Gelibolu Yarımadasında Kaybolan Şehitlik ve Anıtlar (Mustafa Onur Yurdal)

Tarih: 17/12/2017   /   Toplam Yorum 9   / Yazar Adı:      /   Okunma 1716

Sanılanın aksine, Gelibolu Yarımadası’ndan müttefiklerin geri çekilmesiyle beraber yarımadada Türk Şehitlik ve Anıtlarının tesisine başlanmıştır. Hatta 9 Ocak 1916’da yarımadanın tahliye haberinin Meclis-i Ayan’a ulaşmasıyla 10 Ocak oturumunda bu olay gündeme gelir ve şehitler için bir “ravza-i şuheda tesis edilmesi” (şehitlik yapılması), aynı şekilde Meclis-i Mebusan’da da şehitler için büyük ve görkemli anıt yapılması önerilir. Tüm bunların dışında yukarıda okuduğunuz makalede hem Charles BEAN’in anlattıklarından hem de Fred WAITE’in anlattıklarından tahliye sonrasında Türklerin yeterli ve ilgili sayıda anıt tesis ettiğini görüyoruz. Acıdır ki bunlar korunamamış ve kaybolup gitmişlerdir. Bugün ise Türklerin yeterli sayıda ve nitelikte anıtları, anma alanları bulunmaktadır. Esasen bu anıtların yeniden ve aslına uygun yapılması düşünülebilirdi. Lakin, 2014 yılında genelde Çanakkale’nin, özelde ise Harp Sahalarının UNESCO geçici miras listesine alınmasıyla alanı daha az zedeleyici, tahrip edici misyonları seçerek odaklanmak, konunun selahiyeti için elzemdir. Bence asıl tartışılması gereken Gelibolu’da Türklerin gerçekleştirdikleri anma ritüellerinin niteliği olmalı, anıtların niceliği değil. Bana göre bu alan ancak ve ancak çeşitli anma rotaları belirlenerek, bu rotalar üzerinde yürüyerek yapılacak anmalar ile ancak hakkı ile anılıp, anlaşılabilecektir. (M.O.Y.)

 

Gelibolu Yarımadası’nda 1915’te yaşananları anımsamak için her yıl milyonları bulan insanlar yarımadayı ziyaret ediyor. Bu ziyaretlerin ne kadarının nitelikli ve kimlik kazanmış bir anma ritüeline dönüştüğü şöyle dursun –ki bu yazının buna somut bir katkı sağlanması da amaçlar arasındadır- öncelikle anma için millet olarak yapılanlara, yapılıp unutulanlara ya da yok olanlara ışık tutmakta fayda olacaktır.

Anıt TDK sözlüğüne baktığınızda  “Önemli bir olayın veya büyük bir kişinin gelecek kuşaklarca tarih boyunca anılması için yapılan, göze çarpacak büyüklükte, sembol niteliğinde yapı, abide” anlamı olduğu görülmektedir. Tabi aslında “Anıt” yanı sıra anmalar için bir çok ülke veya millet anma alanları da oluşturmuştur. Mesela Gelibolu Yarımadası’ndaki Anzak Koyu Tören alanı bunlara bir örnektir. Türkiye’de ise “Anıt” aynı zamanda anma olarak da kullanılıyor olup TDK sözlüğünde “Anma Alanı” gibi bir kavram bulunmamaktadır. Gelibolu Yarımadasında 1935 yılında Türk Tarih Kurumu ile birlikte gezen Afet İnan savaştan tam 20 yıl sonra harp sahasını gezerkenki duygularını şöyle anlatıyor:

“1935 yılında Türk Tarih Kurumu üyeleriyle tarihi bir gezi düzenlemiştim. Düzenlenen programımızda ilk uğradığımız yer Anafartalar ve Conkbayırı olmuştu. Yirmi yıl sonra bir savaş alanında dolaşmanın heyecanını duyuyordum. Toprağa basarken aziz şehitlerimizi rahatsız etmekten korkar gibiydim. Hakikaten, ayaklarımıza ilişen boş kovanlar, bir mermi parçası veya ayakkabılar içinde insan kemiklerine rastlamamak mümkün değildi. Bu topraklarda kanlarını döken vatan savunucularının gönüllerde yaşayan anılarına saygı ve ruhlarının şad olması için dualarla ayrılırken, mütevazı Mehmetçik Anıtı karşısında yükselen yabancı anıtlara da hayranlıkla bakmıştım. Bu seyahat dönüşü Atatürk'e duygularımı anlatırken, bizim de orada niçin büyük bir anıt yapmadığımızı sordum. O, bana şu cevabı vermişti: "Evet doğru, biz de Mehmetçiğimizi anmak için büyük, çok büyük abideler yapmalıyız, fakat bu bir zaman ve imkan meselesidir. Ancak seni tatmin etmek için söyleyeyim ki bu toprakların Türk hudutları içinde kalmasıyla, Mehmetçik en büyük abideyi bizzat kurmuştur.”[1]

Afet İnan’ın gezisindeki diğer detaylara ulaşamasak da sadece Mehmetçik Anıtı’ndan bahsettiğini görüyoruz. Burada yukarıdaki dizelerin özünde yatan özet ise de bence şudur: “Türklerin de anıtları var ama, Yabancı anıtlar o kadar intizamlı ve şatafatlı ki, Türklerin anıtları kahramanlarının yanında küçük kalıyor.”

Böyle düşünmemizin doğal nedeni Afet İnan bir Türk anıtının yokluğundan değil, Mehmetçik Anıtı’nın diğer anıtlar karşısında kalan mütevazı duruşudur. Tabi bu mütevazı duruş, kimilerinin dediği gibi İslam inancı tesiri ile sergilenmemiştir. Çünkü Selçuklu dönemi mimarisinde bir çok anıt mezar/anıt mescit örnekleri bulunmaktadır.[2] Ülkenin mevcut kaynaklarının yeterliliği ile ilgiliydi. Bunu Afet İnan’a Atatürk’ün cevabından anlamak pek mümkün. Afet İnan sadece Mehmetçik Anıtı’ndan bahsetse de, aslında ondan 2 yıl önce yani 1933 yılında yarımadayı yürüyerek gezen Hüseyin Nihal ATSIZ, Çanakkale’ye Yürüyüş eserinde bir çok anıt ve şehitlikten söz etmektedir.

Bu makalede ise, 1915’ten 1935 yılına kadar geçen süreçte var olan ama bugün ya yok olmuş ya da aslını kaybetmiş, ziyaretçilerin, arşivlerin dosyalarında saklı olan şehitlik ve anıtlardan söz etmeye çalışacağız. Bu makalenin konu olan anıtlar şunlardır:

Gelibolu’da Kaybolan Türk Şehitlik ve Anıtları

  1. Kuzey Sektörü

1- 3’üncü Telgraf Bölüğü Anıtı-Maltepe

2- 16. Tümen Anıtı (Madenciler Anıtı) –Kanlısırt     

3- Arıburnu Zafer Anıtı-(Bugün CWGC fide yetiştirme alanı içinde kalıyor.)

4- Çataldere Şehitliği ve Anıtı

5- Mehmet Çavuş’un Şehitliği (Mehmet Çavuş Anıtı’nın yanında olup bugün kaybolan mezar)

6- Kemalyeri Abidesi

7- 4. Bölük Komutanı Yahya Hayati Efendinin Şehitliği (Kurtgediğinde)

8-Matikdere’de Avusturya Macaristan Topçuları adına dikilen anıt.

  1. Güney Sektörü

1-Düşmanın Seddülbahir’den Firarı Anıtı

2-Düşmana 11.000 Mermi atan 56. Alay Topçu Batarya Anıtı (Alibey Çiftliği Civarı)

3-Trablusgarp Anıtı (Seddülbahir Kalesi içinde)

 

1- 3’üncü Telgraf Bölüğü Anıtı-Maltepe

Bugün yok olup gitmiş olan anıtlardan biri olan bu anıt aslında Harp Mecmuasında tescillenmiş bir anıt. Aralık 1914’te Harp Mecmuasının 2. Sayısının 31. Sahifesinde karşımıza çıkıyor. Anıtın üzerinde yazan “Maydos civarında Maltepede düşmanın tayyare bombasıyla iş başında şehid olan üçüncü telgraf bölüğü efrâdından dört nefer nâmına yapılan âbide”[3] sözlerinden anıtın 3’ün Kolordu’ya bağlı 3’üncü Telgraf Bölüğünden şehit olan askerler için yaptığı bilgisini elde ediyoruz. 3’üncü Telgraf Bölüğü Kolordu’nun Yarımada’daki Kuruluşu esnasında, 5 Ağustos 1914 Kuruluşunda 3’üncü Kolordu bağlı birliklerin, süvari bölüğüyle, 4’üncü İstihkâm Bölüğü, 3’üncü Telgraf Bölüğü ve köprücü bölüğünden kurulduğunu görüyoruz. 3’üncü Kolordunun 8 Ağustos 1914 tarihli mevcuduna göre 3’üncü Telgraf Bölüğünün mevcudu 86 insan, 27 hayvandan teşekküldür. Bu sayılar 21 Ağustos’ta 198 insan, 102 hayvan olarak yeniden güncellenmiştir. Bu 3’üncü Telgraf Bölüğünün esas görevi, Anadolu Yakası Nara’da bulunan Telgraf Merkezine ve Gelibolu’daki Merkeze telgrafları ulaştırmaktı. Buralardan da ilgili telgraflar Posta ve Telgraf Nezareti Merkezlerine telgrafların ulaşmasını sağlamaktı. Bunlar Posta ve Telgraf Nezaretinin Nara-Bigalı arasındaki üç denizaltı kablosuyla bağlanmıştı.[4] Aynı zamanda 18 Mart 1915 Çanakkale ile Kilitbahir arasındaki kablolar koptuğundan 2’nci Ağır Topçu Tugayı ile 4’üncü Ağır Topçu Alayı arasındaki haberleşme helyostayla sağlanabilmiştir. Haberleşmenin daha güvenli olması için 6 Nisan 1915'te Nara ile Bigalı arasında denize zırhlı kablo döşenmiştir. Sarıcaeli'nden Nara'ya ve Bigalı'dan Eceabat'a telefon hatları uzatılarak Erenköy ile Çanakkale Boğazı’nın batısı arasında doğrudan haberleşme başlamıştır.Bu sebeplerle 3’üncü Telgraf bölüğü Bigalı Köyü yakınlarındaki Maltepe eteklerinde konuşlanmıştır. Bu anıtın hakkında bilgiye rastlamak oldukça güç olsa da, elde olan veriler ışığında bu anıtın Çanakkale Kara Çıkarmaları öncesindeki dönemde bombardımanlar neticesinde şehit olan askerler için yapıldığını düşünüyoruz. Bunun nedeni müttefiklerin 5-8 Mart tarihleri arasındaki bombardımanlarında zaman zaman bu bölgede uçarak hem zırhlılara yön tayin eden hem de bomba atmak suretiyle de katkı veren uçakların bulunması. Özellikle 6-7 Mart günlerinde Gelibolu Ortaköy’e kadar olan bölgeye müttefik zırhlıları Kabatepe tarafından şiddetli bombardımanlar yaparken, Nara taraflarında konuşlanan Barbaros zırhlısının yerinin ve bölgedeki önemli noktaların yerlerinin tespiti açısından çeşitli keşif uçuşları yapılmış, bunlar ara sıra bomba atarak kendilerine açılacak ateşi engellemeye çalışmışlardır. Ayrıca Aralık 1915 tarihinde yayınlanan Harp Mecmuasında resmini gördüğümüz kadarıyla anıt oldukça muntazam yapılmış. Bu da bize erken dönemde yapılmış olabileceğine dair ipuçları veriyor. Bu anıttan bugün geriye neredeyse  bir şey kalmamış olup, ona ait olduğuna inanılan birkaç temel taşından başka bir şey bulunmamaktadır.

 

 

Resim 1. “Maydos civarında Maltepede düşmanın tayyare bombasıyla iş başında şehid olan üçüncü telgraf bölüğü efrâdından dört nefer nâmına yapılan âbide”[5]

Resim 2. 3’üncü Telgraf Bölüğü Anıtı’nın aynı fotoğrafının daha iyi bir hali.

2- 16. Tümen Anıtı (Madenciler Anıtı) –Kanlısırt

Bu anıt bilinenin aksine, hakkında en çok bilgi sahibi olunan anıtlardan biridir. Anıt’ın bulunduğu yer tam olarak bugün Kanlısırtta bulunan Lone Pine anıtının karşı köşesinde, Cemaldere’ye inen yamacın hemen başında bulunuyordu. Bilindiği üzere Lone Pine Mezarlığı aslında 7 Ağustos ve öncesindeki dönemde 16. Tümen’in 47. Alayının birinci siperlerinin olduğu nokta idi. 6 Ağustos günü yaşanan obüs bombardımanları sonrası Alay bir tabura yakın askerini kaybetmişti. Akşamüzeri 17.30’da bombardımanın bitmesinden sonra Anzak kuvvetleri ilerlemiş, Alayın geri kalan kuvvetlerini Cemaldere içine atmıştı. Bu sırada 15. Alay Komutanı Yarbay İbrahim Şükrü de birliğiyle desteğe gelmişlerdi. Binbaşı Ahmet Tevfik ve Yarbay İbrahim Şükrü şehit olmuştu. Bu iki gün devam eden Kanlısırt’taki  muharebelerde Türkler 1520 şehit vermiş ve 4750 Türk askeri de yaralanmıştı.[6] Mondros Mütarekesinden sonra Gelibolu’ya gelen Avustralya Tarih Komisyonu ve Charles Bean’e Binbaşı Zeki Bey mihmandarlık etmişti. Yarımadada bu noktaya gelindiğinde Charles Bean Binbaşı Zeki Bey’den aldığı bilgiler ışığında anıtla ilgili olarak; anıtın tahliyeden sonra dikildiğini ve anıtın 7 Ağustos günü Anzak ilerleyişinin durdurulduğu noktaya dikildiğini söylüyor. Yine Gallipoli Mission adlı eserinde obelisk benzeri bu anıtı gördüğünde bir şok yaşadığını söylüyor Charles Bean ve bu anıtın ve diğerlerinin Türklerin haklı bir gururu olarak dikildiğini düşünüyor. Fakat yine de bu anıtı kitabının içindekiler kısmına “Kanlısırt’taki Geçici Türk Anıtı”  olarak yazmıştır.[7] Bu da anıtın yıkıldığını veya yıkılacağını biliyor demekti. Bu anıta ait ilk fotoğrafların 1919 yılında, Avustralya Tarih Komisyonu tarafından çekildiği sanılsa da, aslında daha öncesinde alınmış bir fotoğrafı bulunmaktadır. Sermet Atacanlı Koleksiyonunda bulunan bu fotoğraf, şehitleri ziyaret eden bir askere ait bir fotoğraf. Bunun dışında İşgal Döneminde anıtın alınmış birçok fotoğrafı bulunmakta. Avustralya Tarih Komisyonu üyeleri ve binbaşı Zeki Bey ve burayı ziyaret eden birliklerin burada fotoğrafları bulunmaktadır. Bu sebeple, aslında kaybolduğu halde en çok fotoğrafı olan anıt diyebiliriz.

 

Resim 3. Sermet Atacanlı Arşivi’nde bulunan bu fotoğraf 16. Tümen Anıtında alınmış belki de ilk fotoğraf. “Çanakkale’nin en muhteşem sırtı:Kanlısırt. Kanlısırt’ta kanlı topraklar içindeki şehit kardeşlerimi, ağabeylerimi bir ziyaret hatırası.” 

 

Resim 4. Binbaşı Zeki bey ve Avustralya Tarih Komisyonu Üyeleri Kanlısırt’ta (Şubat-Mart 1919) Zeki Bey’in solunda, fotoğrafın en sağındaki komisyon üyesi ile arasında 16. Tümen anıtı görülebiliyor. (AWM Arşivi)

 

Resim 5. Yine Avustralya Tarih Komisyonu’nun gezisi sırasında alınmış, anıtın uzaktan görülen bir fotoğrafı. (AWM Arşivi)

 

Resim 6. Anıtın önünden görünüşü. Arkada Conkbayırı da görülebilmekte.

 

 

 

Şevki Paşa Tahkimat Haritasının 17. Paftasında da işaretli olan anıtın üzerinde çeşitli kaynaklara şunlar yazılıdır:

“Kanlısırt – Şehitler Abidesi Kitabesi

İngilizlerin 38'liğe kadar mermi atan gemisi, bombası ve çivi saçan tayyaresi, yeraltından lâv püsküren lâğımı, yeryüzünden ateş ve çelik fırlatan obüs ve bombası vardı. Türk'ün ancak bir Allah'ı vardı. Bir de fedasından çekinmediği hayatı ile kanı. 
Türk'ün zoru İngiliz'i kaçırdı. Kaçan İngiliz. Kalan Türk'e şeref ve şan bıraktı.
Bunu en çok şu sırtta gömülmüş kalmış binlerce kahramana borçlu olduğunu unutma.  Ey zair! (Ziyaretçi!) Bu hatırayı muvaffakiyet, yiğit Türk şehitlerine 16. Fırka'nın cephenin en kanlı noktasında şükran ve ihtiram nişanesidir.”

 

Resim 7. Anıtın Şevki Paşa Tahkimat Haritasında “Abide” olarak işaretlendiği nokta. (siyah daire içerisinde)

Öte yandan Anıt’ın üzerinde dikkat çekici şekilde “Kazma ve Kürek” simgeleri bulunması ve anıtta da ibare edildiği üzere, “lağımların” da yoğun olduğu bir bölge olması nedeniyle akıllara acaba burası aynı zamanda istihkamcıların ya da cepheye gelen madencilerin anılma noktası olarak düşünülmüş olabilir mi fikrini de getiriyor. Her ne kadar anıtın işgal döneminde kasıtlı yıkıldığına dair söylentiler olsa da, Arıburnu’ndaki Türk Zafer Anıtı dışındaki anıtların bilinçli olarak yıkıldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır.

 

Resim 8. Çanakkale'de Ereğlili Madencilerin Kampı (TSK Arşivi)

3- Arıburnu Zafer Anıtı

Bu anıt yine hakkında az bilgiye sahip olduğumuz anıtlardan birisi olup aynı zamanda işgal döneminde kasıtlı olarak müttefikler tarafından yıkıldığına dair kesin bilgi olan tek anıttır. Bu anıt ne Şevki Paşa Tahkimat Haritasında ne de Şevki Paşa’nın Çanakkale Boğazı Haritasında işaretlenmemiştir. Binbaşı Fred Waite 1915’te Gelibolu’da görev yapmış, 1919’da Avustralya Tarih Komisyonu ile beraber Gelibolu Yarımadası’na geri dönerek komisyonda görev yapmıştı. Fred Waite 1921 baskısı kitabında bu anıtın kendileri tarafından yıkıldığını açıkça yazmıştır.

 

 

Resim 9. Fred Waite’in The New Zealenders at Gallipoli adlı eserinin “Return to Anzac” bölümünde sayfa 300’de Türklerin diktiği Arıburnu Zafer Anıtı’nın resmini görüyoruz. Resim alt yazısında şöyle diyor:

“No. 1 Post’un Arkasındaki Bir Türk Zafer Anıtı: Top mermisi kovanlarının bir araya getirilmesiyle tasarlanmış. Bu anıtın kendisi kendi askerlerimiz tarafından yıkıldı.”[8]

Yine Charles Bean Gallipoli Mission adlı eserinde bu anıtı da “Geçici Türk Anıtı” olarak belirtmiştir.

 

Resim 10. Anıtın bir diğer resmi. (AWM)

 

Resim 11. Anıtın yüksek çözünürlüklü bir resmi. (Alexander Turnbull Library Collection)

4- Çataldere Şehitliği ve Anıtı

Bu anıt aslında o zaman Cup dediğimiz Cemaldere ve Çataldere’nin birleştiği noktaya yakın bir noktada yapılmış bir anıttır. Şevki Paşa Tahkimat Haritası’nın 17. Paftasında Çataldere içerisinde işaretli anıtın bir şehitliğin içerisinde (bugünkü Çataldere Şehitliği) işaretli olduğu görülmüştür. Burası ile ilgili olarak Charles Bean şehitlik ve anıt olarak bahsetse de muhtemelen bu anıt da işgal döneminde yitip gidenlerden olmuştur. Çünkü 1933’te bölgeyi gezen Hüseyin Nihal ATSIZ ve sonraki ziyaretçiler de bahsetmemektedir.

 

Resim 12. Şevki Paşa Paftasında Anıtın işaretli olduğu (siyah daire içerisinde) Çataldere Şehitliği.

 

Resim 13. Çataldere Anıt. Şehitlik içerisinde bulunan anıtın kendisi görülebilirken, şehitlik görülememekte. (AWM Arşivi)

 

Resim 14. Çataldere Anıtı’nın daha yakın plandan alınmış hali. Bu plandan, anıtın mimari kompozisyonu biraz daha net olarak görülebilmektedir.[9]

5- Mehmet Çavuş’un Şehitliği

Meşhur Mehmet Çavuş Anıtı’nı hepimiz biliyoruz. Çünkü aslını kaybetmiş olsa da, Türklerin yarımadada diktiği ilk anıtlardan.Mehmet Çavuş Anıtı aslında 19. Tümen Anıtı olarak dikildiği bilinmektedir. Aslında doğrudur da ki bu nokta 57. Alay 3. Taburunun kontrolü altında önemli çarpışmalara sahne oldu. Charles Bean Gallipoli Mission adlı eserinde 1919’da buraya geldiklerinde buranın 7 Ağustos’taki Nek taarruzunun 57. Alay 3’ün Tabur Komutanı Ali Hayri Bey’in idare ve cesaretiyle taarruzu durdurdukları nokta olarak işaretlendiğini ifade ediyor. Ayrıca yine bu nokta için şunları söylüyor:

            “Bu anıtın üzerinde bir Türk Çavuşu için bir yazı vardı. Buna göre Nek’teki şiddetli çarpışmaların sürdüğü günlerde o bizim hatlarımızın neredeyse içerisinde arkadaşları onun son sözlerini duyana dek çarpıştı. Son sözlerinde –Ben ülkem ve sizler için öldüğümden dolayı mutlu ölüyorum, sizler ve komutanlarım intikamımı alacaklardır.- demişti”[10]

Buna göre bildiğimiz tarih aslında birden değişiyor. Çünkü bildiğimiz Mehmet Çavuş, Kırşehirli olup, memleketine dönmüştü. Peki o zaman bu bahsedilen kimdi? Bu tarihin tozlu sayfalarında ayrı bir merak uyandıra dursun, biz size bu bahsi geçen Mehmet Çavuş’un şehitliğini gösterelim.

 

Resim 15. Bildiğimiz Mehmet Çavuş Anıtı ve yanında bir şehitlik.[11]

Hüseyin Nihal ATSIZ 10 arkadaşı ile birlikte Anafartalar Zaferi’nin 18. Yıldönümünde (4-11 Ağustos 1933) yarımadadaki harp sahalarını yürüyerek ziyaret ettiklerinde aldığı bu fotoğrafta bildiğimiz Mehmet Çavuş Anıtı’nın yanında bir mezar da bulunmaktadır. Hatta Hüseyin Nihal ATSIZ bu mezar için “Mehmet Çavuş’un Türbesi” ifadesini kullanmıştır. Bu mezarın Charles Bean’in bahsettiği Mehmet Çavuş’un mezarı olma ihtimali de bulunmaktadır. Bu durumda Mehmet Çavuş Anıtı, Gazi olarak memleketi Kırşehir’e dönen 64. Alay’dan Mehmet Çavuş için değil, bu fotoğraftaki şehitlikte yatan ve Charles Bean’in son sözlerini naklettiği bilmediğimiz bir “Mehmet” için dikilmiş olacaktır. Yine de bu mezar formunun civardaki kemikler toplanarak yapılan bir şehitlik olma ihtimali de bulunmaktadır. Binbaşı Fred Waite de bu anıt ve mezarla karşılaştığında şunları söylüyor:

            “Komisyonlar (Avustralya Savaş Komisyonu) eski tarihi araştırırken muzaffer Türkler Yarımadada büyük anıtlar yaptırdılar - Kâfirlerin yenilgisini anmak için yapılan anıtlar-.”[12]

Yine bu anıtın da Şevki Paşa Tahkimat Haritası’nın 17. Paftasında Cesarettepe bölümünde işaretli olduğunu hatırlatalım. Her ne kadar anıt işaretli olsa da aynı noktalarda resimde görülen bu mezar ile ilgili bir işaret bulunmamaktadır. Bu mezarın kime ait olduğu konusu anlaşılan bildiğimiz tarihi gerçekleri de aslında bilmediğimiz noktasına doğru çıkabilir.

 

Resim 16. Şevki Paşa Tahkimat Haritasında Mehmet Çavuş Anıtı’nın “Abide” olarak işaretlendiği nokta. (siyah daire içerisinde)

6- Kemalyeri Abidesi

Burada bugün bulunmayan bu anıttan söz etmeden evvel, buraya neden Kemalyeri adının verildiğini ve bu noktanın önemini hatırlatmak isterim. Kemalyeri, 25 Nisan ile 17 Mayıs tarihleri arasında Yarbay M. Kemal’in (Atatürk) karargahını kurduğu yerdir. 17 Mayıs’ta ise burayı karargâh yeri olarak 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa devralacaktır. Kemalyeri’nin isminin belirlenmesini, 3. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Fahrettin (Altay) şöyle anlatır:

“...Ertesi sabah emir subayı Fahri ile 19’uncu Tümene hareket ettim. Yolda makineli tüfek ateşine tutulduk. Anlaşılıyordu ki, düşmana çok fazla sokulmuştuk. Canımızı zor kurtardık. Her taraf sık fundalık kesik dereciklerle dolu, bir ere rastladık. Bize yolu gösterdi. Tümen karargâhını böyle bulabildik. Mustafa Kemal ile Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) bir sel yarıntısında ayaklı dürbünle düşmanı gözetliyorlardı. Beni görünce sevindiler. Kucaklayıp öpüştük. Gazalarını tebrik edip ihtiyaçlarını sordum. Artık ayrılıyorduk ki:

- Karargâhınız hep burada mı kalacaktır? Burasının ismi nedir?

Mustafa Kemal biraz düşündü.

- Evet, burada kalacağız. Ama sel yarıntılarının ismi mi olur? (Onları söylerken gülümsüyordu.)

- Olur... olur... Mesela Kemalyeri olur...

Hoşlandı. Karargâha dönüşte Kolordu Komutanının oluru alınarak bu isim konuldu.

Bu yukarıda belirtilen öneme binaen yapılan bu anıt da bugün burada bulunmamaktadır. Hakkında az miktarda bilgi bulunan ve tarihin sayfalarında kısa bir dönemde yaşayıp yok olan bu anıt muhtemelen 1960 yılında Abide’nin tamamlanmasının ardından yapılmıştır. Nitekim Şehitlikleri İmar Vakfı Cemiyeti’nin Abide, Nuri Yamut Anıtı ve Mehmet Çavuş Anıtı’nın tamamlanmasıyla (restorasyon) 1960-1961 yılları sırasında inşaatı başlayacak bir Kemalyeri Abidesi yaptırma planı bulunmaktaydı.[13] Bugün burada Mustafa Kemal’in (ATATÜRK) 3 Mayıs 1915 günü saat 19.00’da birliklerine verdiği emrin 5. Maddesinin yazılı olduğu bir yazıt bulunuyor. Bu yazıt ve diğer yazıtlar 1970 yılında yapılan bir yarışmayı kazanan Mimar Ahmet ÜLGÖNEN tarafından tasarlanmıştı. Bu yazıtlar 1985 yılına kadar da bugünkü yerlerinde tamamlanmıştır. Bu sebeple anıtın, bugünkü yazıtın yapılacak olması nedeniyle yıkılmış olma ihtimali oldukça yüksektir.

 

Resim 17. Kemalyeri’nde bulunan “Kemalyeri Abidesi”.

 7- 4. Bölük Komutanı Yahya Hayati Efendinin Şehitliği

Hüseyin Nihal ATSIZ’ın 1933 yılında Yarımadayı yürüyerek ziyareti sırasında karşılaştığı şehitliklerden biri olan bu şehitlik, bugün yine yok olup gitmiş olan şehitliklerden biridir. Zira Hüseyin Nihal ATSIZ bu şehitlik hakkında bilgi verirken neredeyse yıkılmak üzere olduğunu ve çok uzun süre dayanamayacağını düşündüğünü belirtiyor. Kurtgediği civarında olan bu şehitlikte hangi Alay’a bağlı olduğu belli olmayan bir 27 Temmuz 1331 tarihinde (10 Ağustos süngü taarruzu olsa gerek) şehit olan 4. Bölük Komutanı’nın yattığını belirtiyor. Fakat MSB Arşivine baktığımızda Birinci Dünya Savaşı’nda şehit olanlar arasında adı Yahya Hayati olan bir asker olduğunu görüyoruz. Bulduğumuz Yahya Hayati adlı askerin rütbesinin Üsteğmen olması bir bölük komutanı olması nedeniyle bilgilerin doğruluğuna bizi yaklaştırıyor. Fakat Selanik doğumlu olduğu, Baba adının Şeyho olduğu bilgileri varken, hangi cephede şehit olduğu, hangi tarihte şehit olduğu bilgileri bulunmuyor. Bu nedenle bu da araştırılması gereken ayrı bir konu.

Hüseyin Nihal ATSIZ, Conkbayırı’ndan, Kurtgediği’ne doğru ilerlerken bu şehitlikle nasıl karşılaştıklarını şu şekilde anlatıyor:

Conk Bayırında 2 saatten fazla kaldık ve bu düşman abidesinin kenarına onların sağır kulaklarına bir daha duyurmaya çalışarak Çanakkale savaşını okuduk. Yeniden yola çıktığımız vakit gök bulutluydu ve güneş yoktu. Conk Bayırı ile Anafarta arasını birleştiren yol tepeler ve vadilerle dolu... Her tümseği döndükçe sırıtan anzak abidesini bundan sonra ta vapurla Nara Burnunu dönünceye kadar kaybetmedik. Bayırdan yarım saat kadar uzaklaşmıştık ki Kurt Geçidi göründü. Buraya bilmiyoruz niçin Kurt Geçidi demişler... Otuz metre kadar uzanan ancak yan yana iki kişinin geçebileceği bu geçit de batıdan Anafarta ovasına hakim... Doğudan da Kanlı Sırtı oldukça iyi görebiliyor. Geçidin manzarası çok korkunç... Havanın kapalı olması da solda uzanan ovayı daha esrarlı gösteriyor. Kurt Geçidini dolanınca uzaktan büyük Anafarta köyünün eski değirmenleri göründü. Bu tepeyle köyün arasında ince bir yol uzanıyor, hepimiz susuyoruz, yalnız Mengüç elindeki muzıka ile mırıldanıyor:

Açıldı kale yolu,

Göründü Gelibolu.

Bırak deniz gideyim,

Orası yasla dolu.

Birden yolun bir meydana açıldığı göründü. Sellerin büyük oyukla kazdığı bu meydanın solunda daha ancak bir yılın yıprantısına dayanabilecek bir eski mezar vardı. İri taşlarla tutturulmuş olan bu mezarın altını su tamamen oymuş... Dikkatle okuyoruz. Bu da kanını yurdu yaşatmak için seve seve dökmüş bir Türk oğlu... Bu da tarihin kaydetmediği, fakat başlı başına bir tarih olan erlerden biri... Hayati Efendi... Mezar taşının üzerinde şunlar okunuyor: 

27 Temmuz 331’de İngilizlerin fâik kuvvetleri karşısında bir avuç bölüğüyle müdafaa ve kahramane şehadetiyle ibka-yi nâm eden kal’e istihkâm taburu bölük 4 kumandanı Yahya Hayati Efendisinin mezarıdır.[14]

 

Resim 18. Yahya Hayati Efendi’nin Şehitliği, 1933.[15]

 

8-Matikdere’de Avusturya Macaristan-Topçu Anıtı

Bu anıt her ne kadar Avusturya-Macaristan Topçuları adına dikilse de Müttefikimiz oldukları ve aynı zamanda ortak bir zaferin nişanesi olması ve de Gelibolu Yarımadasında kaybolmuş savaş miraslarından birisi olması nedeniyle bu anıtı da bu makalede yazma ihtiyacı duyduk. Aslında anıtla ilgili neredeyse hiç bilgi olmasa da resmine ulaşmak bir mucize oldu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğunda yayınlanan Österreichische Illustrierte Zeitung adlı haftalık resimli derginin 7 Mayıs 1916 tarihli sayısında anıta ait fotoğrafı görüyoruz. Bulgaristan yolunun açılmasından sonra Kasım1915'te cepheye gelen K.u.K. 24 cm Mörserbatterie Nr. 9 (Avusturya-Macaristan) bataryası adına Matikdere’de yapıldığını düşündüğümüz bu anıt da kaybolanlar arasında.

 

Resim 19. Matikdere’de dikilen ve bugün kaybolmuş Avusturya-Macaristan Topçu Anıtı. Anıt önünde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu topçuları görülmekte

 

9-Düşmanın Seddülbahir’den Firarı Anıtı

İlk olarak Alman Araştırmacı-Koleksiyoner Gunter Hartnagel’in arşivindeki fotoğrafları 2008’li yıllarda paylaşması ile var olduğunu öğrendiğimiz anıt, bugün bulunmamaktadır. Üzerinde 'İngiliz ve Fransızların Seddülbahir’den Firarı 27 Kanunu Evvel 1331' yazan anıtın, dikilme amacının müttefiklerin Ocak 1916’da yarımadayı tahliyesi olduğunu anlıyoruz. Bugün yok olmuş olan anıtın, hem üzerindeki yazı, hem de elimizdeki fotoğrafın gösterdiği veriler doğrultusunda Seddülbahir Köyü içinde, Seddülbahir Kalesi yakınlarında bir noktaya dikildiğiniz sanıyoruz. Charles Bean ve diğer Avustralya Tarih Komisyonu üyeleri bu anıttan söz etmemişlerdir. Daha sonraki yıllarda 1933 yılındaki ziyaretinde bu noktaları yürüyerek çok detaylı biçimde gezen Hüseyin Nihal ATSIZ, Seddülbahir Kalesi içerisinde bulunan Trablusgarp Harbinden kalma Trablusgarp Anıtını dahi görmüş, bu anıt ile ise karşılaşmamıştır. Mantıklı izahı ise muhtemelen bu anıt da işgal döneminde yok olanlardan biri. Düşmanın Seddülbahir’den Firarı Anıtı da yine ne Şevki Paşa Tahkimat haritasında, ne de Şevki Paşa Çanakkale Boğazı Haritasında işaretlenmemiştir.

 

Resim 20. Düşmanın Seddülbahir’den Firarı Anıtı. Anıt üzerinde “İngiliz ve Fransızların Seddülbahir’den Firarı 27 Kanunu Evvel 1331 (9 Ocak 1916)” yazmakta.

 

 10-Düşmana 11.000 Mermi atan 56. Alay Topçu Batarya Anıtı

 

Bu anıtı yine Hüseyin Nihal ATSIZ’ın 1933 yılındaki Çanakkale Yürüyüşünü anlattığı eserinden öğreniyoruz. ATSIZ’ın aktardığına göre anıt, 56. Alay’a ait bir topçu bataryasının müttefik birlikleri üzerine başarılı atışlarına ithafen dikilmiş. Anıtla ilgili diğer detaylara geçmeden ATSIZ’ın anıtla karşılaşma hikayesini aktarmak istiyoruz:

Kirte’den saat 10’da yola çıktık…Yürüdüğümüz arazi savaştan payını almamıştı. Fakat az bir zaman sonra yolun tümsek bir noktasında acele ile yapılmış ve şimdi çok harap olmuş bir Türk âbidesine rasladık. Düşmana 11.000 mermi atan bu kahraman bataryanın âbidesi rasgele taşların yığılmasıyla elde edilmiş. İnsanın kendini avundurmak için tevazua atfetmek, Türk erlerinin gösterişsizliğine yaklaştırmak istediği bu yığınlar çok acı olarak “biz kayıtsızlıktan doğduk” diye haykırıyorlardı. Gönlümüzdeki derin sızı büyüyor, kızıl alevleriyle uzaklarda yılan gibi başkaldıran düşman âbidelerini sarmak istiyordu. Ve dumanlı gözlerimizle yıkılmak üzre olan yazısını okuyoruz:

28 Kanun-ı Evvel 331 [10 Ocak 1916]

 Mukaddes emeller uğrunda fevkalade şecaat ve fekadarlıkla muharebe ederek büyük hizmetler ifa etmiş olan

müstakil on buçukluk seri ateşli sahra obüs bataryasının hatıra-i zaferidir.

 1330-1331 [1914-1915]

 attığı mermi 11 bin.

 

Naci, yıpranmış olan yerleri gücü yettiği kadar taşlarla yamadı. Böylelikle âbidenin ömrü bir iki hafta daha uzatılmış oldu. Sonra hiçbir şey söylemeden acımızı sindire sindire yürüdük.[16]

 

Resim 21. Düşmana 11.000 Mermi atan 56. Alay Topçu Batarya Anıtı[17]

 

Aslında ATSIZ ve arkadaşlarının okuduğu bu kitabe bugün halen durmakta. Bu makalede şuana kadar anlattığımız Şehitlik ve Anıtlar tamamen yok olmuştu. Aslında bu anıt da tamamen yok olmuşlardan biri ancak en azından kitabesi halen duruyor. Tarih, sanki bir enerji gibi, fizik kanunlarına göre enerji evrende kaybolmayıp başka bir enerjiye dönüşür ya aslına bakarsanız tarih de böyle. Bu anıtın kendisi kaybolsa da kitabesi bir çeşmede ve farklı bir yerde de olsa duruyor. Bugün anıtın kitabesi Behramlı Köyü’nün girişindeki bir çeşmede. Aslında muhtemelen anıt bakımsızlıktan yıkıldı ve civar yaşayanları bu anıtı bir çeşmede yaşatmaya karar verdi. Aslında anıtların “taşınmaz kültür mirasları” olduğunu hatırlatmak isterim. Anıtın gerçek yeri konusuna gelince yukarıda sizlerin de okuduğu ve ATSIZ’ın aktardığı bilgiler ışığında Kirte’den Şahindere’ye giden yolu Şevki Paşa Tahkimat Haritasında inceledik. İncelediğimizde, ATSIZ ve arkadaşlarının yol güzergahının geçtiği 35 nolu paftada bölgedeki topçu birliklerinin çoğunlukla yolun sol güzergahında kalan 143 ve 134 Rakımlı Tepeler arasında ve yine yolun sağ tarafında da bir takım topçu mevzileri olduğunu görmekteyiz.15’inci Tümen’e bağlı olarak hereket eden 56’ıncı Alayın topçularının da yine bu bölgede mevzilendirilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim ATSIZ ve arkadaşlarının Kirte’den ayrılıp kısa bir süre bu anıtı görmüş oldukları da görülmektedir. Daha ileri noktalarda bu yoğunlukta topçu mevzii bulunmaması ve anıtın da ancak buraya yakın bir noktaya dikilmiş olma ihtimalinin güçlü olması nedeniyle bu anıtın bu bölgede yapılmış olduğunu düşünmekteyiz.

 

Resim 22. Şevki Paşa Tahkimat Haritasının 35 Nolu Alçıtepe Paftasında Topçu Birliklerinin Yoğun Olarak Mevzilendiği 143 ve 134 Rakımlı tepeler ve civarı. Siyah daire içersinde gösterilmiş bu alandan yine ATSIZ ve arkadaşlarının Alçıtepe-Şahindere istikametine giderken kullandıkları Maydos yolu da görülmektedir.

 

11-Trablusgarp Anıtı (Seddülbahir Kalesi içinde)

Esasen Trablusgarp Savaşı’ndan kalma bu anıt, Çanakkale Muharebeleri ile doğrudan ilgisi olmasa da hem savaş dönemi, hem işgal yıllarında kendisine ait vesikalar olması, hem de diğer kaybolan Şehitlik ve Anıtlar gibi bu Anıt’ın da Gelibolu Yarımadası’nda kaybolan savaş/kültür miraslarından biri olması nedeniyle makalenin içerisine dahil olmuştur.

İtalyanlar, milli birliklerini 1861 yılında İtalya Krallığı’nın kurulması ile sağlamaları sonrasında, diğer Avrupalı büyük güçler gibi sömürgecilik politikası izlemişlerdir. Bu politika doğrultusunda da Kuzey Afrika’daki son Osmanlı egemenlik bölgesi olan Trablusgarp’ın ele geçirilmesi amacıyla Osmanlı İmparatorluğu’na 29 Eylül 1911’de savaş açmışlardır. Ancak İtalyan ordusu Trablusgarp’ta karşılaştığı beklenmedik direniş nedeniyle çıkmaza girmiştir. Bu sebeple İtalyanlar, üstün donanma güçleri vasıtasıyla çatışma alanını Adalar Denizi’ne yayarak Osmanlı hükümetini barış masasına oturmak zorunda bırakmaya karar vermişler, bu karar doğrultusunda da 18 Nisan 1912’de Çanakkale Boğazı’na saldırmışlardır. Fakat İtalyan donanmasının gerçekleştirdiği saldırı askeri açıdan felaketle sonuçlanmıştır.[18]

 

Resim 23. 1915 Çanakkale Harekatı sırasında Fransız askerler Trablusgarp Anıtı’nın başında görülüyor. (Bibliothèque nationale de France)

 

 

Resim 24. 1915 yılı Çanakkale Harekatı sırasında Trablusgarp Anıtı’na ait başka bir fotoğraf. (IWM Arşivi)

Esasen bu harekat sırasında ana hedefi, kendilerini topa tutan Seddülbahir ve Ertuğrul Tabyaları değil de 24/35’lik toplarla ağır hasar verdirmeye çalışan Orhaniye ve Kumkale Tabyalarıydı. Bu harekat başarısızlıkla sonuçlanmış, İtalyan Donanması geri çekilmek zorunda kalmıştır. Fakat buna rağmen Seddülbahir’e bu anıtın neden dikildiği tam belli olmamakla birlikte, İtalyanların Boğaz’a ikinci saldırısı sırasında burada bulunan bir ışıldak gece İtalyan Zırhlılarını yakalamıştır. İtalyanların Çanakkale Boğazı’na yönelik ikinci saldırısı, 18-19 Temmuz 1912 gece yarısından sonra adları “Spica”, “Centauro”, “Climene”, “Perseo” ve “Astore” olan 5 torpidobot tarafından yapılmıştır. Rehberliği, Albay Enrice Millo komutasındaki “Spica” isimli torpidobot tarafından üstlenilen bu filotillâ, boğaza girerken Seddülbahir ışıldağı tarafından yakalanmış ve tabyaların top ateşine maruz kalmıştır. Buna rağmen, İtalyan filotillâsı hızını artırarak Kilitbahir’e doğru ilerlemiş, ancak burada, Nara Limanı’nda demirli Osmanlı filosuna 2 mil kadar yaklaşmışken daha şiddetli bir ateşe maruz kalmıştır. Kilitbahir önünde rehber torpidobot “Spica” yaralanarak karaya oturmuş (Spica”nın karaya oturması yerine, pervanesinin Kilitbahir önündeki çelik kablolara takıldığı da ifade edilmektedir), fakat birkaç dakika sonra kendini kurtarmıştır. Daha fazla ilerleme imkânı bulamayan İtalyan torpidobotları, Kilitbahir önünden geri dönmek zorunda kalmıştır.[19]

 

 

Resim 25. Trablusgarp Anıtı’nın İşgal Dönemine ait bir resmi.

 

Anıt’ın bir hatıra olarak dikildiği ve Anıt’ın kaidesi üzerinde bulunan top mermisinin İtalyan Gemilerinden atılan ama patlamayan bir top olduğunu düşünmekteyiz. İlginçtir ki bu anıt birçok diğerleri gibi işgal döneminde değil de daha sonrasında kaybolmuştur. Hüseyin Nihal ATSIZ yine 1933 yılındaki ziyaretinde bu anıt için aşağıdaki bilgileri not etmiştir.

 

Akşam saat 20 sularında Seddülbahir’e vardık. Burası birkaç evden ibaret bir köy... Köy muhtarı bize camii verdi. Orada sabahladık. Ertesi 5 ağustos cumartesi günü sabahleyin etrafı gezdik. Burada imparatorluk Türkiye’sinin harap tabyaları var. Sahilde Türk-İtalyan savaşına at küçük bir abide yükseliyor. Bir metre murabba taştan bir kaide üzerinde yine taştan ve bir metre yüksekliğinde bir sütun... Daha üzerinde de aşağı yukarı 28’lik veya 30.5’luk bir gülle... Taşın üzerinde şunlar yazılı:

Doğuya bakan yüzünde :  İtalyan bombardımanı hatırası...

Cenuba bakan yüzünde : 4 Nisan 1328 Perşembe...

Batıya bakan yüzünde  : İtalyan mermisinin nokta-i sukutu...

Şimale bakan yüzünde : 1 Cemaziyülevveel 1330...

 

Fakat bu âbide bakımsızlıktan az çok harap. Hey gidi koca Çanakkale hey! İtalyanlar da kancıkça Trablusgarba saldırdıkları zaman yine seni zorlamışlardı.fakat senden zorla geçmenin imkanı var mı?... işte onların daha kabadayıları da sana saldırdılar ve onlar da aynı dersi aldılar... Yarın da belki daha kabadayıları gelecek... Onlara da biz aynı  dersi vereceğiz... Çanakkale, sen yabancılara tarihin ebedi bir ihtarı halinde kalacaksın... Onlar senin ufuklarında daima Tekin değildir levhasını görecekler…”[20]

 

Resim 26. Trablusgarp Anıtı’nın 1933’te Hüseyin Nihal ATSIZ tarafından alınan fotoğrafı. ATSIZ, fotoğrafın altına şunları not etmişti: “Seddülbahir’deki düşmanlarımızdan İtalyanların saldırışına ait bir Türk abidesi.”[21]

 Özetle, sanılanın aksine, Gelibolu Yarımadasından müttefiklerin geri çekilmesiyle beraber yarımadada Türk Şehitlik ve Anıtlarının tesisine başlanmıştır. Hatta 9 Ocak 1916’da yarımadanın tahliye haberinin Meclis-i Ayan’a ulaşmasıyla 10 Ocak oturumunda bu olay gündeme gelir ve şehitler için bir “ravza-i şuheda tesis edilmesi” (şehitlik yapılması) önerilir.[22] Aynı şekilde Meclis-i Mebusan’da da şehitler için büyük ve görkemli anıt yapılması önerilir. Tüm bunların dışında yukarıda okuduğunuz makalede hem Charles BEAN’in anlattıklarından hem de Fred WAITE’in anlattıklarından tahliye sonrasında Türklerin yeterli ve ilgili sayıda anıt tesis ettiğini görüyoruz. Acıdır ki bunlar korunamamış ve kaybolup gitmişlerdir. Bugün ise Türklerin yeterli sayıda ve nitelikte anıtları, anma alanları bulunmaktadır. Esasen bu anıtların yeniden ve aslına uygun yapılması düşünülebilirdi. Lakin, 2014 yılında genelde Çanakkale’nin, özelde ise Harp Sahalarının UNESCO geçici miras listesine alınmasıyla alanı daha az zedeleyici, tahrip edici misyonları seçerek odaklanmak, konunun selahiyeti için elzemdir. Bence asıl tartışılması gereken Gelibolu’da Türklerin gerçekleştirdikleri anma ritüellerinin niteliği olmalı, anıtların niceliği değil. Bana göre bu alan ancak ve ancak çeşitli anma rotaları belirlenerek, bu rotalar üzerinde yürüyerek yapılacak anmalar ile ancak hakkı ile anılıp, anlaşılabilecektir. Bunun için zor diyenler, Hüseyin Nihal ATSIZ’ın 10 arkadaşı ile 1933’ün Ağustos sıcağında bütün yarımadayı nasıl yürüdüğünü ve şehitleri nasıl andığını anlamalı/anlatmalıdır.

 

KAYNAKÇA

Afetinan, A. (1981). Atatürk Hakkında Hatıra ve Belgeler.

AKSOY, Z. D. (2015). DİĞER YAPILARLA İLİŞKİLERİ BAKIMINDAN MEZAR ANITLARI. Journal of International Social Research8(38).

Akşit, İlhan. Çanakkale Savaşları Harp Sahaları ve Abideleri, İstanbul 1974.

Aspinall-Oglander, C. F. Büyük Harbin Tarihi Çanakkale Gelibolu Askeri Harekâtı. 2 vols. [Turkish translation of the English original Military Operations Gallipoli, 2 vols, London: William Heinemann, 1929–1932]. Translated by Tahir Tunay, M. Hulusi. İstanbul: Askeri Matbaa, 1939–1940.

Atabay, M. (2016). Şehitlikleri İmar Cemiyeti Arşiv Belgelerine Göre Çanakkale Şehitler Abidesi İnşaatının Tamamlanması Ve Açılış Töreni. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 14(21).

Ataksor, Halis. Çanakkale Raporu: Binbaşı Halis Bey’in Savaş Notları, edited by Serdar H. Ataksor. İstanbul: Timaş Yayınları, 2008.

Atatürk, Mustafa Kemal. Arıburnu Muharebeleri Raporu [Report of the Anzac Battles], edited by Uluğ İğdemir. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1968.

Atatürk, Mustafa Kemal. In Anafartalar Muhaberatına Ait Tarihçe [A History of the Anafartalar Battle], edited by Uluğ İğdemir. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1962.

Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası.

Bademli, Raci, Murat Balamir, Feryal Halatçı, Serdar Özbay. Gallipoli Peninsula, Peace Park International Ideas and Design Competition. Ankara: Middle East Technical University, 1997.

Bean, C. E. W. (1924). The Story of Anzac: From 4th May 1915 to the Evacuation of the Gallipoli Peninsula (Vol. 2). Angus and Robertson.

Bean, C. E. W. (1948). Gallipoli mission. ABC Enterprises (Australian Broadcasting Corporation).

Conk, Cemil. Çanakkale Conkbayırı Savaşları. Ankara: Erkanı Harbiyei Umumiye Basımevi, 1959.

ESENKAYA, A. (2010). Çanakkale Muharebelerinde Gelibolu ve Civarı. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı8(8-9), 33-56.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanunu, no. 4533, 17 February 2000.

Harp Mecmuası, Sayı 2. Aralık 1915.

Karakaş, N. (2013). Askeri ve Siyasi Yönleriyle İtalyan Donanması’nın Çanakkale Boğazı Harekâtı (18 Nisan 1912). Gazi Akademik Bakış6(12).

Karakaş, N. İtalyan Donanması’nın Çanakkale Boğazı Saldırısında Bir Kahraman: Topçu Onbaşı Yusuf (Erdil). Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi32(54), 20013.

Mehmed Hayri. Harbi Umumi’de Çanakkale Muharebâtı Berriyesi Anafartalar Grubu [Land Battles of the Dardanelles during the First World War: Anafartalar Group]. İstanbul: Erkân-ı Harbiye Mektebi Matbaası, 1336, 1920.

Onur, Necmi, “Çanakkale Şehitler Anıtı Kupkuru Duruyor”, Milliyet Gazetesi, 15 February 1962.

Onur, Necmi, “Çanakkale Zaferimizi Bugün Kutluyoruz”, Milliyet Gazetesi, 18 March 1958.

Onur, Necmi. “200 Bin Şehit için Dikilmekte Olan Abide”, Milliyet Gazetesi, 30 July 1957.

Pemberton, T. J. Gallipoli To-day. London: Ernest Benn, 1926.

Ronald J. Austin, The White Gurkhas: the 2nd Australian Infantry Brigade at Krithia, Gallipoli (McCrae, Vic.: R.J. and S.P. Austin, 1989)

RUHL, A. Antwerp To Gallipoli: A year of war on many fronts and behind them, by Arthur Ruhl, with illustrations from photographs. New York, C. Scribner's Son,1916.

Ruşen Eşref [Ünaydın], Mustafa Kemal Çanakkaleyi Anlatıyor. İstanbul: Ak Bank Yayınları, 1981.

Rutherford, Dianne. “Gallipoli’s Graves.” The Globe 59 (2007): 21–30.

Scates, Bruce. Return to Gallipoli: Walking the Battlefields of the Great War. Melbourne: Cambridge University Press, 2006.

Sönmez. “Çanakkale Savaşları’nı Anma ve Kutlama Etkinlikleri (1916–1938).” Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı 13, no. 19 (2015), 173–195.

TUNCOKU, M.: Anzakların Kaleminden Mehmetçik, Ankara, 2000

Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi: Osmanlı Devri: Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi: Çanakkale Cephesi Harekâtı (Haziran 1915 - Ocak 1916), 5. Cilt. 3. Kitap, haz. İrfan Tekşüt, Necati Ökse, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE), Ankara 2012.

Türk Silahlı Kuvvetleri tarihi: Osmanlı Devri: Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi: Çanakkale Cephesi Harekâtı (25 Nisan 1915 Mayıs 1915) 5. Cilt, 2. Kitap, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, (ATASE) Ankara 2012. 

Uca, A. (2002). ÇANAKKALE ZAFERİ OSMANLI PARLAMENTOSU'NDA NASIL YANKI BULDU?. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 9(19).

Ulu, Cafer. “Çanakkale Muharebeleri Sırasında Basının Propaganda Aracı Olarak Kullanılması: Harp Mecmuası Örneği.” Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı 10, 12 (Spring 2012): 66–78.

Uyar, Mesut Edward, and J. Erickson. A Military History of the Ottomans from Osman to Atatürk. Santa Barbara, CA: Praeger Security Studies & ABC-Clio, 2009.

Waite, C. F. The New Zealanders at Gallipoli.1921.

 

 

 

 



[1] Afetinan, A. (1981). Atatürk Hakkında Hatıra ve Belgeler, syf. 217.

[2] AKSOY, Z. D. (2015). DİĞER YAPILARLA İLİŞKİLERİ BAKIMINDAN MEZAR ANITLARI. Journal of International Social Research8(38).

[3] “Hücum”, Harp Mecmuası, Sayı 2, s. 31.

[4] ESENKAYA, A. (2010). Çanakkale Muharebelerinde Gelibolu ve Civarı. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı8(8-9), 33-56.

[5] “Hücum”, Harp Mecmuası, Sayı 2, s. 31.

[6] Bean, C. E. W. (1924). The Story of Anzac: From 4th May 1915 to the Evacuation of the Gallipoli Peninsula (Vol. 2). Angus and Robertson, s. 522.

[7] Bean, C. E. W. (1948). Gallipoli mission. ABC Enterprises (Australian Broadcasting Corporation).

[8] Waite, C. F. The New Zealanders at Gallipoli, s. 300.

[9] Bean, C. E. W. (1948). Gallipoli mission. ABC Enterprises (Australian Broadcasting Corporation)

[10] Bean, C. E. W. (1948). Gallipoli mission. ABC Enterprises (Australian Broadcasting Corporation), s. 343.

[11] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s. 57.

[12] Waite, C. F. The New Zealanders at Gallipoli, s. 295.

[13] Atabay, M. (2016). Şehitlikleri İmar Cemiyeti Arşiv Belgelerine Göre Çanakkale Şehitler Abidesi İnşaatının Tamamlanması Ve Açılış Töreni. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 14(21).

[14] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s. 27.

[15] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.61.

[16] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.15.

[17] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.1.

[18] Karakaş, N. İtalyan Donanması’nın Çanakkale Boğazı Saldırısında Bir Kahraman: Topçu Onbaşı Yusuf (Erdil). Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi32(54), 20013.

[19] Karakaş, N. (2013). Askeri ve Siyasi Yönleriyle İtalyan Donanması’nın Çanakkale Boğazı Harekâtı (18 Nisan 1912). Gazi Akademik Bakış6(12).

[20] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.11.

[21] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.67.

[22] Uca, A. (2002). ÇANAKKALE ZAFERİ OSMANLI PARLAMENTOSU'NDA NASIL YANKI BULDU?. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 9(19).


  1716 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

10522_Gürdal UĞUR 18-12-2017, 05:31:03
Büyük bir eksikliği dolduran harika bi çalışma olmuş.. Tebrikler, Mustafa Onur Bey emeğinize yüreğinize sağlık..
 
10523_Melike Bayrak 18-12-2017, 12:59:53
Emeğine sağlık Onur, iyi bir değerlendirme ve eksiklik dolduran bir çalışma olmuş. Savaş arazisinin -artık- yürüyerek gezilme fikrine tamamen katılıyorum, özellikle yazının son satırları bu konuda çok isabetli bir örnek. İyi ki Nihal Atsız o yürüyüşü yapmış ve bu günlere hem bir örnek hem de iyi bir eser bırakmış. Bir de, "Düşman" değil de "müttefik" kelimesini kullanalım diyenler, bu yazıdan sonra tekrar bir değerlendirirler umarım.
 
10524_Seyit Ahmet Sılay 18-12-2017, 14:28:12
Çok güzel bir çalışma. Tebrik ediyorum.
 
10525_emre 18-12-2017, 19:47:10
Önce bir eleştiri: Bir takım bariz imla hataları var. Bir yerden sonra böyle güzel bir konunun tadını kaçırabiliyor, metnin akıcılığını bozuyor ve rahatsızlık veriyor açıkçası. Yazarlarla beraber Tuncay hocam da biraz daha özenli yaklaşırsa çok iyi olur diye düşünüyorum.

Yazıya gelirsek, şüphesiz araziye benden daha hakimsiniz ama evvela Çatal Dere'deki anıt ve "The Cup" hakkında birkaç şey söyleyeyim. "The Cup" denen yer (sizin de çok iyi bildiğiniz gibi 47. Alay taburlarına ait taraçalar bu sel yarıntısının içindeydi) Çatal Dere'yle Cemal Dere'nin birleştiği noktada değil. The Cup, Cemal Dere'nin güneye, Kanlısırt'a doğru açılan bir kolu sadece. Çatal Dere ile Cemal Dere'nin birleşme noktasından 500 m kadar içeride, Lone Pine anıtının kuzeydoğu köşesiyle aşağı yukarı aynı hizada. (Lone Pine'ın hemen dibindeki asfalt yolun kıvrıldığı yer The Cup'ın baş tarafıdır da denebilir) Bnb. Ahmet Tevfik'in orijinal mezarı da bu sel yarıntısının başında, asfalt yolla toprak yolun arasında bir yerde bulunuyor bildiğiniz gibi. Dolayısıyla fotoğrafı ve Şevki Paşa Haritası'nı doğru kabul ediyorsak, -yani anıt bugünkü asıl şehitlik alanının üzerindeyse- anıtın Çatal Dere-Cemal Dere'nin kesiştiği noktada bulunması, hele hele The Cup'ta bulunması imkansız. Sadece derelerin kesiştiği yere yakın ama The Cup'la alakası yok.

Cesaret Tepe/19. Tümen anıtının yanındaki o mezar gerçekten ilginç ve hakikaten soru işareti yaratıyor ilk anda. Öncelikle anıtın bulunduğu yer yani Cesaret Tepe, 7 Ağustos'ta 57. Alay tarafından değil, 18. Alay tarafından savunuldu. Bean'in kitabında Ali Hayri'den bahsettiği noktayı sanırım yanlış anlamışsınız. Bean, 343. sayfada Ali Hayri'nin direnişinden bahsederken 7 Ağustos'taki Light Horse taarruzunu kastetmiyor, "first night" yani "25 Nisan gecesi" diyor. Bunun haricinde, buradaki anıtın yıllar boyu -yanlış biçimde- "Mehmet Çavuş Anıtı" olarak anılması, civardaki siperlerin "Mehmet Çavuş Siperleri" olarak adlandırılmış olmasıyla alakalı. Mevzu epey evrilip çevrildi; bu siperlere ismini veren Kırşehirli Mehmet Çavuş, 27. Alay'daki Bigalı Mehmet Çavuş'la karıştırıldı (bu anıtı bu kadar ünlü hale getiren şey aslında biraz da bu karışıklık) vesaire. Bean'in bahsettiği tabela ve mezara rağmen, anıtın herhangi bir "Mehmet Çavuş" için dikilmediği ortada çünkü anıtı bizzat diken Şefik Aker, anıtın hikayesini de açıkça anlatıyor. Üstelik anıta ait 1919'dan kalma, sağını solunu net görebildiğimiz epey fotoğraf mevcut. Bu fotoğraflarda anıtın üzerindeki 2 satırlık yazıyı açıkça okuyabiliyoruz; sadece "19. Tümen şehitlerine ithaf edildiği" yazmakta (arzu edilirse fotoğrafı ayrıca paylaşabilirim). Buna rağmen Bean neye istinaden böyle bir şey söylüyor, bu yorumu yaparken benim göz ardı ettiğim bir nokta mı var, ayrı tartışma konusu. Kısacası, yapılışına sebep olan hikayeyi yani Şefik Aker'in anlatısını göz önünde bulundurarak anıtın adının "Mehmet Çavuş" değil, "19. Tümen Anıtı" ya da "20 Aralık 1915, 19. Tümen Şehitler Anıtı" olması gerektiğini savunuyorum. Kanlısırt'taki anıt da zaten bunun muadilidir. Oradaki "16. Tümen," Cesaret Tepe'deki de "19. Tümen" olarak anılmalı. Mezarın da illa bir "Mehmet Çavuş"a ait olmasına gerek yok. Dediğiniz gibi tek mezar görünümündeki bir toplu mezar da olabilir. Son lağım patlamasında şehit olan askerlere ait olması daha yakın bir ihtimal gibi duruyor. (Biraz dolambaçlı oldu ama sanırım anlaşılmıştır).

Bunların dışında Kilya Tepe'deki Alman anıt ve mezarlığına da yazıda yer verebilirdiniz.

Elinize sağlık, ilgiyle okudum ve istifade ettim.

Emre,
twitter@harbiumumi1418
 
10526_Mustafa Onur Yurdal 19-12-2017, 07:12:32
Merhaba Emre bey, çok teşekkürler nazik eleştirileriniz ve katkılarınız için. Harb-i Umumi olarak Twitter ortamında paylaşımlarınızı beğeniyle takip ediyoruz. Öncelikle şunu söyleyeyim evet maalesef imla konusunda hatalarım olabiliyor. Doğrusu genelde makaleler yayınlanmadan önce ikinci-üçüncü şahıslara makaleleri okuturum. Gelen düzeltmelerden sonra yayınlanmasına geçilir. Bu sebeple Tuncay beyden çok sanırım ben biraz mesulüm gibi görünüyor.
Bir diğer konu, estağfurullah siz de en az benim kadar araziye hakimim. Burada “The Cup” meselesinde anlatmak istediğimi doğru anlatamadım. Aslında orada “The Cup” deyimi bana ait değil. Şöyle ki Çanakkale Araştırmacıları arasında bu Çataldere Anıtı için “Cup’ta kaybolan anıt” deyimi kullanılmakta. Yoksa, anıt “The Cup” da deyip Şevki Paşa Haritası’nda Çataldere’de göstermek abes olurdu. Bu arada bu anıtın neden “The Cup” ile anıldığını da hiç mülahaza etmedim. Sadece sözlü tarih manasında atıfta bulunmaya çalıştım. Sanırım biraz konuyu bilenlere yönelik bir makale olduğu için açıkçası okuyucunun anlamasını beklemiş olabilirim yanlış anlaşılma varsa benim hatamdır. İlave düzeltme gerekecek.
Tevfik Bey’in mezarına gelince, ben Tevfik Bey’in tek defnedilmediğini, birkaç subayla beraber tam da “The Cup” ın merkezinde sütre gerisi bir noktada o gün şehit olan subaylarla birlikte (Yarbay İbrahim Şükrü ve diğerleri) defnedildiğini düşünüyorum. Bunu arazide de tetkik etme şansım oldu. Onu da daha sonra paylaşacağım.
Sizin dediğiniz gibi Kanlısırt’taki anıtın “16. Tümen Anıtı” ve bilinen Mehmet Çavuş Anıtının da 19. Tümen Anıtı olarak tescillenmesi gerektiğini kabul ediyorum. Ama Mehmet Çavuş’la ilgili olan kısımda “Anıt”ı değil, bugün burada yok olmuş bir mezarı konu aldık. Çünkü bu anıt form değiştirmiş olsa da yerinde duruyor gibi görünüyor.
Yine buradan yola çıkarak, biliyorsunuz ki makalelerde ya da diğer bilimsel çalışmalarda araştırmanın sınırını belirlemek gerekir. Makalenin başında bunun işgal dönemi ve sonrasında kaybolan anıtlar ile ilgili olduğunu ifade etmeye çalıştığım gib, bu anıtların veya şehitliklerin kayboluş şeklini de gündeme aldım. Kilya Tepe’deki Alman anıtı da ilgi alanımdadır. Yerini tespite gitmişliğim dahi oldu, hatta temel taşlarının orada bulunduğunu da tespit ettim. Fotoğrafları da mevcut. Lakin bu anıtın yok olmasından daha çok mezarlığın taşındığını biliyoruz. Bu nedenle açıkçası bu anıtın makalenin sınırlarına girmediğini düşünüyorum. Zira Hamidiye olsun, Alçıtepe olsun bir çok noktada bulunan Almanların mezarları ve Çanakkale’deki Alman faaliyetlerini içeren bir makalenin konusu olduğunu düşünüyorum. Çok teşekkür ederim, çok büyük bir eleştirel katkı. Daha dikkatli olmak lazım geldiğini ayrıca gösterdiniz. İstifade etmenizden ayrıca memnuniyet duyduğumu da belirtirim. Saygılar, selamlar…
 
10527_Cemalettin Yıldız 19-12-2017, 16:03:35
Tebrikler ve teşekkürler Onur. Harika bir çalışma olmuş. Şahin Aldoğan Abi ile birlikte bu anıtların yerlerini tespit çalışmalarına başlamalıyız. Yeni çalışmalarını bekliyoruz.
 
10528_Barış BORLAT 20-12-2017, 19:19:10
Yazıyı merakla ve ilgi ile okudum, ancak bazı eklemeleri yazmadan geçemeyeceğim, yazıda bahsedilen konu ilk defa Çanakkale1915 dergisinin Nisan 2010 yılı 2. sayısında Doç. Dr. Burhan SAYILIR tarafından "Gelibolu Yarımadası'ndaki anıtlarımızı kim yok etti?" başlığı ile 7 yıl önce yazılmıştır. 2010 yılında yazılan bu yazının konuya dikkat çekmesi ile yıkılan anıtlara dair birçok çalışma başlatılmış, hatta yıkılan bu anıtların yeniden yapımı gündeme gelmiştir.
Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay ve Murat Keskin tarafından Çanakkale Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na başvurularak 7 Mart 2014 tarihinde tescil işlemleri de yaptırılmıştır. Bu işlem yapılırken hazırlanan raporda;
1-Bulunduğu Mevki
2-Tarihsel Gelişimi
3-Anıtın Yapılışı
4-Anıtın Özellikleri
5-Anıtın Yıkılışı
6-Anıtın Yapılacağı Yer
7-Anıtın Tekrar Yapılmasının Önemi
8-Restitüsyon Raporu
9-Rekonstriksiyon Raporu
10-Tanıtım Levhasına Aşağıdaki Açıklayıcı Bilgiler, gibi başlıklar ile çok detaylı bir raporlama yapılmıştır.
Yine Türkiye ile Avustralya hükümeti arasında 2010-2015 tarihleri arasında Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay başkanlığında yürütülen uluslararası projenin sonuç kitabı 2016 yılında Cambridge yayın evinden ANZAC Battlefield ismiyle yayınlanmıştır. İlgili kitabın 233 sayfasından başlayarak konuya yer verilmiştir.
Son olarak, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bünyesinde faaliyetlerine devam eden Atatürk ve Çanakkale Savaşlarını Araştırma Merkezi (AÇASAM) ile Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı arasında yapılan işbirliği protokolüne istinaden, AÇASAM tarafından Alan Başkanlığı'na sunulan ve alanda yapılması gerekli işleri ele alan dosyada "Yıkılan Türk Anıtlarının Yeniden Yapımı" hususu dile getirilmişti. Nitekim, halihazırda her iki kurum da "Yıkılan Türk Anıtlarının Yeniden Yapımı" konusunu hassasiyetle ve önemle takip etmektedir.
Saygılarımla.
Barış BORLAT
20.12.2017
 
10529_Mustafa Onur Yurdal 20-12-2017, 21:32:52
Barış Hocam Merhaba,
Değerli katkı ve yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Açıkçası siz bu anıtlar ile ilgili ilk serüvenlerden bahsederken, ben de kendi serüvenimden kısaca bahsetmek istiyorum. İlk olarak 2008’li yıllarda yıkılan anıtlar konusunda makalemde de bahsettiğim Binbaşı Fred Waite’in “The New Zealenders at Gallipoli (1921)” kitabının 300. Sayfasında Arıburnu Zafer Anıtını ve altındaki yazanları okumamla beraber bu anıtlar ve şehitlikler ile ilgili dökümanları toparlamaya başladım. Daha sonra Hüseyin Nihal ATSIZ’ın “Çanakkale’ye Yürüyüş” kitabında (yeni baskılar) bahsettiği “Düşmana 11.000 Mermi Alay 56 Topçu Anıtı” , “Kurtgediğindeki Yahya Hayati Efendi”nin şehitliği başlıkları özellikle dikkatimi çekmişti. 2014 yılında, Milli Park Müdürlüğü Döneminde, bu anıtların yapılması konusunda dönemin Milli Park Müdürü Sn. Ozan HACIALİOĞLU ile benim de temaslarım oldu. Hatta bu anıtların çizimini yapacak firmaya ve Ozan beye bende bulunan resimleri kendilerinin istemesi üzerine 19 Haziran 2014 tarihinde ilettim. Ve hatta, yapacak ekip, alana geldiğinde Ozan bey bana da davette bulundu, fakat kendi rutinlerim nedeniyle katılamadım. Tarihi Alan Başkanlığı’nın kurulmasıyla ihale verilmiş olmasına rağmen iptal edilerek proje rafa kalkmış oldu. Yine 2014 yılı Kasım ayında, 2010-2015 tarihleri arasında Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay başkanlığında yürütülen uluslararası projenin içerisinde yer alan Yeni Zelanda Kültür Bakanlığı Tarih Başdanışmanı Sn. Dr. Ian McGIBBON ile bu konuyla ilgili, hem elektronik ortamda hem de Voices of Gallipoli kitabının Çanakkale’deki Türkçe Lansmanı sonrası yüz yüze görüşerek bu konuyu yüz yüze görüştüm. Hatta bu görüşmeyi bir röportaj halinde yine bu sitede yayınlamıştık. Bu tarihlerde bu bahsettiğiniz uluslararası araştırmanın raporu olarak varsaydığımız “ANZAC Battlefield” kitabı basılmamıştı. Bu konuşmamızda bu anıtlarla ilgili detaylı konuştuk, sadece Arıburnu Zafer Anıtı’nın temellerinin durduğunu diğerlerinin yok olduğunu ifade etmişti. Tabi bu alan biliyorsunuz bugün CWGC’nin fide yetiştirme alanı sınırları içerisinde bulunduğundan yüzey araştırması yapma imkanım olmadı. Ayrıca “ANZAC Battlefield” kitabını da sanırım Kenan Çelik hocamla beraber Çanakkale’de ilk edinenlerden biriyim, bu araştırma sadece ANZAC sektörünü kapsıyor. Oysa ki bu makalemde Seddülbahir sektöründe yer almış 3 adet anıt bulunmakta. Bu nedenle içerdiği bilgilerin bu konuda ne derece aydınlatıcı olduğu ortadadır. Öte yandan Alan Başkanlığı kurulduktan sonra 27 Mart 2015 tarihinde hazırladığım ve 6 alt başlıktan oluşan “Tarihi Alanı Koruma, Yaşatma ve Gelecek Kuşaklara Aktarma Noktasında Asgari Düzeyde Master Planına Konularak Yürütülmesi Gereken Proje ve Çalışmalar” başlıklı bir dosya ilettim. Bu dosyanın 5. Alt başlığını Eski Yıkılan Anıtlar oluşturuyordu. Bu alt başlıkta “Arıburnu Zafer Anıtı, Kanlısırt 16. Tümen Anıtı, Çataldere Anıtı, Seddülbahir’den Düşmanın Firarı, Maltepe 3. Telgraf Bölüğü anıtları aslında uygun şekilde ve yapıldığı yerlerde yeniden yapılmalıdır.” ifadelerine yer vermiştim. Yine 4. Telgraf Bölüğü anıtı için yerinde görmek maksatlı Maltepe-Bigalı dolaylarında yüzey araştırmasına yönelik çalışmalar yapmıştım.
Yukarıda kendi serüvenimi özetledikten sonra aslında bu makalenin birkaç gün bilgisayar başında oturularak yazılan değil, uzun yıllardır birikerek kabaran verilerin olduğu bir klasörün artık dolduğunu düşünmemle tamamlanmış bir makale olduğunu ifade etmek isterim.
Bahsettiğiniz çalışmaları daha önce görmediğime üzüldüm. Özellikle Burhan Hocamın makalesine… Çünkü özellikle 3. Telgraf Bölüğü Anıtı ile ilgili önemli ve benim makalemde olmayan bilgiler olduğunu kendisinden öğrendim, özürlerimi de ifade ettim. Fakat bu dergiye ulaşmak için o dönemde temas kurmak zorunda kaldığımız zat, -ki şu sıralar sanırım sizin de hoşlaşmadığınız bir insan- bu dergiyi bize satmakla ilgili kaygılar taşıdığı için elimde derginin çok sınırlı birkaç sayısı bulunuyor. Rapor da doğrudan bir kuruma iletilmiş bir rapor olduğu için maalesef biz araştırmacıların erişimine açık halde bulunmuyor. Tüm bunların ışığında şunu da belirtmeliyim ki –maalesef- bu söylediğiniz yayınlara dünya üzerindeki akademik veritabanlarından hiçbirinden ulaşmanın mümkün olmadığı görünüyor. Öyle olsaydı, bu makalede diğer erişilebilen eski-yeni, Ulasal-Uluslararası kaynaklardan istifade edildiği gibi istifade edilir,alıntılar yapılır, gerekli atıflarda da etik olarak bulunulurdu. Tıpkı Sn. Yrd. Doç. Dr. Mithat ATABAY hocamın “Şehitlikleri İmar Cemiyeti Arşiv Belgelerine Göre Çanakkale Şehitler Abidesi İnşaatının Tamamlanması ve Açılış Töreni” başlıklı çalışmasından faydalanıldığı gibi.
Makaleye baktığımızda elbette ki eksikler ve hatalar var. Ama gördüğüm şudur ki, bahsettiğiniz çalışmalar, bu makaleden daha az kapsam içeriyor. Şöyle ki zaten sizin bahsettiğiniz makaleler yalnızca Anıtlar üzerine iken, bu makale içerisinde aynı dönemlerde yok olmuş şehitlikleri de ihtiva ediyor. Öte yandan söylediğiniz çalışmalarda;
1- Mehmet Çavuş’un Şehitliği (Mehmet Çavuş Anıtı’nın yanında olup bugün kaybolan mezar)
2- Kemalyeri Abidesi
3- 4. Bölük Komutanı Yahya Hayati Efendinin Şehitliği (Kurtgediğinde)
4-Matikdere’de Avusturya Macaristan Topçuları adına dikilen anıt.
5-Düşmanın Seddülbahir’den Firarı Anıtı
6-Düşmana 11.000 Mermi atan 56. Alay Topçu Batarya Anıtı
7-Trablusgarp Anıtı (Seddülbahir Kalesi içinde)

bahsedilmediğini biliyorsunuz. Ayrıca bu makalede sadece anıtlar veya şehitlikler değil, “anma” ritüeli ve olgusu, anma alanları ve anış biçimleri ile ilgili mülahazalar da bulunuyor.

Ben de elbette bu anıtların aynı yerde ve aslına uygun olarak yapılması taraftarıydım. Fakat, yine bu sitede Yrd. Doç. Dr. Mithat ATABAY’ın kaleme aldığı bir yazı ile duyurulan “Gelibolu Yarımadası ve Çanakkale Merkezde Bulunan Savaş Alanlarının UNESCO Geçici Miras Listesin”e alınması haberi sonrası, yaptığım araştırmalar, katıldığım bazı çalıştaylar, bazı yabancı tarihçiler ile gerçekleştirdiğim görüşmeler ve en önemlisi UNESCO geçici miras listesinden kalıcı listeye geçme şartları, sonrasında sonuçları bugün açıklanan “Şehitlikler Projesi” kapsamında alana 15 yeni şehitliğin yapılacak olması, Türklerin yeterince anıt ve şehitliğe ve de anma alanlarına sahip olacağını gösterdiği için bu anıtların yeniden yapılmasının alanın UNESCO kalıcı miras listesine kalabilme ihtimali konusunda beni çeşitli şüphelere sevk etti. Fakat tabi eminim AÇASAM’ın danışmanlığında bu anıtlar en iyi şekilde aslına uygun ve kendi yerinde yapılacaktır. Bu fikirlere sahip olmam bunun önünde durduğum anlamına gelmiyor. Biz fikirlerimizi beyan ederiz, etmeliyiz, paylaşmalıyız ki istifade edelim. Aynen 102 yıl önce bu topraklarda şuan onların uğurunda araştırmalar yaptığımız –ki o gün onlar bizlerin geleceği için çabalıyordu- o zatların dediği gibi “Hepimiz şehadete koşalım ki vatan kurtulsun” düsturuyla bu alana katkı yapmak isteyen herkesin elindekileri paylaşmasıyla hakkı ile anılarının yaşatılacağı kanaatindeyim.
En içten saygılarımla…
 
10530_Muzaffer Albayrak 21-12-2017, 12:54:37
Hepimizin kıyısından köşesinden bildiği anıtları, kaynak taraması yaparak derli toplu bir yazıyla bizlerle paylaştığı için Onur Yurdal'ı yürekten kutlarım. Çanakkale ile ilgilenen herkese el altında tutacağı bir malzeme sunmuş.
Bu itibarla yukarıdaki yorumlarda sayın Barış Borlat'ın yorumunu bilgi yönünden bir katkı olarak görüyor, "daha önce yazılmıştı" türünden sığ bir eleştiri olduğunu düşünmüyorum. Zira Onur Yurdal harp sahası dahilindeki 11 anıtı ele alarak çok kapsamlı bir yazı hazırlamış. Çanakkale literatürüne katkı sağlayan, bilgisini cömertçe paylaşan herkese minnettarız. Zira bilgi paylaştıkça çoğalır ve anlam kazanır.
Zaten yazılanlardan ve yorumlardan gördüğüm kadarıyla herkes yapıcı bir eleştiri içinde ve doğruyu bulmanın peşinde. Son tahlilde herkesin –şahsen benim de çok önemsediğim- kaybolan şehitliklerin yeniden ihyası hususunda hemfikir olması, asıl gayede ittifak edildiğini göstermesi açısından sevindirici.
Saygılarımla.
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

20/01/2018 - 10:18 Düşman Çanakkale’yi Geçecek Olursa (Doç.Dr. Mesut Uyar)

13/01/2018 - 11:19 Amiral Carden’in Çanakkale Boğazı Saldırı Planı Üzerine Bir Değerlendirme ( Bayram Akgün)

17/12/2017 - 12:41 Gelibolu Yarımadasında Kaybolan Şehitlik ve Anıtlar (Mustafa Onur Yurdal)

08/12/2017 - 19:02 Tarih dergilerinde Kudüs 100.Yıl Dosyaları

04/12/2017 - 12:16 Topyekûn Harp Erich von Ludendorff, Erhan Çifci (ed.), Çev. Aynur Onur Çifci-Erhan Çifci (Zafer Efe)

22/11/2017 - 03:49 Üç Mermi İle Bir Defter - Çanakkale’de Yedek Subay Bir Mühendisin Hikayesi (Mustafa Onur Yurdal)

07/11/2017 - 18:30 Pomakların Çanakkale Ağıdı - Pesna (Ömer Arslan)

30/10/2017 - 18:41 25 Nisan 1915, Arıburnu Anzak Çıkarmasında 57.Alay’ın Conkbayırı’na İntikali – Yeniden Değerlendirme ( M. Şahin Aldoğan )

17/10/2017 - 11:31 Prof. Dr. Christopher Bell'in yeni eseri Churchill and the Dardanelles üzerinden bir inceleme: Churchill Çanakkale Savaşlarının tek sorumlusu mudur?

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm-2.Gazze Muharebesi(Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması-Gazze Muharebeleri(1.Bölüm)(Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii nin Anafartalardaki Sesi-Küçük Anafartalar Topları(Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916(Muzaffer Albayrak,Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Çanakkale Savaşı, Kara Savunması İçin Müstahkem Mevkii Top Desteği (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebelerinde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti(Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı