Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

Tarih: 29/02/2016   /   Toplam Yorum 0   / Yazar Adı:      /   Okunma 3506

1. Dünya Savaşı başlamadan önce İngilizlerin Irak’a yönelik plan yaptıkları biliniyordu. Ayrıca Basra bölgesine askeri kuvvet de çıkarmışlardı. Amaçları; Bağdat’ı ele geçirerek buradaki petrol yataklarından Almanların yararlanmasını önlemek, İran üzerinden güneye inecek olan Rus Kafkas ordusu ile birleşip Türklerin Irak, Suriye ve Kafkas Cephelerinin gerisine ilerleyerek Osmanlı Ordusunu yenerek savaşta saf dışı bırakmak, Arap Yarımadası’ndaki şeyhlerin, emirlerin üzerinde İngiliz nüfuzunu artırmak, Osmanlı Padişahının halifelik makamının dünya Müslümanları üzerindeki etkisini azaltmak ve yine padişah tarafından ilan edilen Cihad-ı Mukaddes ile Osmanlı Devleti’ne Müslümanların yardım etmesini önlemek, Alman denizaltılarının Basra civarında hâkimiyetini önlemek, Hint Denizi’ne geçiş yolunu güvenli tutmak, Irak’taki kabile şeyhlerini Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandırmak, burada çeşitli isyan hareketlerini başlatarak Osmanlı birliklerini oyalamak ve zayıflatmaktı. (İ.B.)

 

KUT’ÜL AMARE ZAFERİ

İsmail Bilgin

 

1-Irak Cephesi:

Daha 1. Dünya Savaşı başlamadan önce İngilizlerin Irak’a yönelik plan yaptıkları biliniyordu. Ayrıca Basra bölgesine askeri kuvvet de çıkarmışlardı. Amaçları; Bağdat’ı ele geçirerek buradaki petrol yataklarından Almanların yararlanmasını önlemek, İran üzerinden güneye inecek olan Rus Kafkas ordusu ile birleşip Türklerin Irak, Suriye ve Kafkas Cephelerinin gerisine ilerleyerek Osmanlı Ordusunu yenerek savaşta saf dışı bırakmak, Arap Yarımadası’ndaki şeyhlerin, emirlerin üzerinde İngiliz nüfuzunu artırmak, Osmanlı Padişahının halifelik makamının dünya Müslümanları üzerindeki etkisini azaltmak ve yine padişah tarafından ilan edilen Cihad-ı Mukaddes ile Osmanlı Devleti’ne Müslümanların yardım etmesini önlemek, Alman denizaltılarının Basra civarında hâkimiyetini önlemek, Hint Denizi’ne geçiş yolunu güvenli tutmak, Irak’taki kabile şeyhlerini Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandırmak, burada çeşitli isyan hareketlerini başlatarak Osmanlı birliklerini oyalamak ve zayıflatmaktı[1].

2-Genel Durum:

1. Dünya Harbi’nin henüz başında Harbiye Nazırı Enver Paşa Irak’taki Osmanlı kuvvetlerini takviye etmemişti. Bütün Irak havalisinde güvenliği sağlamak ve keşiflerde bulunmak üzere az sayıda jandarma birliği ile bazı gönüllü birliklerle burasının savunulmasını düşünüyordu.

Irakta 35. ve 36. Tümenlerden kurulu 12. Kolordu Karargâhı Musul’da; 37. ve 38 Tümenlerden kurulu 13. Kolordu Karargâhı da Bağdat’ta bulunuyordu. 38. Tümen Basra’da konuşlanmıştı. Enver Paşa daha sonra Ağustos ayında 12. Kolordu’yu Suriye’ye, 13 Kolordu’yu da Kafkas Cephesi’ne yollamıştı. Kısacası Irak ve havalisi askeri bakımdan boşaltılmıştı. Sadece 38. Tümen faal durumdaydı. Ama bu tümenin birlikleri de çok geniş alanda (Bağdat’tan Fav’a kadar yayılmıştı) görev yapıyordu.

İngilizler Osmanlı Devleti’nin daha 1. Dünya Savaşı’na katılmasını beklemeden 15 Ekim 1914 tarihinde İngiliz-Hint birliklerinden oluşan bir tümeni Bahreyn’e, Kasım ayında da Hindistan’dan getirdikleri bazı birlikleri İran Körfezine çıkartmışlardı. Oradan da Irak içlerine doğru yayılmak için hazırlanmışlardı.

İngilizler bu durumdan faydalanmak için önce Osmanlı Devleti’nin Şat’tül Arab ağzındaki Fav’ı iki tugay askerle 8 Kasım 1914’de ele geçirdiler. Bundan sonra hedefleri Basra’ydı. Basra İngilizler için önemliydi. Çünkü Irak ve havalisinin tek limanıydı. Burasını ikmal merkezi olarak hazırlayıp Irak içlerine özellikle de Dicle boyunca ilerlemeleri deniz araçlarıyla kolay olacaktı. Asıl hedef ise Bağdat idi.

9 Kasım’da yapılan muharebelerde deniz araçlarının yardımıyla 1.200 esir ve 9 tane de top ele geçirdiler. Birkaç yerde yapılan küçük muharebelerden sonra 22 Kasım’da mukavemetsiz kalan Basra’yı işgal etmiş ve buraya yığınak yaparak üslenmişlerdi.

Deniz gücü bakımından çok etkin olan İngilizler irili ufaklı gemilerle Şattül Arab’ın su seviyesinin düşük olduğu kesimlerde dahi kolaylıkla harekât yapabilmiş ve gemilerle askerini bu nehirden 64 km. kadar içeri kolaylıkla sevk edebilmiş ve Kurna’yı ele geçirmişlerdi. Bu harekâtlarla İngilizler Basra Körfezi ile Kurna arasındaki sahip oldukları deniz araçlarıyla büyük bir üstünlük kurmuşlardı. Dicle Nehri’nden yaralanarak kolayca ulaşım yapabilmekte, birliklerine iaşe cephane ve silah ile takviye personel gönderebilmekteydi.

Bu ilerlemelerin bu kadar kolay olması elbette İngilizler için büyük bir moral kaynağı idi.  Tam bir başarı kazanan bu ilk muharebelerde Irak’ın içlerine daha güvenli ve hızlı ilerlemek için hazırlanmaya başladılar. Ancak burada şunu belirtmekte fayda vardır ki; İngilizlerin asıl amacı Basra Körfezi girişindeki özellikle Abadan (İran) petrollerini ele geçirmekti[2]. Böylece buradaki petrol rafinerileri, petrol tankları ve boru hatları korunacak, ayrıca donanmaya da güvenli ve düzenli yakıt ikmali sağlanmış olacaktı.(Burada şunu da vurgulamak gerektir ki Basra’dan Hindistan Ordu Genelkurmayı sorumlu idi. Yani bu bölge İngiltere Savaş bakanlığından ziyade Hindistan Bakanlığına bağlıydı[3].) Ayrıca Osmanlı Kuvvetlerinin dikkatini dağıtmak, onları yavaşlatmak veya engellemek için de Arap kabileleri Osmanlı kuvvetlerine karşı ayaklanmaya/kışkırtılmaya başlanmıştı.

İngilizlerin Basra’ya girişi görkemli olmuştu. Araplar onları sevinç içinde karşılamıştır. Ayrıca kendileri de şehirde askeri tören yapmışlardır. Bu törende halka okunan bildiride ise; burada adil bir yönetim kurulacağını, Arapların dinlerine ve gelenek göreneklerine saygı gösterileceğini artık Osmanlı yönetiminin geçersiz olduğu ısrarla vurgulanmıştı.

4 Aralık 1914 tarihine gelindiğinde ise Osmanlı kuvvetleri ile İngilizler karşı karşıya gelmişlerdi. Kurna’da ise 38 Tümen Komutanı Suphi Bey tahkimat yapmış fakat üstün İngiliz kuvvetlerine karşı Osmanlı birliği karşı koyamamıştır. 7 Aralık 1914‘de İngilizlerle Osmanlı kuvvetleri arasında II. Müzeyra Savaşı olmuş ve 9 Aralık’ta yapılan çarpışmalar neticesinde Suphi Bey ve diğer subaylar, neferler, dört top İngilizlerin eline geçmişti[4]. Ordunun sol Kanat grup Komutanı Cemil Bey şehit olmuştu[5]. Geri kalan kuvvetler ise Dicle boyunca kuzeye doğru geri çekilmişlerdi. Bu esarette tümen bünyesinde bulunan Arap aşiretlerinin ihaneti de büyük rol oynamıştı. Özellikle de Ablaş aşiretinin ihaneti büyüktü[6]. Bu muharebe aynı zamanda 1. Müzeyra Savaşı olarak da adlandırılmaktadır.

3- Son Durum:

O dönemde Irak ve Havalisi Komutanlığını Cavit Paşa yürütüyordu. Kurna’daki yenilginin sebeplerini bölgedeki yetersiz askeri güce ve Arap askerlerinin iyi dövüşmediğine bağlayarak Harbiye Nezareti’nden burasını takviye edilmesi isteğinde bulunmuştu.

Harbiye Nazırı Enver Paşa Irak’ta az kuvvet bırakarak yol açtığı bu durumun önemini kavramış ve Suriye ile Kafkasya’ya gönderilen 12. ve 13. Kolorduları Irak ve havalisine gönderme kararı almıştı.  Bu kuvvete takviye olarak da İstanbul’dan iki itfaiye taburu ve iki mitralyöz bölüğü ve Halep’ten bir alay da Irak’a sevk edilmişti.

1914 yılının Ağustos ayında ilan edilen seferberlikle beraber Irak Havalisi Umum Kumandanlığı adını alan bu komutanlığa İngilizlere esir olan 38. Tümen komutanı Suphi Beyin yerine de Süleyman Askeri Bey gönderilmişti (13-15 Aralık 1914).

Kendisine verilen görev önemliydi. Basra’yı geri almak için yöredeki Arap aşiretlerinden yararlanacaktı. Onlarda topladığı askerleri eğitecek ve bu kuvvetlerin çoğunluğunu oluşturacak birliklerle İngilizlere saldıracaktı[7].

Ayrıca Enver Paşa Irak Umum Kumandanlığına gönderdiği yazıda devir teslim işlerinin yapılmasını ve Cavit Paşanın İstanbul’a gelmesini ve yerine Süleyman Askeri Beyin geçmesini  istemekteydi.

Daha önce gerek Trablusgarp’ta gerekse de Balkan Harbi’nde büyük yararlılıkları görülen Süleyman Askeri Bey Trablusgarp’ta yerliler ile gelen başarıyı Irak’ta da tekrarlayacağını düşünüyordu. Bu yüzden kendine güveni tamdı hatta birçok aşiret reisi ve efradı ile kalabalık karşısında elindeki kamçıyı göstererek;

“……Irak’tan İngilizleri bu kamçı ile kovacağım asıl hedefim Hindistan’ı zaptetmekti” demişti[8].

Bölgede bulunduğu süre içerisinde Süleyman Askeri Beyin yerli kabilelere karşı sert davranmış ayrıca halka cihat çağrısının önemi ve manası iyi anlatılmamıştı. Komutayı devraldığı Cavit Paşa kendisine:

“..Muvaffakiyetinizi elbet arzu ederim. Fakat siz bu aşiretlerden bir istifade ile düşmanı memleketten tard edebilirseniz size Hükümet-i Osmaniye’nin bahşedemeyeceği bir hediye vereceğim….” demiş ve başını göstermişti[9].

Cavit Paşa, başarırsan senin için başımı veririm demek istemişti. Yöredeki aşiretlere bu sözleriyle güvenilmemesi gerektiğini belirtmişti.

Osmanlı Kuvvetleri 7 Ocak 1915 tarihinde Hüzeyze’yi ele geçirdi. İngiliz birlikleri ise bu ilerleyişin önünde duramadı ve Basra’nın batısındaki stratejik bakımdan önemli bir nokta olan Şuayyibe’de konuşlandılar. Artık ilerlemeye devam eden Osmanlı birliklerini burada karşılamayı düşünmekteydiler. Enver Paşa ise Süleyman Askeri Beyden Fırat ve Dicle Nehirlerinin birleştiği bölge olan Şatt’ül Arap bölgesinin geri alınmasını emretmişti.

Irak Havalisi Umum Kuvvetleri Komutanı olan Süleyman Askeri Bey Arap aşiretlerinden düzenlediği birliklerle İngilizlerin üzerine saldırmayı düşünüyordu. Yöreye gönderilen 12. ve 13. Kolordular daha henüz yoldaydı. Çok geçmeden ve gelecek kuvveti beklemeden Kurna’da İngilizlere karşı çarpışmaya girişti. Birtakım mevzi başarılar da elde etti. Bu çarpışmalar literatürde 1. Rota Muharebeleri adını taşır. Çarpışmalar esnasında Süleyman Askeri Bey iki bacağından yaralanmıştır.

Süleyman Askeri Bey bu yaralanma olayını Harbiye Nezareti’ne şöyle bildirmiştir:

“Sol bacağından girip çıkan kurşunun sağ bacağına girdiğini ve kemiğinin kırılıp kurşunun içeride kaldığını kımıldamasına imkan bırakmayan bu yaranın uzun bir tedavi gerektirdiğini………. Bacağındaki yaranın bir müddet kendisini kumanda başından ayrılmaya mecbur ettiğini asıl harekata yirmi beş günden önce başlayamayacağından Erkan-ı Harp Binbaşısı Kazım Beyin (Karabekir) posta vasıtalarıyla Bağdat’a gelip emir komutayı alması ve o gelene dek de birliklerin İtfaiye Alayı Kumandanı Binbaşı Ali Beyin emrine verileceğini, askerlerin morallerinin de iyi olduğunu eklemişti[10]. Daha sonra 7 Şubat 1915 tarihinde tedavi için Bağdat’a gitmiştir.  Hastanede ayakları karyola demirlerine bağlanarak askıya alınmış, o bu haldeyken bile İngilizlere karşı tatbike koyacağı hareket planlarını hazırlamakla meşgul olmuştur[11]. Tedavisinin uzayacağını ve ameliyat ihtimalinin yüksek olması sebebiyle Kazım Beyi komutanlık için istediğini ama hastanedeki iyi bakımdan dolayı yarasının kapandığını ve ameliyata gerek kalmadığını bildirerek bacağındaki destekle Nasıriye üzerinden Basra’ya dek gidebileceğini ve girişilecek bir muharebede bulunmasının gerekli olduğunu da bildirmiştir.[12]

Kendisi Kazım Beyin İstanbul’a dönmesini istemiştir. Böylece Süleyman Askeri Bey bacaklarındaki yaralar tam anlamıyla geçmeden görevinin başında kalmıştır.

4-Osmancık Taburu:

Osmancık taburu aslında bu tabur Kafkasya’da özel birlik olarak kullanmak için  hazırlanmıştı. Yüzer kişilik altı bölükten oluşmuştu.   Ayrıca yanında “ Osmancık Taburu, İstanbul İtfaiye Alayı (iki taburu Binbaşı Ali bey kumandasında) ve Halep’te bulunan  12. Kolordu 35 Tümeni de beraberinde götürmüştür.  Süleyman Askeri Bey 40.000 kişilik  kuvvet toplamış ve Şuaybiye’ye  sevk etmişti.

5-Şuaybiye Muharebesi ve Süleyman Askeri Beyin İntiharı:

Süleyman Askeri Bey İngilizleri Basra’dan atmak için 6 Mart 1915 Cumartesi günü doktorların hastaneden ayrılmaması gerektiği ısrarlarına aldırmadan sedye içinde Nasıriye’ye gelmiştir. 

Hazırladığı plana göre düşman Dicle boyunca durdurulacak bir kısım kuvvet Kerha Nehri üzerinden Ahvaz istikâmetine ilerleyecek ve Nasıriye’de toplanacak büyük kısmı da Basra’ya taarruz edecek, İngilizlerin üzerine yüklenecekti.

Ancak Süleyman Askeri Beyin ilk önce yaptığı saldırılar İngilizleri uyarmış ve Osmanlı birliklerine karşı buradaki kuvvetlerini takviye ederek bölgeyi sağlamlaştırmışlardı. Süleyman Askeri Beyin güvendiği ve başarıya ulaşacağını umduğu saldırıyı 20.000’ne ulaşan Arap aşiretleri yapacaktı.

S.Askeri Beyin nutku şöyleydi:

 “Şuayyibe’de düşmanla temas hâsıl edilerek Süleyman Askerî Bey’in Bağdat’ta tedavide bulunduğu sırada 35. Fırka kumandanı müfrezeye kumanda etmekte idi. Muharebe başlayacağı sırada mumaileyh(sözü geçen kişi/anılan kişi) mahza muharebeyi idare etmek üzere bacağı alçıda ve araba içinde olduğu halde Şuayyibe’ye vasıl olmuştur. Bütün ümera ve zabitanı toplayarak şu nutku irade etmiştir.

Şimdiye kadar vuku’bulan muharebelerde muvaffakiyet elde edilememesi mahza zabitanın verilen vezâifi benimsemeyip ihmal ve tekâsül neticesi husule gelen su-i idareden başka bir şey değildir. Yoksa elde mevcut kuvvet Basra’yı değil Hindistan’ı bile fethe kâfidir”, demiştir. Bu kıtaattan efrat ve zabitanından bir kısmının hatta kısm-ı azamisinin Arab ve talim terbiyeleri de pek ziyade noksan idi. Kumandan-ı mumaileyh aşâirin çokluğuna güvenerek yukarıdaki sözleri sarfetmiştir[13].”

11 Nisan’ı 12 Nisan’a bağlayan gece Binbaşı Ali Beyin verdiği emirle saldırı başladı. Ancak bu saldırı İngilizlerin üstün ateşi gücü ile durduruldu. Yine de muharebeye devam edilmiş, 13 Nisan günü yapılan son saldırıda da başarı gelmemiştir. Osmanlı birliklerinin bu taarruzlarının önlenmesinden sonra İngilizler karşı saldırıya geçmiştir. 14 Nisan günü neticenin alınamayacağını gören Süleyman Askeri Bey geri çekilme emri vermiştir. Birçok aşiret savaş meydanını terk etmiştir. Sadece Şammar aşireti ile Uceymi Sadun Paşa’nın birliklerinin yararı görülmüştü.

Süleyman Askeri Bey muharebeyi sedye içinde ve arabasında yönetmeye çalışmıştır. Saldırının bozguna gittiğini görünce yaralı bacağına rağmen muharebeye katılmak istemiş ama bunu yapmasına imkan olmadığı için yine sedyeye yatmak zorunda kalmıştır.

 Etrafına düşmeye başlayan mermiler sebebiyle arabaya bindirilmiştir.

“………Süleyman Askeri Bey son derece üzgün olarak arabasına yalnız bindi. Bir silah sesi duyuldu. Bu ses çevreden bir şarapnel parçası sanıldı. Kolordu komutanı, ağzından kanlar akan Süleyman Askeri Beyin yanına gelerek durumun zorluğunu söylemiş Süleyman Askeri Bey de sadece “ya!.”.  diye cevap verebilmişti.

Kolordu tarafından geri çekilme emri verildi. Nahile’ye geldiler. Süleyman Askeri Bey orada yıkanıp gömüldü. Bu sırada ileride birkaç silah sesi duyulunca araştırılmadan herkes perişan bir şekilde kaçmaya başlayarak Hamisiye’ye kadar geldiler.[14]

General Towshend 22 Nisan 1915 tarihinde Hindistan’dan Irak’a gelmiş ve 6. Tümen komutanlığına atanmıştı. Bu arada Irak harekâtını Hindistan Ordusu Karargâhı yönetmekteydi. İngiliz Savaş Bakanlığı Irak Harekâtını henüz planlamış değildi. Burada en üst komutan olan General Nixon ise Towshend ve tümenini küçük deniz araçlarıyla takviye ederek Dicle yukarısına göndermiş bulunuyordu.

 Osmanlı Birlikleri 24 Nisan 1915 tarihinde Basra’nın 80 km kuzeyinde bulunan Ahvaz’a saldırmış ne yazık ki bu saldırı başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Süleyman Askeri Beyin intiharından sonra Irak Havalisi Umum Komutanlığına Albay Nurettin Bey getirilmiştir. Kendisi Bağdat’a 19 Mayıs 1915 tarihinde ulaşmıştır. Görevi bütün Irak havalisinin savunmasını gerçekleştirmek uygun olursa da yapacağı saldırılarla İngilizleri Irak’tan çıkarmaktı.

6-İngilizlerin Bağdat’a Yürüyüşü:

General Towshend 31 Mayıs 1915 tarihinde etkin top gücü ile Kurna yakınındaki tahkim edilmiş bir noktayı kolayca ele geçirdi.  Böylece Osmanlı birliklerinin öncü hatları İngilizlerin eline geçmiş oldu. Bu aynı zamanda II. Rota savaşı olarak da bilinir[15]. İngilizlerin hedefinde artık Amara kasabası vardı. Kurna’dan 140 km uzakta olan bu kasabada yaklaşık 20.000 kişi yaşıyordu. İngilizler Amara’yı almak için saldırıya geçti. 3 Haziran 1915 tarihinde şehir ele geçirildi. Bu arada  30 Osmanlı subayı, 700 eri, 17 top ve 2718 tüfek ele geçirdiler[16]. Yapılan saldırıda İngilizler neredeyse Osmanlı birliklerine karşı koyamamıştı. General Towshend’in iyi planlanmış saldırısı netice vermişti. Bunun üzerine Osmanlı birlikleri artık geri çekilmeye başladı. Ancak burada üzücü olan Arap halkının şehrin düşmesinden sonra Osmanlı subay ve memurlarının evlerini, hastanelerini yağmalamaya başlamasıdır.  Buldukları işe yarar her eşyayı alıp götürmüşlerdi.

İngilizlerin hedefinde artık Nasıriye vardı. Basra’ya 129 km uzaklıkta olan bu yere ilerlemek için hazırlık yapılırken, yazın sıcaklığı yaklaşık 50 derece üzerinde olmasıyla General Towshend hastalanmış Bombay’a götürülmüş orada tedavisi başarıyla tamamlandıktan sonra cepheye geri dönmüştür. İngilizlere ait uçaklar 14 Haziran 1915 tarihinde Osmanlı Karargâhına dek uçmuş ve karargâhı bombalamışlardır[17].

7-Nasıriye Muharebesi:

General Gorringe kuvvetleri Kurna’da yerleştikten sonra burada savunma tedbirlerini almış(26 Haziran 1915) ve karşı taarruza geçmek için hazırlık yapmaya başlamıştır. Fırat Nehri yakınlarındaki Osmanlı Birliklerine (1 Temmuz 1915) dört silahlı deniz botu ile saldırıda bulunmuştur. Saldırı gece yarasına devam etmiştir. Ancak Osmanlı birliklerinin karşı savunmada bulunmasıyla da bu gerçekleştirmek istedikleri hücum başarısız olmuş ve geri çekilmek mecburiyetinde kalmışlardır. Bu çekilme esnasında İngiliz birlikleri silahlarını ve iki makineli tüfeklerini bırakarak iki makineli tüfeklerini suya atarak bir botlarını kullanılmaz hale geldiğinden ve bazı askerlerini esir bırakmışlardı[18]. Ancak İngilizler bu saldırıyı 4-5 Temmuz günü tekrarlamışlar ve sürüp giden çarpışmalar Kurna’nın kuzeyinde de devam etmiştir. İngilizlerin 21 Temmuz günü başka bir saldırı ile daha önce Fırat kıyısında başarısız oldukları bölgeye yeni bir saldırı daha düzenlemişledir. Bu kez General Gorringe’nin hedefinde Nasıriye vardı. Buradaki Osmanlı savunma birliklerini etkisiz hale getirmek için saldırıya geçti. İlk önce güçlü bir top ateşi ile siperler dövülmüş ve daha sonra yapılan taarruzla da pek çok silah ve malzemeyi ele geçirmiştir.  Bu kazandığı başarıdan sonra General Gorringe Fırat nehri boyunca kuzeye doğru ilerlemek ve Towshend birliklerini korumak istiyordu. Ancak burada başarılı olması için bir ay kadar bir süre gerekecekti.  İngilizlerin toplam kaybı 553 vermişti. Ama Osmanlı birlilerin kayıpları kesin olarak bilinmemekle birlikte 1000 esir, 17 top, 5 makineli tüfek ve 1586 tüfeği bırakarak hızla geri çekildiler[19]. İngilizlerin Nasıriye’de zafer kazanmaları onları Basra’nın batı tarafını kontrol imkanı sağladı. Böylelikle Bağdat yönünde ilerlemek için en önemli hamlelerden birini yapmışlardı.

“Bu çarpışmada dikkati çeken bir husus vardı. “O da Osmanlı birlikleri yanında çarpışan Arapların kadınları da bu çarpışmada yer almış ve İngilizlere karşı savaşmışlardı. Meclisi Mebusan’ın 22 Eylül 1915 tarihli toplantısında Divaniye Mebusu Mehmet Tevfik Beyin verdiği bilgiye göre Osmanlı birlikleri yanında savaşa katılan Müntefek Aşiret’inden 40 kadar kadın yaralı veya ölü olarak bulunmaktaydı[20].”

8-1. Kut Savaşı:

İngiliz Ordusu ilerlemeye devam ederek Ali garbi kasabasını ele geçirdi. Yaz boyunca İngiliz birlikleri takviye edildi. Bu arada General Towshend’e Kut’ül Amare’yi alması emri verildi. İngiliz komutan kısa sürede başarıya ulaşacağından emindi. Çünkü Osmanlı birliklerinin, üstün silah gücü bulunan ordusuna karşı koyacağını düşünmüyordu. Towshend Ali Garbi kasabasını muhkem haline getirdi ve saldırıyı yapacak kuvvetlerini de buraya yerleştirdi.

Irak Havalisi Umum Komutanı Albay Nurettin Bey de İngiliz birliklerini karşılamak için vaziyet aldı. “10.000 asker 38 top Essin tarafından savunma pozisyonu aldılar. General Towshend’in ise 11.000 askeri ve 30 topu bulunmaktaydı[21].”

İngiliz Generali Towshend 26 Eylül 1915 tarihinde saldırıya geçti. Osmanlı hatlarından içeriye girerek sol taraftan kuşatma yapabilmekti. İki gün sonra büyük bir saldırı ile essin de mevzilenen Osmanlı birliklerini geri attı. Kut’ül Amare İngilizlerin eline geçmişti. Bu arada 1.300’ü esir olmak üzere toplam 4.000 kayıp verdirmiş ve 14 tane de topu da ele geçirmişti. Yapılan muharebe de İngiliz birliklerinin hızlı hareket ederek başarıya ulaşan taarruzlarıyla İngilizler Basra Bölgesine tamamen yerleştikleri gibi Albay Nurettin Bey komutasında geri çekilen Osmanlı birlikleri de Basra bölgesinden çıkmışlardı.

General Towshend birliklerini konuşlandırdıktan sonra Dicle Nehri boyunca kuzeye yürüyüşüne devam etti. Çok geçmeden de Aziziye şehri ele geçirildi. Burası stratejik bakımdan önemliydi. Bağdat yolu üzerindeydi, Selman-ı Pak’ın yaklaşık 50 km doğusunda ve en önemlisi de Bağdat’a 80 km. mesafedeydi.

İngiliz birliklerinin artık bir başka hedefi Selman-ı Pak şehriydi. Burası da alındıktan sonra Bağdat’ın ön kapısından girilmiş olacak ve kolaylıkla Bağdat’a dek önemli bir karşı koyma görmeden Bağdat’ı ele geçirebileceklerdi.

 

 

Bu arada şehre sefer hazırlığındaki General ilginç bir yönteme başvurmuştu. Müslümanlar açısından saygı gösterilen büyüğünün isminin verildiği bu şehrin ismini “Ctepsion” olarak değiştirtti. Bunu yaparken Ordusunda savaşan Hindistan Müslümanlarının göstereceği tepkiyi önlemek için yapmıştı[22]

 

Aziziye’de daha kuzeye yürümek için destek birliklerini beklemek için uzun bir süre  eklediler. Osmanlı birlikleri ise Selman-ı Pak’a gece demeden gündüz demeden yürüyerek yaklaşık 150 km geri çekilmişlerdi. Onların şehre gelmeleri Bağdat yolunda en önemli engellerden birini oluşturuyordu. Çünkü karadan hızla takip yapamayan General mevsim itibariyle nehir sularının da az olması sebebiyle deniz araçlarıyla da Osmanlı birliklerini takip edemedi.

İngilizler Aziziye’de mevzilerini sağlamlaştırmak ve takviye kuvvetlerini beklerken savaş politikaları Arapları Osmanlı’ya karşı ayaklandırmak en azından onları tarafsız kılmak, petrol yataklarının istasyonlarının güvenliğini sağlamak olarak belirlemişlerdi… Ancak ummadıkları kadar kuzeye ilerlemeleri kendilerine büyük güven kazandırmış olan Hindistan’daki karargâh ise Towshend’e bir ilave görev daha vermişti. Bağdat’ın ele geçirilmesi… Bağdat ele geçirilirse ne olacaktı?

Bağdat ele geçirilirse Osmanlı’nın itibari Araplar nezdinde zedelenecekti. Çünkü burada İmam-ı Azam Ebu Hanife ile Abdülkadir Geylani’nin mezarları vardı. Almanlar İran’da rahata hareket edemeyecek bir de Bağdat tarafını kollamak mecburiyetinde kalacaklardı. Yani harekât alanları daralacaktı. Ayrıca İngilizlerin karşı propagandası ve altınlar ile Arap kabilleri ayaklanmak için kışkırtılacaktı. Ayrıca Rusya’ya yardım gönderilebilecek bu iki devletin orduları Almanlara karşı üstün bir konuma gelecekti. İngiltere’nin Çanakkale’de kaybettiği itibarının aksine bu Bağdat seferi kendi itibarlarının dünya kamuoyunda yükselmesine sebep olacaktı. Ayrıca bütün Ortadoğu’da Osmanlıların Müslümanlar nezdindeki nüfuzu ve bağları zayıflayacak ya da bitecekti. 

Ancak İngiliz-Hint ordusu bu büyük yürüyüşte yorulmuş bazı ikmalleri sağlanamamıştı. Yiyecekleri ise günden güne azalmaktaydı. Bütün bunların farkında olan general kendisine takviye gönderilmesini ve ikmallerinin de en kısa sürede tamamlanmasını istedi. Beklemeye geçti. Zira Hind-İngiliz Ordusunda yeni bir saldırı için Towshend’in elinde takviye birlik kalmamıştı. Ancak yine de o dinlenip birliklerini düzenleyerek ileri harekât yapma düşüncesindeydi.

9-Osmanlı Birliklerine Takviye Gönderilmesi:

Bu arada Enver Paşa Irak havalisini zayıf kuvvetlerle tutma düşüncesinin ne denli yanlış olduğunu anlamıştı. Ayrıca Albay Nurettin Beyin takviye istemesi üzerine yedek kuvvet göndermek üzere çalışmalara başlamış bulunuyordu.

Albay Halil beyin Mürettep Kolordusu Kafkas cephesinde Ruslara karşı Bitlis’te konuşlanırken 20 Eylül 1915 tarihinde 18. Kolordu adı altında yeniden düzenlenirken 51. ve 52. Tümenleri kapsıyordu. Yeniden düzenlenen Kolordu Komutanına yeni bir emir verildi. Bağdat’a gitmek… Bundan şu amacı gözetilmişti. Gerek Irak ve gerekse de İran üzerine sefer düzenlendiğinden bu birliklerden yararlanmak…

Bu hazırlanış sürecini askeri tarihçi Erickson ise şöyle anlatmaktadır:

“………..Albay Halil Beyin kolordusundaki(18. Kolordu) her iki tümende -51. ve 52. Tümen- 15.000 mevcut vardı……..Albay Ali İhsan (Sabis) Bey 9. Kolordu  Komutanlığını, Albay Mehmet Ali bey 51. Tümen komutanlığını devraldı. Bekir Sami Bey(Günsav) 52. Piyade tümeni komutanı olarak kaldı. Nihayet tümen 9 Ekimde topçu taburlarının dağ obüsleri yerine sahra topları değişimi sonucunda intikale başladı. Ayrıca topçu birliklerine yanlarında getirebildikleri kadar fazla topçu mühimmatı getirmeleri emredilmişti ve 51. Piyade Tümeni 2800 atım azla 52. Piyade tümeni ise 5600 atım fazla mühimmat getirmişlerdi.  Mezopotamya (Fırat ve Dicle arasına verilen isim) çok uzaktı ve birlikler Mezopotamya’ya kadar bütün yolu yürüyerek aşmak zorundaydı. Birlikler önce geriye Diyarbakır’a ve daha sonra da Dicle nehrinden aşağıya doğru Bağdat’a ilerlediler. 52. Piyade Tümeni’nin kimi birlikleri  için yolda geçen süre toplam süre yetmiş üç gündü…[23].”

Bu ileri harekâtı önemli bulan Erickson ayrıca şu tespiti de yapar:

“Osmanlı yüksek komuta kademesinin kuşatılmış bulunan Irak ve Havalisi Genel Komutanlığını takviye kararının tam zamanında alındığı ortaya çıkacaktı. 45., 51., ve 52. Tümenlerin Mezopotamya’ya zamanından intikal etmiş olmaları stratejik dengeyi Türklerin lehine değiştirdi. Görülebileceği gibi bu tümenlerin varlığı Tümgeneral Charles Towshend’in Bağdat’ı almayı hedefleyen iddialı taarruzunun da sonu oldu[24].”

Albay Halil Beyin komutasındaki bu üç piyade tümeninin savaş kabiliyeti yüksekti.

“Çünkü bu iki tümen Kafkas Dağlarında Ruslarla olağanüstü zor iklim koşulları altında çarpışarak Kafkas Dağlarında sekiz ay geçirmişlerdi. Bu muharebeler esansında tümenler taarruz ve savunma takip ve özellikle uzun geri çekilme kadroları Mezopotamya’ya intikal etmeden evvel sefer mevcutlarına yükseltilmişlerdi. Böylece 1915 yılının Ekim ayına gelindiğinde 51. ve 52. Tümenlerin görülmemiş bir harekât çeşitliliği tecrübesine sahip muharip tümenler olmuşlardı[25].”

Albay Halil Bey Irak’a doğru yola çıktığından hastadır. Çünkü apandisti müthiş ağrı yapmaktadır. Ameliyat olması gerekmektedir ama daha önce doktorların dinlenmesini tavsiye etmesi üzerine de biraz dinlenir ve o halde de yola çıkar. Zaten Musul’da bu ameliyatı yapacak ekipman ve ekip yoktur.

Halil Bey Dicle’de yaptığı yolculuğu anılarında şöyle anlatır:

“………Ama bir taraftan da kolordunun ileri ile uğraşıyordum. Bir Kolorduyu Musul’dan Bağdat’a iki ay yürütmek sonra da onu güçlü bir İngiliz ordusunun karşısına çıkarmak olacak iş değildi. Biz de binlerce yıl önce Asurilerin de kullandığı o günlerde, oralarda hala kullanılan bir yolculuk tarzına başvurduk. Birtakım ağaçlar, tulumlarla gene kelekler yapılacaktı. Kolorduyu bu kelekler üstünden Bağdat’a kaydıracaktık. Tabii ben de gene yatakta ve bir kelek içinde güneye kayacaktım.

Alışılmış usullere göre bu kelekler Bağdat’a varınca sökülürmüş. Direkler yani su yüzen hava ile şişirilmiş tulumların üzerine çatılan iskeleler orada bırakılır yahut asılır,  söndürülen tulumlar da develerle geri getirilirmiş. Ama böyle bir nakil işi tam  bir kolordu için bahsi konusu olunca iş tabii  azamet ve müşkülat gösteriyordu. Fakat biz de bunu başarmak zorundaydık. Nitekim bu keleklerle Dicle nehri üzerinden Bağdat’a akış askerlerimiz için de ne hoş eğlenceli bir şey oldu. Tabii beni de gene bir yatak içinde bir keleğe yerleştirdiler. Bağdat’ı kurtaracak olan kumandan Bağdat’a böyle vardı[26].”

 Bu yolculuktan önce görev yaptığı Kafkas Cephesinden ayrılışı da Halil Beyin hazin olmuştur. Kendisi bu olayı da şöyle anlatır:

“………….Cepheden ayrılmadan önce Erzurum’daki ordu kumandanı Yusuf Kamil(Mahmut Kamil Paşa olacak) paşayı ziyaret ve ona veda ettim. Bu veda sırasında onun bir cümlesini hala hatırlarım: Ayrılırken Kumandan elimi avucunda uzun uzun tuttu ve yüzüme bakarak hazin bir sesle şöyle konuştu:

Halil Irak’a gideceksin, Bağdat’ı kurtaracaksın ama Erzurum düşecek…” Yusuf Kamil ile birbirimizden ağlaşarak ayrıldık…

Evet Bağdat’ı gerçi bir süre için de olsa kurtardık. Ama Erzurum düşecekti ve düştü de… Bense emrime verilen  51. ve 52. Tümenleri de alarak Irak’a koşmak zorumdaydım……[27]

 

10-İngilizlerin Durdurulması: Selman-ı Pak Muharebesi:

İngilizler için Bağdat’ın önünde bir engel vardı o da Selman-ı Pak’tı. Buraya çekilen Osmanlı birlikleri burada kuvvetli bir tahkimat yapmıştı. Ayrıca İngiliz general buraya Osmanlı Birliklerinin kaydırıldığını yeni takviyeler yapıldığını keşif raporlarından anlamıştı. Bu yüzden saldırı için acele ediyor takviye kuvvetler tam yerleşmeden/ulaşamadan buradaki Albay Nurettin Beyin birliklerine saldırmayı düşünüyordu. Bu arada ulaşım yollarını iyileştirmeye çalışan Towshend Aziziye’den hareket etti ve Kutuniye’yi bir direnişle karşılaşmadan işgal etti[28]. İlerlemeye devam ederek 19 Kasım 1915 tarihinde Selman-ı Pak’ın doğusuna geldi. Artık Bağdat’a sadece kırk kilometre vardı. Ama denizden de Basra Körfezi’nden 650 km uzaklaşmışlardı.

Albay Nurettin Bey ise birlikleri Selman-ı Pak’ta şöyle konuşlandırmıştı;

35. Piyade Tümeni Dicle’nin batı kıyısında, 38. ve 45. Tümenler ise doğu yakasında Dicle’nin her iki kıyısında düzenledikleri savunma mevzileri içinde geniş bir L biçiminde yer almışlardı. Albay Nurettin Beyin komutasına giren Albay Halil Bey 45. Tümen’ini sol kanadın kesimini savunacaktı. Bu tümen bir alay ile cephe hattında mevzilenirken iki alay da ihtiyattaydı. Ayrıca Nurettin Bey de 51. Tümen’i genel ihtiyatta değerlendirmek istedi. Böylece hemen savunma artırılmış ve kademelendirilmişti. Bu takviyelerle birlikte sayısal üstünlük Osmanlı birliklerinden yana dönmüştü. Towshend’in 10.000 savaşçısına karşın Albay Nurettin Bey 18.000 bin savaşçı hazırlamıştı[29].

Towshend’in saldırı planını Erickson şöyle anlatır ve değerlendirir:

“………İngiliz general taktik ve hareket insiyatifini  elinde tutuyordu. Mevcut bütün askerlerini taarruzda dört kol halinde tertiplemişti ve ihtiyatta birlik bırakmamıştı. Towshend’in niyeti L şeklindeki mevzilerin tepe noktasına taarruz etmekti (Towshend mevzilerin bu bölümünü hayati nokta olarak adlandırırken Türkler ise bu mevzilere 11 no.lu mukavemet noktası diyorlardı) Bu taarruz Türk ihtiyatlarını buraya çekecek ve bu sürede Towshend’in çevik kolu Türk mevzilerini kuşatacak ve muharebeyi sona erdirecekti. Bu fevkâlede cesur plandı. Neredeyse İngiliz kuvvetlerinin tümünü Türk mevzilerinin üçte birinin karşısına koyuyordu. Aslında Towshend için asıl taarruz planı 3.000 kişilik Türk askerine karşı yaklaşık 9000 İngiliz ve Hintli asker hazırlamıştı……..,[30].

Generalin elinde de ihtiyat olarak 1000 kişilik bir kuvvet kalmıştı. Aslında bu büyük bir riskti.

Towshend Kutuniye’den ilerlemeye devam ederek Osmanlı Birliklerinin bulunduğu mevzilere yaklaştı. 20 ve 21 Kasım 1915’te bütün birliklerini Leç’e topladı. Saldırı tarihi 22 Kasım 1915 olarak belirlendi.

Erken saatlerde başlayan saldırı Türkleri sarıp kuşatmak amacıyla sıklet merkezine büyük bir kuvvetle taarruz etmek üzerine kuruluydu. Bunda ilk siperler ele geçirilerek başarı da sağlandı. Osmanlı birliklerinin ilk savunma hattına varan İngiliz birlikleri burada 1.300 esir aldı. Ancak onlarda 2.000’den fazla zayiat verdiler[31]. Bu ağır kayba rağmen İngiliz birlikleri duraksamadan ikinci savunma hattını ele geçirmek için atıldılar. Ancak burada özellikle 45.Tümen’in ihtiyat alaylarının tam zamanında karşı saldırılarına maruz kaldılar.  Böylece İngiliz Ordusunun ilerlemesi durdurulmuştu. Ayrıca Albay Nurettin Bey 35. Tümeni ve 51. Tümeni’ni kuşatma harekâtını icra eden kuvvetlerinin karşısına çıkararak saldırı emrini verdi.  Sürüp giden muharebede iki taraf da ağır zayiat verdi. Nurettin Bey ikinci savunma hattının sağlamlaştırılmasını isteyerek birliklerini de buraya çekip konuşlandırdı. Towshend karşı saldırı ile şansını tekrar denemek istedi. Ancak ikinci siperde iyi tahkim edilmiş Osmanlı siperlerini ele geçirmediği gibi kayıpları da çok oldu. Bunun üzerine Osmanlı birliklerinin 23-24 Kasım’da karşı saldırı başlattı.

İngiliz Ordusu Osmanlı birliklerinin merkezi noktasına hücum ederken bir yandan da onları çember içine almayı planlamış ama Nurettin Beyin ve Halil Beyin ihtiyat kuvvetlerini doğru yere doğru zamanda yerleştirmesiyle İngiliz birlikleri çembere alınmaya başlamıştı.  25 Kasım sabahında ise muharebe durmuştu. Kesin bir hâkimiyeti Osmanlı birlikleri kazanmıştı.

Towsend’un ağır zayiatının yanında bir başa çıkması gereken bir başka konu daha vardı o da yiyecek sıkıntısıydı. General Dicle kenarına yer alan Leç’e çekilmelerini emretti. 25-26 Kasım gecesi çekilmeye başladı. Toplam kayıpları 4.500’dü. Bu generalin elindeki kuvvetlerin neredeyse yarısı demekti. Albay Nurettin Beyin kayıpları ise daha fazlaydı 6.100[32].

Albay Nurettin Bey de İngilizlerin geri çekilmesinden önce o da geri çekilmeyi planlamıştı Ancak süvariler Towshend’in çekildiği haberini verince geri çekilme emrini iptal etti.

Geri çekilme yolunda Toswshend ise Hintli askerlerini suçluyordu. İngiliz askerleri kadar istikrarlı disipline olmadıklarını belirterek ayrıca Osmanlı birliklerinin olağanüstü bir hızla tahkimat yaptıklarını belirtiyordu:

“…Türk ordusunun tahkimat yapmaktaki  olağanüstü sürati ne de dikkat çekiyor., şayet Türk ordusuyla açık arazide dövüşmek istiyorsanız derhal hücuma kalkmalısınız ve… Tükler İngiliz birliklerinden üç kat daha hızlı siper kazabilmektedir” diyordu[33].”

Yine Erickson bu muharebenin neticesinde şöyle değerlendirmede bulunmaktadır:

“Muharebeyi nasıl sevk ve idare ettiği konusuna gelince, Nurettin hem mahalli hem de genel ihtiyatlarını Towshend’in hem asıl mukavemet hattını yarmasını önleyen hem de kanat taarruzunu durduran kesin sonuç alıcı noktalarda muharebeye soktu. Nurettin ayrıca en kritik zamanda 35. Piyade tümenini Dicle nehrinin karşısına geçirerek zayıflayan hattını takviye etti. Muharebenin tümüne bakıldığında Nurettin iki günlük çok şiddetli muharebeden sonra insiyatifi Towshend’den almıştı. Maalesef bu başarı Nurettin’in Towshend’i mağlup ettiğini tam anlamıyla  öğrenmeden verdiği geri çekilme kararı ile gölgelenmişti. Yine de muharebeye Osmanlı Ordusunun 1914 yılında Enver Paşa tarafından ilkeleri belirlenen eğitim kılavuzu damgasını vurmuştu: baş siperli, çok iyi tahkim edilmiş mevzilerin hazırlanması ihtiyatların çok kesin sonuç alınacak noktalarda mevzilendirilmesi ve muharebeye sokulması, piyade ve topçu arasında çok yakın işbirliğinin bulunması[34].” 

18. Kolordu Komutanı Albay Halil Bey de bu geri çekilme olayını anılarında şöyle anlatmaktadır:

“………Ben tabii harekatı sedyeyle otomobilimden idareye mecbur oluyordum.Gece olunca Nureddin Bey 45.Tümen’in uğradığı ağır kayıpları düşünerek Bağdat üzerine geri çekilme kararı vermiş Fakat otomobilimle hemen ona yetiştim.Ricat edenlerin bizi değil onlar olduğunu, düşmanın bu gece kamilen çekileceğini, meydan-ı harbi ona bırakmayacağımızı, yarın da derhal takibe geçeceğimiz anlatarak ısrar ettim. Nurettin Bey durumu kabul etti ve ikinci bir emirle geri çekilme emrini değiştirdi. O geceyi mevzilerde geçirdik. Ertesi sabah ise tahmin ettiğim gibi karşımıza düşman kalmamıştı. Ta Erzurum önlerinden Bağdat cephesine akan takviye kuvvetlerimin cepheye katılmasıyla hasıl olan güç birliği eski cephe birliklerinin de maneviyatını yükseltmiş bizim uzun ve zahmetli yolculuğumuz da boşa gitmeyerek Irak cephesinde ilk ve büyük bir başarı elde edilmişti. Bağdat kurtulmuştu……..,[35].”

General Towshend bu muharebeden sonra Türk askeri hakkına görüşlerini şöyle açıklamıştır:

“………Benim 8.500 süngüden ibaret kuvvetim toplarıma göre daha çok  topçuyla korunan Türk tümenini gerçek ve son  bir tahkimat şebekesinden, ricatgâhlardan ve mükemmel ulaşım  ve bağlantılı hatlardan oluşan kuvvetli bir savunma  mevziini çıkarıp attı.Avrupa hiçbir asker yoktur ki- bu ifadenin altını çiziyorum- savunmada Türklerle kıyaslanabilsin.Almanların savunmada gayet iyi oldukları farz ediliyor. Fakat siperlerde bulunduğu zaman onlar Türklerle kıyaslanamazlar. Buna verebileceğim bir örnek Gelibolu’dur. Orada bizim gemi ateşlerimizle birçok kayba uğrayan kıtalar eğer Alman olsaydı yerlerinde kalmazlar ve hemen Türklerle değiştirilirlerdi. Halbuki Türkler bütün savaş boyunca yerlerinde kaldılar……,[36].

İngiliz General geri çekilme emri verecektir ama emrindeki birliklerinin moralinin bozulmaması için iaşe sıkıntısını geri çekilme sebebi olarak gösterir. Yaralarını topla ve onları teknelerle Leç’e gönderir. Kendisi de birliklerle geri çekilerek Aziziye geldi. Burada kasabanın içi ve dışı iaşe ve cephane ile doldurulmuştu.

Bu arda İngiliz komutan süratle susuzluklarını da gidermek için Dicle nehri boyunca çekilmeye çalışıyordu. Beraberinde götüremediği cephane sandıklarını nehre atmış bir kısmı da ateşe vermişlerdi[37]. Artık İngiliz komutan Kut’ül Amare şehrine dek çekilmeyi planlamaktadır.

“Irak’ta halk İngilizlerin Selman-ı Pak’ta yenilgiye uğrayıp geri çekilmeye başlaması üzerine sokaklara çıkıp ellerinde bayraklarla Türk Ordusu lehine gösterilerde bulunmuştur. Zafer akşamı Bağdat sinemasında Türklerin Selman-ı Pak galibiyetini anlatan film gösterilmiştir. İstanbul’da da zafer haberlerinin gelmesi şehirde sevince neden olmuş evler Türk bayraklarıyla süslenmiştir [38].”

11- İngilizlerin Ricati:

İngilizlerin Kut’ül Amare seferinde Osmanlı birlikleri ile yaptıkları Selman-ı Pak Muharebesi bir dönüm noktası olmuştur. Bundan sonra İngilizler Kut’a dek çarpışarak çekilirken Osmanlı Ordusu da bu şehre ilerlemek için hazırlık içindeydi. Towshend ricat halinde iken yorulan askerlerini dinlendirmek için Aziziye’de mola verdi. İngiliz birlikleri peşinde olan Albay Nurettin Bey ise 28 Kasım 1915 günü Aziziye’de bulunan birliklere karşı saldırı düzenledi. Bu saldırıyı bir kuşatma planı şeklinde düzenledi; 13. Kolordu’yu (35 ve 38. Tümenler) nehir yönünde, 18. Kolordu’yu da (45.ve 51.Tümen) sol kanatta (çöl tarafında) konuşlandırdı. Bu kuşatmada en önemli görev 51. Tümen’e düşmüştü. Ancak İngiliz General ordusunu geri çekti ve Delabaha’da yeniden düzen aldı.

Albay Nurettin Bey saldırıyı tekrarlamak düşüncesindeydi. Yeni yerde konuşlanan birliklere 1 Aralık 1915 tarihinde yeniden saldırdı. Towshend Şadiye’ye geri çekildi. Çoğu yaralı olmak üzere 500 asker esir alındı. General artık Kut’ül Amare’ye geri çekilip orada kendisine yardım etmek üzere gönderilecek olan Alymer’in ordusunu beklemeyi kararlaştırdı.

Albay Nurettin Bey 5 Aralık’ta Kut’ül Amare şehrini kuşatmak için harekete geçti. Ertesi gün Dicle Nehrinin her iki yakası yaklaşık 20 km kadar kontrol altında alabildiler. Ancak Towshend nehrin güneyinden ve sağ yakasından kuşatma altında değildi. Ancak yine şehir kuşatma altında tutuluyor ve gönderilen takviye birlikleri önlemek için de güneye Osmanlı birliklerinden kaydırma yapmıştı. 

General Alymer 1 Ocak 1916’ta Ali Garbi’ye gelmiş bulunuyordu (bir piyade tümeni ile bir süvari tümeni). Ayrıca kendisine çeşitli ulaşım araçları da hizmetine verilmişti.

Bu arada Osmanlı-Alman uçakları Kut’ül Amare’yi bombaladı. Bu bombardımanda 200’ü ölü olmak üzere toplam 1.127’e ulaşmıştır.

General Aylmer ise hızla yol alarak Towshend’e yardım etmek istiyordu. Bu amaçla 6 Ocak 1916 tarihinde Kut’ül Amare’nin Dicle’nin sağ yanındaki Osmanlı birliklerine saldırıda bulundu ancak Alymer bu saldırıda 3000 kayıp vererek başarısız oldu (Şey-el Said Muharebesi) [39].

 10 Ocak 1916’a Goltz Paşa’nın emri ile Albay Nurettin Bey komutayı Albay Halil Beye devretti.

 

1.Bölümün Sonu

 

Bu makalenin 2. Bölümü bu hafta içerisinde yayınlanacaktır.

 

 

 

KAYNAKÇA

1.Ali İhsan Sabis, 1991, Harp Hatıralarım, Cilt:1-2, Nehir Yayınları.

2.Burak Artuner, 2005, Kayıp Topraklar, Truva Yayınları, s 107-122.

3.Edwad j. Erickson, 2009, 1. Dünya Savaşından Osmanlı Ordusu- Çanakkale-Kut’ül Amare v Filistin Cephesi-Çv: Kerim Bağrıaçık, Türkiye İş Bankası Yayınları, s 342.

4.-----------------------, Dünya Savaşı Tarihi-1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı, 1914-1918, Cilt-IV, Timaş Yayınalrı, s 224.

5.Edward J. Erickson, 2011, 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı (1914-1918) Cilt IV, Timaş Yayınları, s 224.

6.Charles V.F. Towshend, 2007, Irak Seferi ve Esaret, Yedi Tepe Yayınları, s 696.

7.İlhan Selçuk, 2010, Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, Cumhuriyet Kitapları, s 406.

8.İsmail Bilgin, 2015, Çanakkale Tufanı-101 Soruda Az Bilinen Detaylar ve Doğru Bilinen Yanlışlar, Timaş Yayınları, s 301.

9.İsmail Bilgin, 2013, Kut’ül Amare-Osmanlı’nın Son Zaferi-, Timaş Yayınları,  s 239.

10.Kemal Arı, 1997, 1.Dünya Savaşı Kronolojisi, Genelkurmay Basım Evi, s 412.

11.Kut’ül Amare Kahramanı, 2015, Halil Kut Paşa’nın Anıları, Haz: Erhan Çiftçi, Timaş Yayınları, s 252.

12.Mehmed Nuri Efendi bin Hasan, ?, Dicle Grubu 14. Fırka Hücum Müfrezesi, Hatırat, Çev: İrfan Dağdelen, İBB Atatürk Kitaplığı, Yayınlanmamış, s 176.  

13.Nurettin Şimşek, 2008, Süleyman Askeri Bey-Hayatı, Siyasi ve Askeri Faaliyetler-IQ Kültür Sanat Yayıncılık, s 234.

14.Ömer Çakır, Ali Fuat Bilkan, 2004, Harp Mecmuası, Kaynak Yayınları, s 360.  13.

15.PhilipH. Stoddard, 2003, Teşkilat-ı Mahsusa, Arma Yayınları, s 231.

16.Şener Aksu, 2007, Yahya Kaptan-Bireyin Tarihteki Rolü Açısından-, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları-6, s 171.

17.Şükrü Altın, 2015, Teşkilat-ı Mahsusa- Bir Gizli Teşkilatın Öyküsü-, İlgi Kültür Sanat, s 391.

18.Tarık Saygı, 2011, İngiliz Generali Towshend ve Türkler-Türk Dostu Komutan-, Paraf Yayınları, s 3353.

19.Taylan Sorgun, 2010, Halil Paşa İttihat ve Terakki’den Cumhuriyet’e, Destek Yayınları, s 288.

20.Türk Tarihindeki Kahramanlık Öyküleri-Menkıbeler-2009, Atase Yayını, s 182.

 

         

                       

 

 

 



[1] Süleyman Askeri Bey, s 148.

[2] İngiliz Generali Towshend ve Türkler, s 49.

[3]1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu, s 105.

[4] 45 subay, 989 er ile İngilizlere esir düşmüşledir.

[5]Süleyman Askeri Bey, s 151

[6]a.g.e, s 150

[7]Teşkilat-ı Mahsusa, s 118.

[8] Süleyman Askeri Bey, 156.

[9] Süleyman Askeri Bey,  s 158.

[10] a.g.e, s 167

[11] a.g.e,, s 168.

[12] a.g.e, s 169.

[13]Mehmet Nuri Efendi bin Hasan’ın Günlüğünden (Yayınlanmamış).

[14] Süleyman Askeri, s 178-179.

[15] İngiliz Generali Towshend ve Türkler, s 55.

[16]İngiliz Generali Towshend ve Türkler, s 55.

[17] 1. Dünya Savaşı Kronolojisi, s 157.

[18] İngiliz Generali Towshend ve Türkler, s 57.

[19] a.g.e, s 58.

[20] a.g.e, s 58.

[21] a.g.e, s 59.

[22]İngiliz Generali Towshend ve Türkler, s 60.

[23] 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu; s 115.

[24] a.g.e, s 115.

[25] a.g.e, s 116.

[26] Kut’ül Amare Kahramanı, s 143-144.

[27] a.g.e, s 142.

[28] İngiliz Generali Towshend ve Türkler,  s 63.

[29]1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu, s 119.

[30] a.g.e, s 119-120.

[31] İngiliz Generali Towshend ve Türkler,  s 63.

[32]1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu,  s 121.

[33] a.g.e, s 122.

[34] a.g.e, s 122.

[35] Kut’ül Amare Kahramanı, s 148.

[36] Irak Seferi ve Esaret, s 295.

[37] İngiliz Generali Towshend ve Türkler, s 67.

[38] a.g.e, s 68-69.

[39] İngiliz Generali Towshend ve Türkler, s 81. 


  3506 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)

04/11/2014 - 01:37 Boğaziçi’nden Çanakkale’ye Şirket-i Hayriye Vapurları (Gözde Keskin)

19/10/2014 - 06:44 Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi’nin Anafartalar Grubuna Hitabı (Osman Koç)

11/10/2014 - 10:34 Bir Çanakkale Şehidinin Hikâyesi: Koca Ali Oğlu Mustafa (Necat Çetin)

14/09/2014 - 07:01 Suçlu Sırbistan- Ayağa Kalk ! Avrupa 1914’te Savaşa Nasıl Sürüklendi ? Sleepwalkers (Uyurgezerler) Christopher Clark- Tuncay Yılmazer