Muhteşem Yüzyıl Tartışmaları ( Enver Gülşen )

Tarih: 21/02/2013   /   Toplam Yorum 1   / Yazar Adı:      /   Okunma 2709

image

Sinema tarihi, geçmişte yaşanmış ya da yaşandığı iddia edilen tarihi olaylarla ilgili yapılmış filmler üzerine tartışmalarla doludur. “Tarihi gerçekliklerin” düzgün aktarılması ya da çarpıtılması meselesi, tarihi filmler üzerinden yapılan tartışmaların ana eksenini belirlemiştir. Ancak konuyu, filmler veya diziler üzerinden tarihin anlatılması meselesine getirdiğimizde, asıl önemli noktalar çoğunlukla gözden kaçırılır.
... Özellikle Hollywood ve onun yönlendiriciliğindeki Batı sinemaları ile dizi sektörünün tarihi ele alışındaki sorun bambaşka yerdedir. Hollywood ve onun “ilkesini” belirlediği diğer ülke sinemaları ile dizi sektörlerindeki tarihi ele alış biçimini, liberal tartışmaların yüzeyselliğinden uzaklaştırmazsak asıl meseleyi göz ardı etmiş oluruz. Nasıl ki Efendimiz (s.a.) ile ilgili karikatür ya da film tartışmalarında, meseleyi, karşısındakinin tüm duruşunu, sansürün olup olmaması gerektiği üzerine bir fikir serdetmeye indirgeyen liberal tartışma yüzeyselliğine kapılmak, bizi konunun can alıcı noktasından uzaklaştırmışsa; Muhteşem Yüzyıl dizisi üzerine yürütülen tartışmaları bu eksene kaydırmak asıl odağın unutulması anlamına gelecektir. (E.G)

Devamı

Fetih 1453 te İstanbul Kuşatmasıyla İlgili Bilgilerimiz Altüst Edilmiş (Erhan Afyoncu)

Tarih: 17/02/2012   /   Toplam Yorum 3   / Yazar Adı:      /   Okunma 5857

image

Fetih 1453 filmi büyük tanıtımlarla vizyona girdi. Türk sinema tarihinin en pahalı yapımı olan filme büyük emek verilmiş. Oldukça kaliteli animasyonlar yapılmış, ancak bu kadar emek ve paraya rağmen fetih süreci ile ilgili çok basit bilgi hataları var. Bunlar kurgu diye de açıklanacak hatalar değil. Çünkü kurgu olacak bir durum yok. Bilinen bilgiler filmde niçin yanlış ele alınmış. Anlayamadım. İşin ilginç tarafı bu hatalar filmin danışmanı Prof. Dr. Feridun Emecen’in İstanbul fethiyle ilgili araştırmalarına da ters. Demek ki yapımcılar danışmanlarının çalışmalarına pek itibar etmemişler.
Filmdeki en büyük hata kuşatma sürecindeki olayların kronolojik sırasının alt üst edilmesi. Kuşatmanın 15. gününde 20 Nisan’da cereyan eden ve İstanbul’un fethindeki en önemli hadiselerden olan üç geminin kuşatmayı yararak İstanbul’a girmesi filmde kuşatmanın 40. gününde 15 Mayıs’ta gösteriliyor. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. (E.A.)

Devamı

Ari Folman'ın Beşir'le Vals filmi üzerine... (Enver Gülşen)

Tarih: 21/07/2010   /   Toplam Yorum 3   / Yazar Adı:      /   Okunma 4326

image

Beşir’le Vals, kendisi de, Sabra ve Şatilla katliamı sırasında İsrail ordusuyla birlikte Lübnan’da görev yapmış olan Ari Folman’ın katliama yönelik bir vicdan muhasebesi gibi görünüyor. Katliamla ilgili hiçbir şey hatırlamayan bir yönetmenin, asker arkadaşlarını araştırıp onlarla yaptığı konuşmalar sonucu, olanları hatırlama girişimi olarak okunabilir film. Animasyon bir film olmasının kimi dezavantajlarına sahip olsa da, filmin en azından samimi bir çaba olduğu düşünülebilir. ...Peki, nedir Ari Folman’ın, filmdeki yönetmenin hafızasına kazı yapmak yoluyla bizlere anlatmak istediği şey? Onca vahşi ve büyük katliamın sorumluluğunun dağıtılmak yoluyla yok edildiği, unutulduğu ve bilincin çok derinlerine bir daha kullanılmamak üzere atıldığı mı? Dünyanın her tarafında askerlerin benzer yönelimlerle katliamlar yaptığı ya da katliamlara göz yumduğu mu? İsrail’in Sabra ve Şatilla katliamlarında sorumluluğunun olduğu; ama bunun, orada bulunmuş askerler tarafından pek de tümüyle bilinmediği mi? ....Ari Folman’ın bir vicdan muhasebesi yaptığı ve kendi hafızasına yönelik bir arkeoloji çalışmasıyla katliamların mahiyetine yönelik bir açıklama yapmaya çalıştığı muhakkak. Dünyanın her tarafında benzer organizasyonlarla benzer katliamların olageldiği de bir başka gerçek… Ancak, filmin en önemli sorunu, üzerine oturmaya çalıştığı düzlemin oluşturmaya çalıştığı anlamları, bir haklandırma açıklama mekanizması olarak, bir tür masumiyet argümanı olarak kullanması.(E.G)

Devamı

Bir Hollywood Yanılsaması: "The Hurt Locker" (Enver Gülşen)

Tarih: 22/04/2010   /   Toplam Yorum 3   / Yazar Adı:      /   Okunma 5448

image

“..........Kathryn Bigelow’un kamerası, Hollywood’un nispeten önemli eserlerinde biraz yontulmuş propagandayı, tekrar apaçık hale döndürmesiyle tam anlamıyla eril bir şiddet aracına dönüşüyor. Amerikalı askerlerin, kendilerine tehdit olabilecek kişileri dahi son ana kadar vurmamayı tercih etmeleri, Iraklıların canı için kendi canlarını dahi tehlikeye sokabilmeleri; senaryosu Bush tarafından yazılmış bir filmi andırıyor bizlere. ABD’nin, dünyanın öte tarafına adalet ve demokrasi götürmek üzere gittiği ve oraya gönderdiği askerlerin halkı en az kendileri kadar dikkate aldığıdır Kathryn Bigelow’un göstermek istediği! Ancak bunu, Ridley Scott’un “Kara Şahin Düştü” filminde olduğu gibi “yerel halkı” hiç dikkate almayarak yapmaya çalışmasıyla, tam bir amatör propagandacı izlenimi veriyor Bigelow. Merkezde Amerikalı asker vardır ve Iraklılar, yaşanan onca trajediye rağmen umursamaz bir hayat yaşayan duyarsız insanlardır! Bu aşamada kahraman Amerikalılara onları kurtarmaktan başka çare de kalmıyor tabii.…” Enver Gülşen “Savaş ve Sinema” yazılarının bu bölümünde geçtiğimiz ay “En iyi Film” ve “En İyi Yönetmen” dallarında oscar alan “The Hurt Locker” filmini eleştiriyor. Söz konusu makale www.derindusunce.org sitesinde daha önce yayınlanmıştı.

Devamı

Propaganda Filmlerinin Bir Prototipi olarak Arabistanlı Lawrence (Enver Gülşen)

Tarih: 03/09/2009   /   Toplam Yorum 3   / Yazar Adı:      /   Okunma 15761

image

Enver Gülşen, “Savaş ve Sinema” yazılarının ikincisinde David Lean\'in yönettiği, Peter O\'Toole, Alec Guinnes ve Anthony Quinn\'in başrolünü oynadığı 1962 yapımı Lawrence of Arabia ( Arabistanlı Lawrence) adlı filmi değerlendiriyor. Bildiğimiz gibi Arabistanlı Lawrence, 1.Dünya Savaşı sırasında Arabistan yarımadasında, İngiliz subayı bir casusun Arapları Osmanlılara karşı kışkırtmasını konu edinmekte. Gülşen tipik propaganda filmlerinde olduğu gibi bu filmde de öncelikle bir kahraman üretildiğini, bu kahramanın kendi kişiliğinde yönetmenin (ve elbette yönetmene o kadar büyük bütçeli film yaptırmış olanların) fikirlerinin yapılandırıldığı merkez olduğunu, bu kahramanın kendisine de propagandanın gerektirdiği her türlü kodun yüklendiğini yazıyor. “.... Milliyetçilikleri azdırarak böl-parçala-yönet tavrını günümüzde dahi başat unsur olarak kullanan, uzun yüzyıllar birlikte yaşamış insanların ortak yönlerini unutturup, birbirlerine karşıt yönlerini cilalayan ve keskinleştiren propagandanın olmazsa olmazı olan Hollywood sinemasının bu yapıtı bu açıdan sonraki filmlerin de tam bir şablonu olmaktadır. Bir başyapıt mıdır? Benim için büyük bütçeli bir propaganda filmidir. Ne sinematografi olarak, ne hikâye olarak pek bir anlamı olmayan, ama çok başarılı bir propaganda filmi… Film sanatının ahlaksızlığa, tek yanlılığa ve sömürgeciliğe nasıl araç kılındığı görülmek isteniyorsa mutlaka izlenmeli.”

Devamı

Enver Gülşen’le “Savaş ve Sinema” Yazıları-1 “Büyük Aldanış” Yön: Jean Renoir (1937)

Tarih: 21/05/2009   /   Toplam Yorum 2   / Yazar Adı:      /   Okunma 10685

image

1.Dünya Savaşı’nda uçakları düşürülüp Almanlara esir düşen iki subaydan, Yüzbaşı Boeldiou ve teğmen Marechal bir esir kampına götürülürler. Bu esir kampı Almanların, esir subayları yerleştirdiği bir kamptır. Kampta İngiliz, Rus ve Fransız subayları tutulurlar. Ancak bu esir kampı bildiğimiz esir kamplarına benzemez.
Enver Gülşen, Gelibolu’yu Anlamak için kaleme aldığı ilk yazısında Fransız yönetmen Jean Renoir’in 1937 yapımı “La Grande Illusion” (Büyük Aldanış) adlı filmini değerlendiriyor. Gülşen, bu filmin savaşa bakışındaki iyimserliğinden, savaş karşıtı bir noktada duruyor olmasına kadar çok değişik şekillerde değerlendirildiğinin, sonraki birçok filme de gerek tekniği, gerekse konusu açısından öncü olduğunun altını çiziyor. Gülşen’e göre ; Birinci Dünya Savaşı’nı konu alan filmlerin başında gelen Renoir’in bu başyapıtında görünürdeki konunun altında bir aristokrasi analizi ve hümanizm tartışması kendisini belli eder. Savaşın anlamı (ya da anlamsızlığı) üzerine düşünmeyi teşvik eden Büyük Aldanış filminde, dil üzerine kadim tartışma, konuların hepsinin etrafını saran tema olarak göze çarpmaktadır. Film, Renoir açısından savaşta dahi hümanizm özlemi olarak okunabilir. Gülşen haklı olarak soruyor: 1937’de, faşizmin kapıda olduğu ve tarihin gördüğü en büyük katliamların ve zulümlerin olduğu bir dönemin arifesinde, böyle bir iyimserlikle savaşa bakış, Renoir’in mi, yoksa tüm insanlığın mı aldanışını gösterir?

Devamı

Enver Gülşen'le Savaş ve Sinema Üzerine... ( Tuncay Yılmazer )

Tarih: 30/04/2009   /   Toplam Yorum 6   / Yazar Adı:      /   Okunma 8276

image

Enver Gülşen’i internet dünyasının en nitelikli düşünce platformlarından biri olan (övünmek gibi olmasın , zaman zaman benim de yazılarımın çıktığı!) www.derindusunce.org ‘daki sinema eleştirileri, düşünce ve tasavvuf yazılarından tanıyorum. Gülşen, Gelibolu’yu Anlamak sitesi için Birinci Dünya Savaşı ağırlıkta olmak üzere savaş filmlerini değerlendirecek. Sinema yazılarını büyük bir beğeniyle okuyacağınıza eminim. Bu vesileyle Enver Gülşen ile “Savaş ve Sinema” konulu bir söyleşi yaptık. Gülşen “ benim açımdan önemli olan şey, o filmin tarihi nasıl anlattığı, ya da belgeselci bir üslupla tarihi doğru ele alıp almadığı değil, anlattığı insanlık durumunun bugüne nasıl taşındığıdır. Çünkü bugüne taşınmayan ve bugünde bir anlam taşımayan hiçbir filmin kalıcı olabileceğini düşünmüyorum.” diyor. Yönetmenin savaş karşıtı ya da savaş taraftarı duruşa angaje olmasının filmin sanatsal değerini düşürdüğünün altını çiziyor. Terence Mallick, Oliver Stone, Tarkovski, Spielberg, David Lean, Coppola vs. gibi bir çok ünlü yönetmenin çektiği savaş filmleri hakkında bazı önemli noktaları bizlerle paylaşıyor. Enver Gülşen’in önümüzdeki günlerde bizlere değerlendireceği ilk film ise , Birinci Dünya Savaşı konulu filmlerin klasiklerinden sayılan yönetmenliğini J. Renoir’in yaptığı 1937 yapımı “Büyük Aldanış” olacak.

Devamı