1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

Tarih: 29/07/2015   /   Toplam Yorum 0   / Yazar Adı:      /   Okunma 2948

Elimizde bulunan günlük Kazım Şakir’in 1. defteri; bunu defterin sonuna düştüğü “Birinci defterin sonu” kaydından anlıyoruz. Bu deftere hatıralarını 23 Temmuz 1915 günü Hereke’de yazmaya başlamış.  “Tahassüsâtım” başlığı altında yazmaya başladığı günlüğüne şu satırlarla başlıyor: “Geçen harbin son günlerinde susan kalemim, hatıralarımın artık umutsuzluk ve kederle dopdolu olan sahifelerini kapamak ihtiyacını hissederken şimdi duygularım bugün, bu yeni harbin nihayete ermez gibi görünen çok elim hadiseleri arasında yine yazmak ve söylemek ihtiyacı hissediyor.”  
18 Ağustos 1915 tarihinde bu defa defterin öbür tarafına geçerek kitap kapağı tarzında bir sayfa hazırlamış ve buraya “1331 Gelibolu Harbi Hatıratı” başlığını koymuştur. Bu başlığın ardından 18 Ağustos tarihiyle saat 10.40’da Sirkeci’den Uzunköprü’ye doğru hareketiyle birlikte Gelibolu Harbi hatıralarını yazmaya başlamıştır. Kazım Şakir’in birliğinin bağlı olduğu tümen (24. Tümen) 9 Ağustos tarihli bir emir ile 10 Ağustos günü Çanakkale Cephesi’ne gitmek üzere demiryolu ile Uzunköprü üzerinden Gelibolu’ya hareket ettirilmiştir. Kazım Şakir günlüğünde, Gelibolu’ya kadar olan yolculuğunun ardından alayını bularak birliğine katılmasını, burada hastalanarak Gelibolu Hastanesi’ne sevkini, bu hastanede geçirdiği bir ayın ardından taburcu edilerek bu defa Anadolu yakasına geçmiş olan birliğine iltihakını tafsilatlarıyla anlatıyor. Hastanede bulunduğu sürede düşmanın Gelibolu’ya yaptığı bombardımanları ve Anadolu yakasından seyrettiği harp sahnelerini kendine has bir üslupla ve bir münevver bakışıyla değerlendirerek bizlere aktarıyor. Ayrıca ordu içinde karşılaştığı birtakım olumsuzlukları ve yanlış bulduğu uygulamaları en sert ifadelerle eleştirmekten de kaçınmıyor. Günlük, özellikle cephe gerisindeki şartlar ve yaşananlar hakkında oldukça kıymetli bilgiler ihtiva ediyor. (Giriş Yazısından)

 

 ÖNSÖZ

Harb-i Umumi’nin üzerinden bir asır geçti. Bütün dünyayı kasıp kavuran o büyük felaketin üzerinden yüz sene geçmesine rağmen tesirleri hâlâ hissediliyor. Büyük bir deprem gibi yerküreyi sarsan bu afet artçı sarsıntılarla günümüzde hâlâ kendini hatırlatmaya devam ediyor, en çok da bizim coğrafyamızda, Memâlik-i Osmaniye’de…

Birinci Dünya Savaşı dünyanın bütün milletlerini etkilemekle beraber denebilir ki en çok da Osmanlı üzerinde müessir olmuştur. Düvel-i Muazzama olarak dünyanın yedi büyük devleti arasında kabul edilen Osmanlı, bu savaş nihayetinde parçalanarak tarihe karışmıştır. Her ne kadar bu parçalanmada tarihin olgunlaştırdığı şartlar etkili olmuşsa da netice itibarıyla savaşın galipleri menfaatleri doğrultusunda belirleyici bir rol üstlenmişlerdir. Bu da bölge tarihinin doğal bir akışla şekillenmesini engellemiş, etkisi günümüze kadar gelen fay hatları oluşturmuştur. Bugün hala Osmanlı coğrafyasında devam eden huzursuzluk bunu teyit etmektedir.

Harb-i Umumi Osmanlı toprağını parçalamakla kalmamış, parçalanan bu topraklardaki ahalinin varlık ve hayat tasavvuru üzerinde de ciddi bir tahribata yol açmıştır. Hilafetin kaybedilmesi ve galiplerin kendi değerlerini hakim kılma çabaları özellikle imparatorluğun Müslüman bakiyesi üzerinde büyük bir zihni travmanın oluşmasına sebep olmuş, bu travma bugün bölge ve dünya güvenliğini tehdit eden muhtelif grupların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış dönemi olaylarını doğru anlayarak iyi analiz etmek günümüzde bölgede yaşanan hadiselerin isabetli yorumlanabilmesi için de elzemdir. Bu bağlamda eldeki her türlü tarihi bilgi ve belgelerin yayınlanarak tetkike sunulması büyük önem arz etmektedir. Bunlar içinde hatıratların özel bir yeri vardır. Bizde yaygın bir şekilde günlük olarak anı yazma geleneği maalesef yoktur. Çoğu tarihi hatırat kitapları olayların üzerinden belli bir süre geçtikten sonra oturularak kaleme alınmış olması hasebiyle olayların yaşandığı anın duygu ve heyecanını vermemekten başka, sonraki koşullara göre şekillenmiş olarak da karşımıza çıkarlar.

Elimizdeki çoğu hatırat kitapları da önemli olaylarda üst seviyede görev almış, tanınan isimlere aittir. Genellikle tarihi sorumluluk taşıyan kimselere ait olan bu hatıratlarda hatırat sahipleri kendilerini temize çıkartmak, sorumluluklarını hakkıyla ifa ettiklerini ispat eylemek için gayret sarf ederler. Bunların da tarihin anlaşılmasında önemli bir yeri olduğunu kabul etmekle beraber biz, alt sınıflardan kimselerin tuttukları hatıraları daha çok önemsiyoruz. Örneğin, bir cephede cephe komutanının anlatacağı şeylerle o cephedeki bir askerin anlatacağı şeyleri kıyaslayacak olursak şüphesiz asker bize daha özel ve ulaşılması zor bilgiler sunacaktır. Cephe komutanının söyleyeceği şeylerin çoğunu arşiv belgelerinde bulmak mümkün iken askerin anlatacağı şeyleri buralarda bulamayız. Mikro tarih olarak isimlendirilen bu tür kaynaklar günümüz tarih yazımında önemli referanslar olarak kabul edilmektedir. Maalesef bu tür kaynaklar bakımından zengin olduğumuzu söyleyemeyiz…

Bizde Osmanlı dönemine ait hatıraların yeterince ortaya çıkmamasının bir nedeni günlük tutmanın yaygın olmaması, diğer nedeni de alfabede yaşanan değişikliktir. Eski harflerle yazılmış olan defterler, mektuplar vesaire bir süre sonra anlaşılmaz hale gelerek büyük oranda yok olmuş veya ne olduğu bilinmeden bir kenarda kalmıştır. Günümüz insanı aile terekesi içinde bulunan bu tür yazılı kaynakların ne olduğunu anlayamamakta, bu da birçok önemli bilgi kaynağının yok olmasına zemin hazırlamaktadır.

Elinizdeki kitabı oluşturan hatıra defteri buna güzel bir numune teşkil ediyor. Kadıköy’de bir eskici arabasının üzerinde rastlanıldı ve alındı. Muhtemeldir ki birileri tarafından dedelerinden kalma bu defter, ne olduğu bilinmeden başka birtakım lüzumsuz kâğıtlarla birlikte evde temizlik yapma adına atılmış olmalı! Şanslıymış, yok olup gitmekten kurtuldu. Yüz yıl öncesinin önemli bir cephesinden, Çanakkale Cephesi’nden kendine münhasır tanıklıklarda bulunuyor.

Çanakkale Savaşları’nın dünya için olduğu kadar bizim için de önemli bir yeri bulunmaktadır. Burada kazanılan zafer, üst üste gelen bozgunların ardından bir ümit ışığı oluşturmuş, bu zaferin verdiği kendine güven duygusu ileride Milli Mücadele’yi ateşleyecek olan heyecana kıvılcım da sağlamıştır. Birinci Dünya Harbi ardından Anadolu’da işgale karşı direniş hareketi başlatan kadroya baktığımız zaman çoğunun Çanakkale’de de görev almış kişiler olduğunu görürüz. Önemine binaen bu büyük savaşlarla ilgili eldeki her kaynağın yayınlanması savaşın her veçhesiyle anlaşılması bakımından elzemdir. Bu ufak defteri de bu düşünceyle yayınlamaya karar verdik.    

Kitabın yayına hazırlanması aşamasında başta bana rahat çalışma imkânı sağlayan eşim Hayrunnisa’ya, beni kırmayarak kitaba giriş yazısı hazırlayan Melike Bayrak Hanımefendi’ye, metnin yazımında yardımlarını gördüğüm Asiye Kalaycı Hanımefendi’ye, hatıratla yakından ilgilenerek yayınlanmasında önemli katkısı olan Muzaffer Albayrak Beyefendi’ye ve yayınevinde emeği geçenlere minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Tarihimizde oldukça önemli bir yeri olan Çanakkale Savaşları’nın daha iyi anlaşılması için bu küçük eserin ufak bir katkısı olursa kendimi bahtiyar addederim.

                                                                                                              İ.  Bahtiyar İstekli

 

      * * *

GİRİŞ          

KAZIM ŞAKİR HAKKINDA

Kazım Şakir’in günlüğünü yazdığı sırada orduda ihtiyat zabit namzedi olarak görev yaptığını günlüğe düştüğü kendi kaydından anlıyoruz. (6. Kolordu, 24. Fırka, 143. Alay, 1. Tabur, 1. Bölük Kâzım Şâkir, Fatih, İhtiyat Zabit Namzedi) Bugün arşiv kayıtlarında Kazım Şakir’in bilgilerine ulaşmak istesek de başarılı olamadık. Yedek subaylar hakkındaki bilgilere arşiv kayıtlarından maalesef ulaşamıyoruz. Kazım Şakir’in defterini yazmadan önce nerelerde bulunduğu veya bu defterden sonra neler yaptığı hakkında bir bilgimiz yok. Kazım Şakir hakkındaki bildiklerimiz sadece günlüğünde verdiği bilgilerden ibaret…

Kazım Şakir, günlüğünde eğitimi ve sivil mesleğiyle ilgili bir bilgi vermiyor. Orduda ihtiyat zabit namzedi (şimdiki yedek subay karşılığı) olarak görev yapıyor. Fakat Kazım Şakir’in kaleminin ifade gücünden onun iyi eğitim almış biri olduğunu anlıyoruz. Zaten orduda yedek subay olarak bulunuyor olması da tahsilli biri olduğunu gösteriyor. Arapça ve Farsça kelimelerden istifadede dile hâkimiyeti, özellikle tasvirlerindeki ifade zenginliği ve anlatım gücü de bunu belgelemekte.

KAZIM ŞAKİR’ İN GÜNLÜĞÜ HAKKINDA

Elimizde bulunan günlük Kazım Şakir’in 1. defteri; bunu defterin sonuna düştüğü “Birinci defterin sonu” kaydından anlıyoruz. Bu deftere hatıralarını 23 Temmuz 1915 günü Hereke’de yazmaya başlamış.  “Tahassüsâtım” başlığı altında yazmaya başladığı günlüğüne şu satırlarla başlıyor: “Geçen harbin son günlerinde susan kalemim, hatıralarımın artık umutsuzluk ve kederle dopdolu olan sahifelerini kapamak ihtiyacını hissederken şimdi duygularım bugün, bu yeni harbin nihayete ermez gibi görünen çok elim hadiseleri arasında yine yazmak ve söylemek ihtiyacı hissediyor.” Buradan Kazım Şakir’in daha önce de başka muharebelerde bulunduğunu ve günlük yazdığını anlıyoruz; dolayısıyla bu defter I. Dünya Harbi’nde tutulan hatıraların birinci defteri olmalı. Tam olarak hangi savaşlara katıldığını bilmesek de defterin ilerleyen sahifelerinde onun Balkan Harbi’nde ve Edirne Kuşatması’nda bulunmuş olduğunu öğreniyoruz.

23 Temmuz’da defterine adeta bir giriş yazısı yazarak bu deftere günlüğünü yazmaya başlayacağını belirtmiş olan Kazım Şakir, yaklaşık bir ay kadar deftere hiçbir şey yazmamış; 18 Ağustos 1915 tarihinde bu defa defterin öbür tarafına geçerek kitap kapağı tarzında bir sayfa hazırlamış ve buraya “1331 Gelibolu Harbi Hatıratı” başlığını koymuştur. Bu başlığın ardından 18 Ağustos tarihiyle saat 10.40’da Sirkeci’den Uzunköprü’ye doğru hareketiyle birlikte Gelibolu Harbi hatıralarını yazmaya başlamıştır.

Kazım Şakir’in birliğinin bağlı olduğu tümen (24. Tümen) 9 Ağustos tarihli bir emir ile 10 Ağustos günü Çanakkale Cephesi’ne gitmek üzere demiryolu ile Uzunköprü üzerinden Gelibolu’ya hareket ettirilmiştir. Kazım Şakir’in –günlüğünde belirtmediği bir nedenle- birliğinden bir hafta sonra Çanakkale’ye hareket ettiğini görüyoruz. Gelibolu’ya vardığında alayın bulunduğu yeri bulmakta nasıl sıkıntı çektiğini günlükte anlatmaktadır.

 Kazım Şakir günlüğünde, Gelibolu’ya kadar olan yolculuğunun ardından alayını bularak birliğine katılmasını, burada hastalanarak Gelibolu Hastanesi’ne sevkini, bu hastanede geçirdiği bir ayın ardından taburcu edilerek bu defa Anadolu yakasına geçmiş olan birliğine iltihakını tafsilatlarıyla anlatıyor. Hastanede bulunduğu sürede düşmanın Gelibolu’ya yaptığı bombardımanları ve Anadolu yakasından seyrettiği harp sahnelerini kendine has bir üslupla ve bir münevver bakışıyla değerlendirerek bizlere aktarıyor. Ayrıca ordu içinde karşılaştığı birtakım olumsuzlukları ve yanlış bulduğu uygulamaları en sert ifadelerle eleştirmekten de kaçınmıyor. Günlük, özellikle cephe gerisindeki şartlar ve yaşananlar hakkında oldukça kıymetli bilgiler ihtiva ediyor.

Kazım Şakir defterine en son Ovacık civarındaki 2. Alay 1. Tabur Karargâhı’ndan 26/27 Aralık 1915 Pazar gecesi yazarak  “Birinci defterin sonu”  notunu düşmüş. Buradan anlıyoruz ki Kazım Şakir yazmaya diğer defterlerde devam ediyor. Kazım Şakir’in diğer defterleri şimdilik tarihe saklanmış durumda…     

KAZIM ŞAKİR GÜNLÜĞÜNDE NELERDEN BAHSEDİYOR

Yukarıda Kazım Şakir’in münevver kişiliğinden bahsetmiştik. Onun günlüğe yazdıklarını değerlendirirken bunu göz önünde bulundurmak gerekir. Dönemin okumuş, entelektüel kişiliklerinde rastlanan benmerkezcilik Kazım Şakir’de de göze çarpmaktadır. Hadiselere bu duyguyla yaklaşarak bir yandan sürekli eleştirilerde bulunmakta, bir yandan da kendisinin anlaşılmadığından şikâyet etmektedir. Bu yaklaşımla olaylara ve ordu içindeki uygulamalara bakarak ciddi eleştiriler getirmekte, bu da bize pek de dile getirilmemiş olan ordu içindeki çeşitli uygulamalar hakkında yeni bilgiler sunmaktadır.

Ayrıca, Kazım Şakir’in bağlı olduğu tümen Mustafa Kemal 19. Tümen’e komutan olarak tayin edildiğinde değiştirilmesini istediği 58. ve 59. Alayların verildiği tümendir. Bu birliklerin efradı daha çok Arap coğrafyasından gelen ve yaşı geçmiş, disiplinsiz askerlerden oluşmaktaydı. Bu nazarla bakıldığında Kazım Şakir’in birtakım eleştirileri daha iyi anlaşılacaktır.     

Sirkeci’den cepheye hareketinden itibaren günlüğüne yazmaya başlayan Kazım Şakir, öncelikle Gelibolu’ya ulaşıncaya kadar yolculuğundan gün be gün bahsederek İstanbul’dan cepheye sevkiyat şartları ve süresi hakkında bilgiler vermektedir. Mayıs ayından itibaren Marmara Denizi’nde düşman denizaltılarının görülmesi ve ulaşımı tehdit eder hale gelmesiyle birlikte özellikle asker sevkiyatı Uzunköprü’ye kadar demiryolu ve sonrasında karayoluyla yapılmaktaydı. Sirkeci’den hareketinden itibaren Kazım Şakir’in Gelibolu’daki birliğine ulaşmasının on günü bulduğunu görüyoruz. Oysa denizyoluyla ulaşım mümkün olsa on saatte Gelibolu’ya gidebilecekti…    

Birliğine katıldıktan sonra da Kazım Şakir günlüğünde gördüğü olaylar ve şartlar hakkında ayrıntılı bilgiler vererek yorumlar yapmaktadır. İçinde bulunduğu birliğin disiplinsizliği, ast-üst arasındaki uyumsuzluk ve askerin üstüne itaatsizliği anlatılarak eleştirilmektedir.  Kazım Şakir bu eleştirilerinde haklıdır zira bağlı bulunduğu birlik askeri tarih kayıtlarında da geçtiği üzere yaşı geçmiş ve disiplinsiz askerlerden oluşmaktaydı. Cephe içerisinde bulunan bir asker gözü ile bunların samimi bir dille anlatması oldukça önemlidir.

Cephe hattında hastalanarak Gelibolu’da bir ay hastanede kalan Kazım Şakir hastanede yaşadıklarını uzun uzun anlatmış. Hastanenin fiziki koşullarıyla birlikte hastanede yaşanan aksaklıklar, hastalara yapılan muameleler, doktor hasta ilişkileri, hastaların tedavi şartları ve beslenme şekilleriyle ilgili günlükte ilginç bilgiler var. Bizzat içlerinden birinin aktarımıyla hastanelerde askerimizin çektiği sıkıntıları çok daha iyi anlıyoruz.  

Günlükte hastanede bulunduğu günlerde birçok defa Gelibolu bombardımanından bahsediyor. Çanakkale Muharebeleri’nde fazla ayrıntısını bilmediğimiz bir konu Gelibolu bombardımanları. Kazım Şakir bombardımandalar sırasında Gelibolu şehrinde yaşananları, yaralanan insanları ve tahribatı edebî bir dille bize aktarıyor. Bu vesileyle yeni bir savaş aracı olarak kullanılan tayyarelerin oradaki insanlar üzerinde ne gibi hisler oluşturmuş olduğunu öğreniyoruz.

Hastaneden çıktıktan sonra Anadolu Yakası’nda, Erenköy’de bulunan birliğine katılmak üzere yaptığı yolculuk da ilginç detaylarla dolu. Bulunduğu yerlerle ilgili bilgiler vermenin yanında harp sahnelerini gözlemleyerek bizlere canlı tablolar da sunuyor:

 “Ay’dan sızarak dökülen gümüş renginde bir ışık yağmuru Seddülbahir ile Kumkale arasındaki boğaz girişini aydınlatıyor, Ege Denizi’ne doğru uzanan Seddülbahir’den düşmana mı bize mi ait olduğu kestirilemeyen işaret fişekleri havai fişekler gibi yükseliyor, bir müddet havada kaldıktan sonra düşüyordu. Sahilden biraz ötede ışıklara boğulmuş iki gemi bulunuyordu. Arabacı Ahmet Çavuş bunların düşmana ait hastane gemileri olduğunu söyledi. Bazen harp gemileri ışıkları tamamen sönmüş siyah yıldızları andırır bir halde dolaşıyorlar, fakat mukabil projektörlerle aydınlatılan ve gözetlenen Boğaz girişine yaklaşmaktan daimi bir surette uzak duruyorlardı. Projektörlerin gecenin karanlığını yırtıp uzanan kesif ışıkları bende garip hislere yol açıyor…”

Cephede askerin iaşesi ve yeme içme ihtiyaçlarının karşılanması da önemli mevzulardan biridir. Günlükte yedikleri yemeklerin çeşitleri ve içtikleri çay-kahveye varıncaya kadar ayrıntılı bilgiler verilmektedir. Ayrıca çektiği maddi sıkıntılardan ve tütünsüzlükten de bahsetmektedir.

Yine önemli bir mevzuu olarak Kazım Şakir, 26 Ekim 1915 Salı günü günlüğüne yazdığı notlarda düşmanın cepheyi tahliyesinden bahsediyor. Tahliye konusu Türk tarafında pek de bahsedilmeyen bir konudur. Fazla dile getirilmemiş, yazılmamış ve anlatılmamıştır. Kazım Şakir günlüğünde Gelibolu hastanesinde iken geriden gelen askerlerin düşmanın tahliye hazırlığında olduğunu haber verdiklerini yazıyor. Buradan anlıyoruz ki tahliye, cephe içerisinde hissedilen bir durum.

Kazım Şakir’in günlüğüne samimi ve içten bir ruh haliyle yazdığını görüyoruz. Oldukça hassas ve duygusal bir yapıya sahip olduğu günlük okuduğunda kolaylıkla anlaşılabilecek bir durum. Hatta bir yerde duygu yoğunluğu sebebiyle bir süre günlüğüne yazamadığından bahsediyor. Günlükte birçok yerde derin edebi duygular ile yazılmış cümleler görüyoruz.

Bir yerde yanlarından geçen gaziler kafilesi için şunları yazıyor; “Kalbim, vücutlarını vatan uğrunda birkaç kere, birkaç yerinden deldirdikleri halde yine de bir şikâyet sözü, hiçbir itiraz sesi çıkarmadan aynı ameliyeyi tekrara ve belki ölüme doğru zulmetler içinde kayan ve yalnız arada sırada dudakları ucundan birkaç dini kelime fırlayan bu muhip kafileyi hürmetlerle kucakladı.”

Bir başka yerde Arıburnu ve Anafartalar’da yaşanan kanlı muharebelerden etkilenerek şunları yazıyor: “Yarın belki beni de uzun asırlardan beri didiklenen ve parçalanan insanlığın zavallı bağrını deşmek, bütün beşeriyetin ellerini ve yüzünü kızartan o kanlı boyalarla boyanmak ve süslenmek için bu sahnenin uğursuz kahramanları arasına sürecekler, parçalayacağım… Ve belki parçalanacağım… O zaman sevdiklerimin ve beni sevenlerin el ele vermiş hayali temsilleri, gözlerinden akan elem seline dudaklarından dökülen matem mersiyeleri karıştığı halde topraklar üzerine serilmiş kanlı ve genç mevcudiyetim üstüne kapanacaklar, ruhlarımız bu kanlı buluşma yerinde sonsuz bir visal ile birleştiği zaman ilahi harp şüphesiz bizi kutsal kılacak…”

Bir diğer yerde içinde bulunduğu ruh halini şu cümlelerle anlatıyor: “Şimal rüzgârı müthiş uğultular, velveleler içinde hastanenin camlarını sarsıyor; fırtına Marmara’nın sakin yüzeyi üzerinde büyüyen dalgalar, beyaz köpükler vücuda getiriyor. Hatta bütün tabiat isyankâr inlemeler, çığlıklarla haykırırken ruhumda daimi kırgınlıklar, ıstıraplar meydana getiren, bu gülmez ve güldürmez talihi daima muvaffakiyet zirvesinden sükûtla selamlayarak, beni inleten elemlerle eğlenen kadere karşı isyan etmek, kudurmak, haykırmak ve inlemek ihtiyacım var…”

Kazım Şakir günlüğünün bir sayfasında Gelibolu bombardımanından etkilenerek savaşın kirli yüzü hakkında evrensel bir yorum yapıyor: “On binlerce metreden ateş ve ölüm yağdırmayı düşünen melun zekâlar, zulüm ve tahakkümü aynı haşmet ve kibirle devam ettirebilmek için milletleri çarpıştıran diplomatlar, biraz da insâniyetin refah ihtiyacını ve salahını düşünseler, insanlar arasındaki bağları yok ederek milletler arasında uçurumlar kazan katil kafalar biraz da itimat ve muhabbet esaslarını tahkim etselerdi belki Dünya zaman zaman böyle bir mezbaha, iğrenç, uğursuz, kanla dolu bir mezbaha halini almayacak; insanlığın nasibi acı dolu iniltiler olmayacak, bu gün ölümün haşin eliyle kapanan gözler arkasında yüz binlerce göz matem selleriyle çağlamayacaktı. Avrupa’nın kanlı ve kartal medeniyetine benden ebedi bir lânet…”

Kazım Şakir cepheyi şu satırlarla tasvir ediyor: “Gündüz hiç kimse zeminliklerden çıkmıyor. Yemek, mutfaktan siperlere ancak avcı hatlarıyla nakil olunabiliyor. Yalnız, hayat gece başlıyor. Fakat büyük şehirlerin velveleli, neşe dolu, sazlı sözlü mesut gece hayatı gibi değil; gürültülü, ateşli, kanlı ve ölümlü bir hayat… Korkunç bir hayat! Bütün tabiatın gecenin siyah koynunda uykunun sükûnetine sığınarak bir dinlenme ihtiyacıyla sustukları, uyudukları zaman insanlar, bütün kâinatın derin sükûn ve huzurunu ihlal eden mermilerin korkunç velveleleri, ölüm yağmurlarını yağdıran infilaklarıyla kanlara bulanmak için uyanıyorlar, boğuşuyorlar… Süngüler ileri atılan göğüsler üzerinde bir kan fıskiyesi meydana getirerek ölüm yaraları açıyor… Yığın yığın insan gecenin kalpleri ve yüzleri örten bu siyah tülleri içinde Çanakkale arazisinin çukurlarını cesetleriyle dolduruyorlar.”

Kazım Şakir günlüğüne en son yazdığı satırlar savaş hakkında söylenebilecek son söz gibi, çok manidar:  “Şu satırları zeminlikte yazarken Seddülbahir trajedisi kalpleri titreten fasılasız gürültülerle devam ediyor. Gecenin kalpleri donduran zulmeti içinde binlerce göz, bir daha açılmamak üzere kapanırken arkalarında bıraktıkları vücutların gözleri de kanlı yaşlarla bir daha kapanmamak üzere açılıyor...”

Her hatırat yazarı gibi Kazım Şakir de olayları kendi fikir ve inancı doğrultusunda yorumlamaktadır. Esasen hatıratta eleştiriye açık olan Kazım Şakir’in Rumlar ve Ermeniler hakkındaki görüş ve düşüncelerini Balkan trajedisini yaşamış olan birinin ruh halini göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Milliyetçilik saikiyle alevlenen Balkan Savaşı’nın bölgedeki Müslümanların sürgün ve katliamına dönüşmesi, karşı tarafta da milliyetçi duyguları uyandırması kaçınılmazdı. Hatıratta aşağıdaki satırlarda Kazım Şakir’in bahsettiği Balkan muhacirlerinin Rum köylerine zarar vermeleri ve bunun takdir edilmesi de bu bağlamda değerlendirilmelidir:

“Asırlardan beri başları üstünde dalgalanan kırmızı-beyaz sancağa rağmen hala gözlerini Akropol eteklerinden ayıramayan, Osmanlı’nın hâkimiyetini hafife alan ve alay eden Rumlar şu yıkılmış, harabeler haline gelmiş enkaz yığınından anlaşılıyordu ki milli birlik hayaliyle kudurmuş, çıldırmış bir hale gelmişlerdi. Olimpos’tan esen rüzgâr onların başını döndürmüş, gözlerini karartmış ve nihayet fena bir hastalığa, mavi-beyaz illetine uğramışlardı.

Şu kırmızı-beyaz, hayır yalnız kızıl diyarda, yalnız kan diyarında bu hastalığa uğrayanların âkıbetleri sadece tahrip ve imha; mademki mücadelenin kapısını korkmayarak onlar açmışlardı, merhamet göstermeden tahrip ve imha olmalıdır. Şu ölüm kalım mücadelesinde bir lahza hissedilen merhamet, milli varlığımıza bir hıyanet telakki edilecektir. Onun için, mukaddes varlığımız için döktüğümüz ve dökmekte olduğumuz kanlar için yapılan şu tahrip ve imhayı istikbal adına takdis ettim. Kalbimin daimi neşesini ocağımda yanan mavi beyaz tahtalar, sokakta yürürken çiğnediğim mavi beyaz taşlar teşkil ediyor… Her şeyin mavi beyaza bürünmüş olduğu, harabeler halinde bulunan şu perişan köyde mukaddes kırmızımıza karşı sarsılmaz bir aşk ve iştiyak duydum.”

 Ayrıca, Kazım Şakir’in bölüğünde bulunan Ermeni Aşçı Vahan hakkındaki düşünceleri de Ermeniler hakkındaki dönemin yaklaşımını göstermesi bakımından enteresandır. Onu “şark eyaletleri ve Kilikya’yı Toros’tan Ararat Dağlarına kadar kan ve ateş deryasına çeviren” bir milletin ferdi olarak görmekte, madalya verilerek terfi ettirilmesini şiddetle eleştirmektedir. Kazım Şakir kendi açısından olayı yorumlarken devletin konuya yaklaşımı hakkında bize bir fikir vermektedir. Demek ki Osmanlı Devleti bir yandan tehcir uygularken diğer taraftan da orduda görevli sadık bir Ermeni vatandaşını taltif ederek madalya vermekteydi.

Bunlara benzer birçok konuda Kazım Şakir’in günlüğü ipuçları ihtiva etmektedir. Bu bilgilerden araştırmacıların istifade edebileceği gibi okuyucu da o günlere giderek, Kazım Şakir’in şahsında Çanakkale Muharebeleri esnasında yaşananlara daha yakından vâkıf olacaktır.   

KAZIM ŞAKİR ÇANAKKALE CEPHESİNDE GELDİĞİ ZAMAN CEPHEDE DURUM

Kazım Şakir 24. Tümen askeri olarak 23 Temmuz günü Hereke’den Çanakkale Cephesi’ne gitmek üzere hareket ediyor ve günlüğüne en son 26 /27 Aralık 1915 günü bu bölgede yazıyor. Kazım Şakir cepheye geldiği zaman genel itibari ile cephede durum şu şekildedir:

Temmuz ortalarında Çanakkale Cephesi’nde muharebeler kilitlenmiş, karşılıklı saldırılar olarak devam ediyordu. Gelibolu Yarımadası’nda güney ve kuzey bölgede muharebeler siper savaşlarına dönüşmüştü.

İtilaf Devletleri ya yeni kuvvetlerle taarruzlar yapacak veya geri çekileceklerdi. Yapılan muhakemeler neticesinde Çanakkale Cephesi’ni kuvvetlendirmeye ve yeni bir harekât yapmaya karar verdiler. Cepheyi açmak için yeni takviye birlikleri ile muharebe hazırlığına başladılar. Muharebeler Gelibolu Yarımadası’nda Kuzey bölgesi ve Anafartalar’da yoğunlaşacaktı. İtilaf Devletleri’ne göre hedeflerine ulaşmanın en kısa ve etkili yolu, yeni kuvvetleri Anafartalar sahillerine çıkarmak ve yapılacak çevirme harekâtı ile Türk Kuzey Grubunu imha etmek, böylece güneydeki Türk kuvvetleri de izole ederek yarımadaya hâkim olmaktı.

Bu amaçla Gelibolu Yarımadası Kuzey bölgesi, Suvla – Anafartalar’a 6 Ağustosta yeniden çıkarmalara başladılar; bu 10 Ağustos’a kadar devam etti. 10 Ağustos günü 1. Anafartalar Muharebeleri yaşandı. Fakat neticede İtilaf Devletleri hedeflerine ulaşamadılar. İtilaf Devletleri güçlerini takviye ederek yeni bir taarruz hazırlığına başladılar. Türk birlikleri ise hazırlıkları anlamış ve ihtiyat birlikleri ile cepheyi takviye etmeye başlamıştı. 21 Ağustos’a kadar muharebeler küçük çaplı olarak devam etti. 21 Ağustos günü 2. Anafartalar Muharebesi yapıldı. Fakat neticesinde İtilaf Devletleri ağır bir zayiata uğrayarak bir başarı elde edemediler. Anafarta bölgesindeki askerlerin Arıburnu bölgesindeki Anzak birlikleri ile bağlantısını kurabilmek için 27 Ağustos günü Kayacıkağılı – Bombatepe Muharebeleri yapıldı. Muharebe neticesinde İtilaf Devletleri Bombatepe’nin güney sırtlarını ele geçirdiler.

27 Ağustos Bombatepe Muharebeleri ile Anafartalar bölgelerindeki çarpışmalar fiilen sona ermiştir. Bu tarihten itibaren muharebeler siper savaşları haline dönüşerek cephede durum her iki taraf için de güç şartlar altında devam etmiştir. Türk birlikleri savunmada kalmış, İtilaf kuvvetleri ise yeni bir saldırı planı mı yapma, savunmada mı kalma, yoksa artık başarısızlıklarını kabul ederek birliklerini tahliye mi etmenin en doğru yol olacağını düşünmeye başlamışlardır. Bu dönemden sonra Çanakkale Cephesi’ndeki muharebeler konusunda uzun müddet bir kararsızlık dönemi hüküm sürmüştür.

23 Ağustos’tan itibaren Gelibolu’dan gelen haberler üzerine büyük takviye kuvvetleri gönderilmeden başarıya ulaşılabileceği konusunda İtilaf Hükümetlerinin ümitleri kırılmıştı. Kıtalar ileriye yürüyemeyecek şekilde sarsılmış ve 6 Ağustos’tan beri verilen büyük kayıplarla birlikte bu yeni başarısızlık, vaziyeti derin bir şekilde değiştirmişti. İtilaf Devletleri’nin, birliklerini yeniden takviye ederek taarruz etmek, Çanakkale’nin Anadolu yakasına asker çıkarmak, Bolayır’a çıkarma yapmak veya başlamış olan Selanik seferine yönelmek gibi düşünceleri oldu. Fakat hiç birisine karar verilemeyerek sürüncemede kaldı. Hatta Ekim ayında Boğaz’ı bir gece taarruzuyla zorlama teşebbüsünde bulunmak bile düşünülmüştür.

 İtilaf Devletlerince yapılan uzun müzakereler ve planlar neticesinde, aylar boyunca verilen zayiatlar ve başarısızlıklar sonucunda yapılacak en akıllıca işin birliklerini tahliye edip Çanakkale Cephesi’ne son vermek olduğuna karar verdiler.

11 Ekim günü toplanan Çanakkale komitesinde “ Çanakkale’ye yeniden önemli kuvvetler gönderilmesinin olanaksızlığı” kararına varılmıştı. İtilaf Devletleri en son 6 Aralık 1915 tarihinde yapılan askeri konferansta alınan karar ile Çanakkale Cephesi’nin tahliye edilmesine oy birliği ile karar verdiler. Tahliye hazırlığına başladılar. En ince ayrıntıya kadar hazırladıkları tahliye planını uygulamaya 12 Aralık tarihinde başladılar. Tahliye 20 Aralık tarihine kadar devam etti. 20 Aralık 1915 günü saat 05.00’de Kuzey bölgesinde Arıburnu ve Anafartalar’daki tahliye başarıyla tamamlandı.

Bundan sonra İtilaf Devletleri Gelibolu Yarımadası güney bölgesindeki durumu tartışmaya başladı. Bu bölgede kalmaya devam etmek, yeni bir muharebeye girişmek, Çanakkale Boğazı Anadolu yakasına asker çıkarmak gibi düşünceleri oldu. Neticede İngiltere’deki kurmay heyeti Seddülbahir’de kalmaya devam edilmesinin fayda değil zarar getireceğini düşünüyor ve bu bölgenin de tahliye edilmesini istiyordu. 23 Aralık’ta İngiliz Harp Meclisi Seddülbahir sorununu görüşmek üzere toplandığı vakit, ordu mensupları burasının boşaltılmasını hep birlikte talep etmekteydi. 24 Aralık’ta İmparatorluk Kurmay Başkanı William Robertson tahliye hazırlıkları için emir verdi. 28 Aralık’ta Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen telgraf ile tahliyeye kesin olarak emir verildi. Tahliye planı uygulanmaya başlandı ve en son 9 Ocak 1916 tarihinde saat 03.45te son kafile kıyıdan ayrıldı. Böylece Çanakkale Cephesi’ndeki muharebeler bitmiş oldu.

5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders 9 Ocak 1916 tarihiyle yayınladığı ordu emri ile Çanakkale harekât alanında genel savunma düzenini belirledi. 6. Kolordu Komutanlığı’na bağlı 24. Tümen Çanakkale Anadolu yakasında, 26. Tümen kuzeyde Anafartalar bölgesinde, 42. Tümen güneyde Seddülbahir bölgesinde, 25. Tümen Saroz Körfezi’nde görevlendirildi. Diğer birlikler peyderpey cepheden ayrılarak başka bölgelere sevk edildi. Ocak ayı sonundan itibaren bu birlikler de diğer cephelere gönderildi.

 GÜNLÜĞÜN SADELEŞTİRİLMESİNDE TAKİP EDİLEN USUL

Kazım Şakir günlüğünü yazarken zaman zaman ağdalı, dilimize Arapça ve Farsça’dan giren kelimelerden istifade etmiş. Biz bu tür, günümüzde artık kullanılmayan ve sözlüğe bakmadan anlaşılamayacak kelimeleri sadeleştirme yolunu seçtik. Şüphesiz eski metinlerin sadeleştirilmesi zor ve mesuliyetli bir iştir. Bunun bilincindeyiz. Bu bilinçle anlam bozulmamasına azami dikkat ettik. Ayrıca, metnin akışından ne anlama gelebileceği sezilebilen kelimelere yine de dokunmadık. Buna örnek olarak “tarassut” kelimesini gösterebiliriz.

Bir de eski metinlerde terkipli yazım çok sık kullanılmaktadır. Kazım Şakir’in metninde de çok sık rastladığımız bu terkipleri anlamı hiç bozulmayacak şekilde düz yazımıyla kullandık. Örnek olarak: Hâk-i mezar= mezar toprağı, mâl-ı yetim= yetim malı, sefîne-i harp= harp gemisi, sahne-i harp= harp sahnesi, nâ-kâbil-i mümkün= imkânsız, dârû-yu memat= ecel şerbeti değişikliklerini gösterebiliriz. Ayrıca özellikle Arapça kelimelerin Arapça kaidesine uygun çoğaltma yapıldığını gördük ve bunları anlamı tam olarak ifade ettiğini görerek Türkçe çoğaltma haline dönüştürdük. Örnek: Sevâhili= sahilleri, evcâ= acılar, muharebât= muharebeler. Günümüz Türkçesinde tam karşılığı olan kelimeleri de değiştirmekte beis görmedik: Mecruh= yaralı, istidâ= dilekçe, tahtelbahir= denizaltı, zeval= öğleyin, kable= önce, ba’de= sonra, zîr ü zeber= altüst, mâdun ve mâfevk= ast ve üst gibi.  Bu gibi değişiklikleri metnin asıl kurgusunu bozmadan daha geniş bir kesim tarafından rahatça okunup anlaşılabilsin düşüncesiyle yaptık.

Gelelim defterin yeni harflere aktarılması meselelerine… Şüphesiz, günlük, hatırat, mektup gibi yayınlanmamış, yazanın kendisi için yazdığı metinleri yayınlanmak üzere hazırlarken çeşitli zorluklar ve müşküller ortaya çıkmaktadır. Bu metinler rastgele yazıldığı için ve bir de dönemi anlayışına bağlı olarak çeşitli noktalama işaretleri ve ifade hataları barındırabiliyorlar. Bunların yayına hazırlanırken düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum. Keza, günümüzde bile bir eser yayınlanırken bu tür konulara editörler müdahale ederek düzeltme yapmaktadırlar. Gerçi biz Kazım Şakir’in günlüğünde bazı noktalama, satırbaşı, paragraf değişiklikleri dışında değiştirilecek bir ifade bozukluğuna rastlayamadık.

                                                                                                         Melike Bayrak

 

1915 Gelibolu Harbi Günlüğü -Kazım Şakir
Hazırlayan: İ.  Bahtiyar İstekli
Yeditepe Yayınevi İstanbul 2015
120 sayfa


  2948 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)

04/11/2014 - 01:37 Boğaziçi’nden Çanakkale’ye Şirket-i Hayriye Vapurları (Gözde Keskin)

19/10/2014 - 06:44 Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi’nin Anafartalar Grubuna Hitabı (Osman Koç)

11/10/2014 - 10:34 Bir Çanakkale Şehidinin Hikâyesi: Koca Ali Oğlu Mustafa (Necat Çetin)

14/09/2014 - 07:01 Suçlu Sırbistan- Ayağa Kalk ! Avrupa 1914’te Savaşa Nasıl Sürüklendi ? Sleepwalkers (Uyurgezerler) Christopher Clark- Tuncay Yılmazer

06/09/2014 - 07:14 Bilgeliğin Yedi Sütunu- Thomas Edward Lawrence (Nagihan Haliloğlu)