanların ve savaş malzemesinin olduğu gibi bırakarak sahilde bulunan bütün askerlerin mümkün olan hızla, gemilere bindirilmesi gerekiyordu.” 13

 

Tahliye için kesin kararlar verildikten sonra yoğun bir hazırlık dönemi başlar.

Adalarda ufak gemi filoları toplanır. Mısır’da 12.000 hastane yatağı hazırlanır. Kıyılardaki yaralıları taşımak üzere 56 geçici hastane gemisine istim üzerinden bekleme emri verilir.

Büyük yolcu gemileri Mauretania, Aquitania ve Britannic doğrudan İngiltere’ye dümen tutacaklardır.

Kasım fırtınalarının yıktığı rıhtımları onarmak için istihkâmcı takımları oluşturulur, Herkesin ne yapacağını bilebilmesi için ayrıntılı ve gelişmiş programlar hazırlanır.

 

Tahliye işine 12 Aralıkta Fransız zencilerin yarımadadan almak suretiyle devam edildi. Kasım sonuna kadar 54. fırka ile bazı istihkâm kıtaları geriye alınmıştı. Bu sırada Çanakkale’deki kuvvetler 134.000 insan, 393 top ve 14.500 hayvandan ibaretti. 14

 

10/18 Aralık: sekiz gece içinde: 6 feribot - 13 layter, 10 çeşitli araç ve birkaç istimbot ile - 44.000 kişi - 130 top - 3.000 hayvan, gereç, mühimmat taşındı.

 

Kıyılarda yaklaşık olarak 40.000 asker 65 top, bunların gıda maddeleri ve gereçler kalmıştı.

 

Bu aşamada takviye olarak filo komutanı pire limanından 3 muharebe gemisi 1 kruvazör – 4 muhrip – takviye olarak bölgeye getirdi.  Ayrıca Mars – Magnefisent – Hantesgrin taşıt gemisi getirildi.

 

Bu arada karada ve gemilerde bütün telsizler topçu ateşi kontrolüne ayrıldı.

 

18 Aralık 18.45’te Arıburnu ve Suvla bölgesinde 3. safha başladı.

19 Aralık sabah 05.25 e kadar devam etti.

 

19 Aralık: 03.30 da 11.000 kişi ve topların yarısı taşınmıştı.

 

Tahliyenin 3. safhası:

 

20 Aralık: 04.15’te Arıburnunda, 05.15’te Suvla’da tahliye sonuçlandı.

 

10 Aralıkta başlayıp 20 Aralık 05.30 a kadar devam eden tahliyede

83.048 insan,

186 top,

2000 araba,

4.695 at ve katır,

Araç, gereç ve mühimmatları tahliye edilmiştir.15

 

 

ARIBURNU VE ANAFARTA BÖLGESİNDE TAHLİYEDEN GERİYE KALANLAR;

 

Monro; “Anzak mıntıkasında dört kıta 18 fondluk top, iki kıta 5 - pusluk hoçkıs topu, bir kıta 4,7 pusluk bahriye topu, bir kıta teyyare topu ve iki kıta 3 fondluk hoçkıs topu terk olunmuştu. Fakat askerler tamamen çekilmezden önce bu toplar kamilen tahrip edilmişti. Bunlardan başka 56 baş katır, ekseriyenin tekerlekleri çıkarılıp tahrip edilmiş olan birkaç araba ile ateşe verilmiş bir miktar erzak ve zahire aynı şekilde terk edilmiştir. Suvla mıntıkasında bulunan her bir top, araba ve hayvan gemilere bindirilmiş ve az miktarda erzaktan başka hiçbir şey terk edilmemiş ve erzakta yakılmıştır.”16

 

Koramiral Rosselyn Wemyss; “Arıburnunda tahliyesi mümkün olmayan malzemeler Türklerin işine yaramasını önlemek için imhası öngörülmüştü. Bunun içinde tahliye edilemeyen malzemeler ateşe verilmek üzere üst üste yığmışlar, birlikler gemilere alındıktan sonra gemilerden açılan top ateşi ile tahrip edilmiştir. Tahliye karmaşası içinde yakılması tasvip edilmemiş olduğundan buraya yönelik yapılan bombardıman daha etkili olmuş ve yakıcı maddeli mermilerin kullanılması nedeni ile büyük ateş yığınlarının ortaya çıktığı görülmüştür.” 17

 

Aspinall Oglander; Suvlada sahilde top, araba, beygir, katır ve eşek bile terk edilmemişti. Anzakta evvelce tahrip edilmiş dokuz top ve obüs karada bırakıldı. Terk edilenlerin hepsi de parçalanmış kullanılamaz halde idiler. Anzaktaki tüm top cephanesi ve bütün küçük silahların cephanesi kurtarılmıştı. Yalnız beş milyon fişek, nakliye vasıtası bulunmadığı için denize döküldü. 18

 

İzzettin Çalışlar, 21 Aralık günü günlüğüne şunları yazmıştır; “Cephede kıtaat ganaim toplamakla meşgul. 16. Kolordu cephesinde birçok erzak, 300 kilometre kablo, 800 çadır, 3000 portatif çadır, 3000 kazma ve kürek, milyonlarca kum torbası vardır.  Düşman hiçbir kıymetli şey bırakmamak için kum torbalarını bile deldi. Küçük kemiklide erzak depolarını yaktı. Bazı yerlerde mermiyatı gömdü. Cephane ile bombalar yere gömülmüştü. Brandalar, üzerlerine kostik soda dökülerek tahrip edilmiş ve hatta tencere kazan gibi yemek kapları parçalanmıştı.” 19

 

 

 

 

 

 

 

SEDDÜLBAHİR BÖLGESİNDEN TAHLİYE

 

Güneyde Seddülbahirde İngiliz ve Fransız birlikleri kalmıştır.

 

İngiltere’deki kurmay heyet Seddülbahirde kalmaya devam edilmesinin fayda değil zarar getireceğini düşünüyor ve hükümeti bu bölgeyi de tahliye için sıkıştırıyordu.20

23 Aralıkta İngiliz Harp Meclisi Seddülbahir sorununu görüşmek üzere toplandığı vakit, ordu mensupları burasının boşaltılmasını hep birlikte istemekte, ileri gelen denizciler ise bu bölgenin elde tutulması taraftarı idiler.

 

24 Aralıkta İmparatorluk Kurmay Başkanı Willıam Robertson Monro’ya tahliye hazırlıkları için emir verdi. Bu emir Birdwood’a iletildi. 25 Aralıkta Birdwood Seddülbahir’e geldi. İngiliz ve Fransız komutanlarla görüştü. Planlar yapıldı. Tahliye Kuzeydeki gibi 3 aşamalı olacak, Ertuğrul ve tekke koyundan yapılacaktı. Buralara eski muharebe gemisi ile korunaklar oluşturuldu. Taşıt gemileri batırılarak dalga kıranlar oluşturuldu.

 

28 Aralıkta Genelkurmay Başkanlığından gelen telgraf ile tahliyeye kesin emir verildi. Bu emir alındığı zaman tahliyenin 1. aşamasına geçilmişti.

 

Seddülbahir bölgesinden tahliyede 3 aşamalı bir planla geçekleştirildi.

 

1. Aşama: 23 Aralıktan kesin emir gelene – 28 Aralık – a kadar gerçekleştirildi.

 

2. Aşamada: 29 Aralıkta başladı. 3 Ocak sabahı bitirildi.

Fransızlar tamamen boşaltıldı. Siperleri ve kalan ağır topları (tahribi) İngilizlere bırakıldı.

 

1 Ocakta Fransız sömürge askerleri, 3 Ocağa kadar da kalan Fransız askerleri gemilere alınarak bölgeden ayrıldılar.

 

4 Ocakta hava bozdu. Ya harekât ertelenecek veya çok sayıda erzak ve hayvan bırakılacaktı. 2. şık kabul edildi.

 

7 Ocak gecesi 2.300 asker 9 top ve 1.000 kadar hayvan taşındı.

 

8 Ocak sabahı sahilde 17.000’den az asker vardı.

 

3. Aşamada: iki gecede yapılacaktı. 7/8 Ocak 7.000 kişi,

 

8/9 Ocak gecesi 15.000 kişi - Toplam 22.000 kişi 40 top tahliye edildi.

 

9 Ocak 03.45te son kafile karada bırakılan yiyecek ve cephane depolarını ateşleyerek kıyıdan ayrıldı.

 

Tahliye emrini alındığı 28 Aralıktan 9 Ocak gününe kadar

35.286 asker

3.689 hayvan

127 top

328 araba

1.600 ton araç ve gereç tahliye edildi.

 

Gemilere alınamayan 508 katır öldürülmüş, terk edilen 1.500 araba tahrip edilmiş, malzemeler yakılmıştır. 21

 

“9 Ocak saat 03.30’da tahliye işlemleri tamamlanmış ve yarımada üzerinde kümeler halinde bırakılmış olan malzemeler ile erzaklar, son askerin karadan ayağını çekmesinden sonra saniyeli tıpalarla ateşe verilmişti. Cephane ile patlayıcı maddeleri barındıran iki depo 04.00’te başarılı bir şekilde havaya uçurulmuştu. 22

 

SONUÇ

 

9 Ocak 1916 sabahı 03.45’te son kafile Gelibolu Yarımadası topraklarından ayrılarak tahliye işlemi bitirildi. Kronolojik olarak anlatmaya çalıştığım tahliye harekâtını denizden karaya bakarak aktardım. Tahliye planının, 7 Aralık 1915 günü verilen emirden sonra 8 Aralıkta ilk birliklerin gemilere bindirilmesi ile uygulamaya başlandığını görüyoruz.  8 Aralık 1915 gününden 9 Ocak 1916 tarihine kadar Karada, Hâkim mevzilerde bulunan Türk birliklerinin Tahliye işlerini fark edip edemedikleri, bilip bilmedikleri büyük bir muamma olarak kaldı. Tarih yapan ve aynı zamanda Tarih yazan Komutanlarımız kitaplarında, anılarında, konferans ve makalelerinde bu konuda maalesef açık bilgiler vermediler. Komutanlarımız Söylemeleri gereken ne ise, yazmaları gereken ne ise onu yazdılar diye düşünüyorum.

 

Bu konuda bir tek Mustafa Kemal Atatürk’ün açıkça doğru düşüncelerini anlattığını görüyoruz.

 

Mustafa Kemal “Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe adlı kitabında, “ 27 Kasım tarihinde düşmanın çekilmekte olduğu ve bu nokta-i nazardan cephede tetkikat ve keşfiyat icrası ve ateş baskınları yapılması hakkında ordu kumandanından emirler ve talimat verilmişti. Her fırka cephesi üzerinde bu nokta-i nazardan keşfiyata devam olundu. Fakat düşmanın cephede kesbi zaaf ettiğine dair bir kanaat hâsıl olmuyordu. Bu hususun aydınlatılması için her iki Kolordu (15. ve 16.) cephesinde birer taburdan ibaret bir kuvvetle (****) düşmanın muayyen iki noktasına ciddi bir keşif taarruzu yapılmasını uygun görülmüş ve buna muktezi tertibatı lâzıme dahi ikmal edilmiş idi ise de, Ordu kumandanı uygun görmediğinden neticesiz kalmış ve bin netice düşmanın hal ve vaziyeti hakkında fikirlerimiz aydınlanmadığı gibi, kanaatimizde düşmanın Anafartalar cephesinde kuvveyi kafiye bulundurmakta olduğu zemininden ibaret kalmıştı.” 23

 

 

Celal Erikan “Komutan Atatürk” adlı eserinde bu durumu şöyle yorumluyor; Düşmanın büyük bir çabayla uyguladığı çekilme hazırlığının meydana çıkarılması için ışıtma, denizde karakol gemileri gezdirme olanağından ve üstün bir hava keşfinden yoksun Türkler için zorlu keşifler yapılması tek yoldu. Mustafa kemal’in bu isteğine verilen karşılık “Harcanacak kuvvetimiz, hatta tek bir erimiz yoktur!” oldu. Sanki Mustafa Kemal önemsiz bir iş için kuvvet kullanmak istiyordu.  Düşmanın çekilip gitmesine seyirci kalmak aymazlığına düşen zihniyet önce onu, sonra burnu kanamadan düşmanı elinden kaçırdı. 24

 

Atatürk’ün Yaveri Cevat ABBAS; “Anafartalar’dan düşmanın çekileceğini yalnız Mustafa Kemal, kendine has o büyük hassasiyetiyle duymuştu. Bu duygusunu geçen birkaç gün içinde daha ileri götürerek düşmanın çekilmeye başladığına hükmetmiş ve bu hükmünü fiilen tahakkuk ettirmek istemişti. Ordu Kumandanı Müşir Von Sanders yalnız bu hüküm ve karara itiraz etmiyordu. Başkumandanlık vekâleti ile Mustafa Kemal, her türlü hareketten men ediyordu. Hâlbuki kimsenin görmediğini Mustafa Kemal görmüş, kimsenin hissedemediğini hissetmişti.  Mustafa kemal’in tasvir ve takrir ettiği ve üzerinde ısrarla durduğu; keşif taarruzunun muvaffak olacağı mutlak görülmüş ve anlaşılmıştı. Bu aydınlanan yeni büyük muvaffakiyetin gerçekleşmesini karanlıklara gömmek azmiyle ona engel olmuşlardı. Mustafa Kemal’in taarruzuna “israf edecek kuvvetimiz, hatta bir tek neferimiz yoktur” cevabı ile vatani ve milli endişeler yaratılıyordu.”25   

 

 

Mustafa Kemal Atatürk, bu durumu daha sonra yaveri Salih Bozok’a şöyle anlatmıştır. “Ben düşmanın çekileceğini anladığım için bir taarruz yapılmasını teklif etmiştim. Fakat benim bu teklifimi kabul etmediler. Bundan dolayı canım sıkıldı. Çok da yorgun olduğum için izin alarak İstanbul’a geldim. Eğer ben orada iken düşman çekilmiş olsaydı her halde daha çok canım sıkılacaktı.”26

 

 

MELİKE BAYRAK

TARİHÇİ

OCAK 2009

GELİBOLU YARIMADASI

 

(*) ilk defa 9 Ocak 2007 tarihindeki törene Eceabat Kaymakamı Sayın Muhterem ince katılmışlardı. 9 Ocak 2008 tarihli törende ise tekrar Eceabat Kaymakamı Sayın Muhterem ince ve Vali yardımcısı Sayın Ali Partal, Kültür Müdürü Sayın İsmail Kansız katılmışlardı. Fakat bu katılımlar, şahsi duyarlılık neticesindeki katılımlardı.

 

(**)Kitchener’ın bu konudaki tereddütü, Bulgarlar’ın 6 Eylülde Alman ve Avusturyalılarla mukavele yaparak İttifak Devletleri safında yerini alması üzerinedir. Böylece Belgrat - Sofya - İstanbul demiryolu ve Sırbistan yolu açılmış, Ekimden itibaren müttefik devletlerden malzeme cephane ve silah gelmeye başlamıştı. İlk partide Aralıkta biri 24’lük motörlü havan,  15 Ekimde 15’lik Avusturya obüs bataryası olmak üzere 2 batarya [8 top]  geldi.  Havan bataryası, Kocaçimentepe gerisine, obüs bataryası ise Seddülbahir bölgesine yerleştirildi.

16 Kasımda Alman Genelkurmayı 5. Orduya müttefikleri Yarımadadan söküp atmak için gerekli malzemeyi sormuş, 5. Ordu da malzeme listesi hazırlayarak Almanya’ya göndermişti. (Ancak istenilen bu malzemeler hiçbir zaman gelmedi) Gelibolu’ya, İngilizlerin çekildiği güne kadar bu iki bataryadan başka kuvvet gönderilmedi. Çanakkale savaş alanlarında bulunan Alman Er ve Subayların sayısı en çok 500 kişiye kadar çıkmıştı.

 

(***) Kitchener ve Amiral De Robeck’in Seddülbahir düşüncesi, boşaltılınca Türklerin buraya ağır toplar koyacağı ve bundan böyle İngiliz filosunun boğaza girmesini önleyeceği, Çanakkale’nin zapt olunmasının olanaksız olacağı yönünde idi. Amiral De Robeck, Seddülbahir bölgesinin elde tutmanın denizcilik bakımından önemli olduğu kanısında idi.

 

(****)  Mustafa Kemal Atatürk, 27 Kasım tarihinde bir keşif hizmeti önermiş ve 5. Ordu tarafından kabul edilmemiştir. Mustafa Kemal belki de düşmanın tahliye hazırlıkları içerisinde olduğunu veya 8 aylık muharebelerden, başarısızlıklardan ve zayiatlardan sonra düşmanın yapacağı en akıllıca işin tahliye olacağını düşünerek normalde birer bölükten yani 250 kişiden oluşan keşif hizmetini, durumu çok daha ciddiye alarak birer taburdan, yani 1000 kişiden oluşan bir kuvvetle yapmayı önermiştir.

 

 

1.   Gelibolu Askeri Harekatı. Çanakkale. Aspinall Oglander, C.2. Arma yayınları. İstanbul. s. 403

2.   Gelibolu. Yenilginin Destanı. Nigel Steel – Peter Hart. Epsilon Yayıncılık. İstanbul. 2005. S. 261

3.   Siperin Ardı Vatan. Gürsel Göncü – Şahin Aldoğan. MB. Yayınevi. İstanbul. 2006. s.127.

4.   Türk Çanakkale, Şevki Yazman. Yay.haz. Tuncay Yılmazer, Yeditepe yayınevi. İstanbul, 2007. s.317

5.   Büyük Harpte Çanakkale Seferi, “Kış Konferansı” Bursalı Mehmet Nihat, İzmir. 1928

6.   Gelibolu. Yenilginin Destanı.A.G.E. S. 265

7.   Ian Hamilton’un Çanakkale Savaşları Raporu. Çomü Atatürk ve Çanakkale Savaşları Araştırma Merkezi Yayınları. Çanakkale 1999 s. 83.

8.   Gelibolu yarımadasında bulunmakta olan İngiliz heyet-i seferiyesinin tahliye harekatından bahs olup İngiltere harbiye nezareti tarafından matbuat vasitasıyla neşr edilen General Charles Monro’nun raporu. Mütercimi; Rahmi, İstanbul Matbaayı Amire, 1332 (1916)

9.   Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları. Sermet Atacanlı MB. Yayınevi. İstanbul. 2006 s.339

10. Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, Çanakkale Cephesi Harekatı 3. Kitap. S.476

11. Gelibolu Askeri Harekatı. Çanakkale. Aspinall Oglander C.2 s. 1976 

12. 481Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi VIII. Cilt. Deniz Harekâtı. Genel kurmay basım evi. Ankara. S. 249- 250

13. Gelibolu yarımadasında bulunmakta olan İngiliz heyet-i seferiyesinin tahliye harekatından bahs olup İngiltere harbiye nezareti tarafından matbuat vasitasıyla neşr edilen General Charles Monro’nun raporu. Mütercimi; Rahmi, İstanbul Matbaayı Amire, 1332 (1916)

14. Çanakkale Savaşı. Fahri Belen. Harp Akademisi Matbaası. İstanbul. 1935 S. 148

15. Gelibolu Askeri Harekatı. Çanakkale. Aspinall Oglander, C.2 s.507

16. Gelibolu yarımadasında bulunmakta olan İngiliz heyet-i seferiyesinin tahliye harekatından bahs olup İngiltere harbiye nezareti tarafından matbuat vasitasıyla neşr edilen General Charles Monro’nun raporu. Mütercimi; Rahmi, İstanbul Matbaayı Amire, 1332 (1916) s.15

17. Çanakkale’nin Tahliyesi.  Rosselyn Wemyss. Mütercimi; Karargah-I Umumi İstihbarat Şubesine Memur Erkan-I Harbiye Bahriyeden HÜSAMETTİN. İstanbul Matbaayı Amire, 1333 (1917) s.8

18. Gelibolu Askeri Harekatı. Çanakkale. Aspinall Oglander s.508

19. On yıllık Savaşın Günlüğü. İzzettin Çalışlar. Yay.haz. İzzeddin Çalışlar – İsmet Görgülü Y.k.y. İstanbul. 1999  S.130

20. Çanakkale Savaşı. Fahri Belen s. 150

21. Gelibolu Askeri Harekatı. Çanakkale. Aspinall Oglander,  C.2 s.528

22. Gelibolu yarımadasında bulunmakta olan İngiliz heyet-i seferiyesinin tahliye harekatından bahs olup İngiltere harbiye nezareti tarafından matbuat vasitasıyla neşr edilen General Charles Monro’nun raporu. Mütercimi; Rahmi, İstanbul Matbaayı Amire, 1332 (1916)

23. Anafartalar Muharebatın Ait Tarihçe. Mustafa Kemal ATATÜRK. Yay. Haz. Uluğ İğdemir. Ttk. Basımevi. Ankara. 1990. s.74 75

24. Komutan Atatürk. Celal Erikan. Türkiye İş Bankası Yayınları. İstanbul. 2006 s.156

25. Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Cepheden Meclise Büyük Önder İle 24 yıl. Turgut Gürer. İstanbul. 2006 s.33

26. Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor Salih Bozok. Can Dündar. Doğan Kitap A.Ş. İstanbul. 2001. s.56

 


  48099 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

582_ahmet metin 09-01-2009, 01:17:27
Bu kadar kaynak karıştırdıktan sonra, 'Düşman yarımadayı tahliye etti, yani yenildi' biçiminde bir sonuca varmak için de herhalde tarihçi olmak gerekiyor... Celal Erikan ne güzel söylemiş işte; "Düşmanın çekilip gitmesine seyirci kalmak aymazlığına düşen zihniyet önce onu (M. Kemal'i), sonra burnu kanamadan düşmanı elinden kaçırdı."

Demek ki neymiş; düşman yenilmemiş, kaçmış... Kavgada erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır. Akıllı insanların kavgadan kaçtığı gibi, akıllı milletler de imkansızlığı görünce 'tahliye eder'ler... Düşman güçleri Gelibolu'da denize dökülememişler, yenilmemişlerdir. Sağduyulu bir tahliye planıyla savaş alanını terketmişlerdir. Sonuca bakıldığında da zaten kimin galip çıktığı belli bu savaştan... Çanakkale savaşı bir mevzi savaşı, bir cephe çarpışmasıdır. Tıpkı yenildiğimiz Sarıkamış, Kanal ve Irak cephesi gibi... Oralarda yenilgiyi açıkça yaşadık; Çanakkale'de ise ensemizi karartmadık, hepsi bu... Olay bundan ibarettir... Savaşı İtilaf Güçleri kazanmıştır. Osmanlı bu nedenle Sevr gibi bir teslimiyet belgesini imzalamak zorunda kalmıştır.

Öncelikle şu noktayı belirtelim: Son yıllarda kendine 'askeri tarihçi' sıfatını yakıştıran birilerinin, çıktığı her TV şovunda 'Çanakkale Cumhuriyetin önsözüdür' demesi ile herkesin diline pelesenk olan bu saçmalığı bir kenara bırakalım. Fazla hamaset cildi bozar... Çanakkale Cumhuriyetin değil, Osmanlı imparatorluğunun dağılışının önsözüdür. Bu yıkımı gerçekleştiren Büyük Harbin ilk cephelerinden biridir. Diğerleri de Sarıkamış ve Kanal... Bu üçüyle Osmanlı'nın yıkım süreci başlamıştır. Tarihçi olduğunu iddia edenlerin, kendi ülkesinin, milletinin tarihini de ilgilendirse, geçmişte yaşanan olaylara tarafsız ve olabildiğince objektif yaklaşması iktiza eder. Tribünlere oynamak için sarfedilen laflar, yazılan yazılar tarihi gerçekleri saptırmaktan başka işe yaramaz.

Her Ocak ayında 'Türk zaferini kutlamak' gibi bir saçmalığı çıkaranlar da, çoğu askeri harekat yorumlamaktan bihaber alan kılavuzlarının icadıdır. (Hani şu Mehmet Çavuş hikayesini yazan C. Yıldız'ın arkadaşları) Tıpkı Tıpçıların her 18 Mayıs'ta yaptıkları anma töreni gibi... 9 Ocak 1916'da bir zafer yaşanmadığı gibi, 18 Mayıs'ta da 'koskoca bir tıbbiye sınıfı' şehit olmamıştır.

Çanakkale savaşı ile ilgili olarak kutlanacak gün bellidir; 10 Ağustos Anafartalar çarpışmasının yıldönümü... Yakın zamanlarda neredeyse unutulan bu anma, M. Kemal'i unutturma çabalarının bir sonucudur.

Kendine tarihçi deme cesaretine sahip şahsiyetlerin önce bol bol kitap okuması ve bu kitaplardan okuduklarını da iyice hazmetmesi gerekir. Öyle çalakalem yazınca insan kendiyle çelişkiye düşüyor, komik oluyor.
 
584_Ozan BODUR 09-01-2009, 09:24:28
İnsanlar Çanakkale konusunda ki her uğraşı ,her çabayı ,kendisini Çanakkale Savaşlarının yargıcı zannederek eleştirdiği ve çamur gibi milllete yapıştığından olsa gerek yorumlara bile kendi ismini yazamıyor işte...

Her konuda ''yetkin''olduğunu zanneden her araştırmayı kendi araştırmalarından tırtıklanmış yazılar olarak gören ,bir şey diyemediği ,eleştirecek bir şey bulamadığı araştırmacılara da çirkefliği ile bastırmak suretiyle karalayan bu zevat ''patron''un cübbesinin dibinden ayrıldığı günden beri ........... saldırıyorda saldırıyor...


Kimine kazurat kafalı diyor kimine de kazurat kazuratı hela da bulur diyor...Sitesinde ki 40 yazının 30'nu kişisel ilişkileri ile sağdan soladan toplayıp sıra başkasına gelince de ''sağdan soldan toplayıp derme çatma site yapmışsınız''deme cürretini gösterebilen,kendisi yazı yazdığı zaman birebir kaynak göstermeyip başkasının yazısına yorum yazdığında;''böyle olmaz kaynakları birebir bildirmek gerekir''diye dayılanan,lafa her başladığında''ben Çanakkale ile 40 senedir uğraşıyorum durmadan okuyyorum,bu savaşın her konusu hakkında kalem tutacak birikim var''diye caka satmasına rağmen 1990'lı yıllarda yazdığı bir yazıda şehit sayısını 250.000 gösterecek kadar Çanakkale Savaşlarını iyi bilen(!),Yabncı internet sitelerin fotoğraf alıp üstüne sitesinin damgasını vuran bu resimerli başka yerde görünce de resmin kaynağını söyleyip kendi sanki yapmıyormuş gibi ''niye böyle yapıyorsunuz''diyen,sitesinde ki yayınladığı başkasına ait bir makeleyi başka birsite de görünce'' vay efendim ben o araştırmacıya bunun telif hakkını ödedim siz yayınlayamazsınız''diye utanmadan yalan söyleyen,daha önce yayın yaptığı bir site de Gelibolu da ki gezisini anlattığı bir parağrafında ''biraları içtik yola koyulduk''demesine rağmen sitesinde Seddülbahir de güneşlenen bir bayanı azarladığını ima edecek kadar çelişki içinde olan ,Mehmetçiği maneviyatsız,Seyit Onbaşıyı akl-ı evvel ,Abdülhamit'i bankacılarla haşir neşir olarak Avrupa da paradan para kazanan biri olmakla itham eden,Bu milletin son iki yüz yılında en önemli vahdet ve birlik unsurlarını sergilediği Çanakkale Savaşlarını bile bölücülük unsuru olarak kullanıp sitesinde Şehitliği ziyaret eden başörtülü ve çarşaflı kadınların resmini yayınlayıp;''bunların burada ne işi var''demeye getiren bu süper demokrat abimiz yaşı ilerlediğinden olsa gerek gerek bu aralar saçmalama kapasitesini baya bir aştı...

Bunun için Melike kardeşim.....................,baya bir emek sarfettğin çalışman için seni tebrik ederim...
 
585_OZAN BODUR 09-01-2009, 14:06:21
Şimdi gelelim yazıya…

Gelibolu Yarımadası’nda 25 Nisan sabahı başlayan kara muharebeleri yaklaşık dokuz ay devam etmiş, bu sürede İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin elde ettiği başarı birkaç kilometre kare toprak parçasından ileri gitmese de savaşın her iki tarafa verdiği insan kaybı tahminlerin çok üstünde olmuştur. Müttefik kuvvetler uzun bir hazırlıktan sonra havanın ve talihlerinin yardımıyla, Gelibolu’dan ilk tahliyeyi Suvla Koyu ve Arıburnu’ndan 20/21 Aralık 1915 gecesi sessizce yapmışlardır.


Burada tahliyenin askerî yönünden ve İngilizlerin bu çekilişi bir zafer olarak telakkî etmesinden ziyade, Osmanlı Devleti’nin başkentinde, Anadolu ve İslam Alemi’nde meydana getirdiği tesir unutulmamalıdır çünkü bu tesir, bu tesiri oluşturan şartlar ve mukaddes nihayeti bugün hava-su kadar muhtaç olduğumuz ve bazı fosseptik çukurundan yazı devşiren ve pisliği ve cerahatini de her yana yayan çakma tarihçilerin anlayamadığı hatta hiç anlayamayacağı Çanakkale Ruhunun temelini teşkil etmektedir.


Söz konusu çekilişe dair haberler fısıltı halinde kulaktan kulağa bütün İstanbul’da yayılmış, haber büyük bir sevinç ve sürurla karşılanmıştır. Ertesi gün gazeteler zaferin haklı gururunu manşetlere taşımışlardır: “Düşmanı Denize Döktük”, “Hazâ min Fadl-i Rabbin┠(Bu zafer Rabbimiz’in fazlındandır), “Zafer Günü”, “Müdâfaanın Mânevî Kıymeti”…Gibi manşetler Türk matbuatının gazetelerini süslemiştir…


Arıburnu’nun boşaltılması Üsküdar’da da büyük sevinçle karşılanmıştır. Zafer haber alınır alınmaz halk, evlerini bayraklarla donatmış, Evkâf Müdürü Nazım Bey cami, tekke, mescitler ve minarelerin aydınlatılması emrini vermiş, halk da cami ve mescitlere giderek hatim okumuş, ordunun ve milletin bekası için saat altı buçuğa kadar dualar etmişlerdir.


Düşmanın Arıburnu ve Suvla’dan çekilmesi sadece İstanbul’da sevinçle karşılanmamış, Anadolu’nun muhtelif vilâyetlerinden gelen, halkın ve mülkî idarenin bu zafer karşısındaki tutumlarını bildiren haberler birkaç gün sonra gazetelerin sayfalarında yer almıştır. Bu haberlerde Edirne, Eskişehir, İzmir, İnegöl, Kütahya’nın donatıldığı, talebelerin bandolar eşliğinde millî marşlar ve şarkılar söylediği ve bazı kutlama merasimleri yapıldığı yazılmaktadır.


Ayrıca halkın zafer karşısındaki tutumunu gösteren telgraflar, zaferin vilâyetlerde meydana getirdiği büyük coşkuyu göstermesi bakımından önemlidir. Yozgat Müdâfaa-i Milliye Reisi’nin Dâhiliye Nâzırı Tal’at Bey’e gönderdiği telgrafta, Seddülbahir’den düşmanın çekilmesinin ve kesin zaferin elde edilmesinin Yozgat halkını büyük bir sevince boğduğu belirtildikten sonra bütün şehrin donatıldığı ifade edilerek vatanı ve dini düşman hücumundan koruyan Büyük Osmanlı Ordusu tebrik edilmiştir. Adana Kastamonu, Sivas, İzmir, Erzurum, Ankara, Suriye, Beyrut, Musul’dan da Başkomutanlık Vekâleti’ne zaferi tebrik eden telgraflar gönderilmiştir



Bunlardan en ilginci ise Karahisar-ı Şarkî’den Rum tebaa adına Karapulidlî Safertenisi’in gönderdiği telgraftır. Telgrafta kazanılan zaferin bütün Rum ahali için de övünç kaynağı olduğu belirtildikten sonra ordunun zaferinden sonra tezâhürât yapıldığı belirtilerek Rumlar adına tebriklerini Dâhiliye Nâzırı’na sunmuştur.


Arıburnu’nda düşmanın çekilişi ile birlikte İstanbul’da bayram havası ile şehir bayraklarla süslenmiştir. Şehirde asıl sevinç vesilesi olacak durum Gelibolu Yarımadası’nın tamamen boşaltıldığına dair haberlerin gelmesi ile olmuştur. Zira İngiliz ve Fransız güçleri Gelibolu Yarımadası’nın Seddülbahir bölgesini 9 Ocak 1915 günü sabah erkenden boşaltmışlardır. Haber şehirde yayılır yayılmaz hemen her taraf donatılmış, çocuklar sokağa çıkmış, halk sevinç ve mutluluklarını izhar etmekten çekinmemiştir.



Öğleden sonra Donanma-yı Osmanî ve Müdâfaa-i Milliye Cemiyetleri ile bir kısım esnaf, önlerinde bando, bayraklar ve bazı talebeler Harbiye Nezâreti’ne gelerek ordunun komutanlarını tebrik etmişlerdir. Burada ileri gelen birkaç kişi tarafından nutuk irad edildikten sonra topluluk Beyoğlu’ndaki Müttefik elçiliklere giderek buralarda da tezahüratlarda bulunmuşlar, şehir aydınlatılırken, o gün okullar da tatil edilmiştir. Seddülbahir’in boşaltıldığı ise ertesi gün resmi tebliğ’de şöyle duyurulmuştur: “Çanakkale cephesinde: İnayeti Hakk ile Seddülbahir’den dahi düşman tard edildi.”



İstanbul ve Anadolu vilâyetlerinde kesin zafer sonrasında Arıburnu’nun tahliyesinden daha fazla sevinç ve tezâhürât gösterilecektir. Sabah Gazetesi Seddülbahir’in boşaltılması ile ilgili “Allah Bizimle Beraber” başlığını attıktan sonra “Kahraman ordumuzun Seddülbahir’de ihraz ettiği muvaffakiyet, vilâyette büyük bir cûş u huruş u vatanpervarene… Bu haber beşâret âver bir anda memâlik-i Osmaniye’nin en ücra köşelerine kadar şâyi olmuş…” diyerek vilâyetlerden gelen telgrafları neşretmiştir



Gazetelerde o günün anısına çeşitli karikatürler ve illitrasyonlar yayınlanmıştır. Alman gazetesinden alınan ve düzeltilerek yayınlanan bir karikatürde Türk askeri İstanbul üzerinden, nefesinin bütün gücüyle üfleyerek düşmanı Gelibolu Yarımadası’ndan Yunanistan’ın Selanik üzerine püskürtüşü temsil edilmektedir. Karikatürün üst kısmına “Mahall-i masrufuna bir karikatür”, altına da “Müslüman neferin azim ve himmeti sayesinde iki büyük düşmanın Çanakkale’den ne suretle püskürtüldüklerinin bir temsîl-i mizahisi” ibareleri yazılmıştır Ayrıca zaferin hatırası olarak Tasvîr-i Efkâr Gazetesi, bir pul bastırılması teklifinde bulunmuş, tasarlanan pul da gazetelerde neşredilmiştir



Bununla beraber Tasvir-i Efkâr Gazetesi, zaferin şanlı hatırasının gelecek nesillere aktarılması maksadıyla Gelibolu Yarımadası’nda gemilerin geçerken görebileceği bir yere bir “ravza-i şühed┠(şehitler bahçesi) yapılmasını, Osmanlı gemilerinin buradan geçerken selamlamaları ve Çanakkale’de savaşan gazilere verilmek üzere bu savaşa mahsus bir madalya ihdası için ayandan Reşit Akif Paşa’nın meclise verdiği takrire sayfalarında yer vermiştir.



Türk Yurdu Dergisi de zafer haberlerine genişçe yer verdikten gazileri şu dualarla tebrik edecektir;
“Ve onlarla beraber ellerimizi Ulu Tanrı’ya açarak bu mukaddes zaferi kazanıp Türklüğü ve Müslümanlığı kurtarmak ve diriltmek uğrunda can veren mübarek şehitlerimiz için şamil bir mağfiret temenni ve sevgili gazilerimizin zaferini tes’îd ve takdîs ediyoruz.”


Bu sevinç ve gurur buz gibi Milli Mücadelenin Önsözü olmuştur….


Şimdi asıl siz o kadar kitap okuyup bu konu ile haşır neşir olduğunuzu söyleyeceksiniz sonrada ‘’Çanakkale Türkiye’nin önsözüdür ‘’ifadesini kabul etmemekle kalmayıp hafife alacaksınız? O zaman söyleyin bakalım Milli Mücadele de bu birliğin kurulmasında ki en önemli faktör ne idi?Bu millet liderini nerede buldu?Birlik ve beraberlik içinde olunca dünyaya meydan okuyacağını nerede öğrendi?Söyleyin efendim lütfen söyleyin, bu işler öyle oturup bilgisayarın başına internet alimliği yapmakla olmuyor ayrıca önemle belirtirim ki fazla hamaseti bilmem ama uzun dilin cildi bozacağı kesindir çünkü kendine aydın, araştırmacı ve gazeteci yaftası takan bir sürü kopilin her fırsatta bu milletin değerlerine,kıymet verdiklerine ve hatta zaferlerine bile dil uzatmasına fena bozuluyorum…


Yukarı da sözü edilen sevinç ve gurur manzaralarının Milli Mücadelede ki birliğin esasını teşkil ettiğini ve Çanakkale de İtilaf Devletlerinin yenildiğini siz bizden de iyi bilirsiniz hatta ve hatta çok çok daha iyi bilirsiniz çünkü acılar sevinçlere göre daha zor unutuluyor vesselam…


*ÖNEMLİ NOT:Yukarıda ki tarihi bilgiler Dr.Lokman Erdemir Bey’in ‘’Sebep ve Sonuçlarıyla Çanakkale Savaşları’’başlıklı doktora tezinden alınmıştır!Her hangi bir yerde kullanmak istiyorsanız lütfen www.duryolcu.com'dan kendisi ile irtibata geçerek izin alınız!Teşekkür ederim...


 
586_S.Serdar Halis Ataksor 09-01-2009, 15:52:10
Tahliye hareketinin güzel bir anlatımı, ümit ederim ki,tarihini öğrenmek isteyen gençler içinde faydalı olur.
Makale için teşekkürler.

S.Serdar Halis Ataksor
 
588_MELİKE BAYRAK 09-01-2009, 16:08:07
Ahmet Metin Bey nöbetçi yorumculuğu devralmış gibi görünüyor. 

“Düşman yarımadada yenildi” sonucuna ulaşmak için Tabiyki Tarihçi olmak gerekmiyor. Bunu artık ilkokul çocukları bile biliyor. Ama bu durumu adamakıllı araştırıp, yorum yapabilmek için kusura bakmayın ama Tarihçi olmak gerekiyor. Tarihçilerle gezmek veya kendini tarihçi zannetmek değil…

Ben bir tarihçi olarak size şunu söyleyebilirim, tarih sosyal bir bilimdir. Yeni bilgi belgeler eklendikçe değişebilir. Ama sizin yaptığınız gibi sadece bağcı dövülürse, Ortaya konulan bilgilerin gerçekliği devam eder. Ahmet bey de erkeklik yapan erkekler gibi kaçarsa bu iş olmaz tabi.

Kimliğinizi açıklamadığınız besbelli. Eğer bu konuda daha ciddi bir çalışmanız varsa, Bu konuyu harp tarihi olarak daha iyi anlatabiliyorsanız buyrun….

Benim yazımı ve özellikle ilk iki sayfasını dikkatle okumanızı sizden rica ediyorum. Sanırım iyi anlayamamışsınız. Ben yazımda “Her 9 ocakta gidip kutlama yapalım” demiyorum. “Anma” dan bahsediyorum. Lütfen bir “kutlama ve anma” kelimelerinin anlamlarını gözden geçirin.

Kendime Tarihçi deme cesaretini tabiyki gösteriyorum. Çünkü ben T.C Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden “Tarihçi” unvanı ile Mezun olmuş ve Yüksek Lisans yapmış bir insanım. Mail adresinizi verirseniz size diplomamı tarayıp göndereyim.
Akıl yaşta değil baştadır Ahmet Bey. O Kitapları sizden daha iyi okuyup değerlendirdiğime de eminim. Yazdığın yorumdaki çelişkiden de bu anlaşılıyor zaten.

Amacım sizinle kavga etmek veya yazdığınız sözüm ona yoruma satır satır cevap vermek te değil. Bu konudaki sataşmaların yeri ne bu web sitesi ne de bu yazının yorum kısmı. Bana bir şeyler söylemek ve sormak istiyorsanız mail adresim: bayrakmelike@gmail.com

Ben Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye Cumhuriyetini emanet ettiği gençlerden biriyim. Yaptığınız yorumu bir yorum olarak değil Sadece bir “çamur” olarak değerlendirdim. Bu konuda benden daha bilgili - erdemli insanların yorumlarına ve eleştirilerine sonuna kadar açığım. Diğerlerini maalesef ciddiye almıyorum. 6 sene üniversiteyi, Ozan Bodurun ilk yorumunun son cümlesinde bahsettiği gibi elimde tuzla dolaşmak için okumadım ben.
 
590_EDİTÖRDEN... 09-01-2009, 17:17:38
TÜM YORUM YAZACAKLARIN DİKKATİNE…
SAYIN OKURLARIMIZ… YORUMLARINIZDAKİ İFADELERİN KİŞİSEL ELEŞTİRİ YERİNE METNE , ARAŞTIRMAYA YÖNELİK OLMASINA LÜTFEN DİKKAT EDİNİZ. AKSİ HALDE YORUMUNUZ YAYINLANMAYACAKTIR.
 
591_M.Onur YURDAL 10-01-2009, 00:37:14
Sevgili Araştırmacı -Tarihçi ve aynı zamanda Çanakkale Savaşları uzmanı Melike BAYRAK'ı tahliye ile ilgili bu makalesinden ötürü tebrik ediyorum. Öncelikle eğer birine yönelik eleştirel ithamda bulunulacak ise bu ithamda bulunacak ismini bile açıklamaktan çekinenlere .........(kim olduğu belli)ve elinde eleştirdiği üründen daha iyisi bulunmayanlara düşmüyor!!! Atatürk diyor Ahmet Metin rumuzlu arkadaş? Kaynakçalara baktın mı? Atatürk'ün 2 yaverinin Atatürk ile ilgili söylediklerine yer verilmişAnafartalar Muharebatına Ait Tarihçe den yararlanılmış? Sen bunları bize anlatma arkadaşım biz koskaca tıbbiyeli sınıfın 19 MAyıs taarruzlarında şehit olmadığını biliyoruz.Sen git her yıl 18 Mayısı 19 Mayıs a bağlayan gece kutlayan ve bununla iligli sözler söyleyip bu olayı başlatan Prof. Dr. Kemal ALEMDAR olmak üzere İstanbul Üniversitesine ve Atatürk ü bilmeyen ve unutturmak isteyenlere anlat.Biz Atatürkümüzü iyi bilir sahip çıkmasını da biliriz. Öyle ki bu makaleler de emin ol ki Ulu Önderin Tarih hakkında söylediği şu sözlere istinaden yazılmaktadır.
Tarih;

"Tarih ne güzel aynadır. İnsanlar, özellikle ahlakla gelişmemiş kavimler, en büyük kutsal kavramlar karşısında bile hasis duygulara tabi olmaktan nefislerini men edemiyor. Tarihin sinesine geçen büyük hâdiselerde bu hadiseler içinde uygulayıcı ve etkili olanların hal hareket ve muameleleri onların ahlak seviyelerini ne açık gösterir."(1915)

"Tarih; bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiç bir zaman inkar edemez."
(1919)

"Tarih yapan akıl, mantık, muhakeme değil, belki bunlardan çok hissiyattır."

15.03.1923, Adana’da Halkla Konuşma

"Efendiler, tarih, milletlerin yükselme ve gerileme sebeplerini ararken bir çok siyasi, askeri, sosyal sebepler bulmakta ve saymaktadır" 17.11.1923, İzmir İktisat Kongresini Açış Söylevi.

"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır."(1931)
Atatürk Atatürk demekle Atatürkçü olunmaz.Atatürkü öğrenmek istersen 1927 basımı bir SÖYLEV(NUTUK) bul öğrenirsin. Her kişi vidanından sorumludur. Madem bu kadar yanlış var al doğrusunu sen yaz biz alkışlayalım...
 
593_ahmet metin 10-01-2009, 02:57:55
İsmimle, soyadımla, açık olarak kişisel fikrimi belirttiğim bu sayfada, kime garez beslediği belli olmayan bir vatandaşın anlamsız sözlerini okumak beni hayli şaşırttı. Sözkonusu yazıya tekrar bakınca, yazıda tırnak içinde kullanılmış 'yetkin' sıfatı jetonumun düşmesini sağladı... "Bu 'yetkin', olsa olsa yine aynı mecrada bir web sitesi yayınlayan Yetkin İşçan; ona bu yazıyla söven de Yetkin İşçan'dan ağzının payını almış birisi olsa gerek" dedim kendi kendime...
Sayın İşçan'ın sivri bir dille uzun zamandır Çanakkale savaşı tarihi hakkında yazılar yazdığı, yayınlar yaptığını biliyorum. Yine bildiğim kadarıyla yazdıklarını çürütecek kimse de çıkmadı karşısına... ......................Şimdi Editör'e sorum şu, bu ifadeleri önce denetleyip bu sayfaya koyduktan sonra bir de not yazarak "kişisel eleştirilerin yayınlanmayacağını" belirtmek ne demek?
Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin.
Çok rahat anlaşılıyor ki, bu çok bilmiş arkadaş, beni Yetkin İÇçan sanmış... Keşke onun kadar birikimim olsaydı... Sanırım ondan daha ağır yazardım bu gibilere karşı...

Gelelim, beni eleştiren bu arkadaşın yazdıklarına... Anlaşılan, duryolcu.com isimli bir başka sitenin yazarıymış. Orada imza attığı bazı yazıları görünce öfkesinin nedeni de anlaşıldı. Meğerse, makaleler yazarmış oraya... Yerinde olsam, böyle bir sitede yazı alanı bulmuş olduğum için sesimi çıkarmaz, işime bakardım. İmza attığı, yani 'Ben yazdım' dediği makaleleri görünce açıkçası utandım. Her paragrafı başka bir yayından alıntılanmış gibi üslup yoksunu yazılardı bunlar. Çünkü yorumlarına bakılırsa ciddi bir bilgisizlik içinde... Çünkü her paragrafı bir başkasının yorumu. Kendinden en küçük bir katkı koymamış imza attığı yazılara... Ne Enver Paşa'nın propaganda hesaplarından, ne de günün siyasetinden haberdar. Buraya o siteden alıntıladığı savaş sonrası hamasi propaganda yazılarına da ciddi ciddi inanıyor gibi görünüyor.
Her neyse; benim derdim benii birisiyle karıştıran bu arkadaş değil. Ondan başlamamın nedeni, yaptığı bu saygısızlığı Editör'e göstermekti.

Benim yanıtım makale sahibine...
Korkarım diploma almakla ne tarihçi olunuyor ne fizikçi... Etrafımızda profesör ünvanıyla gezen ne kadar cahil adam olduğunu pek dillendirmesek de TC vatandaşları olarak gayet iyi biliyoruz. Atatürk'ün gençlere emaneti de, özellikle tarihçilere olanı; "Tarih yazmanın önemli bir iş olduğu" yönünde. Buna dikkatinizi çekerim.
Kimliğime gelince... Yeteri kadar açık olduğuna eminim. Bundan daha fazlası ne sizi ne de başkasını ilgilendirir. Ayrıca, önemli olan da künyemin ve medeni halimin ayrıntıları değil, "düşmanın yenilerek kaçtığı" mı, yoksa bir askeri operasyon olarak "düzenli tahliye, geri çekilme" mi yaptığı? Bunu açıklığa kavuşturmak için çok kafa yormadan, Genelkurmay yayınlarından çıkan malûm kitaplardan yararlandığınız çok açık. Bu gibi resmi tarih yayınlarını olduğu gibi kaynak gösteren; ama olayın gerçeklerine merak duymayan tarihçilere günümüzde artık tarihçi demiyorlar. Madem düşman "yenildi" ve "kaçtı", neden sahile inerken ayak bileğini burkan bir Anzac askerinden başka zayiatı yok? Meraklı bir tarihçi, o günün koşullarında bir mucize olarak değerlendirilen bu olayı merak eder... Ulaşacağı yorum da, bu harekatın son derece ciddi, planlı yapılmış bir geri çekilme harekatı olduğudur. Savaşta geri çekilmek, kaçmak veya korkmak değildir. Mustafa Kemal de Kurtuluş Savaşı'nda Ankara önlerine kadar geri çekilmiştir. Bu, akıllı komutanların zaman zaman başvurduğu bir taktiktir.
"Çanakkale zaferi Cumhuriyetin önsözüdür" saçmalığına gelince...
Kaynak gösterdiğiniz kitaplardan birinin yazarının 'kişisel yargısı' olarak hatırladığım bu ifade, aynı kişinin kitabını tanıtmak için dolaştığı TV kanallarında sıklıkla kullandığı bir iddia olmaktan öte bişey değildir. Çanakkale'nin yaşandığı 1915-1916 senelerinde, bu topraklarda yaşayan hiçkimsenin aklında Cumhuriyet gibi bir söz bulunmaz. Hatta, bu kelimeyi en erken telaffuz edenlerden biri olarak bildiğimiz M. Kemal bile kullanmamıştır o yıllarda bu kelimeyi... Çanakkale'de asker ve subay, özellikle asker, kaçacak yeri olmadığı için dövüşmüştür sonuna kadar. Şöyle bir gözünüzün önüne getirin: Bir yıl önceki Balkan savaşında cepheden arkadaşının tüfeğini de çalarak kaçan ve köyüne dönmek yerine dağa çıkıp eşkiyalığa başlayan bu asker, niçin Çanakkale'de ölümüne dövüşmüştür?
Bu 100 puanlık bir baraj sorusudur Türk tarihçileri için... Tahmin etseler de yüksek sesle söyleyemezler. Söyledikleri taktirde kariyerleri sona erer. Bu nedenle, Çanakkale'de askerin Halife Sultan Mehmed Reşat Hazretlerinin kara kaşı ak sakalı için dövüştüğünü anlatırlar ki, önce yüksek lisans, ardından doktora, vs. gelsin... Kendinizden hatırlayın bir kez...
Ama bunun nedenini merak edenler için ben söyleyeyim: Çanakkale'de asker, savaş alanından kaçamadığı için dövüşmüştür. Üç tarafı deniz ve düşman, dördüncü tarafı da Ordu Komutanının iki tümenle beklediği Gelibolu Yarımadasındaki gerek coğrafi gerekse güncel şartlar ancak 11 .000 askerin kaçmasına izin vermiştir. Bu sayı, tüm ordu mevcudunun ortalama onda birine tekabül eder. Bu konu hakkında bugüne kadar hep, "Kaçanlar gayrımüslim askerlerdi" denegelmiş, ama İngiliz belgelerinden kaçaklar arasındaki gayrımüslim oranının ancak yüzde 7 olduğu anlaşılmıştır. (Bu kaçak konusu, Kurtuluş Savaşı sırasında da önemli bir sorun olacaktır ama bunu da kimse dillendirmek istemez. T. Özakman gibilerinin yazdığı tarih romanlarında hep az kuvvetle büyük güçleri yendiğimiz anlatılır durur. Oysa, İstiklal Mahkemeleri'nin kurulma nedeni, bu asker kaçışlarını övnlemektir)
Konumuz kaçanlar değil kuşkusuz ama; bu saplamayı, "Cumhuriyetin önsözü..." teranesinin manasızlığını anlatmak için yaptım.
Madem tarihçisiniz; buyrun size bir araştırma konusu işte... Düşmana kendiliğinden teslim olan ve çeşitli esir kamplarında birkaç yıl kaldıktan sonra çoğu götürüldükleri ülkelere soy sop salan bu askerlerimiz niye kaçtı? Siperin ardının ne olduğunu bilmediklerinden mi, yoksa Cumhuriyeti istemediklerinden mi?
Yanıtınızı mail adresime yollayabilirsiniz. Ya da burada terbiyeli bir biçimde herkese anlatabilirsiniz...Sinirli duryolcu yazarı arkadaşınıza da rezene çayı ve sükunet tavsiye ederim.
Kolay gelsin...
 
594_Ercan Erol 10-01-2009, 08:08:26
Melike hanım, Gün Gün Çanakkale adlı kitabında ortaya koymuş olduğu emeğinin güzel bir örneğini daha sergilemiş. Yazısından ötürü kendisini tebrik ediyorum.
Yorumlar da yazı kadar ilgi çekici olmuş:)
Melike hanım'ın daha önceki çalışmalarından da bilgi, birikim ve iyi niyetinin zaten farkındayız. Ahmet Metin (veya tosun her kimse) türü arkadaşların Türk tarihine gönül ve emek veren uzmanları eleştirirken
de üzüm yemekten gayri niyetlerinin olmamasını dilerim. Ellerinde sopalarla yorum yapmaya kalkan "Ahmet"lerin sayısının, Çanakkale'deki Almanlar'ın olumsuz sonuçlar doğuran yönlendirmelerine değinince nasıl artacağını merak ediyorum ben asıl. Melike hanım'dan ricam bir de bu konuda bilgi birikimini ortaya koymasıdır.
Bu arada Çanakkale konusunda araştırmacı gazeteci arkadaşların da bu ağ sayfasını takip etmeyip şimdiye kadar kendilerinden bahsedildiği halde tepkisiz kalmaları da ilginç olmuş. Kendileri de yazsa da aradaki fark mı yoksa çoklu kişilik yetenekleri mi hangisiyse ortaya konulsa.
 
595_salim ağkaş 10-01-2009, 08:51:31
yukarıda adı geçen arkadaşımın bir kaç sözüne takıldım diyorki genelkurmay yayaınlarından yararlanıyorlar . ogünlari görüp yaşayamadığımız için böyle kaynak kitaplara inanmak zorunda değilmiyiz .neden bu yenilmediler çekildilere takıldığını anlayamadım beyefendi askeri litaratürde bunun adı yenilgidir zira tağliyesi kesin sonuçtur.birde ,,Mustafa kemalde ankara önlerine çekilmiştir,, diyor . bu çekilme taktik gerehi olup kesin sonuç dehildir yani ,,hattı müdafa yoktur sahtı müdafa vardır,,2*2+4. lütfen sapla samanı karıştırmayalım .
melike bayrak hanım efendiye enderin sevgi ve selamlar.
 
596_İsmail SABAH 10-01-2009, 13:31:11
Öncelikle TARİHÇİ ve Çanakkale Savaşları tarihinde kendini ıspatlamış olan Melike Bayrak hanıımı başarılı çalışmasından dolayı canı gönülden tebrik ediyorum. Ve çalışmaya eleştiride bulunan Ahmet Metin Bey'e birşey sormak istiyorum. düşmanı çekilmeye mecbur etmek onu yenmek değilde nedir. çünkü benim bildiğim savaşlarda iki sonuç olurç ya yenersin o cepheyi ezer geçersin yada ezilir kaçar gidersin ki bunun adıda bana göre anlı şanlı galibiyettir bizim açımızdan. Eğer savaşlarda benim bilmediğim üçüncü bir durum varsa ve beni aydınltırsanız memnun kalırım. Yazara ve eleştrileri ile katkıda bulunan herkese saygılarmı sunarım.
 
597_EMRE 10-01-2009, 19:31:33
Melike Bayrak yazısının ilk paragrafında “Bu gün bizim için çok önemli… Çünkü Türkiye Cumhuriyetinin önsözünün yazıldığı Çanakkale Muharebelerinin büyük bir Destan yazılarak galibiyetle bitirilmiş olması bizim için çok önemli…” diyor.

Ahmet Metin, "Çanakkale zaferi Cumhuriyetin önsözüdür" saçmalığına gelince... Kaynak gösterdiğiniz kitaplardan birinin yazarının 'kişisel yargısı' olarak hatırladığım bu ifade, aynı kişinin kitabını tanıtmak için dolaştığı TV kanallarında sıklıkla kullandığı bir iddia olmaktan öte bişey değildir.” diyor.

Melike Bayrak’ın yazısında kullandığı kaynaklara gelince, kaynakların çoğu birinci elden kaynaklar ve bazıları Osmanlıca. Kaynakçalarda sayfa numarasına kadar bilgiler verilmiş. Kaynaklardaki yazarların çoğu hayatta bile değil.

1. Melike Bayrak yazısının ilk paragrafındaki cümlelere bir kaynakça vermemiş. Her okuyan ve biraz anlama seviyesine sahip biri bu satırların Melike Bayrak’ın düşüncesi olduğunu anlar.
2. Çanakkale konusunu azda olsa takip eden biri Ahmet Metin’in, söz konusu cümlesinde açık olarak Gürsel Göncü’den bahsettiğini anlar. Zira hayatta olup ta bu konuda birkaç tv programlarına katılan kişi de o dur.
3. Ahmet Metin ismimi soy ismimi verdim diyor ama, bu isim ve soy isimle hakkında tek satır Çanakkale bilgisi bulunmuyor.
4. Alakasız yerlerden, alakasız insanlara göndermeler yapan düşüncesizce yazılan düşüncelerden bu zatın Gürsel Göncü ile bir husumeti olduğunu anlaşılıyor.

Gürsel Göncü, Çanakkale Savaşları konusundaki bilgisi ve yorumunu “Siperin Ardı Vatan” kitabında ve yazılarında ortaya koyuyor. Gürsel Göncü’nün yazılarını ve kitabını bulup okursanız Çanakkale konusunda Uzman diyebileceğimiz ve “doğru” olduğunu, düşündüğünü söyleyebileceğimiz birkaç kişiden biri olduğunu görürüz ve at gözlüklerinizi çıkarırsanız görürsünüz.

Saptırmalarla, yanlış düşüncelerle, yanlış bilgilerle sadece kendi yorumlarınızla Tarihi gerçekleri değiştirebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
 
599_ahmet metin 10-01-2009, 23:08:56
Bu sayfadan anlaşılıyor ki, Çanakkale savaşı tarihine merak duyanların bibliyografyası, Genelkurmay, Gürsel Göncü, M. Kemal'in anlattıkları, vs.den öteye geçmiyor. Tarihçi ünvanını sahiplenenlerimiz bile bunun ötesine geçememiş. Algılaması dar ve taraflı bir bakış açısına fkse olmuşlar. Asla "Türk askeri kaçtı" demeyeceksiniz; "Onca adam boşuna öldü" demeyeceksiniz; hele hele Türk ordusu ve komutanlarını hiç eleştirmeye kalkmayacaksınız..
Yorum sahiplerinin tavırlarına bakılırsa, Çanakkale savaşı tarihi konusunda sadece birkaç ismin laf edebileceğine inanmışlar. Ahmet Metin isminin Çanakkale ile ilgili hiçbir konuda Google kaydı bulunmayışı, sanırım birisini de böyle bir düşünceye itmiş. Çoğu insan, işgüç sahibi olduğundan, ancak kısa tatillerinde, uyku öncesi, cumartesi-pazar boş vakit bulabildiklerinden, bu arkadaşlar gibi 7/24 bu adreste vakit geçirmiyorlar. Herhalde başka işleri olmasa gerek... Ama benim var.
Christmas tatilini biraz uzattığım için uzun süren tatilim sona erdi... Sizi tarihçileriniz, kaynakçaları ve şakşakçılarınızla başbaşa bırakıyorum. Yine deliler gibi çalışma vakti geldi.
Hepinize aydınlık beyinler ve zihin açıklığı dilerim... Şu bahtsız Çanakkale tarihi hakkında kafanızda küçük bir soru işareti yaratabildiysem ne mutlu bana...
 
600_ahmet metin 10-01-2009, 23:58:12
Bilgisayarımı kapatmadan önce bir de şu "bu sitede hiç sevilmeyen adam"ın sayfasına bakayım dedim. Şeytan dürttü... Sizin hiç bakmamış olduğunuzu düşünmediğimden, bu haberin sizin için ilginç olacağına karar verdim. Bakınız son günlerde ne olmuş:
Avustralyanın bir üniversitesi, ODTÜ ile anlaşıp ATASE'deki arşivleri birer birer kendine kopyalamaya başlamış. Beş yıllık bir plan içinde, ATASE'deki Çanakkale savaşı belgeleri Avustralyalılara aktarılacakmış. Onlar da bunları, olayın 100. yılına çeşitli yayınlarda kullanacaklarmış.
Hakkında ağır kelimeler kullandığınız "yetkin" kişi de ATASE'den bu anlaşmanın ne olduğunu ve ayrıntılarını açıklamasını istiyor. Henüz Türk tarihçi ve araştırmacılara bile doğru dürüst izin vermeyen bu askeri kurumu, bu belgeleri niye Avustralyalılara açtıklarını soruyor. Olayı epey araştırmış ve epey bir ayrıntı yakalamış. İşte bunlardan bana ilginç gelen biri:
Avustralyalı profesör, aldıkları bu belgelerin arasında Enver Paşa'nın imzasını taşıyan bir emir bulmuş. Bu emirde Enver Paşa, Boğazlar Komutanı Alman Usedom Paşa'ya diyesiymiş ki; "Halmilton, karargahını falan adanın filan koyunda demirli feşmekan gemide kurmuş. Bir uçak yolla da gemiye bomba atsın..."
Bilmem böyle bir olayı daha önce herhangi bir Türk tarihçisi duymuş mudur? Burada bana söven genç olanlarını saymıyorum.
Yine de ben bu bilgiyi aktarayım istedim. Belki yararlanırlar..
 
601_salim ağkaş 11-01-2009, 12:20:13
Ahmet metin beyin neredeyse bir bilgisayar virüsü olduğunu düşünmeye başlayacağım kişisel tartışmalara girilmesini asla onaylamıyorum ama bu arkadaşımızında artık derdini sıkıntısını anlatmasını bekliyorum belliki birileriyle bir husumeti var ama bu ona oraya buraya saldırma hakkını vermez yukarıda ismi geçen insanların kurumların küçük düşürülmesine asla sessiz kalınmamalı derdi olanın sıkıntısını açıkça anlatmasını n bir fazilet olacağını düşünüyorum.

ahmet beyin[veya ismi herneyse] christmis tatiliniçok uzatıp deliler gibi çalıştığı belli yoksa ,,MUSTAFA KEMAL,,ismini m.kemal olarak kısaltmazdı herhalde .
kafamızda öyle soru işaretleri bıraktınızki sayenizde dağıldık konunun özünden saptık .

biz buraya yorum yazan arkadaşlar olarak belkide birbirimizi hiç görmedik ama kendimizi bu panelde ifade etme şansı buluyoruz ne birimizin çırkarı var nede beklentisi biz sadece çanakkaleye gönül verdik tek derdimiz bu bizi birisinin yönlermesini bekleyecek kadar aptalda değiliz burası atamızın dedemizin kanını akıttığı yer birilerinin tepişme sahası değil ..


 
603_Ozan BODUR 12-01-2009, 16:32:36
Sn Site Editörü ve Sevgili Arkadaşlar yorum yazıp işi uzatarak durumun bu dereceye gelmesini istemezdim ama gördüğünüz gibi Beyefendinin .......nöbetleri devam ediyor,bu yorumla tamamen bana ve dosyalar hazırlayıp kendi çapımızda âcizane yayınlar hazırladığımız tamamen gönül sermayesi ile işleyen www.duryolcu.com ailesine de saldırılar olduğundan affınıza sığınarak cevap hakkımı kullanmak ve Sn.Ahmet Metin’in(?) sorularına ve yorumlarına cevap vermek istiyorum…


1-Sn Metin(?)benim yorum yazdığım saat ile sizin yorum yazdığınız saat arasında www.duryolcu.com da yayınladığım çalışmaların hepsini okuyarak yorum yazmanız mümkün değil,birincisi burada çelişiyorsunuz ikincisi;derdim ‘’namım yürüsün ‘’olmadığından hazırladığım bazı dosyalarda ismim bile yazmaz,yani çalışmalarımın hepsini okuyup genel ifade çıkarmanız kişiliğinizi ortaya koymuş,üçüncüsü;www.duryolcu.com da kendi makalelerim dediğim çalışmaları makaleler kısmında, çeşitli kaynaklardan yararlanarak oluşturduğum bilgi buketi şeklinde ki önemli hadiseleri de dosyalar kısmında topluyoruz yani ben bu çalışmaların yazanı değil hazırlayanıyım,bunları bir makale değil de inceleme-belgesel havasında değerlendirirseniz sizin bile insafa gelerek hakkını vereceğinizi düşünüyorum…Zaten çalışmalarda ki bütün görüşlerin benim olduğunu iddia edecek olsam çalışmaların altına kaynaklar kısmını eklemezdim.Başkaları gibi ‘’nasıl olsa bizimkiler pek meraklı değil nereden bilecekler İngiliz-Fransız-Avustralya sitesini ‘’diyerek kes-kopyala-yapıştır yapar, kaynakta bildirmezdim… Sizin gibiler de orijinal adam vesselam deyip saygı duyarlardı bana...


2-Sn Metin (?) Beni, Kim olduğunuz ne olduğunuz değil ne dediğiniz alakadar ediyor, yazınızda belirttiğiniz gibi öyle beni paylayacak adamda çıkmadı çok şükür… Önemle, belirteyim ki haklı olduğum konuda burnumun dibinde dolaşan, klavyemin altında kalır evvelallah, buda böyle biline…


3-Anlaşılan benim Propaganda Faaliyetleri başlığı altında hazırladığım dosyayı hızlıca okuyarak yorum yazmışsınız, Allah’tan şu internet denilen nimet varda sizin gibilerde yazacak bir iki kelime bulabiliyor…


Hızlıca okuyarak diyorum çünkü bunun iki sebebi var.Birincisi;


a)Çalışmayı tam olarak okusanız Çanakkale Savaşlarında Propaganda Faaliyetlerini konu edinen bu çalışmanın ilk bölümü olduğunu ve sadece Çanakkale Savaşlarında ki propaganda türleri üzerine eğildiğini anlayabilirdiniz…Sizin yorumunuza, karşılık yazdığım yorumda kullandığım tarihi bilgileri de www.duryolcu.com sitesinden almadım,www.duryolcu.com sitesinde yazarlık yapan Dr.Lokman Erdemir’in yayınlanmamış doktora tezinden aldım zaten bu bilgiler www.duryolcu.com da hiç yayınlanmadı, yorumumu sonuna kadar okusaydınız yorumun sonunda ki önemli notu okur,hem böyle gaf ötesi bir gaf yapmazdınız hem de kendi kendinize, ipliğinizi pazara vermezdiniz.. Benim çalışmalarımı okuyunca değil asıl şimdi utanın! Bana sorarsanız şimdi sizi rezene çayı falanda kesmez bir bardak buz gibi soğuk içip kendinize gelin devam ediyorum çünkü…


İkincisi;


b)Yine 10.01.2009 saat;02:57 de siteye düşen yorumunuzda Osmanlı tarafından gönüllü olarak esir olan askerlerle ilgili bazı değerlendirmelerde bulunmuşsunuz bu yorumunuz bana beğenmediğiniz,hatta burası çok ilginç okuduğunuzu söylediğiniz 06.10.2008 tarihinde www.duryolcu.com da yayınlanan Çanakkale Savaşlarında Propaganda Faaliyetleri adlı dosya çalışmasında ki bir parağrafı hatırlattı şimdi onu aynen sunuyorum;



‘’…bu propagandalar neticesinde Çanakkale Cephesinde teslim olan yüzlerce asker bulmaktadır.Bu askerlerin genç ve tecrübesiz askerlerden oluştuğu doğrudur ancak günümüzde yapılan araştırmalarda çoğunun gayri Müslimlerden oluştuğu yazmaktadır.İşte bu çokta doğru değildir.Bu propagandalara ve cephenin çetin durumuna dayanamayıp teslim olan askerlerin içinde gayri Müslimler olduğu gibi Müslüman Osmanlı askerleri de bulunmaktadır.Ben bunu hiç anlayamamışımdır neden utanırız bu durumdan ve neden bu bir suçsa eğer başkalarına atmaya kalkarız.. .


Senelerce savaşmaktan gına gelen Osmanlı eratının Balkanda silahlarını ki o dönem Osmanlının elinde ki en modern silahlardır bunlar, hatta toplarım bırakarak kaçan askerin Çanakkale gibi bir cephede gönüllü esir olmasını neden kabullenemeyiz neden yadırgarız, acaba bugün böyle davrananlar Çanakkale'nin en sığ cephesine kaç dakika dayanabilirlerdi.Bir de bu açıdan bakmak lazım.Bir de bu savaştan kaçma suçunu niye hep gayri Müslimlere atarız ?


Elbette gayri Müslim Osmanlı Vatandaşlarının arasında da savaştan kaçanlar olmuştur fakat kahramanlık yapanları da neden görmezden geliriz? Kaldı ki o dönemde bu dönemde olduğu gibi onlar diye tasvir edilenlerden aslında bizdir.Tek fark dinleridir. Yeri geldiğinde mesele vatansa gerisi teferruattır sözünde ki kıymete sığınanlar neden bu olaylarda bu değerli sözün hikmetinden kaçarlar ki? Ben hatta size şunu da söyleyeyim eğer Çanakkale de savaşın olduğu Gelibolu Yarım adasının üç tarafı denizlerle çevrili olmasa ve Osmanlı Genel Kurmayı savaştan kaçanlara karşı "kaçanı vur" tedbiri koymasa bu propagandalar neticesinde teslim olan genç ve talimsiz Osmanlı er sayısı daha fazla olabilirdi. Sırf bu gerçeği gördüğünden dolayı Mustafa Kemal kaçanlar için defalarca "vur emri'' çıkartmıştır…’’


Şimdi Sn.Metin bu ne perhiz bu ne lahana turşusu… Sizin yorumunuzdan 3 ay önce yapılan bir çalışmada tarafımdan yayınlanan bu yorum biraz olsun sizi utandırdımı? Emin olun bu site de ki hemen hemen her Çanakkale Sevdalısı da durumun böyle olduğunu bilmektedir, siz ağzınızın ağzına ağız takıp boşuna kendinizi yoruyorsunuz bence…



4-Sn.Metin(?)şimdi de gelelim savaştan kaçan veya gönüllü teslim olan Osmanlı askerleri için yaptığınız değerlendirmeye…


Bazı; Gayr-i Müslim Osmanlı vatandaşları sadece Çanakkale değil Birinci Dünya Savaşının her cephesinde Osmanlı ile omuz omuza savaşmıştır.Lakin, maalesef bütün gayr-i Müslimler için bunu söyleyemeyiz…Bunu hakkıyla bilmek için Osmanlı’nın Gayr-i Müslim vatandaşlarının Dünya savaşı öncesi ve içinde ki askerlik maceralarını iyi bilmek gerekir,Gayr-i Müslimlerin her askere alınmak istendiğinde Osmanlı Meclisinde meydana gelen tartışmaları,siyesi entrikaları ve bazı Gayri-i Müslimlerin askerlik vazifesinden kaçmak için binlerce kişilik kitleler halinde dağlara taşlara sığınması öğrenmek için Ufuk Gülsoy’un Osmanlı Gayri Müslimlerinin askerlik Serüveni adlı kitabını size şiddetle tavsiye ederim…Hem İngiliz Belgelerine kadar gitmiş olmazsınız…Hem de kendi kaynaklarınızdan tarihinizi öğrenmek için size bir fırsat doğmuş olur…Neyse dağıtmadan devam edeyim…


Çanakkale Savaşlarında bazı gayr-i Müslim Osmanlı Vatandaşının Müslüman Osmanlı askerleri ile birlikte omuz omuza düşmana karşı savaştığında hem fikiriz,belki onların savaş esnasında ki kahramanlıklarını bugün net olarak okuyamıyoruz ama doktor veya sağlık hizmetlisi olarak görev yaptıkları yerlerde ki özverilerini takdir etmemek için tek kelime ile taş olmak gerekir..


Zaten bugün,Arşiv belgeleri, devrin gazete haberleri ve hatıralar cephede ve cephe gerisindeki hastanelerde birçok gayr-ı müslim doktorun istihdam edildiğini göstermektedir. Gayr-ı müslim tebaanın genel olarak sanat ve ticarette sosyal bir statü elde etmeleri birçoğunun bedel-i nakdî vererek askerlik hizmetinden muaf duruma gelmelerine rağmen doktor olanların böyle bir seçeneği olmamıştır. Bu çerçevede Osmanlı Devleti, tebaası olan gayr-ı müslim doktorlar ile müttefik devletlerden gönüllü veya ücret karşılığında birçok doktor istihdam etmiştir. Almanya’nın, Kızılhaç vasıtasıyla gönderdiği beş doktor, on hemşire ve on hastabakıcıdan oluşan bir sağlık heyeti, Mayıs 1915’de İstanbul’a gelmiştir. Alman Kızılhaç’ı bununla yetinmemiş, daha sonra bunu birçok heyet izlemiştir. Bu heyetlerden biri ile 300 kişilik bir hastane malzemesi İstanbul’a gönderilmiştir


Bu heyetlerle gelen doktorlardan Alman Askerî Heyeti Başhekimi Stabsarzt Kolmer, Dr. Petris, Dr. Layka Gümüşsuyu’nda; Dr. Peter Oberarzt Tucht Bigalı Hastanesi’nde; Dr. Tomer İzmir Menzil Hastanesinde; Dr. Braun, 5. Ordu Tıbbî Müfettişliği’nde; Stabsarzt Karlof 16 Numaralı Menzil Hastanesi’nde görevlendirilmişlerdir. Bununla beraber Alman doktorlardan gönüllü çalışmak için 5. Ordu Sıhhiye Başkanlığı’na müracaat eden Dr. Fredlander’a 2 Eylül 1915 de olumlu cevap verilmiştir



Müdâfaa-i Milliye Cemiyeti Merkez Şubesi himayesinde faaliyet gösteren Şehit Muhtar Bey Hastanesi’nde ise bir kâtip, bir eczacı ve dört doktordan oluşan bir Alman heyeti istihdam edilmiş, devlet tarafından bu heyete hizmetlerinden dolayı harp madalyası verilmiştir Başka bir belgede ise, Zeynep Kamil Hastanesi’nde üç Alman doktordan oluşan bir sağlık heyetinin istihdam edildiği anlaşılmaktadır. Bu heyette bulunan doktorların adı ise şöyledir: Neralmar Ishaim, Chevallier Voltaire, Ribschar Fufi. Alman sağlık heyetleri dışında diğer müttefik devletlerden de gelen sağlık heyetleri Çanakkale Muharebeleri sırasında hastanelerde istihdam edilmiştir. Meselâ, Şehremaneti’nin Çapa’daki hastanesinde Macar Salîb-i Ahmer (Kızılhaç) Heyeti görev yapmıştı.



Konumuz açısından cephede, Osmanlı tebaası gayr-ı müslim doktorların ifâ ettiği hizmetler göz ardı edilemez. Cephedeki hastanelerde özellikle seyyar hastanelerde gayr-ı müslim doktorlar başhekimlik vazifeliklerinde bulunmuşlardır. Şarköy’de açılan 150 yataklı harp hastanesine başhekim Kastamonulu Dr. İpokrat Kasapoğlu idi. İplikhâne Hastanesi’nde görev yapan Hiristo Efendi’de burada vefât etmiştir. Bununla beraber birçok taburun da doktorluğunu Osmanlı tebaası gayr-ı müslimler yapmıştır.Yapılan yardım kampanyaları ile ilgili teberruât listelerinde Rum ve Ermeniler dışında Yahudi doktorların da cephe ve gerisinde istihdam edildikleri anlaşılmaktadır. Bu listede Osmanlı tebaası Yahudi doktorlardan İsrâil Efendi 2.160, Kuzey Grubu Nakliye 4. Taburu’nun tabipliğini yapan Aşkenazi Efendi ise 756 kuruş yardım da bulunmuştur…


Anlayacağınız Sn.Metin(?)kimsenin burada vay efendim Gayr-i Müslimlerin hepsi bizi sattı,arkadan vurdu dediği yok ama o son cümlenize daha doğrusu oranınıza takmadan geçemiyeceğim…


Şimdi bana izah edermisiniz tam olarak kaç Osmanlı askerin,hangi kimlikle nereden savaşa katıldığını net biçimde bilmediğimiz,kendi kaynaklarımızla bile bazı noktalarını (mesala Zığındere) açıklayamadığımız (bu şehit-esir gazi ve hastalıktan rahmetli olan askerler içinde geçerli)bir meseleyi hatta kayıtları net tutulmadığı için asla kesin şekilde öğrenemeyeceğimiz bir bilgi için savaştan kaçanlar ve gönüllü esir olan askerlerin sadece %7’si Gayri Müslim’di %93’ü Müslüman’dı demek ne kadar etik,sağlıklı ve bilimsel?Ve bunun Tüm Gayr-i Müslimler bizi arkadan vurdu gibi aslı ve dayanağı olmayan bir tezden veya hurafelerden daha doğrusu saçmalıklardan ne farkı var?..Başkalarının düştüğü bir yanlışa tersine çevirip siz niye düşüyorsunuz?



5-Son olarak; başka bir yazıya yazdığınız yorumda ki ‘’nöbetçi yorumcular’’ ve’’ bu kadar kişi buraya haber verilerek mi toplandı ‘’sözlerinize cevap vermek istiyorum;


Sn Metin(?) Bey evet, biz işi gücü bıraktık Çanakkale ile uğraşıyoruz, çünkü burada ki hiç kimse doğru dürüst bir birini tanımaz, ben de öyle… (Ahmet Yurttakal ve Melike Bayrak benim okul arkadaşlarım onlar hariç)


Bizi buraya çeken kimsenin telefonu veya mesajı da değil.Burada ki herkes samimi niyetle Çanakkale de kefensiz yatan, masum ve mazlum bakışlarıyla Rahman’ın Vedud Ocağına konan binlerce şehidin vefa borcunu ödemek ve mücadelelerini doğru bilimsel olarak anlamak ve anlatmak için toplanır,çok merak ettiğiniz için söylüyorum bizi deliler gibi burada toplayan şey içimizde ki Çanakkale sevdası...Böyle ortak bir nokta olunca da kolayca toparlanılıyor ve kaynaşılıyor…


Ben samimi olarak cevapladım şimdi siz cevaplayın lütfen; Bizim gibi siz tarafından onlar olarak değerlendirilen insanların arasına salyangoz satmaya sizi ne ikna etti, Peki, sizi buraya kim gönderdi…












 
604_Mithat Güler 13-01-2009, 00:12:04

Editörün Notu:
Merhaba Mithat Bey,

Ahmet Metin'e yönelik eleştirilerinizi içeren yorumunuz makale ile ilgili değildir. Lütfen yukarıdaki makaleyi göz önüne alarak eleştirilerinizi yazınız.

Saygılarımla
 
608_Savaş Karakaş 13-01-2009, 23:04:44
Melike teşekkürler...

1915-16 Çanakkale Komisyonu Raporunda 'Başarısızlığın Sebebi' maddesinin altında yazanları aynen tercüme ediyorum. General Cox savunmasında derki 'Çok zorlu ve karmaşık bir toprak parçasıydı. Tepeler olmamaları gereken yerde aniden yükseliyorlardı.' Dik ve karışık arazi yapısı, sıcak iklim ve kuraklık şartları altında ifa edilecek görevin zorluğu aşikardır. Sir Alexandre Godley başarısızlığın sebebini Türklerin sayıca üstünlüklerine bağladı ve dediki 'Düşman bizim için çok kuvvetliydi.' Sir William Birdwood da ' Bizden daha kuvvetliydiler, fakat sadece biraz. İki yeri ele geçirmeyi başardık, fakat tutunamadık.'

Başka söze gerek var mı?
Saygı ve sevgilerimle...
 
613_Mehmet Mithat 17-01-2009, 18:34:33
Melike Bayrak’ın düşüncelerine sonuna kadar katılıyorum. Bu şekilde Çanakkale savaşlarının önemli tarihlerini bir kez daha hatırlamış oluyoruz.

Melike Hanımın yazısına yapılmış haksız yorumları sadece bir sataşma olarak değerlendirmek gerekir. Çarpıtmalar ile sanki 10 Ağustos, 18 Mart gibi önemli günler unutturulmak ve 9 Ocak yaşatılmak isteniyormuş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Oysaki Bayrak’ın böyle bir iddiası yok.

Birinci dünya savaşının bitiş tarihi olarak 11.11.11. kabul edildiğini biliyor musunuz? 11. ayın. 11. gününün saat 11’de Birinci dünya savaşı bitmiştir. Ve her sene 11.11.11’de Birinci dünya savaşının yaşandığı birçok alanda hatta burnumuzun dibi olan Gelibolu yarımadasında da Anma töreni yapıldığını biliyor muydunuz? Çanakkale’de büyük bir Zafer kazanarak Destan yazan şehitlerimizi ve Tüm Komutanlarımızı anmak amacı ile 9 Ocakta neden yapılmasın?

9 Ocak günü son yıllarda yapılan törenleri Her sene Çanakkale Turizm Tanıtma Derneği düzenliyor. Bu seneki törenlerde Dernek başkanı Ahmet Kaşıkçı Bey kısa bir konuşmalarını yaptıktan sonra Alçıtepe İlköğretim okulundan bazı öğrenciler bir yazı ve birkaç şiir okudular. Tören de hiçbir basın mensubu yoktu. Tören kamera tarafında kayıt altına da alınmadı. Sadece bazı fotoğraflar çekildi. Töreni kimse terk etmedikten sonra Hemen hemen herkes (Milli Park Müdürü de dâhil) hayır pilavını da yiyerek alandan ayrıldı.

Törenlerden sonra yerel basında çıkan bazı haberlerde (yalan - yanlış- kulaktan dolma bilgiler ile yazılan) Bazı kişilerin tepki olarak tören alanını terk ettikleri yazıldı. Törende hiç “Mustafa Kemal” anılmadı denildi. Hatta bir teori de ortaya sunularak Bu törenlerin Atatürk’ü unutturmak çabası ile yapıldığı Söylendi…

Törende bulunan insanlar –eğer konuşmaları dinlemişlerse- Mustafa Kemal adının kaç kez geçtiğini de duydular. (Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar ansak az tabii) Dernek başkanı Ahmet kaşıkçı Bey konuşmalarında Mustafa Kemal’i andı. Okul öğrencilerinden birinin okuduğu metni ise aşağıda kelimesi kelimesine veriyorum.

“9 Ocak 1916
Birinci Dünya Savaşı içerisindeki cephelerden biri olan Çanakkale cephesindeki muharebeler, 3 Kasım 1914’te Çanakkale boğazının giriş bölgesindeki Seddülbahir ve Kumkale kaleleri bombalanması ile fiilen başlamıştır. 5 ve 6 Kasım 1914 tarihlerinde İngiltere ve Fransa Osmanlı devletine karşı resmen savaş ilan etmişler, 11 Kasım 1914 tarihinde Osmanlı devletinin itilaf devletlerine savaş ilanı ile beraber resmen başlamıştır.

İtilaf devletlerinin, Çanakkale cephesindeki muharebelerde ilk hedefi Çanakkale boğazını donanma ile geçmektir. 18 Marta kadar muharebeler deniz muharebeleri olarak devam etmiştir. 18 Mart günü Çanakkale boğazında yapılan muharebe neticesinde büyük zayiata uğrayan itilaf devletleri donanması geri çekilmek zorunda kalmış ve Çanakkale boğazının sadece donanma ile geçilemeyeceğini anlamıştır. Kara kuvvetlerinin desteğini alarak, donanmaya boğazı açmak amacı ile 25 Nisan 1915 günü Gelibolu yarımadasında kara muharebelerini başlatmışlardır. Gelibolu yarımadasının 6 ayrı noktasına yapılan ciddi çıkarmalar tam 8,5 ay boyunca - Seddülbahir – Arıburnu ve Anafartalar olmak üzere 3 bölgede devam etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale’ye geldiği günden beri doğruluğa inandığı görüşleri ve kararları kesinlikle uygulamış sorumluluğu üzerine almaktan hiçbir zaman çekinmemiştir. İlk Arıburnu çıkarmasında muharebenin tehlikeli gidişini görerek duruma hemen el koymuş, kesin ve ani kararları yerinde müdahalelerle muharebeye önemli bir yön vermiştir. Mustafa Kemal Atatürk Arıburnu ve Anafartalar Cephesinde düşman ordusunu yenilgiye uğratmıştır.

Deniz ve kara savaşları olarak hemen hemen 1,5 sene süren Çanakkale muharebeleri sonucunda İtilaf devletleri hedeflerine ulaşamamış, Çanakkale boğazını geçememiş ve geçilmezliğini anlamıştır. Gelibolu yarımadasında hedeflerine ulaşamayan itilaf devletleri tahliyeye karar vermiş ve 9 0cak 1916 tarihinde tahliye işlemini tamamlamıştır.

Bir öğrencinin törende okuduğu bu metni okuduktan sonra; Bir karar verin. Mustafa Kemal’in Adı geçmiş mi, geçmemiş mi?

 
634_M:Ezgi Durgun 08-02-2009, 00:46:20
Melike Bayrak'a (ya da benim deyimimle Melike Ablaya) bu yazı için çok teşekkür ederim.Kendisinin Gün Gün Çanakkale kitabını da okumuştum.Yaptığı herşeyin ne kadar büyük bir emek ve özveri ürünü olduğu açıkça ortadadır.
Tarih bölümü mezunu ya da öğrencisi değilim,hatta sözel bölüm öğrencisi de değildim.Ama tarihle iç içe büyüdüm desem abartı olmaz.Savaşlara katılanların anılarını anlattıkları kişilerden dinledim yakın tarihimizi ve tabi ki okuyarak da farklı yönleri öğrenmeye çalıştım.Birşeyler bildiğimi iddia edemem hele hele bu konuları iş de dahil hayatının tamamı yapan insanların varlığında.Ama birşeyi belirtmek isterim kasıtlı yapan kişilerin dışında tarihçi ünvanını taşıyan kişilerin de "Türk askeri yenildi demiyeceksiniz" sözü ile yargılanması beni güldürdü.Çünkü okullarda bize tarih dersinde okutulan kitaplarda Çeşme baskını ile Osmanlı donanmasının yakıldığı,Kanal harekatında nasıl hezimete uğradığımız ve hepsinden önemlisi Kurtuluş Savaşında Ankaraya kadar olan geri çekilme nedeninin Kütahya Eskişehir Muharebeleri'nde yenildiğimiz için gerçekleştiği öğretildi.Evet çekilme yeri Atatürkün askeri dehasına bağlıdır,durumu lehimize çevirip hazırlanabilmek ve taaruz edebilmek için seçilmiş bir bölgedir.Dersimizi hep bu şekilde çalıştık.
Şimdi birşeyi merak ediyorum : Eğer tarihçilerimiz " Türk askeri yenildi " cümlesini kuramıyorsa bu ders kitaplarını kimler yazdı?
 
645_ramazanarı 23-02-2009, 18:37:00
sevgili melike,
yazını ve konferansını takip ettim eline yüreğine sağlık.ancak site sahibine birakç laf etmezsem olmaz.şu ahmet metin-tosun un yorumları çok ahlaki ve etik de bizim kiler karga yavrusumu diye sormadan edemedim. daha öncede msj. yazdım amacevap alamadım.bune saygısızlıktır.anlamadım askere atatürke alankılavuzlarına ve site yorumcularına hakret serbest ama efendi ahmet metin-TOSUNUMA LAF YOK.varmı böyle bir şey anlayan iki kelime ile tercüme edermi?lütfen.Uğurlar olsun tuncay bey.şimdi bunu da yayınlamazsın sanıyorum.saygılarımla fazla yazmıyayım birileri ürkmesin.
rıdvan arı
(E)topçu Yüzbaşı
 
647_Editörün Notu 23-02-2009, 22:39:26
Sayın Arı,

Daha önce bu makaleyle ilgili yazdığınızı söylediğiniz herhangi bir yorum elimize ulaşmamıştır. Bu nedenle eleştiriniz haklı değildir. Tavrınızı üzüntüyle karşıladığımı bilmenizi isterim. Sitemiz kişilere değil görüşlere yönelik her türlü düzeyli eleştiriye açıktır.

Saygılarımla.
 
726_Atilla Asci 09-04-2009, 17:33:54
25 nisanda baslayan kara savaslari agustos ayi sonlarina kadar tüm korkunclugu ile süregelmis ve o tarihten sonra, hizini keserek olagan bir siper muhrebesi haline gelmisti. Doganin da tüm acimasizligi, yagmuru, kurakligi, sogugu, sicagi savasanlari bunaltmis, ümitsizlige itmisti. Itilaf devletleri Canakkale cephesinde yenilgiye ugramisti. Bu savasta yapilan hatalar, gerek savas sirasinda, gerek de savas sonrasi yazilan ve basimlanan kitap ve belgelerde, kendilerince hep irdelendi, sorgulandi.
Kimilerine göre, askerin ellindeki haritalarin eksik ve yanlis olmasindan (1) sikayet ediliyor, kimine göre savasi planlayan ve hazirliksiz baslatan Savas Konseyi ve Hükümet'e yönelik elestirilerle liderler suclaniyordu.(2)
Savas planlarinin baslangictan , sonuna kadar yürütülme sekline "folly" yani ahmaklik derecesine kadar düsürenlerden (3), orada savasan askerlerin deyimiyle "we did not fail at Gallipoli. Our leaders failed us" = "Gelibolu'da biz yenilmedik. Yenilgiye liderlerimiz neden oldu" (4) diyenlere kadar ayyuka cikan basarisizlik feryat ve figanlari, burada sadece birkaci örnek olarak gösterilen onlarca kitapta yer almistir.
Büyük bir özgüven, moral ve kibirle gelen ve bir günde bozguna ugrayan bir armadanin ve tam techizatli ama (hic) iyi yönetilemeyen bir kara ordusunun tüm onuru kirilmisti ve bu onuru tekrar kazanma yollari, firsati yaratilmaliydi. Eger bu basaranabilirse, kirilan onur belki tekrar elde edilebilirdi. Kasim ayi itibariyle yarimadada yaklasik, 135.000 asker , 400 e yakin top ve 15.000 e yakin hayvana sahip olan bir ordu, tabir-i caizse tereyagindan kil ceker gibi, sessiz sedasiz cekilecek ve zaman zaman 8 metreye düsen uzakliktaki diger taraftaki baska bir ordunun bundan haberi olmayacak ??? Alman Carl Mühlmann, Lord Kitchener'in 9 kasimda yarimadaya geldigini Reichsarchiv Dardanellen 1915 adli kitabinda söyle anlatmaktadir:
"Lord Kitchener nereye gittiyse (siperlerde), kendisini cevredeki yüzlerce göz ve dürbünün izledigini hisseti...nereyebakti ise, tamane Türk'lerin hakim oldugu tepeleri gördü" (5). Bu durumda hersey Türk'lerin kontrolü altinda idi.
Yine bir Alman subay olan, Türk ordusunda kurmay subayliktan, kolordu komutanligina ve daha sonra da pasaliga yükselen Hans Kannengiesser, 1927 de yazdigi kitabinda, Güney Grubu Topcu Kumandanlarindan Binbasi Senftleben'in 4 Ocak 1916'da kendisine yazdigi bir raporda"....bana göre düsman yavas yavas ama kesinlikle toplaniyor. Bunu, hergün bataryalardan gelen atislara bakarak ve kendi gözlemlerimle takip ediyorum. Bir cok batarya en fazla bir veya iki atis yapiyor. sanirim, düsman 8-14 gün icinde gider, belki daha kisa bir zamanda..."diyordu. (6).
Muharebeleri nerdeyse baslangicindan, 17 Aralik'a kadar takip eden Avustralya'li savas muhabiri C.E.W. Bean, gazetelerde bir kac aydir tartisilan olasi bir cekilme plani ve isteginin, Türk ordusunun bilgisi dahilinde oldugunu yazmistir (7).
Aralik ayi icersinde gercekelsen ilk tahliye harekatinin anlasilamadigini (kerhen) kabul edelim, ama tahliyenin ikinci ayagi olan Seddülbahir bölgesi bosaltma operasyonu nasil olur da anlasillamamistir.
Evet, Türk'lerin bu bu tahliye operasyonlarindan haberleri olmustur. Fakat, ne yazik ki cok kayip verilmistir, askerde güc ve takat kalmamistir. Diger cephelere de asker gereklidir. Gereksiz insan kaybina tahammül yokur. Bir de zaten kendinden gitmekte olan bir düsman vardir.Artik bu cephede is bitmis, yeni cephelerde savas devam edecektir. Bu cephede zafere ulasamayan Ingilizler ve taraftarlari, gercekten de cok iyi planlanmis ve yürütülmüs bir cekilmeyi bir zafermis gibi göstererek, incinmis onurlarini bu yolla kazanma yoluna gitmis ve bu cekilmeyi bir def-i bela olan Türk'ler ise müdahalede bulunmamislardir. Orgeneral Izzettin Calislar anilarinda söyle yazmaktadir. " Ordu kumandani kacan düsmani bastirmak ve ve esir etmek hirsindaydi. Vakia iyi olurdu, fakat bizden de epey telefat olacakti. Halbuki bir Türk vücudu pek kiymetlidir. Bu suretle oldugu ayni isabet oldu. Insallah Cenup Grubu'ndan da defolup giderler" (8).
iki tarafin da bu cephede cok kanli ve kahramanca carpismalar verdigi bir gercek. Bir cok kitapta "cehennem kelimesi gecmektedir. Bu cehennemden kurtulmak belki de basli basina bir zaferdi gidenler icin. Bizim icinse binlerce canimizin kaniyla ödedigi gercek bir zaferdi...

1) Peter Chasseaud / Peter Doyle. Grasping Gallipoli. terrain, Maps and failure at the dardanelles. Kent. 2005. (tüm kitap bu konuyu isliyor)
2) Sir C.E. Callwell. The Dardanelles. Londra. 1919. (Sayfa 332-335)
3) Granvill Fortescue. What of the dardanelles.Londra.1925. sayfa 23
4) Frank Knight. the dardanelles campaign. Londra. 1970. sayfa 94
5) Dr. Carl Mühlmann. reichsarchiv 1915. berlin. 1927. sayfa 170
6) H. Kannengiesser Pascha. Gallipoli. Bedeutung und Verlauf der Kämpfe. Berlin. 1927. sayfa 219
7) C.E.W Bean. The story of Anzac. Quennsland. Cilt II. 1981. sayfa 867
8)izzeddin Calislar - Ismet Görgülü. On Yillik Savasin Günlügü. Istanbul. 2007. sayfa 164
 
1152_Tosun Saral 22-06-2010, 15:29:28
Düşmanın tahliyesinden sonra 5 nci Ordumuz tadan Gönderilmesi Anıtı" aı verildi. Anıt bugün yok olmuştur. İngilizlerce Mondros mütarekesinden sonra yıkıldığı sanılmaktadır. gecenlerde biarafından Ertuğrul Koyuna bir anıt dikildi. üzerine bir hilal işlendi ve yazıldı: "İngiliz ve Fransızların Seddülbahir’den firarları. 27 Kanun-i Evvel 1331′" yani bugünkü tarihle 9. Ocak 1916. Bu anıta "dülmanın Yarımadan atılması anıtı" adı verilmiştir. geçenlerde bu anıtla ilgili bir resim elime geçti. sizinle paylaşıyorum.
Resimde 3 alman askerini anıtın başında görüyorsunuz.
http://forum.axishistory.com/viewtopic.php?f=80&t=122465&p=1479120#p1479120
 
10168_Tosun Saral 07-05-2017, 06:41:08
7 yıl sonra merhaba, İngiliz ve Fransızların Seddülbahir'den de firarları İstanbul'da sabaha kadar süren büyük sevinç gösterilerine neden oldu.Avusturya Gazeteleri gösteriye yer verdiler. sizlere bir örnek sununuyorum: 12.1.1916 tarihli Viyana'da çıkan Neuigkeits) Welt Blatt, Gazetesi haberi "Freudenkundgebungen in Konstantinopel" başlığı ile haber yaptı.
Istanbul’da Sevinç gösterileri
9 Ocak 1916 akşamı Müdafaayı Vatan Komitesinin tertiplediği binlerce kişilik bir kalabalık ellerinde Türk, Alman, Bulgar ve Avusturya Macaristan bayrakları ve dövizlerle ve önlerinde bando mızıka olarak Pera (İstiklâl) caddesine döküldüler. Kalabalık her yerde çoşku ile karşılandı. “Yaşasın Türk Ordusu”, “Yaşasın Alman, Bulgar ve Avusturya Macaristan Orduları” nidaları yeri göğü kapsadı. Pera caddesi boyunca uzanan bütün binaların balkonları kalabalığı alkışlıyan sakinlerle dolmuştu. (Gümüşsuyundaki) Alman Büyükelçiliği önüne gelince sempati gösterileri daha da arttı. Kalabalık sonra Bulgaristan Büyükelçiliğine yöneldi. Bir konuşmacı günün ehemmiyeti hakkında bir konuşma yaptı. Bulgar Büyükelçisi Koluschew büyükelçilik balkonuna çıkarak kendi dilinde bir konuşma yaparak Seddülbahir’de kazanılan zaferin Bulgaristanda büyük sevinç yarattığını söyledi, Türk Ordusunun büyük askeri yeteneklerinden bahsetti. Sözlerine bu başarının bütün savaş müddetinde devam etmesi temennisiyle devam etti. Türk ve Bulgar milletlerinin barış için çalışacaklarını, ülkelerinin iktisadi olarak da beraber çalışmaları gerektiğini söyledi. Topluluk saat 22:30 sularında (Yeniköy’de bulunan) Avusturya Macaristan Büyükelçiliği önüne geldi. Avusturya Macaristan Büyükelçisi Markgraf Pallavicini büyükelçilik bahçesine kadar girmiş olan topluluğu balkona çıkarak selamladı. Bir konuşmacı Seddülbahir’de kazanılan büyük başarının Türk Alman ve Avusturya Macaristan birliklerinin büyük kahramanlığından doğduğunu söyledi. Göstericiler hep beraber büyükelçiyi Avusturya usulu “Gruss Gott” diye selamladılar.”

 
10501_melike bayrak 28-08-2017, 23:04:46
Tosun Saral Bey, 7 sene sonra tekrar Merhaba. Değerli bilgi ekiniz için teşekkür ederim. 9 ocak 1916 ve sonrası Türk ve yabancı basında Tahliye ile ilgili birçok haber yapıldı. İttifak tarafı "zafer", itilaf tarafı ise "Başarılı bir kaçış" şeklinde durum şenliğe dönüşmüş. Belki de her iki taraf da kendince haklı...
Üzücü olan şey ise hala 100 seneyi geçmesine rağmen, hakkı ile anılamamış ve anlaşılamamış olması. Yazılarımızda "anmak" tan ve "unutmamaktan" bahsediyoruz ama, yanlış bir şekilde anıldığı ve işe gelen edebiyata göre hatırlandığını görünce de üzülüyoruz. Ve sadece üzülüyoruz.
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm - 2.Gazze Muharebesi (Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)