Tehcir Övünülecek Bir Uygulama Değildir ( Tuncay Yılmazer )

Tarih: 17/11/2008   /   Toplam Yorum 10   / Yazar Adı:      /   Okunma 14845

Birinci Dünya Savaşı biteli tam 90 yıl oldu. Fransa’da, Verdun’da duygusal törenler yapılırken , bizler Harb-i Umumi’nin en acı olaylarından birisini çok fazla konuşmayan bir bakanımızın sözleriyle yeniden hatırladık. “Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?" Sayın Vecdi Gönül’ün saptamaları yeni bir şey değil aslında. Ancak söylediklerini övünülecek uygulamalar olarak görmek yanlış. Ermeni Tehcirinin soykırım olduğunu düşünmüyorum. Ülkenin dört bir yanına dağılmış Amerikan misyoner teşkilatlarının raporlarının Ermenilerin uğradıkları katliamları ayrıntılarıyla anlatırken, Müslümanların uğradıkları katliamları yazmaya kalemlerinin gitmediği açık. Günümüzde özellikle Ermeni Diasporasının, batılı bir çok tarihçinin yanlı, ırkçı değerlendirmeleriyle çok sayıda Müslüman Türk sivilin de öldüğünü görmediklerinin farkındayım. Ama bu davranışlar , 1915’de Anadolu topraklarında büyük bir insani trajedinin yaşandığını görmezden gelmemizi engellememeli… Onbinlerce kadın, çocuk , ihtiyarın zorla gönderildikleri bir bölge olan Deyr-i Zor (Suriye) yollarında can verdiği devasa bir göçü savunmak doğru olmasa gerek.“Hainlik yaptılar” savunması ise kadın ve çocukların ne günahı vardı? sorusunu taraflı tarafsız herkese sorduruyor. Türkiye’nin neredeyse bir asır önce bu topraklarda Osmanlı İmparatorluğu vatandaşları arasında yaşanan acı olaylardan büyük üzüntü duyduğunu belirtmesi gerekiyor.

 

Birinci Dünya Savaşı biteli tam 90 yıl oldu. İlk büyük savaştan en fazla acı ülkelerin başında gelen Fransa’da, Verdun’da duygusal törenler yapılırken , bizler Harb-i Umumi’nin en acı olaylarından birisini çok fazla konuşmayan bir bakanımızın sözleriyle  yeniden hatırladık. “Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi? Bu mübadelenin ne kadar önemli olduğunu size hangi kelimelerle anlatsam bilmiyorum, ama eski dengelere bakarsanız, bunun önemi çok açık ortaya çıkacaktır.……” Sayın Vecdi Gönül’ün saptamaları yeni bir şey değil aslında. Ancak söylediklerini övünülecek uygulamalar olarak görmüyorum.

Tehcir sadece Osmanlıya özgü bir uygulama değildir. 20. Yüzyılın başında büyük devletlerin gerekli gördüklerinde çekinmeden zorunlu tehcir işlemini uygulamışlardı.[1]  Boer Savaşı sırasında İngilizlerin  Güneybatı Afrika yerlilerine , Sırp ve Bulgarların Balkan Savaşları sonrası Müslümanlara yaptıkları ilk akla gelen örneklerdir. David Gaunt’un da belirttiği gibi tehcir askeri okullarda öğretilen stratejinin bir parçasıydı:

Sadık olmayan unsurların casusluk ve ayaklanmalarından uzak kalmanın ordular için bir güvenlik sorunu olduğu söyleniyordu. Askeri akademilerde, subaylara azınlıklar gibi potansiyel güvenlik risklerini tanımaları ve bunları ortadan kaldırmaları öğütleniyordu. Amaçlardan biri, hedef alınan nüfusun erkeklerinin cepheye sızarak düşmana katılmasını engellemekti. [2]

Keza müttefikimiz Almanlar da  Belçika’yı işgal ettikten sonra sivillere yönelik tehcir uygulamalarında bulunmuş, Ruslar ise sınır bölgesinde yaşayan Alman-Avusturya uyrukluları daha iç bölgelere göç ettirmiş, Yahudiler ve Kafkas Müslümanlarının bir kısmı da bu zorunlu göçten nasibini almıştı.[3] Osmanlı Ordusu’nun modernizasyonunda çok önemli rolü olan, İttihatçi subaylar tarafından çok sevilen Alman Mareşal Goltz Paşa , Doğu Anadolu’da ancak homojen bir Müslüman kitle bulunmasının Rusya’nın  genişleme hedeflerine karşı bir set oluşturabileceğine dikkati çekmiş, Ermenilerin Ruslarla birlikte hareket etme olasılığının yüksek olduğunu belirtmişti. Goltz’un önerisi Ermenilerin Mezapotamya’ya göç ettirilmesiydi. [4] Alman Militarizminin  kutsal kitabı “The Nation in Arms – Silahlı Millet” yazarı Goltz , Birinci Dünya Savaşı başında Almanlarca işgal edilen Belçika’nın valiliğini yürütmüştü ve sivil halka karşı acımasız davranışıyla tanınıyordu.[5]

Ermeni Tehcirini tüm ayrıntılarıyla incelemek bu makalenin amacını aşar. Yukarıda da belirtildiği gibi o dönemin düşünce sistemleri, emperyalist ülkelerin ( Almanya’nın dost İngiltere’nin ve müttefiklerinin düşmanca ) Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki hesapları, Ermeni ve Türk milliyetçi hareketleri, Balkan göçleriyle Anadolunun değişen demografik yapısı, ülkenin dört bir yanına dağılmış Amerikan misyoner teşkilatlarının Ermeni toplumuna yönelik kışkırtmaları, “yaşamak için mücadele” diye formüle edilebilecek sosyal darwinizm ilkesi, her iki tarafın liberal, daha uzlaşmacı aydınlarının suskunluğu  ( daha doğrusu susturulması )  Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı imparatorluğu topraklarında korkunç ölçekli insani trajedinin yaşanmasına neden oldu.

Bu meseleyi sadece soykırım oldu/olmadı boyutuna indirgemek her yönüyle tartışılmasını engelliyor, karşılıklı nefret ve düşmanlığı körüklemekten başka bir şey de yapmıyor.

Ermeni Tehcirinin soykırım olduğunu düşünmüyorum. Ülkenin dört bir yanına dağılmış Amerikan misyoner teşkilatlarının raporlarının Ermenilerin uğradıkları katliamları ayrıntılarıyla anlatırken, Müslümanların uğradıkları katliamları yazmaya kalemlerinin gitmediği  açık. Günümüzde özellikle Ermeni Diasporasının, batılı bir çok tarihçinin yanlı, ırkçı değerlendirmeleriyle çok sayıda Müslüman Türk sivilin de öldüğünü görmediklerinin farkındayım. Ama bu davranışlar , 1915’de Anadolu topraklarında büyük bir insani trajedinin yaşandığını görmezden gelmemizi engellememeli… Onbinlerce kadın, çocuk , ihtiyarın zorla gönderildikleri yüzlerce kilometre uzakta bir bölge olan Deyr-i Zor (Suriye) yollarında can verdiği devasa bir göçü savunmak çok doğru olmasa gerek.  “Hainlik yaptılar” savunması ise kadın ve çocukların ne günahı vardı? sorusunu taraflı tarafsız herkese sorduruyor. Türkiye’nin neredeyse bir asır önce bu topraklarda Osmanlı İmparatorluğu vatandaşları arasında yaşanan acı olaylardan  büyük üzüntü duyduğunu belirtmesi gerekiyor.

 

 



[1] Sacit Kutlu, Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Balkanlar ve Osmanlı Devleti, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul Haziran 2007, s. 442

[2] David Gaunt, Katliamlar: Direniş, Koruyucular: 1. Dünya Savaşı’nda Doğu Anadolu’da Müslüman-Hristiyan İlişkileri , Belge Yayınları, İstanbul  Ekim 2007, s. 105-106  ( Böylesine önemli tesbitlerine rağmen Gaunt’ta tipik batılı bakış açısından kurtulamıyor. Hristiyanların uğradıklarını ayrıntılı anlatırken Müslümanların uğradığı katliamları görmezden geliyor.)

[3] A.g.e s.106

[4] Kutlu , s. 443


  14845 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

470_Kemal 17-11-2008, 22:21:30
Sayın Tuncay Yılmazer; öncelikle gayretleriniz her türlü takdiri hakedecek türdendir, bu bakımdan size kolaylıklar diliyorum.
TEHCİR ÖVÜNÜLECEK BİR UYGULAMA DEĞİLDİR başlıklı makalenizi biraz da şaşırarak okudum. Vecdi Bey'in ifade ettiği, pek de yeni olmayan bir görüş olarak aktardığınız sözler herşeyden önce bir övünme ve iyi ki de yapıldı anlamına gelmeyen tespit sözleridir. Milli Mücadele yıllarında gerek kuva-yı milliye yılları gerekse düzenli ordu sonrası dönemi göz önüne aldığımızda sadece anadoludaki harekete muhalefet ya da başka saiklerle meydana gelen pek çok isyanla uğraşıldığı ve mücadele arasında pek çok zorluklara sebep olduğu malumdur. Kaldı ki bahse konu olan sözde belirtildildiği gibi demografik yapı homojene yakın olmamış olsa idi neler yaşanabileceğini İzmir'in işgali ve sonrasında yaşanan ve Rumlar tarafından yaşatılan hadiseler bize göstermiştir. Övünmek bir tarafa Tuncay bir yana hadisenin trajik boyutu ortada olmasına rağmen insanlık tarihinin ilk ve tek insanlık dramı değildir. Dini, milleti, ırkı ne olursa olsun özellikle sivil insanların masumiyeti her şeyin üstünde tutulması gereken bir husustur. Fakat pek çok ülkenin kışkırtması üzerine yaşanan isyanlar hepimizin malumu burada tekrarına gerek yok. Ama bu işin tarihte yaşanan trajedilerden duyulan teessürün ifadesi masumiyeti içerisinde yaklaşılacak yanı da yoktur. Bizim böyle bir ifademiz kesinlikle Nazilerin Yahudi soykırımını kabul etmesi ile kıyaslanamayacak bir siyasi problem olarak karşımıza çıkacaktır. Zaten bu problemin bugün yaşanan boyutlarına gelişi mütareke döneminde İngilizlerin siyasi baskıları üzerine kurulmuş tehcir mahkemeleri ve yargılamaları üzerine olmuştur.
Osmanlı Devleti 1854'ten itibaren başlayan ve 1918'e kadar devam eden gerek Balkanlardan gerekse Kırım ve Kafkasya'dan milyonlarla ifade edilen muhacir kitleleri ile karşılaşmış bir devlettir. Bütün dünya bilmektedir ki bu insanlar bazen iki hatta bazen üç kez tehcire uğratılmış masum sivil insanlardır. Bunların hiçbiri turistik seyahate çıkmış değillerdi. Yine 1944 Kırım Tatarları sürgününde istisnası olmamak üzere bütün Kırım Tatarları hayvan vagonlarında Sibirya ve Özbekistan bozkırlarına sürüldüklerinde ne o gün ne de bugün dünya kamuıyunun bu insanların ne ihanetleri vardı gibi bir sorgusu olmadı. Bunu ama sizde bunu yaptınız mantığı içinde ifade etmiyorum ve böyle bir savunmaya da karşıyım. Ama vijdan muhasebesine hep bizi sokmaya çalışanların da biraz ar damarlarının sağlam olması gerekmez mi?
İnsani ve vicdani olarak kendimizi sorgulamak başka şey dünya kamuoyuna özellikle siyasi bağlayıcılığı olan bir özür ve hüzün ifade etmek başka şeydir. Acaba dünya kamuoyunun tehcir sırasında ölen insanlara üzüntümüzü ifade ettiğimizde evet biz de ölen binlerle yüz binlerle müslümana üzüntümüz büyüktür, diyeceklerini düşünüyorsanız bu en temiz duygularla saflık olur.
Sağlık ve esenlikler diler, saygılar sunarım efendim.
Kemal Gurulkan
 
473_Editörden 20-11-2008, 22:37:43
Sayın Gürülkan’a öncelikle yaptığı yorum ve verdiği değerli bilgiler için çok teşekkür ederim. Şüphesiz bu gibi yorumlar hem konuyu daha derinlikli anlamamıza, meramımızı daha iyi ifade etmemize vesile oluyor. ( Kemal Gürülkan’ı Kültür Dergisi Mart 2008 1. Dünya Savaşı Özel Sayısı’nda çıkan “I. Dünya Savaşı'nda Rusya'daki Türk Esirleri ve Yusuf Akçura'nın Hilâl-i Ahmer Murahhaslığı” adlı çok önemli makalesinden tanıyoruz.)

Kemal Bey’in yazısındaki ifadelerin önemli bir kısmına katılmamak mümkün değil. Tehcirin dünyadaki ilk insanlık dramı olmadığına ben de katılıyorum. ( Zaten yazımda da belirttim. ) Keza Kemal Beyin vurguladığı çok daha önemli bir nokta var ki; dini, milleti, ırkı ne olursa olsun özellikle sivil insanların masumiyetinin her şeyin üstünde tutulması gerekiyor.

Ayrı düştüğümüz noktaları tekrar vurgulamanın iyi olacağı kanısındayım.

Öncelikle , Sayın Vecdi Gönül’ün konuşmasının övünme içermediği görüşüne katılmıyorum. Sayın Bakanın benim yazıma almadığım bölümleri de dikkatle okunduğunda tehcir ve mübadelenin ulus inşasında ne kadar önemli olduğunu vurgularken “O halde Türkiye’nin gerçekten çağdaş, medeni ve aydınlanmış insanların ülkesi olabilmesinde Cumhuriyet’in başlangıcındaki prensipler çok önemliydi.” deniliyor. Bakanın konuşmasının tamamı göz önüne alındığında bir övünme payı olduğu da açık.
Ne yazık ki , Ermeni Sorununun bu kadar dallanıp budaklanmasında Hükümetlerimizin meselenin önemini yeterince kavra(ya)mamalarının ve ülkemizin demokrasi, düşünce - ifade özgürlüğü, insan hakları gibi konulardaki sicilinin kötü olmasının etkisi büyük. Bugün dünyanın birçok ülkesinde 1915 Ermeni Olaylarının soykırım olarak tescillendiğini biliyoruz. Ülkemiz ( hiç layık olmadığı halde ) diplomatik açıdan düşülebilecek en kötü durumda. Türkiye’nin tezleri hiçbir saygın akademik ortamda kabul görmüyor. ( Prof. Norman Stone, yakın zamanda kaybettiğimiz Prof. Standford Shaw, Prof. Gunther Levy gibi birkaç saygın akademisyen hariç . –ki onlarda Türkiye’nin savunduğu tezlere mutlaka bir mesafe koyma gereği duyuyorlar.- )
Yazımda Türkiye özür dilesin gibi bir ifade yok. Ancak Selçuklu-Osmanlı Medeniyetinin mirasçısı olarak Türkiye, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı vatandaşları arasında yaşanan acı olaylardan büyük üzüntü duyduğunu , dini, ırkı ne olursa olsun silahsız sivil halka yönelik her türlü fiili kınadığını resmen açıklamalıdır. Bu açılım Türkiye’nin elini güçlendirir, ezberleri bozar. Ermenilerin hepsi Taşnakları desteklemiyorlardı, Tıpkı Türklerin hepsinin İttihatçıları desteklemediği gibi. Bir milyona yakın insanı “Hainlik yaptılar” diye suçlayıp sürgün edilmelerinin doğru olduğunu belirtmek ülkemizi dış dünyada daha da küçük düşürüyor. Bazı İttihatçıların yaptığı hatalı eylemleri savunmak durumunda kalmanın hiçbir anlamı yok. ( Hele o bazı İttihatçılar yeri geldiğinde Taşnaklarla işbirliği yapacak karakterde iseler ! )
Ermeni Sorunu konusunda Türkiye şu ana kadar sürdürdüğü tavrını değiştirmeli. Büyük bir medeniyetin mirasına sahip bir devlete yakışır davranmalı. Milletimiz tarihinde kötü bir parantezi açıp kapatanların yaptıkları hataların arkasında durup “Biz ne yaparsak yapalım, dünya bize karşı önyargılı” demenin doğru olmadığı ortada.
Saygılarımla.
Tuncay Yılmazer
 
474_OZAN BODUR 21-11-2008, 10:25:36
Ermeni-Ermeni Tehciri -deyince sizin aklınıza ne geliyor bilmiyorum ama bu konuya da her mesele de olduğu gibi ''önce insan'' perpektiften bakılması taraftarıyım.Lafın sonunu bu defa baştan söyliyeverim ; çoğu yazısına olduğu gibi Tuncay Bey'in bu yazısında altına ,kalbimi ve şahsiyetimi rahatlıkla basabilirim.Çok doğru söylüyor TEHCİR ÖVÜLÜNECEK BİR ŞEY DEĞİLDİR!


Bunu önce hem ,Osmanlı hem de Ermeni toplumunun sivilllerinin başlarına gelenleri düşündüğüm zaman dahada kendimden emin olarak söyleyebiliyorum, hem de 24 milyon metrekarelik bir coğrafyayı idare ve idame kaabiliyeti gösterebilmiş onca farklı dinden ve ırktan topluluğu hoşgörü potasında eritebilmiş ve mazlum milletlerin bir dönem ''güneş devlet''olarak görerek umut kapısı olarak başvurdukları koca Osmanlı'nın ne hallere düştüğünü tasavvur ettiğimde daha net idrak edebiliyorum...


Batı'nın Ermenileri bizden koparma projesinin son ayağı olan ve tarihte hiç hatırlamak istemediğimiz sahneleri içinde barındıran bu olaylar manzumesi karşısında ancak kabile devletlerinin başvuracğı yöntemlere dayanarak sorunu çözmeye çalışıp her şeyi ellerine yüzlerine buluşturan ittihatçı zorbaların binlerce yılllık devlet geleneğimizden bir nebze de olsa nasiplenmediklerini görmek doğrusu bir Türk olarak beni kahrediyor...


İttihatçılar’ın Maliye Bakanı Cavit Bey, Balkan Savaşları’nın arifesinde, Samatya mitinginde “Ermeni vatandaşları hükümete karşı ne kadar şikâyetçi olsalar da, onlar memleketin buhranlı anlarında derhal yardıma koşmayı bilirler. Emin olun efendiler, Türksüz Ermeni olmaz, Ermeni Türk’ün vatan kardeşinden fazla öz kardeşidir” demişti ne kadar da güzel demişti ama bir zamanlar millet-i sadıka olarak anılıp Osmanlı'nın en Osmanlı topluluklarından biri olarak kabul edilen Ermeni toplumunun adeta Osmanlı'nın bünyesnide canlı ameliyat yapılarak acılar içinde Osmanlı'dan koparılmasına daha bu sözlerden bir-kaç sene sonra seyirci kalınmıştı...


Bu ameliyat sadece Ermenilerle Osmanlı toplumu arasına ''berlin duvarı''çekme operasyonun son ayağı değil ayrıca ermenileri hain,kürtleri ayrılıkçı,rumları kalleş olarak taze beyinlere dayatıp,Türklerden ,herkesi düşman belleyen paranoyak bir toplum üretme projesinin de ilk ayağıydı...


Toplumları kabiiliyetlerine göre kanalize edip,fıtratları ve değerleri nispetinde konumlandıran,teninin renginden dinine kadar hiç bir özeline kendi özeline müdahale edilmedikçe müdahale etmeyen Klasik dönem Devlet-i Ali'sinin politikası ile arasında dağlar kadar fark bulunan bu melankolik tarih ve toplum anlayışı kesinlikle Türklere ait değildir...


Tarihte ki vakar sahibi Türk ,sabır ve sebat bağlamında önce olayları kavrar sonra olayın öncesini ve sonrasını görür ve ardından organize edip olaylara müdahale eder eğer müdahale edecek kudrete sahip değilse derin ve eşsiz tecrübesi ile yaşlı bir kurt misali öyle bir yerde durur ki ne avını kaybeder ne de av olur...Ancak İttihat ve Terakki'nin ağır topları öyle çaylak öyle hırslı ,basiret ve istişare nimetinden öyle yoksundurlar ki sadece av oldular...Ve beceriksizlikleri bugün çetin bir kılçık gibi bizim boğazımızda duruyor...Bu kılçığı bu boğazdan çıkarmanın yegane yoluda önce elde neyin olup neyin olmadığını görmektir.Tuncay Bey bunun ilk adımını atmış,başta söyleneni tekrar ederek ilk adımı atan Tuncay Bey'e omuz veriyorum;-------Bu tehcir var ya bu tehcir....ÖVÜLÜNECEK BİR ŞEY DEĞİLDİR!!!

Ozan Bodur-www.duryolcu.com


 
475_Münir Kuşcu 22-11-2008, 21:07:52
gerek size ve gerekse yorum yazanlara teşekkürler.Ben I.harbin batı cephesinde bittiği gün
sebebiyle Fransa ve İngilterede yapılan merasimleri TV5 ve BBC den takip ettim.
Merasimlerin muhteşemliği ve mezarlıkların temizlik bakım ve güzellikleri beni çok duygulandııdı.
Bizim böyle merasimler ve mezarlıklar yapmamızda ne eksikliğimiz var.Yapamazmıyız?
Saygılar

Münir Kuşcu
 
487_önder kaya 02-12-2008, 21:49:05
üstadım fikirlerine katılıyorum. bu ülkede devletin başındaki insanalrın ağzından çıkana dikkat etmeleri gerekir. sözün nereye gittiğini ölçerek biçerek hesaplamaları lazım. hele de hassas konular üzerinde fikir yütüyorlarsa. olandan ders çıkarsamak gelecekte benzer acıların yaşanma ihtimalin en asgariye indirir kanısndayım. bu anlamda yazınızı anlamlı buluyorum. üretkenliğiniz için de tebrik ediyor ve güzel yazılarınızın devamını diliyorum.
 
491_salim ağkaş 12-12-2008, 18:01:50
tüm yorum yazan dostları ve TUNCAY beyi selamlıyor tüm islam alemine kurban bayramının hayırlar getirmesini diliyorm.

tehcir konusu malum uluslar arası platformda en çok sıkıntı cektiğimiz ve bizimde birtürlü kendimizi ifade edemediğimiz anlatamadığımız yada anlatmayı beceremedimiz malesef prangamız .

konunun hassasiyetini düşünerek sorumlu kişilerin ne konuştulklarına dikkat etmeleri bu prangalara yenileri ekletilmemelidir kendimizi ifade etme duygusunu geliştirmeli haklı olduğumuz bir konuda dünya kamuoyunda küçük düşürülmemeliyiz tehciri yaptığımızı ama sadece ve sadece insani amaçlı masum insanların zarar görmemesi icin bunun olmasının gerekli olduğunu dünyaya anlatmalı gereksiz zıtlaşmaların gerginlikten başka bir işe yaramayacağı milli maçlar dolayısıyla ayağımıza gelen fırsatı pozitife çevimeliyiz bari bu tren kaçırılmasın..

saygı ve sevgiler salim ağkaş
 
703_vdat demir 31-03-2009, 18:21:36
http://www.turkla.com/index.php?c=1&yid=4
http://www.turkla.com/
http://www.talkturkey.us/2008/06/genocide-revisi.html
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

06/06/2016 - 07:34 Çanakkale Muharebelerinde ve Ermeni Olaylarında Alman İzleri: Zaferi Anma, Soykırımla Suçlanma (M.Onur Yurdal)

28/12/2015 - 14:01 Çanakkale Savaşı ve Ermeni Tehcirinin 100. Yılında , 24-25 Nisan Tartışmalarından Harp Tarihi Derneğine , Kanaviçe Romanından Torosyan Hatıratına GeliboluyuAnlamak ta bir yıl... ( Tuncay Yılmazer )

23/04/2015 - 12:57 Her Yıl 24 Nisan, Hüzün Doluyor İnsan – “1915 ve Sonrası Türkler ve Ermeniler” Taner Timur- Tuncay Yılmazer

26/12/2011 - 11:50 1915 – Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu? Çarpıtılan-Değiştirilen Tarih – Guenter Lewy

04/04/2010 - 14:17 Muhafazakâr Aydınların Ermeni Sorunu’na Yaklaşımı Değişiyor mu? (Tuncay Yılmazer)

15/02/2009 - 20:17 Tarih Ayrıntıda Gizlidir- İttihatçılar Taşnaklara Ne Önermişlerdi ? ( Tuncay Yılmazer )

16/12/2008 - 23:48 1915 , Özür Dileyerek Değil Acıları Paylaşarak Anılmalı ( Tuncay Yılmazer )

17/11/2008 - 12:45 Tehcir Övünülecek Bir Uygulama Değildir ( Tuncay Yılmazer )

10/01/2007 'Ermeni Soykırımı' Neden Soykırım Değildi? makalesine yazılan yorum