Tarihin Sarıkamış Duruşması- Ramazan Balcı Söyleşisi

Tarih: 22/12/2007   /   Toplam Yorum 9   / Yazar Adı:      /   Okunma 9036

Sarıkamış Harekatı’na özellikle son yıllarda giderek artan bir ilginin olduğu açık. Bu ilgiye paralel olarak konu ile ilgili yayınlanan belgesel, hatırat, roman vs. gibi kitaplarda ciddi artış var. Bir açıdan tarihimizi anlamaya dönük bu ilgiyi olumlu olarak görüyor, ancak diğer bir açıdan da yeterli bulmuyorum. Aşırı duygusallığın örttüğü sloganik yaklaşımlarla Sarıkamış anlaşılmaya çalışılıyor… “Tek kurşun atmadan donarak şehit olan 90000 asker” ifadesi içimizdeki Sarıkamış imajını çok güzel anlatıyor. Oysa ben , bu yaklaşımın 93 yıl önce Allahüekber’de , Soğanlı dağlarında çarpışan Mehmetçiklerimizin verdiği mücadelenin doğru anlaşılmasını engellediğini düşünüyorum. Ramazan Balcı’nın “Tarihin Sarıkamış Duruşması” adlı eseri Sarıkamış Harekatı hakkındaki bütün bilgilerimizi gözden geçirmemiz gerektiğini, şu ana kadar bize aktarılanlarının önemli bir kısmının doğru olmadığını belirtiyor. “Tarihin Sarıkamış Duruşması” ilk kez 1999 yılında doktora tezi olarak yayımlanmış. Bu çalışma, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yaşadığı en trajik olaylardan birisi olan Sarıkamış Harekâtı hakkında şimdiye kadar yazılmış en iyi kitaplardan biri olma sıfatını kesinlikle hak ediyor. Ramazan Balcı ile Moral Dergisi'nde yapılmış bir söyleşiyi, kendisinin de izniyle sitemizde yayınlıyorum. Buna ilave sorularınız olursa yorum sayfasına ekleyebilirsiniz.

 

Sarıkamış Harekatı’na  özellikle son yıllarda giderek artan bir ilginin olduğu açık. Bu ilgiye paralel olarak konu ile ilgili yayınlanan belgesel, hatırat, roman vs. gibi kitaplarda ciddi artış var. Bir açıdan tarihimizi anlamaya dönük bu ilgiyi olumlu olarak görüyor, ancak diğer bir açıdan da yeterli bulmuyorum. Aşırı duygusallığın örttüğü sloganik yaklaşımlarla Sarıkamış anlaşılmaya çalışılıyor… “Tek kurşun atmadan donarak şehit olan 90000 asker” ifadesi içimizdeki Sarıkamış imajını çok güzel anlatıyor. Oysa ben , bu yaklaşımın 93 yıl önce Allahüekber’de , Soğanlı dağlarında çarpışan Mehmetçiklerimizin verdiği mücadelenin doğru anlaşılmasını engellediğini düşünüyorum.  Ramazan Balcı’nın “Tarihin Sarıkamış Duruşması” adlı eseri Sarıkamış Harekatı hakkındaki bütün bilgilerimizi gözden geçirmemiz gerektiğini, şu ana kadar bize aktarılanlarının önemli bir kısmının doğru olmadığını belirtiyor. “Tarihin Sarıkamış Duruşması” ilk kez 1999 yılında doktora tezi olarak yayımlanmış. Bu çalışma,  Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yaşadığı en trajik olaylardan birisi olan Sarıkamış Harekâtı hakkında şimdiye kadar yazılmış en iyi kitaplardan biri olma sıfatını kesinlikle hak ediyor. Ramazan Balcı ile Moral Dergisi'nde yapılmış bir söyleşiyi, kendisinin de izniyle sitemizde yayınlıyorum. Buna ilave sorularınız olursa yorum sayfasına ekleyebilirsiniz.

 

 

 

1. Sarıkamış Harekâtı’nın 93. yıldönümünü de geride bırakıyoruz. Ve tartışmalar son yıllarda olduğu gibi yine devam ediyor. Tarihçisiyle, gazetecisiyle, edebiyatçısıyla, siyasetçisiyle bu önemli konuya gösterilen yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sıra dışı olaylara toplum her zaman ilgi gösterir. Ama bu olayı doğru algıladığımız anlamına gelmez. Sarıkamış gerçekte sıra dışı bir olay ama saydığınız kesimlerin olayı ele alış tarzı son derece yanlış. Tarihimizin çok önemli bir kesitinde yaşanmış bir olaya karşı duyarlı olmanın ne sakıncası var denilebilir. Ama olayın ele alınış tarzına bakıldığında tarihin doğru anlaşılabilmesi için daha önümüzde alınacak çok yolun olduğu rahatlıkla görülebilir. Sarıkamış’la ilgilenenleri bir kaç gruba ayırmak mümkün!

Olaya ticari olarak yaklaşanlar var. Bunlar da iki kısım, bir kısmı bölgede bir turizm hareketi oluşturmak için elden geldiği kadar daha çok insanın ilgisini çekmek istiyorlar. Bu minvalde yerel bir idarecinin “Sarıkamış’ta Anadolu yatıyor” sözünü hatırlıyorum.

İkinci kısım ise yazan ama okumayan kesim. Sarıkamış popüler tarihin konusu olunca, bu konuda bizim de bir kitabımız olsun diyen, yayınevleri ve yazarlar çıktı ortaya. Bunlar hiç bir bilimsel endişe taşımadan ellerine ne geçerse kitap haline getirip bastırıyorlar. Tamamen ticari bir yaklaşım, daha gerisi de var! Geçenlerde bunlardan birisi hem de TV’de on yıl önce yazdığımız şeyleri “Karadeniz’de batan gemileri buldum, bunlar yetişseydi harbin sonucu değişecekti” diye çıktı ortaya. Güya Enver Paşa’nın uyguladığı sansürü de o keşfetmiş oysa aynen aktarıyor, sonra da sahipleniyorlar. İkinci grupta Sarıkamış’a ideolojik olarak yaklaşanlar var. Aslında problem burada Sarıkamış’ta değil, Enver Paşa’dadır.  Bunlar sadece Sarıkamış için değil, cihan harbi ve milli mücadelenin bütün safhaları için her türlü çarpıtmayı yaparlar. Çünkü bugün sahip oldukları her türlü imtiyazı tarihi istedikleri gibi yorumlayarak elde ettiler. Gerçek tarihle hiç bir zaman yüzleşmek istemezler . Bu grup oldukça kalabalıktır. Kategorize edersek şöyle bir manzara çizebiliriz: Enver Paşa’nın hala yaşayan etkisinden çekinen Ruslar, onun çürümüş kemiklerinden bile korktukları için, en sonunda onu güya vatanına gönderdiler. İkincisi Ermeniler, onun Anadolu’yu Türk yurdu yapmasını affedemediler

Yerli komünistler, milli olan her şeye düşman oldukları için, Enver Paşa’ya karşı objektif bir bakış ortaya koymaları mümkün olmadı. İngilizler, Türk-İslam medeniyetine sonsuza kadar düşmandılar ve onu diriltme derdine düşen hiç bir düşünceye hayat hakkı tanımadılar. Enver Paşa hakkında ortaya hiç bir olumlu düşünce çıkmaması için tarihi gerçekleri zorlanmadan yok ettiler. Bir başka grup da Enver Paşa’yı kötüleyerek Atatürk’e yaklaşmaya çalışanlardır. Bunlar dün de bugün de makam kapma yarışına giren sıradan insanlardır. Bunlar için Sarıkamış bulunmaz bir fırsattı. Elden geldiğince olayı kendi maksatları için kullanacaklardı.

Saltanat taraftarları, Enver Paşa’yı Osmanlı devletini yıkmakla suçlarlar. Tarihin birçok gerçeğine gözlerini kapadıkları için, imparatorluğun yıkılmasını bir kaç kişinin marifeti sayarlar. Sanki Enver Paşa diye biri yaşamasaydı imparatorluk altın çağında devam edip gidecekti. Sarıkamış bunlar için de iyi bir atış noktasıdır. Bir de Sarıkamış’la bu denli farklı kesimlerin ilgilenmesinde Enver Paşa’nın kendi suçu var!... Enver Paşa kendini sevmeyenler için rahatlıkla tenkit edilebilecek fazla bir kusur bırakmadı. Başka konu bulmakta zorlananlar Sarıkamış’a sarılıyorlar. Hakikaten bu idealist vatanperverin hayatında hemen hiç kimsenin diline dolayabileceği bir kusuru yoktur. Özel hayatı ve çalışkanlığı hayranlık uyandırabilecek kadar güzeldir. Son grupta bilimsel endişelerle olayı anlamaya çalışan ve sayıları oldukça az olan akademisyenler yer alır.

 

2. “Tek kurşun atmadan 90 bin asker şehit oldu!” ifadesini nasıl yorumluyorsunuz? Bu ifade ilk defa kim tarafından ileri sürüldü? Devam ettirilmesinin ve büyük ölçüde paylaşılmasının sebepleri nelerdir? Kazım Karabekir’in tavrını yorumlar mısınız?

 

Doksan bin rakamını bir kitapta ilk telaffuz eden bildiğim kadarıyla M. Larşer’dir. “Büyük Harp’te Türkiye” adıyla yayınlanan kitap tamamen İngiliz savunmaları doğrultusunda hazırlanmıştır. İngilizleri savaşın sorumluluğundan kurtarmak için yazılmıştır.

Gerçi Larşer, bütün kayıplar için bu rakamı verir. Tek kurşun atmadan hikâyesi daha çok edebiyatçılarımızın işidir. …

Bu iddianın devam ettirilmesinin nedenleri yukarıdaki izahlarımdan bir parça anlaşılabilir. Büyük ölçüde paylaşılması diye bir şey yok, büyük ölçüde tekrar edilmesi vardır. Koroda yüz kişi de olsa onlar bir kişi sayılır. Çünkü ortada bir koro vardır. Bunun sebebi günlük siyasetimizin hala yakın tarih üzerinden üretilmesidir. Bu değişmediği sürece aynı nakarat ısrarla sürdürülecektir. Karabekir Paşa’nın yaptığı en büyük iyilik Enver Paşa aleyhindeki kampanyanın niçin başlatıldığını açık yüreklilikle anlatması oldu. Bu telgrafları tezimin giriş kısmına aldım.

 

Siz bu doksan bin rakamına katılmıyorsunuz?

 

Benim ya da senin bu konuda ortaya rakama koyma hakkımız yok. Ben olayın birinci dereceden şahitlerinin verdiği rakamları adresleriyle gösteriyorum sadece

 

Uydurma belgelerden bahsetmiştiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

 

Belge görüntüsü verilmiş ve çeşitli eserlerde kullanılmış bir sürü malzeme var maalesef. Bunlardan birini Ş. S. Aydemir kullanır. Buna göre bir yıllık kaybımız, 759 bin askerdir. Bunu da tezimde değerlendirmiştim. Oysa cihan harbine giren Osmanlı ordusunun toplam seferberlik kadrosu 690 bin askerdir.

Aydemir’in kullandığı belge ile aynı adresi taşıyan, ordu dairesi adına düzenlenen bu belgelerin ikincisini geçenlerde bir arkadaşım gönderdi. Bu sözde belgede de III. Ordu bölgesinden 1914 yılı sonunda ayrıntılarıyla iki milyon küsur (2.450.000) asker toplandığı yazılıydı. Bunlar basılan, yazılan, kullanılan şeyler.

Televizyonlarda belgesel diye gösterilen filmlerde çok sayıda animasyon ve kurgulama gerçek diye gösteriliyor. Bu da ayrı bir dert.

 

 Sarıkamış’ta Ruslar ne kazandı? Ne kaybetti?

Ruslar açısından değerlendirme sonuçları itibarıyla olur. İlk hamlede asker kayıpları bizim kayıplarımıza yakındı. Bir yıl sınırda beklediler. İkinci yıl harekete geçtiklerinde tedrici olarak Anadolu içlerine indiler. Ama doğu cephesinde çok önemli kayıplar verdiler. Savaş şartları elbette her kesim için zordu. Anadolu’da kısa süre içerisinde elde edecekleri bir kazanç yoktu. Ayrıca Anadolu içleri savaş şartları açısından çok kötü olduğu için, ilerleme onlara çok daha pahalıya mal oluyordu. Harbin galibi olarak çıkmaları durumunda Boğazları ve Marmara’yı alacaklardı. Rusya’nın çökmesinde doğu cephesinin önemi büyüktür. Bizim adımıza cihan harbinin en büyük kazanımı Rus imparatorluğunun çökmesidir. Şayet Rusya harbin sonuna kadar bir şekilde ayakta kalabilseydi, İstanbul ve Marmara kaybedilecek, milli mücadelenin sınırları çok daha küçük olacaktı.

 

Sarıkamış Harekâtı hakkında son yıllarda Türkiye’de yayınlanan eserler için neler söyleyebilirsiniz?

 

Ben tezimi Sarıkamış popüler tarihe konu olmadan çok önce, 1999 yılında hazırlamıştım. O yıllarda akademik bir eser yoktu. Konu yerel yöneticilerin gayreti ile Türkiye’nin gündemine taşınınca bu konuda yeni yayınlar oldu. Bunlar arasında savaş sırasında Sarıkamış’ta gerçekten suçlu oldukları halde sonradan kendilerini temize çıkarmak için üç komutanın yazdığı, baştan sona iftiralarla dolu kitaplar yeniden yayınlandı. O dönemden bu yana bu üç kitaptan üretilen bir Sarıkamış edebiyatı vardı. Günümüzde yazılan kitapların büyük kısmı bu edebiyattan beslenerek yazılan kitaplardır. Enver Paşa’nın Türk tarih yazımından çıkarılması tarafsız bir akademik eser üretilmesine engel olmaktadır. Şunu hatırlamakta yarar var. Mütarekeden sonra en büyük suç İttihatçı olmaktı. Milli Mücadele kongreleri üyelerin İttihatçı olmadıklarına dair yemin etmeleri ile başlardı. Ankara’da kurulan hükümetler de aynı teminatı vermek zorunda kalmışlardı. Enver Paşa ve İttihatçılık kesin bir ret cephesi ile karşı karşıya olduğu için objektif değerlendirme yapılması uzun bir süre daha hayal gibi görünüyor.

 

Yayınlanan eserlerde harekâta ait bilgilerin sansür edildiği çokça vurgulanıyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Sansür konusuna tezimde özel bir bölüm ayırmıştım. Ancak bu sansür özel olarak Sarıkamış ile ilgili değil, savaşın bütün yönleri ile ilgilidir. Sansür savaş yılları içerisinde fazlaca yadırganmaz. İdareciler böyle durumlarda sansür uygulamayı bir hak olarak görürler. Şayet savaştan sonra Enver Paşa bir süre daha görevde kalsa ve o dönemde Sarıkamış’ı saklasaydı sansürden söz edebilirdik. Ancak Sarıkamış’ı anlaşılmaz kılan o dönemdeki sansür değil, sonradan Enver Paşa’yı Türkiye’nin gündeminden çıkarmak için uygulanan sansürdür.

“Olayın üzerinden 90 yıl geçmiş, aklıselim ile değerlendirelim, gerçek ne ise ortaya çıksın ondan yararlanalım” gibi bir anlayış maalesef ortada yok. Asıl sansür bu noktada vardır.

 

 

Sarıkamış Harekâtı bugüne kadar değerlendirilirken tarih ilminin hangi prensipleri ve yönleri ihmal edilmiştir?

Tarihe taraf olmak sadece tarih ilmine yapılmış bir kötülük olarak kalmaz, tarihten alınacak çok önemli derslerden mahrum kalmamıza da yol açar. “İdeolojiler idrake giydirilmiş deli gömlekleridir” derdi rahmetli Cemil Meriç. Hele tarihe böyle yaklaşılırsa ortaya neler çıkar hesap etmek lazım!

İkincisi hatıra ağırlıklı çalışmalar ön plana çıktı. Oysa konu tarih olunca belge karşılığı olmayan bir hatıranın önemli bir değeri olmaz. Ben şunu biliyorum; babası Sarıkamış’ta bulunmuş bir şâhısa bir hatıra yazdırıldı. Babasını 10 yaşlarında kaybetmiş bir kişi bu eserde bir kolordunun topluca ölümünü anlatır. Oysa Sarıkamış’ta ölmek için bile olsa bir kolordu bir araya toplanabilseydi biz savaşı kazanırdık.

 

 

Ramazan Balcı

Tarihin Sarıkamış Duruşması

Nesil Yayınları, İstanbul, Ağustos 2006 


  9036 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

246_M. Onur YURDAL 23-12-2007, 01:23:50
Çanakkale'ye de gelerek Çanakkale'ye gönül veren bugünkü mirasçıları aydınlatan Sn. Ramazan Balcı çoğu insanın değinmeye korktuğu noktalar hakkında da izahatlar vererek bizlere o aziz ecdadımızın yürüdüğü yolları,aştığı tepeleri üstüne aldığı karları gösterdi bugünkü gözlerimize. Burada ve yayımlanan kitaplarında da aynı çizgide bizleri Sarıkamış ve oradaki atalarımız hakkında aydınlanmanın eşiğine getiren Ramazan beye saygılarımı sunar başarılarının devamını dilerim. Umarım aydınlanmamız eşikten içeriye doğru bir çizgide ilerler daima.
 
250_Editör 30-12-2007, 11:36:05

Ramazan Bey, yukarıdaki, söyleşi ve yaptığınız çalışmaları da içeren bir soru sormak isterim.
Sarıkamış Harekâtı zamanın şartları ve imkanlar göz önünde bulundurulduğunda gerekli miydi? İddia edildiği gibi Almanların talebi ve baskısı sonucu mu gerçekleşmişti?

Saygılarımla
 
251_Ahmet yurttakal 31-12-2007, 10:45:48
Ramazan balcı'nınj engin bilgileri ışığında konferansına katıldım.inanın tüm bildiklerim tekrar değişti.tarihe bakış açım değişti bian. bence sarıkamışta başucu kaynak kitabı yazarımızın kitabı.sarıkamış harekatı ile ilgilenen tarihçiler mutlaka almalı.

benm sorum olacaktı. peki tüm bu gerçekler 90 küsür yıl neden hep gizlendi veya neden hiç sarıkamış gündeme gelmedi? sebepleri nelerdir?

 
252_Ramazan Balcı 01-01-2008, 13:44:08
Cihan harbine Sarıkamış'tan başlamak daima bizi yanıltır.
Bilindiği gibi harp ufukta göründüğü zaman İngiltere, Fransa ve Rusya'dan hiç biri bizimle herhangi bir ittifaka yanaşmadılar. Üstelik İngiltere; İstanbul ve Marmara'yı verme karşılığında Rusya'yı yanına almıştı.
Bu sırada Osmanlının devlet çarkını yürütecek, sınırlarını kapatıp askerini silahlandıracak maddi imkanı yoktu ve üç aydır memurlar maaş alamıyorlardı. Bu şartlarda Almanya ittifakı sevinçle karşılanmıştı.
Alman ittifakı Osmanlının harbe girmesi şartı ile yapıldı. Bu Doğu cephesi ve Filistin'de açılacak cephelerle yapılacaktı. Karadeniz baskını anlaşmaya işlerlik kazandırmak için yapıldı.
Bu tarihten sonra Ruslar doğu sınırından Erzurum üzerine yürüdüler. Köprüköy ve Zivin'de başarılı savaşlar yapıldı. Bu başarılar Türkleri taarruz için cesaretlendirdi. Rusların cephe taarruzlarına direndikleri ancak kuşatma taarruzları karşısında başarısız oldukları batı cephesinde gözlenmişti. Taarruz kararı özellikle yerel idarecilerin baskısı ve yerinde yapılan incelemelerden sonra alındı.
Harbe girerken Osmanlı ordusu Alman Genel karargâhının emrine verilmişti. İki ordu aynı karargâhtan idare edilecekti. Elbette her taarruz bu karargahta tartışılıyordu. Ancak harbe girildikten sonra Almanya doğu cephesinde etkin rol almaktan kaçındı. Birincisi Liman Paşa III. ordu komutanlığını reddetti. (Bu yüzden kendisine demir haç nişanı verilmedi)
ayrıca Sarıkamış taarruzunda öne çıkmamaları için uyarılmışlardı.
Bu dönemde alınan her kararı Alman baskısı ile izah etmek kolaya kaçmak olur diye düşünüyorum.
Bu taarruz plan olarak başarılıdır. Nakliye güçlükleri gecikmelere yol açmış, komuta hataları ile beklenen sonuç alınamamıştır.


Ahmet kardeşin sorusuna da cevap vermiş olayım;


Bu tarihe kadar Sarıkamış üzerine bir çok çalışma yapıldı.
Ben ilk defa tarihi tarafsız okuma yada tarihe taraf olmama kaygısı ile olayı ele aldığım için faklı sonuçlar ortaya çıktı. Ancak o kadar insafsız yorumlar yapılıyor ki bu tarafsızlığımı daha ne kadar koruyabileceğimi bilemiyorum



 
265_Daha Berker 15-02-2008, 20:20:46
Merhaba,

Ramazan Beyin piyasada iki tane Sarıkamış'a dair kitabı var. Aralarındaki fark nedir acaba? Öncelikli olarak hangisini tavsiye ediyor.

teşekkürler,
 
266_Ramazan Balcı 16-02-2008, 21:24:15
Merhaba Berker
Cihan Harbini hazırlayan şartlarla birlikte Sarıkamış Harekatı söz konusu olduğunda “Tarihin Sarıkamış Duruşması” (Nesil Y.) önemlidir. Harekatı imparatorluğun sahip olduğu imkanlarla birlikte değerlendiren (bence) önemli bir eserdir.
Sarıkamış Yolun Sonu, (BKY) batının son yy'da Osmanlıyı içten ve dıştan çökertmek için uyguladığı politikalar, tahrikler ve savaşların bir panoramasını ortaya koymak için yapılmış bir çalışmadır. Sarıkamış bu esere cihan harbi cephelerinin genel durumunu örneklemek için alınmıştır. Yolun sonu derken, gelinen yola ve alınan sonuca vurgu yapmak istemiştim ama, Sarıkamış ismi öne çıktığı için eser hep bu açıdan değerlendirildi.
İlginiz için teşekkür eder başarılar dilerim


Ramazan Balcı
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

13/01/2017 - 19:02 Çanakkale Savaşı Belgeselleri Yapımcısı Gökhan Tarkan Karaman ile söyleşi (Tuncay Yılmazer)

10/10/2016 - 06:09 Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğunda Futbol – Melih Şabanoğlu ile Söyleşi 2 .Bölüm – (Tuncay Yılmazer)

05/10/2016 - 12:41 Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğunda Futbol – Melih Şabanoğlu ile Söyleşi 1.Bölüm – (Tuncay Yılmazer)

21/03/2015 - 17:04 Çanakkale Savaşları ve Harp Tarihi Araştırmaları Derneği Başkanı Kenan Çelik ile Söyleşi (İsmail Sabah)

20/03/2015 - 14:49 Avustralya SBS Radyosu Türkçe Bölümünde 18 Mart Çanakkale Zaferi Nedeniyle Yayınlanan Röportaj

20/02/2015 - 08:27 Winston Churchill, İslam Dünyası, Türkler, Çanakkale Savaşı , Atatürk – Cambdrige Üniversitesinden Tarihçi Warren Dockter ile Söyleşi (Tuncay Yılmazer)

03/02/2015 - 01:42 “Cihan Harbi içerik ve kapsam açısından çok farklı bir savaştır” Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Seferberliği Üzerine Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Mehmet Beşikçi ile söyleşi ( Tuncay Yılmazer )

21/01/2015 - 01:44 Gelibolu-Askeri felaketler bakımından 1. Cihan Harbindeki En Trajik İngiliz cephesi- Çanakkale Savaşı Araştırmacısı Stephen Chambers ile Söyleşi ( M.Onur Yurdal- Tuncay Yılmazer )

17/11/2013 - 15:20 Gelibolu Başından Sonuna Kadar Felaket Bir Hataydı! Askeri Tarihçi Peter Hart ile Söyleşi – M. Onur Yurdal (Çev. M.O Yurdal-K. Kabadayı)

16/10/2010 - 23:26 25 Nisan 1915 Arıburnu Anzak Çıkarması Üzerine Şahin Aldoğan ile Söyleşi -2 (Tuncay Yılmazer)

09/10/2010 - 21:02 25 Nisan 1915 Arıburnu Anzak Çıkarması Üzerine Şahin Aldoğan ile Söyleşi – 1 (Tuncay Yılmazer)

24/04/2009 - 13:41 Program Duyurusu ... (Tuncay Yılmazer)

// 100. Yılında II. Meşrutiyet (“Didar-ı Hürriyet” kitabının yazarı Sacit Kutlu İle Söyleşi )-1. Bölüm

22/03/2008 - 23:53 Arıburnu 1915 - Prof. Haluk Oral ile Söyleşi ( Tuncay Yılmazer )

22/12/2007 - 22:04 Tarihin Sarıkamış Duruşması- Ramazan Balcı Söyleşisi

14/09/2007 Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri – Muzaffer Albayrak ile Söyleşi ( Tuncay Yılmazer )

03/03/2007 Genç Dergisi Mart Sayısında Tuncay Yılmazer Röportajı