Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

Tarih: 24/02/2015   /   Toplam Yorum 0   / Yazar Adı:      /   Okunma 6116

Bu incelemede Gelibolu Cephesi’nde savaşan her iki tarafın su durumu, su potansiyeli içme suyu açısından irdelenecek, literatürdeki örneklerine yer verilecektir. Suyun ve bugünkü coğrafyanın oluşmasında ve bulunmasında jeoloji(yerbilimi) önemli rol oynamaktadır. Bu yüzden her iki tarafın jeolojik şartları sebebiyle avantaj ve dezavantajları, savaş-jeoloji ilişkisi de kısaca özetlenecektir.


Gelibolu yarımadasının doğal yapısı saldıranlara hem taktik hem de su bakımından büyük problemler oluşturmuştur. Pek az yerli kaynaklardan su sağlamaya çalışan İtilaf Devletleri daha sonra taşıma suyla ve teknik imkânlarla suyu askerlerine dağıtabilmiştir. Ancak bu suyun da kaliteli olduğunu söylemek zordur….. Türkler ise Gelibolu Yarımadası’nın coğrafyasından düşmana karşı avantajlı olmuşlardır. Gelibolu Yarımadası’ndaki doğal kaynakların/coğrafyanın/jeolojinin birbirine olan etkileriyle bunun Çanakkale Cephesi’ne olan yansıması iyi araştırılması, ayrıntılı arazi çalışması yapılarak yeni bulgular ve sentezlere ulaşılması açısından araştırıcıların önünde durmaktadır. Bu makale bu etkilere dikkat çekmek için bir başlangıç ve girizgah olarak kabul edilmelidir.    ( İ.B.)

 

Giriş

Bu incelemede Gelibolu Cephesi’nde savaşan her iki tarafın su durumu, su potansiyeli içme suyu açısından irdelenecek, literatürdeki örneklerine yer verilecektir. Suyun ve bugünkü coğrafyanın oluşmasında ve bulunmasında jeoloji(yerbilimi) önemli rol oynamaktadır. Bu yüzden her iki tarafın jeolojik şartları sebebiyle avantaj ve dezavantajları, savaş-jeoloji ilişkisi de kısaca özetlenecektir.

1. GELİBOLU YARIMADASI’NIN JEOLOJİSİ VE COĞRAFYASI

Gelibolu Yarımadası genellikle çökel(tortul), daha az olarak da volkanik (püskürük) kayaçlarından oluşur. En yaşlı Eosen-Oligosen yaşlı (55-34 milyon yıl) jeolojik birimler yarımadanın Saroz Körfezi kıyısı boyunca dar bir şerit halinde kuzeydoğu güneybatı yönünde, Saroz Körfezi doğusundan başlayarak Büyük Kemikli ve Küçük Kemikli Burnu’na dek uzanır. Yüksek tepeler, sert/sarp coğrafya oluşumları bu alan içinde yer alır. Diğer jeolojik birim ise yukarıda anlatılan birime paralel olarak Yarımadanın güneyi Alçıtepe civarını ve Kilitbahir Platosunu da içine alan ve Gelibolu’nun güneyinden başlayan Miyosen yaşlı (25 milyon yıl) birimlerdir. Bu birim nispeten yumuşak olduğu için zamanla aşınarak yayvan bir coğrafya oluşturmuş ancak Alçıtepe, Kilitbahir Platosu(büyük sekiler) ve Maltepe, Arıburnu, Conkbayır ve Kocaçimen jeolojisi gereği aşınamayarak tepelik/platoları oluşturmuştur.

 Bu kesimlerde yer alan kayaçlar sert ve aşınmaya karşı dirençlidir. Derelerde, geniş/dar vadi içlerinde, deniz kıyı şeridindeki ve ovalarda genç çökel diye tanımlanan, suca zengin sayılabilen alüvyonlardan müteşekkildir (Şekil-2).Yarımada’nın coğrafyasını KG-GB doğrultulu ana ve tali faylar da etkilemiştir. Zira 1912 yılında meydana gelen Mürefte Depremi yörede ağır hasara ve can kaybına sebep olmuştur.

 

Şekil-2: Gelibolu Yarımadasının Jeolojisi, (Kaynak; Sümengen ve diğerleri 1987’den alınmıştır)

 

2. GELİBOLU YARIMADASI’NIN SU POTANSİYELİ

2.1- Gelibolu Yarımadası’ndaki Başlıca Akarsu ve Göller

2.1.1 Saroz Körfezi’ne Dökülen Akarsular

Kavaksuyu: Birçok kollarla beslenen ve her mevsimde akan bir deredir. Yüksek tepeler tarafından çevrelenen ve hızlı, geniş bir toplama havzası olan deredir. Kavaktan sonra batıya yönelerek Saroz Körfezi’ne dökülür. Bu dere ağzının iki yanı bataklıktır. Kavaksuyu güneyi, kuzeyden yapılacak bir taarruza karşı berzahı korumaya elverişlidir. Yaz-kış suyu mevcuttur.

Kocadere: Önce Tayfur’dan güneybatı yönünde akar, Kayalı Tepe güneyinde kuzeybatıya  yönelerek Ece Limanına dökülür.

Azmakdere/(Söğütlüdere) Küçük Kemikli Burnu güneyinde Körfez’e akan ve yazın kuruyan bir deredir.

Kabatepe’nin güneyindeki Azmakdere ve bunun güneyindeki Kumdere ve Alçıtepe güneyindeki Sığındere yer alır. Bu dereler yazın kurumaktadır.

Münip Bey Deresi, Cumalı Dersi, Ilgardere, Yalova Deresi, Havuzlar Deresi(Şarlayan Dere) Soğanlıdere, Tengerdere, Domuzderesi, Kerevizdere, Kanlıdere ve Kirte deresi daha küçük akarsular olup dere niteliği göstermektedir. Kışın akmalarına karşılık yazın ise kurumaktadır. Bu dereler Çanakkale Boğazı’na dökülmektedir.  

2.1.2-Göller

Demircili Gölü: Kavakköyü-Şarköy Karayolunun 12. km.sinde yer alır. 1912 Şarköy Depremi’nde bir gece de oluşmuş ve Kuzey Anadolu Fay zonu üzerinde yer alan suyu bol olan bir göldür. 

Çokal Barajı: Kavaksuyu üzerinde hemen Çokal Köyü’nün güneyinde yapımı bitmek üzere olan ve Gelibolu Yarımadası’nın içme ve tarımsal su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmektedir.

Tayfur Barajı: Tayfur Köyü yakınında su toplamak için yapılmış suni bir göldür. Halen Gelibolu İlçesinin su ihtiyacı buradan karşılanmaktadır.

Tuzgölü: Anafartalar sektöründe Yazın suları kuru. Beyaz görünür. Kışın göl olur. Etrafı bataklığa döner. Anafarta Limanı’na küçük bir kanalla bağlanır[1].

 

3. GELİBOLU YARIMADASI’NDA HİDROGRAFYA(AKARSU AĞI)

Gelibolu Yarımadası’nı coğrafik koşulları dikkate alarak ikiye ayırmak olasıdır. Kilye Ovasının ayırdığı Kuzey bölümü ve Güney bölümü.

3.1. Kuzey Bölümü:

Genellikle yüksek tepelerin Büyük Kemikli, Küçük Kemikli, Kireçtepe vb genellikle Saroz Körfezi kıyı boyunca uzanan ana fayın şekillendirdiği tepeler ile Arıburnu tepeleri, Conkbayırı, Kocaçimentepe, Maltepe vb tepeler, yüksek seki ve platoların yer aldığı bunların arasında sık ve ardışıklı, iç içe geçmiş vadilerin bulunduğu bölgede dendritik (yoğun, sık yön değiştiren dere yataklarının oluşturduğu bir tür) akar su örnekleri görünür. Bu yörede sert aşınmaya dayanıklı kayaçlar ile su bakımından fakir killi kayaçların bünyesinde (Arıburnu Tepeleri, Anzac Koyu, Sfenks), iç içe geçmiş, yoğun dere yatakları, vadiler ile bunların arasında tepeler, sekiler ve platolar yer alır (Şekil-3).

 

3.2- Güney Bölümü

Kilye Ovasının güneyi ise nispeten daha yayvan bir coğrafya oluşturur. Çanakkale Boğazı kıyısına dek uzanan Kilitbahir Platosu ile güneyde Alçıtepe başlıca yüksek tepelerdir(Şekil-1) Bunun dışında yer alan bölge içinde normal, birbirine paralel olan, sık yön değiştirmeyen bir akarsu sistemi gelişmiştir(Şekil-4).

 

4. İTİLAF KUVVETLERİNİN SU DURUMU VE TEMİNİ

4.1 Anzac Sektörü

İtilaf Kuvvetleri henüz çıkarmalar başlamadan önce Yarımada’nın su imkânları araştırılmaya başlanmıştı. Ian Hamilton’un çözmesi gereken en büyük problemi sudu. Bu endişeyi Harbiye Nezareti de taşıdığı için 3 Nisan 1915’te Başkomutan’a:

Gelibolu Yarımadası’nda su temini hususuna yönelik yeni ve doğru bir malumat edinildi mi? Bu hususta pek fena haber aldık[2].”diyerek onu bilgilendirdi.

Hamilton tarafından verilen karşı cevapta “Yarımadanın her tarafında müşkülata uğranılmak melhuz olduğunu ve icap eden tedbirlerin alındığını bildirmekle beraber elde edilen malumatın gönderilmesini istedi[3].”

Harbiye Nezareti su imkânları hakkında yeni bir bilgiye sahip değildi. Daha önce 1905 yılında hazırlatılmış olan resmi bir raporda verilen bilgiyi Hamilton’a gönderdi. Bu bilgide, o dönem su durumu için “köylerdeki suyun kıt ve pis olduğu, derelerin de yağmur yağdıktan sonra hemen kuruduğu” bildiriliyordu.

Askeri Tarihçi Oglander raporda yazılanların doğru çıktığını belirtir. İtilaf Devletleri hiçbir şeyi şansa/tesadüfe bırakmamak için daha Mısır’da yapılan düzenlemeler esnasında su temin işine başlamıştır. Yapılan hazırlıkları Oglander’in satırlarından takip edelim:

 “Gerek çıkış yerlerinde depo edilmek gerekse de cephedeki askere su gönderilmek üzere tulumlar, sarnıçlar ve gaz tenekeleri ile akla gelebilen her çeşit kap tedariki için İskenderiye ve Kahire pazarları alt üst edildi. Harbiye Nezareti bir su vapuru(imbikli) kiralamış ve Port Sait’te sarnıçlı büyük bir vapur tutmuştu. Binlerle gaz tenekesi mekkârelere vurulmak üzere çifter çifter sandıklanarak, su ile doldurulduktan sonra nakliyelere yüklendi. Alınan pek çok tedbirler cümlesinden olmak üzere yolculuk esnasında gemilerdeki suların isaf edilmemesi hakkında hususi emirler verildiği gibi su konabilecek bisküvi tenekeleri vesair kapların atılmaması için birliklere bildirimde bulunuldu. Nisanın ortasına doğru seferi kuvvete Fransa’da bulunan Hint ordu ikmal kolu(4.316 ester 2.000 araba tahsis) Mısır’da Zion (Kudüs) ikmal kolunun (750 ester) teşekkülü ve harp çıktığı zaman Filistin’den kaçmış olan Rus Yahudilerinden vücuda getirilen bir teşkilat sayesinde nakliyattaki müşkülat iyiden iyiye azaldı. Fakat bu birlikler gelmezden evvel cephedeki askere su göndermek meselesi pek endişeli bir iş olmuştu. Mümkün olan süratle 200 merkep 800 süt tenekesi satın alınarak 20 Mısır eşekçisi ile birlikte ilk fırsatta gemiye bindirilmesi talimatını havi olarak 17 Nisan’daki İskenderiye’deki üsse çekilmiş olan telgraftan bu endişenin derecesi anlaşılabilir. Bu sırada Zion ikmal kolunun teçhizatı tamamlanmamış olsa bile derhal sevki talep edildi. Su tenekeleri gibi mahallinde mubayaa edilebilecek olan şeyler bunlarla birlikte gemiye konacak ve orada semerlerine bağlanacaktı

Anzak’ta, bir müddet esterler bile Gelibolu Yarımadası’nda görülmedik bir şey olan galonu 4 peniden 6 peniye kadar mal olmakta bulunan Nil suyundan içmek imtiyazına mazhar olmuşlardı[4].”

Yukarıdaki satırlardan su için her imkânın seferber edildiğini hatta Nil Nehri’nin sularından bile içme suyu için yararlanıldığı anlaşılmaktadır.

25 Nisan 1915 tarihinde şafak sökmeden Kabatepe’ye planlanan çıkarma buradan Kilye Ovası’nda ilerlemek üzerine kuruluydu. Ancak çıkarma esnasında botların arasında olması gereken açıklık 1.5 km.den 450/600 m.ye düşünce rota kuzeye 22.5 derecelik bir sapma ile değiştirildi. Arıburnu yarlarının önündeki sahile, Anzak Koyuna çıkıldı. İlerlenecek yer tamamen killi zemin üzerinde nadiren bodur çalıların bulunduğu, çıplak, iç içe geçmiş adeta dantela inceliğinde oyulmuş vadilerin yamaçları zorlu tırmanış gerektiren kesimlerdi. O dönem Yarımadası’nın bugünkü gibi genellikle ağaçlık olmadığını da belirtmek lâzım. Anzak askerlerinin Mısır’dan esinlenerek Sfenks diye tabir ettikleri tepe üzerinde bulunan kumlu çakıllı sert bir seviye buranın aşınmasını önlemiştir. Bu kesimler killi birimlerden ibaret olduğu için kolayca rüzgârdan, yağmurdan, kardan aşınmaz, su geçirmez ve üzerinde kolayca bitki barınamaz özelliktedir. Üstelik buraları hafif bir yağmurda kaygan hale gelmekte, çamur askerlerin postallarını dahi çıkartacak kadar balçık olabilmektedir.  Yağan yağmur bu geçirimsiz birimler üzerindeki vadilerden hızla aşağıya akar, derine süzülemez ancak sahile yakın yerdeki alüvyonların içine süzülebilir.  

İşte Arıburnu mıntıkasına çıkacak olan askerlere gemilerde yemek yedirilmiş, sıcak kahve içirilmiş ve bu kahvelerin içine cesaretlerini artırsın diye rom da katılmıştı. Askerlerden yanlarındaki su mataralarının dolu olması istenmiş ve ilk iki gün bu mataradaki suyla idare etmeleri öğütlenmişti. İşler iyi giderse su takviyesi yapılacaktı. 

Ancak ilk iki gün içinde özellikle ilk gün öğleden sonra olumlu bir şekilde gelişen çıkarma daha sonra Türklerin 27. Alay ve 57. Alay’ı ile birlikte gerçekleştirdikleri karşı taarruzlar sebebiyle kritik bir hal almıştı. Anzak Kolordusu askerleri küçük ve dar sahile yığılmış, direnç noktaları oluşturmak için çabalarken, yaralılar da sahilde bekletilmek zorunda kalınmıştı. Bu iki kritik gün boyunca askerlere su sevkiyatı yapılamamış, onlar da mataralarındaki az su ile idare etmek zorunda kalmıştı.

Daha sonraki günlerde dar bir sahil şeride ile ancak Körfez’e bakan yamaçlarda tutunabilen Anzak askerlerinin su ihtiyacını karşılamak için etkin çalışmalara başlanmıştı. Mevsim itibariyle derin vadilerin tabanında biriken sulardan kuyular açılarak su teminine girişilmişti. Ancak bu sular mevsimsel olup yaza doğru kuruma özelliği göstermekte olup memba (kaynak) suları değildi. Nitekim böyle bir durumu Oglander şöyle anlatır:

Anzak’ta su ikmali meselesi daima endişeli bir vaziyet arz ediyordu. Monash Gully Valley (Korku Deresinin kaynak tarafı, cepheyle cephe gerisindeki ana ulaşım yolu, Türklerin sürekli ateş altında bulunduğu kesim.) mevkilerinde açılan su kuyuları yaz mevsimi ilerledikçe kurumaya başlamıştı. 7-15 metre derinliğindeki diğer bazı kuyular bulunmasına rağmen yine de sıkıntı çekilmekte idi. 1. Avustralya  Tümeni’nin mahalli membalardan alınan su miktarı nadiren adam başına bir okkaya karşılık geliyordu (galonun üçte biri, bir galon=4.5 lt). En kuzeydeki mıntıka müstesna(Anafartalar ovası), Yeni Zelandalıların işgal ettiği mıntıkada su kuyuları çok kıttı[5].”

Özellikle kışın ardından bahar yağmurlarıyla birlikte küçük derelerde dahi su mevcutken bahar sonuna doğru bu dereler kurumaktadır. Üstelik bahar döneminde yer altı suyunun yüzeye yakın yerlerde açılan sığ kuyularında su bulunurken daha sonra kurak mevsimlerde bu su seviyesi yüzeyden derine doğru arttığı için açılan derin kuyularda dahi su bulunamamaktadır. Kuyu yerleri için araştırma daha çok alüvyonel malzemenin biriktiği ovalarda/dere tabanlarında ve deniz kıyısında yapılır. Yaz-kış akan kaynakların sayısı ise yarımadada pek azdır. Muharebelerden önce açılmış olan su kuyuları da mevsimsel değişikliği gösterdiği ve çok sayıda askerin ihtiyacı karşılayacak şekilde debili değildir.

19 Mayıs 1915’ten sonra her iki tarafın yaptığı taarruzlardan kesin sonuç alınamayınca siper savaşlarına geçilmiş ve her iki taraf da mümkün olduğunca toprağa gömülmüştür. Kısa sürede Yarımada’nın ele geçiremeyeceğini anlayan İtilaf Devletleri ilerlemeyi uzun bir zaman dilime yaymak zorunda kalmıştır. Bu hal ortaya çıkınca tankerlerle Malta’dan, İskenderiye’den, Nil Nehri’nden sular Anzak Koyuna taşınmış, burada hazırlanan sarnıçlara aktarılmış ve daha sonra da erlere dağıtımı yapılmıştır. Civarda bulunan Ege Adalarında da su sıkıntısı çekildiğinden adalardan su ikmali yapılamamıştır. Hatta 18 Mart öncesinde donanmanın toplandığı Limni Adasında Şubat-Mart ayı olmasına rağmen daha o zamanlar su sıkıntısı had safhadaydı. Ada zaten su bakımından oldukça fakirdi. Buradaki volkanik kayaçlar su potansiyeli açısından büyük bir olumsuzluk oluşturuyordu.

Yaza doğru su sıkıntısında ve askerin ihtiyacında artma görülmekteydi. Bu ihtiyacı kısa sürede ve hızlı bir şekilde karşılamak için su motopomplarla tepelere dek basılmaya başlanmıştır. Haziran sonuna doğru bu hatlarda ilginç olayı yine Oglander şöyle betimlemektedir:

“…………….. 22 Haziran’da bu su tanklarından birisinin topçu mermisi ile delinmiş olması üzerine Anzak garnizonunun yukarıda takviye edileceğine nazaran, su meselesinin daha salim bir şekle ifrağı için mühim bir adım atılmıştı. Mısır’dan bir su tazyik makinesi ve müteaddit büyük su tankları getirildi. Bu tanklar büyük bir mesai sarfedilmek suretiyle Plugg’s Plateau (Hain Tepe, Arıburnu’nun tam arkasındaki sarp plato, Kuzeyde çok dar bir geçit olan Keskinsırt ile Yükseksıt’a bağlıdır. 25 Nisan 1915’te karaya çıkan örtü birliklerinin hemen hücum ettikleri tepe. İsim Yarbay Plugge anısına verilmişti) Walkers Ridge (Yüksek sırt’ın Nort Beach’e doğru uzantısı olan kayalık sırt. Çıkarmanın ilk Avustralya ve yeni Zelandalılardan oluşan bir grup tarafından zaptedildi ise de daha sonra Yeni Zelandalıların alanı oldu. Anzak Cephesinin sol kanadının gerçek savunma hattıydı) mevkileri ile cephe gerisine yakın diğer noktalarda ihzar edilen düz yerlere kadar götürülerek buralara yerleştirildi. Bu tanklar borularla sahildeki su dubalarına raptedilerek suyun doğrudan doğruya dubadan tanka gelmesi temine dildi. Bu tanklardan kıtaat için küçük tanklara dağıtım yapılmakta idi[6].”

*

Arıburnu’na kurulan su dağıtım sistemi için Kannengessier de şunları belirtmekteydi:

İtilaf Devletlerin birliklerinde şüphesiz su kıtlığı da vardı. Zira su gemilerle getirilmekteydi. Bir İngiliz mektubunda “Biz bir matara suyla kıtı kıtına idare etmek zorundaydık. Sadece akşamları gün boyu susuzluğumuzu gidersin diye ağzımıza birkaç taş alırdık.” diye yazmıştı. Oysa onlara şarap da dağıtılıyordu. İngilizler Arıburnu’na basınçlı bir tesis kurmuşlar ve suyu gemilerden yüksek yerlerde bulunan siperlere ve koruma çukurlarına basmaktaydılar[7].”

Çevrede açılabilen su kuyularından askerler su ihtiyaçlarını karşılarken, başlarından ilginç olaylar da geçmekteydi. Deniz eri Steve Moyle şunları anlatmaktadır:

 “Mataralarımızın kenarına bacaklarımızdaki dolaklardan birini çözüp bağlar ve kuyuya sarkıtırdık. Ama o suda hep garip bir tad olduğunu söylerdik. Bunun birkaç kere tekrarladıktan sonra istihkâmcılar gelip aşağıya çengellerini sarkıttılar ve bir ceset çıkardılar. Cesedin oraya nasıl girdiği ve ne kadardır orada olduğu konusunda hiçbir şey bilmiyorduk[8].”

*

Avustralya’nın başkenti Kanberra’da Savaş Anıtı Müzesinde bulunan (Saka Eri) heykeli görkemli War Memorial Müzesinde bulunmaktadır…

 

4.2-Suvla Koyu/Anafartalar Kesimi

Ian Hamilton aylar boyunca Seddülbahir kesiminden kuzeye doğru ilerleyemeyince bu kez Ağustos ayı başında bir plan hazırladı. Kuruyan Tuz Gölü civarına çıkacak birlikler ilerleyecek, Anzak Kolordusu da Conkbayırı’na taarruza kalkarak bu saldırıyı perdeleyecek ve Türkler iki ayrı kesimde savaşmak zorunda kalacaktı. Suvla çıkarmasındaki emirlerin belirsizliği, durum müsait iken çıkarmanın ilk günün çok yavaş hareket edilmesi ve beklenilmesi Türkler için tarihi bir fırsat olmuştu. Mevsim itibariyle en sıcak aylardan birinde gerçekleştirilmek istenen bu çıkarmada askerler için en büyük zorluk su meselesiydi.

9 Ağustos akşamı artık önemli olan; İngilizlerin Sarıbayır tepelerinin kontrol altına alınıp alınmadığından ziyade kazandıkları yerde tutunup tutunamayacaklarıydı. Hamilton komutanlarıyla yaptığı toplantıda Anzak Komutanlarının savaşa devam etme isteğinden fazlaca etkilenmişti.  Onlara elindeki son ihtiyat birliği olan 54. Tümen’i tepelere karşı son bir taarruzda kullanmayı teklif ettiğinde Birdwood, kendisine 9 Ağustos için ………. zaten epey yayılmış olan Anzak üssünün böyle büyük bir gücü besleyemeyeceğini ve daha önemlisi su yetiştirilemeyeceğini söyleyerek öneriyi geri çevirdi[9].

 6 Ağustos gecesi saat 22.00’de Anafartalar’a çıkarma hazırlığı yapılırken tugay emrinde su bahsi ile ilgili emir şöyleydi.

Asker, suyun yarın geceye kadar iare edilmesi konusunda özellikle uyarılacaktır[10].”

Çıkarma esnasında susuzluk o kadar had safhaya ulaşmıştı ki savaşan askerlerin aklından çıkmayan bir konu oluvermişti:

Çok geçmeden, Suvla’daki askerlerin çoğu için susuzluk saplantı haline geldi. Su disiplini, bir miktar suyu olası daha kötü durumlar için saklama düşüncesi çok az askerde vardı.

Tepeyi düşmana kapattıktan sonra nöbetçiler görevlendirilip dinlenmeye çalıştık ama üzerimize sürekli ateş açılıyordu. O sırada son damla suyumu, Munster Hafif Piyade Alay’ından yaralı bir yoldaşa verdim ve o damla su için ne kadar minnettar kaldığını hiç unutmam. Genç asker oldukları için, suların hepsini gün içinde içip bitirmişlerdi; oysa ben, diğer harekâtlardan öğrendiğim için, suyumu idareli kullanmıştım ve onlar kadar ihtiyaç duymuyordum.

Onbaşı Daniel Burns, 8. Northumberland Hafif Piyade Alayı, 34.Tugay, 11. Tümen[11].”

 

Mestantepe civarında bir kuyu, Ekim 915, (Anafartalar kitabından, s 255.)

 

Susuzluğun giderilmesi için yapılan bütün planlar ve düzen askerlerin suyu olan hasretinden dolayı sık sık karmaşaya uğrayarak bozulurdu ve düzen kaybolurdu. Askerleri uyarmak isteyen komutanları onları tehdit ederek sıraya girmeleri konusunda zorlardı.

Su ikmal düzenlemeleri baskı altında tamamen çöktü. Kumsalın yanında, askerler limana çekilir çekilmez su layterlerine ulaşma savaşı verdikleri için, disiplin kayboldu. Hiçbir şey bundan daha fazla zarar verici olmazdı, ama bu askerler akıl almaz ölçüde çaresizdi.

“………..20 ton kadar su geliyor ve içecek bir şey elde etmeye can atan askerler mavnadan kıyıya su taşıyan botları, ilk suyu içmek için çakılarıyla yarıyor. Böylece mavna gereksizleşti; düzeni sağlamak ve ne yapabileceğine bakmak için aşağıya gönderiliyorum. Gittiğimde tam bir kargaşayla karşılaşıyorum. Mavnanın üzerinde iki üç istihkâmcı askerlerle mücadele ediyor, tekne ile kıyı arasındaki alan mücadele eden, ileri ve geri yüzen başlarında matara salkımları aşan insanlarla tıka bas dolu.

Teğmen Frank Howitt, Katır Kuvvetleri Hizmet Birliği 11. Tümen[12].”

Susuzluğun en son raddesinde ise gerçekleşen olaylar şöyle nakledilmektedir:

 “…..Fakat hemen ardından bazı askerlerin de su mavnalarının etrafında toplandıklarını, bazılarının hortumlardan delik açtığını ekliyor. Bunun nedeni 9. Kolordu’nun askerlere ağızları elli milimetre genişliğindeki şişelere sekiz on santim genişliğindeki hortumlardan su doldurabilmek için gereken hunileri vermemiş olmalarıydı. Susuzluğun verdiği acı o kadar fazlaydı ki, sonunda cephedekilerin bazıları güneşin artan sıcaklığı altında delirdiler. Su hortumlarından akarak ziyan olurken bile umutsuzluk içindeki askerler mataralarını denizden doldurdular. Tepelerde bol miktarda su olduğunu bilmek bu askerleri herhalde pek rahatlatmazdı. 9. Kolordu altı gün sonra halihazırda koyda bulunan bir kargo gemisini göz ardı ettiklerini fark etti. Bu gemide çok sayıda  tank, su pompaları ve kuyu açmak için gerekli olan malzemeler vardı. Suvla Düzlüğü genelinde beş metreden fazla olmayan bir derinlikte su bulmak mümkün olduğuna göre bu aletler belki bir işe yarabilirdi[13].”

Anafartalar çıkarmasının ilerleyen saatlerinde durum daha da karışık bir hal alırken, çaresizlik de artmıştı. Bir asker günlükte şöyle diyor:

“Suvla’daki çıkartmanın başlarında yaralıları topçu ateşi ve güneşin sıcağı altında susuzluktan kavrulmuş olarak sahilde öylesine bırakmak dışında pek bir şey yapılamıyordu[14].”

*

 “……

Manchester’lılar tek başlarına kalmışlardı. Destek yoktu, su yoktu. Cephane hızla eriyordu……… Sıcak ve askerin çıkarma sırasında kazara yuttuğu tuzlu su yüzünden susuzluk sıkıntısı azap vermeye başlıyordu. Nihayet yükseltilerde taşla işaretlenmiş eski bir Türk kuyusu bulundu. Fakat kuyunun zehirlendiğinin anlaşılmasıyla hüsrana uğradılar. Suyun içinde güneşin sıcağı altında çürüyen katır leşleri ile Türk cesetleri vardı[15].”

*

“…………..

Özel olarak dönüştürülen Prah adlı istimbotla hayati malzemeleri kıyıya götürmeleri gereken dört tanker layterin yanaştırılmasında da sorunlar yaşanmaktaydı. İç kesimlere doğru harekete geçip arazideki kuyuları kullanmaya başlamadan önce kırbalara ilk su ikmali bu teknelerle yapılacaktı. Su pompaları, hortum, tanklar, yalaklar, siper kazma malzemeleri ile kuyu ve kaynak açmak için gerekli tüm diğer malzemeleri taşıyan Prah, 7 Ağustos sabahı erken saatlerde Anafartalar‘a varmış fakat bilinmeyen bir nedenle oradan ayrıldıktan sonra ancak 9 Ağustos’ta dönmüştü. 7 Ağustos gününe olan mesafe boru uzatılamayacak kadar fazla olduğu için 8 Ağustos günü nihayet karaya oturdukları yerden kurtulduktan sonra suyu kıya ulaştırabildiler. Aynı sıralarda akıntıyla sürüklenmiş olan ikinci grup iki layter de sonunda değerli sıvıyı ihtiyaç duyulan yere ulaştırmayı başardılar. Layterler sahile demirler demirlemez, suyun branda yangın hortumlarıyla kıyıya erişilen büyük teknelere pompalanması gerekiyordu. Suyun kıyaya ulaştırılmasının aciliyetinin kavranamaması yüzünden bütün bu su taşıma işi başından itibaren kötü idare edilmişti. Asker 6 Ağustos günü Limni’den gemilere binerken, doldurulan mataralarındaki üç çeyrek litre suyla savaşa girmişti. Donanmanın su layterlerini nihayet yola çıkardığı 8 Ağustos sabahına kadar idare etmek bir yana çoğunun suyu 7 Ağustos sabahını bile çıkarmamıştı. Ama aksilikler bu kadarla sınırlı değildi. Çünkü görünüşe göre suyu askerin susuzluktan çıldırmak üzere olduğu ön hatlara taşıyacak konteynerler bir yana, bunun için herhangi bir plan dahi yoktu. Bedelleri ödenmek suretiyle gaz tenekesi, süt güğümü, develer tarafından taşınan su tankı ve kırba şeklinde toplam 100.000 galonluk seyyar su kabı satın alınmış olmasına karşın tıpkı suyu iç kısımlara taşımak için gereken katırlar gibi bunlar da en ihtiyaç duyuldukları ilk birkaç gün boyunca ortalıkta yoktu[16].”

*

33. Tugay’ın askerleriyle tıkış tıkış dolu olduğunu gördüm. Asker yorgun  ve susuz olmasına rağmen morali bozuk değildi…………..Sanırım Alibey çeşmesinde biraz su bulmuşlardı[17].”

*

“…….Su azalmış, tayının ana yemeğini oluşturan  sığır eti konservesi  sıcaklıkta bozulup gevşediğinden yeni sorunlara yol  açmıştı. Sığır etindeki tuz ise susuzluğu artırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Kıyıdan artık su pompalanmaya başlanmıştı gerçi. Ama yavaş akıyor, adamlar bir matara su için saatlerce kuyrukta bekliyordu. İngilizler için su seferin sonuna doğru sorun olmaya devam edecekti[18].”

 

*

Bu sefer sebep Türk savunması değil, susuzluk ve bunaltıcı ağustos sıcaklığı yüzünden askerin tamamen tükenmesiydi. Resmi tarihte şöyle yazmaktaydı.

-Güneş Kireçtepe’nin kayalık yamaçlarına, Anafartalar Limanı’ndaki diğer noktalardan daha şiddetli vuruyordu. O kanatta su temini hala sorundu. Askerin yavaşlamasında Türk mermileri kadar insanı çıldırtan susuzluğun da etkili olduğu yer burasıydı[19].-“

*

5/İnniskillinglerinden Teğmen Terence Vershoyle şöyle anlatıyordu o koşulları:

“………..Bütün cephane, erzak ve  suyun  sırt boyunca cephe hattına kadar uzanan eziyet verici patikalardan yukarı taşınması gerekiyordu. Yamaçlardaki mevzilerin yakıcı ağustos güneşine maruz kalması nedeniyle yakınlarda bir su kaynağı olmayışı çok geçmeden bütün personelin en büyük kaygısı olmaya başladı.  Benim müfrezeme çözümü bütün suyu serin kalması için sözüm ona yeraltı sığınağımın yakınında toprağa gömülen birkaç bisküvi tenekesinde toplayıp günün belli zamanlarında paylaşılmakta bulduk. Susuzluktan kıvranan adamlara uygulanan böyle bir mecburi su tasarrufu epeyce sinir bozucu olmalı[20].”

*

5/Dorsetlilerden Çavuş Gerald Boucher şöyle diyor;

Birçok askerin kavrulan boğazlarını serinletmek umuduyla tüfek kayışlarını çıkarıp emdiğini gördüm[21].”

*

“……….Herkesten aynı şeyi duyuyorum; bunun asıl sebebi susuzluktan bitkin düşmektir. Kuşkusuz ki bir miktar su bulunabilirdi, ancak suyun arıtılması lazımdır. Bir taraftan da her damla suyun birliklere katırla taşınması gerekmektedir. Fakat çok az katır mevcuttur. Üstelik katırlar da susuzluktan tükenmek üzeredirler[22].”

*

“General Mahon dün az bir ilerleme sağlayabilmiştir ancak daha fazla topçu desteği olmadan –ki yoktur- ilerlemeye devam edemez. Ayrıca askerlerin susuzluktan oldukça bitkin durumda olduğunu rapor etmiştir. Tümen komutanlarınla görüştüm ve kendilerine bugün biraz daha ilerlemeleri gerektiğini söyledim. Fakat maalesef belirtmeliyim ki daha fazla su ver topçu desteği olmadan ilerleme şansının olmadığını düşünerek harekete geçmeye itiraz etmektedirler[23].”

*

“12 Ağustos IX. Kolordu için epey sakin geçmiş, iki taraf da soluklanma fırsatı bulmuştu. Küçük Anafarta ovasında kuyuların bulunması veya kazılması ve toprak altında çıkan suyun fazla kirli olmaması sayesinde evvelce yaşana su sıkıntısı çözülmüştü[24].”

*

Er John Hargrave sahra sıhhiyelerindendi. Şöyle anlatıyordu gördüğü manzarayı:

Su tankları, iskele kalasları, tombazlar, devasa sığır eti konservesi, bisküvi ve reçel kutusu  yığınlarının yarattığı bir karmaşa ve kafa karışıklığı ortama hakimdi. Biz su ikmali yapmak üzere her akşam su arabasıyla buraya geliyorduk ve her birimin su tankları her akşam buraya gelip kuyruğa girip sırası bekliyordu. Su tenekelerinden kıyıdaki tanka su pompalanıyordu. Tekneler suyu İskenderiye’den getiriyordu. Su pisti ve toz toprak doluydu ve hafif tuzlu bir tadı vardı. Ayrıca sıcaktı. Anafartalar limanında geçirdiğim iki ay boyunca bir kez olsun soğuk su içmedim.-her zaman mide bulandıracak kadar ılık ve güneşten kaynamış olurdu[25].

 

4.3-Güney(Seddülbahir) Kesimi

Gelibolu Yarımadası’nın güney kesimi kuzeye göre daha az eğimliydi. Sarp topografyası Alçıtepe dışında pek yoktu. Ancak çıkarma yapılan bazı sahillerdeki dik falezler söz konusuydu. Burada özellikle Morto Koyu sahilinin kuzey düzlüğünde geniş alüvyonel alanlarda yer altı suyu bulunma ihtimali pek yüksekti. Nitekim İtilaf Devletleri daha sonra buralarda bazı su kuyuları açarak su ihtiyaçlarını karşılamak istemişlerdir.

 “Morto limanının kuzeyindeki alçak arazide birtakım güzel kuyular bulunmuştu. ………………… A8 funtluk top hayvanlarından bazısının olduğu gibi dağ bataryasının küçük cüsseli hayvanları da sahilden su ve cephane taşımak sureti ile hemen hemen 24 saat hiç dinlenilmeden çalışmışlardı[26].”

*

Bu kesimde Sion Katır Birliği’nin başlıca görevi ön cephede yer alan birliklere eşek ve katırlarla su taşımak ve dağıtımını yapmaktı. Mısır’dan getirilen bu birlik iki grubu ayrılmış Biri grup Seddülbahir’de bir diğer grup da Arıburnu’nda görev yapacak şekilde planlanmıştı. Ancak daha sonra Arıburnu’nda görev yapacak birlikler de Seddülbahir’e kaydırılmıştır.

 “………Ardından hayvanlara su ve yem verilmeliydi, bu zor ve tehlikeli bir işti; çünkü bayağı uzak bir noktada keşfedilen tek su kaynağı Türk ateşi altındaydı. Şansıma adamlarımdan biri, nalbant olan çavuşum Schoub, kamp yaptığımız küçük vadinin en başında yıkılmış bir binanın köşesinde dikkatlice gizlenmiş derin bir kuyu keşfetti. Zehirli olmasından korkmuştum ve şüpheleri gidermek için inzibat amirinin yanına giderek esir Türklerden birini ondan ödünç aldım. Buralardan gelen bir Türk’ün suyun doğal tadını bileceğinden emindim, esiri kuyuya götürdüm ve sudan içmesini istedim.

İlk başta bunu yapmakta bayağı isteksizdi; ama küçük bir ikna çabasının sonucunda ağzına bir yudum su aldı, biraz dilinde döndürdükten sonra başıyla onayladı ve suyu rahatça içmeye koyuldu. Daha sonra kuyuyu biz de kullandık, harika bir suydu[27].

*

Yerel su kaynaklarına ek olarak Mısır’dan su getirtiliyordu. İstihkâmcıların bütün çabasına karşın sorunlar o kadar büyüktü ki, sefer gücü boşaltılana kadar Mısır suyuna bağlı kalmak zorunda kalınmıştı. Sorun kıyıya gelen suyun taşınmasıydı. Zion Katır birliklerinden Yarbay Patterson hazırlıkları şöyle hatırlatmaktadır.

Gelibolu’daki görevlerimizden biri siperdeki askerlere su taşımaktı ve bir İskenderiye firmasına binlerce yağ tenekesi ısmarlanmıştı. Katırların tenekeleri taşıyabilmeleri için eyerlere ahşap çerçeveler yaptırılmıştı. Her katır bunlardan dört tanesini taşırdı ki, bu da on altı galon(yaklaşık 80 lit. ) su demekti[28].”

Katırlar ve sürücüleri büyük miktarlarda su taşımışlarsa da en yaygın bulunan yük hayvanı sıradan erlerdi. Bunlar cephede kendi sularını derme çatma kuyulardan sağlamaya çalışırlardı.

“Siperde bir çukur kazar ve su birikmesini beklerdik. Bu suyu kaynatırdık ama yine de rengi süt beyaz olurdu (Çünkü güney kesimin suları bulundukları kayaçlardan dolayı kireçlidir, ibilgin) ve zımpara gibi taneleri vardı. Çay tadını biraz alırsa da, askerler suyun tadından o kuyunun yakınında bir Türk’ün mü yoksa bir İngiliz’in mi gömülü olduğunu söyleyebilirlerdi (Üsteğmen Leslie Grant[29]).”

*

“V(Ertuğrul Koyu) ve W(Teke Koyu) Kumsallarına bütün gün boyunca yiyecek, su tenekeleri ve diğer levazım partileri gitti geldi.

Mutfaklarımızda sadece çay için su kaynatılıyordu (Sığındere’de)[30].”

*

“………………Bu tür hikâyeler çok yaygındı: Orada içecek tek şey sanki içinde bir katır leşi varmış gibi (herhalde de vardı) tadı olan pis kuyudan sağlanıyordu. Ama bize temizleyici tablet veriyorlardı ki, onları atınca suda sanki iki katır leşi varmış gibi oluyordu. Deniz suyunu buharlaştırarak da su stoku artırılmaya çalışıyordu. Nisanda V Kumsalında bunun da meş’um bir yanı vardı: Deniz suyu buharlaştırıcısı kullanıyorduk. Ama denizin kandan ötürü kırmızı olduğu söylentileri yayılınca insan onu da rahat rahat içemiyordu. Yaptığımız çayın renginin kapkara olduğunu hatırlıyorum ki hiç de iştah açıcı bir şey değildi. Daha sonraları bile buharlaşmış su popüler olmamıştı. Su buharlaşmamış deniz suyunun hep ılık, biraz yağlı ve tuzlu bir tadı var. Bunu güneşten kavrulduğun bir yerde içtiğini düşün. İstihkâmcılar yerel stoklardan yararlanma yoluna gittiler.

“Yüksek yamaçlardan akan suyu görüyorduk. Kesinlikle saf içme suyu ve çok serin. Norton tüplerini toprağa çaktık. Bu borular iki metre boyundaydılar ve birbirlerine vidalanıyordu. Çeşitli aşamalarda pompalar kurarak iyi bir su stoku elde edebildiğimizi gördük. Suyu orada kurduğumuzda büyük yalaklara pompaladık. Daha sonra yüksek bir yerde rezervuar inşa ettik. Yamaçlardan taşları çıkartmak bizim işimizdi. Sonra oraya ağzına kadar su doldurduk. Cephedeki su arabalarını oraya gönderip su alırlardı.

İstihkâm eri Leslie Matthews[31].”

*

Bu kaynakların çoğundan hastalık kapma riski askerlerin de suyu kullanmadan önce klorlamalarını gerektiriyordu:

“Doktorumuz kendini, içilmeden önce suyu klorlamanın uzmanı sanıyordu. Suyunu yemekte bizimle içer ve ben bu klor işini bilirim hiç adı yoktur ve çok güvenlidir” derdi ama ben ona suyu klorlamadan önce tenekelerden aldığımızı söylemezdim. Kimse de hastalanmadı sonuçta. Doktorun bunu asla öğrenmediğine eminim Teğmen John Chitty.”

 Bütün bu çabaya karşın cephedeki askere yeterli su iletilemiyordu. Günde bir galon (4.5 lt) almamız gerekiyordu; bu olabilseydi rahatça idare ederdik, ama bunu alamayacağız ve kuyu suyu içmek hastalık getirmekten başka bir işe yaramıyor. Ben kendimi deve gibi görür ve suya ihtiyacım olmayacağını sanırdım ama burası çok sıcak. Bu durumda yıkanmak çok önceliği olmayan bir şeydi[32].”

*

2 Mayıs /Kerevizdere?……..Erler günlerden beri yorgun ve uykusuzdu. Cephane azalmış ve daha dikkatli davranılması için emirler verilmişti. 1 Mayıs akşam yemeğinden sonra yemek yenmemişti. Özellikle susuzluk derdi önemliydi. Yeni taburların katılmasıyla sayısı artan 7. Tümen’e su kaynakları yetişmiyordu. Henüz gerekli tedbir alınamadığı için ½ Mayıs döneminde de su ikmali noksan kalmıştı. Bu yüzden 2 Mayıs muharebeleri varını yoğunu ileri hata sürmüş olan 7. Tümen’de ciddi bir su sıkıntısı vardı. Ateş hattında kıyasıya döğüşen bir insanın su ihtiyacı göründüğünden çok daha nazik bir sorundu ve moral bozucu olurdu[33].”

*

“Bu arada  sıcaklık kasıp kavuruyordu ve askerlerimizin Torres Vedras dediğimiz sınır hattını bıraktığından beri ne suları ne de yiyecekleri vardı, korkunç biçimde bitkin düştükleri için  Tümenden Hint birliklerinin yerimize  geçmesi emredildi………………..Su isteği o kadar  bu kadar kötü bir raddeye varan bir asker grubu hiç görmemiştim. Onların çoğu geri gönderilmeye başlandı[34].”

 

5.TÜRKLERİN SU DURUMU VE TEMİNİ

 Su bakımından Türkler, İtilaf Devletlerine göre daha şanslıydı. Bir kere suyu tankerlerle çok uzaktan taşımak gerekmiyordu. Konumları gereği yüksek tepelerde, köylere yakın bulunmalarından ve ikmal merkezlerinin iyi çalışmasından dolayı ciddi anlamda su sıkıntısı çekmemişlerdir. Üstelik bulundukları, mevzilendikleri yerler, itilaf Devletlerine göre yer altı su bakımından daha zengindi. Su kuyularına ve çeşmelere hatta köy çeşmelerine ulaşmak çok daha kolaydı.

      

Sekiz buçuk ay süren kara savaşlarında Müttefikler, Türklerin ellerinde tuttukları sahile hâkim tepelerle sahil arasında sıkışıp kalmışlardı. Müttefik kuvvetlerinin işgali altında kalan dar sahalar baştanbaşa, ıssız viranelere dönmüştü. Gıda ve yakacak tamamı ile noksan olduğu gibi Hellas’la Suvla’da (Anafarta) tesadüfî olarak halledilmiş olan içilecek su meselesi, Arıburnu’nda seferin devamınca, her günün endişesi olmuştur. Türklerin, hatların gerisinde bulunan güzel sulak vadilerde kıtalarını dinlendirecek pek çok yerleri olduğu halde, istila kuvvetlerinin Yarımada üzerinde yeterli dinlenme yerleri yoktu[35].”

İstihkâm taburlarına cepheye yakın yerlerde kuyular kazdırılmış, çıkan sular kontrol ve emniyet altına alınmış hatta suyun tahlili de yapılarak kullanıma gidilmiştir. Özellikle Mart-Nisan ve Mayıs ayındaki akar durumda bulunan derelerden de gerektiğinde faydalanılma durumuna gidilmiştir.

“Kara savaşlarının ilk saflarının memnuniyetle sonuçlanmasında…………………….. Gelibolu tepelerinde sıcak yaz aylarında temiz ve güzel içecek ve akan suların bulunmasıydı[36].”

 Birliklerin su ihtiyacını karşılamak için istihkâm taburlarında mevcut kuyucu takımlarıyla kuyular kazdırılmış; mevcut çeşme veya kaynaklar, kontrol altına alınmıştı. Hatta su ihtiyacı fazla olan temizlik yerleriyle hastane veya mutfaklarda birkaç kuyu birden kazdırılması cihetine gidilmişti.

“Bir kıta’a-i askeriye yürüyüş esnasında nerelerden geçecekse kıt’a tabii, daha evvel o güzergahı tetkik ediyor. Rastgeldiği çeşmelerin, kuyuların, sularını muayene ediyor. Bunların içilmeye layık olanlarının üzerine içilebilir şerbe Salih olmayanlarına içilemez ibareleri yazıyor. Hatta içilmesi muzır olan suların başına kıt’a geçinceye dek nöbetçi koyuyor[37].”

*

“Anlaşılacağı üzere içme suyu meselesi son derece önemlidir. Bu meseleye özellikle dikkat edilmeye çalışılmıştır. Düşmanın zehirlediği sular yüzünden birçok askerin zayi olma ihtimali vardır. Dolayısıyla özellikle içme suyuna büyük önem verilir. Bu çerçevede askerin içeceği su fennen tahir edilir ve yemekler her gün muntazaman muayene olunur[38].”

Şunu da eklemek gerekir ki Yarımada’nın güney kesiminde sular kuzeye göre daha kireçliydi. Bu da yörede yer alan marn/kireçtaşı birimlerinden kaynaklanan bir özelliktir.  

Asker Yarımada’ya, cepheye savaşmak için gelirken bile yol güzergâhındaki çeşmelerden yaralanabilmişti. Böyle bir durumu İbrahim Naci tuttuğu günlüğünde şöyle belirtmektedir:

  “Çok kere gördüm ki yollarımızın üzerindeki Rum köyleri özellikle Maltepe köyü ahalisi başlarında omuzlarında testilerle, güğümlerle su taşıyordu. Hele içlerinde bulunan bir kadın kocası askerde olduğundan saatlerce kuyudan su çekmiş (neredeyse) kolları kopmuş yine işine devam etmiştir. Onlar Rum olduğu halde yalnız kendi sevdiklerinden birisinin içimizde yani askerde olmasından dolayı bu kadar fedakârlık yapıyorlardı[39].”

*

“Şimdi yollarda pek rüzgâr yoktu. Asker ise susuzluktan pek fazla zahmet çekiyordu. Adeta disiplin bozulmuştu. Nerede çeşme görseler hemen hücum yapıyorlar, sonra bin zahmetle çekebiliyorduk[40].”

*

“Biraz sonra Burhanlı’ya geldik. Epeyce büyük bir köydü. Orada memnuniyet verici olan nokta ise Gelibolu’dan beri çeşmelerin pek bol olmasıydı. Çeşmelere geldikçe hemen her koldan çeşmeye doğru bir insan seli akıyordu. Ilgar köyünde mola verdik[41].”

*

Çanakkale’de su sıkıntısı çekilmediğini belirten Kannengessier şöyle diyor:

Türk ordusu asla su sıkıntısı çekmedi.

Biz de suyumuzu tanker gemileriyle getirmek zorunda kalsaydık ve sonra da bunu katırlarla sipere taşısaydık, Türk askerinin vücut direnci neredeyse tamamen yıkılırdı[42].”

                              

                                     Süvariler bir çeşme başında.

 

5.1.Arıburnu Kesimi

“………18.9.1915/Perşembe Mazı çukuru ve Kacadere’den geçtim. Buralarda birçok soğuk kurşun ve dane yerleri görülüyor. Süvariler Dere Pınarı’ndaki kuyuda beygir sulamak için katar katar hayvanları çekiyorlar[43].”

*

“Bu mıntıkanın bizi rahatsız eden iki hususiyeti var. Ceset kokusu ve ölülerin üzerinde toplanan sineklerin korkunç yekünü. Bardakların üzerini bir mendille kapamadan su içmek mümkün değil[44].”

*

“Yıkanamıyorduk… Çünkü cephede bol su ve vasıta yoktu. Halbuki sağımız Çanakkale Boğazımız solumuz Saroz Körfezi, enfes. İki deniz arasında idik. Billur gibi sular orada duruyor, bize tatlı, mavi rengiyle gülümsüyordu. İçilecek sularımız da bol değildi. Motor ve makine asrında  cephede kazılan  kuyulardan çıkarılan  suları biz mekkare hayvanları ile naklediyorduk[45].”

*

“…………..Bir yudum su içecek olsanız bardağa sudan evvel sinekler doluyor. Bardağın ağzına bir mendil bir tülbent koymak suretiyle yani iptidai bir filtre yaparak suyu boşlatmak ancak mümkün oluyor. Lakin tülbendin yardımı ile su doldurulan bardağı ağzı açık olarak dudaklarınıza da götürmek kabil değil. Karasinekler bu sıcacık an ve mesafe içinde bardağa öyle bir saldırıyorlar ki suyu bardağın ağzındaki tülbendi kaldırmadan içmeye çalışmaktan başka çare yok[46].“

*

“……..Taarruza başladıktan sonra bir aralık ben cephane ve takviye kıtaları isteneceğini umarken,  hiç beklemediğim bir istekle karşılaştım.

İleri hatlarda bulunan askerlerimin yürekleri o kadar yanmış olacak ki, su hasretinin ardı arkası kesilmiyordu.

Halbuki ben bunu hiç düşünmemiştim. Ne yapacağımı bir anda tasarladım. Civarımızda bir çeşme vardı. Amele efrada hemen cephanelerini boşaltmalarını, sandıklara çeşmeden su doldurmalarını emrettim.

Bir yandan da cephane sandıklarının içlerinde bulunan çinkolardan şeker külahı şeklinde maşrapalar yaptırttım. Su doldurulan her cephane sandığının içine bu şeker külah maşrapalardan birkaç tane attırdım ve hepsini dakika geçirtmeden ileri hatlara yolladım[47].”

*

Gazi Mehmet Taşkın su içmek isterken başına gelen bir olayı bakın nasıl anlatıyor:

“Karayürek Deresi’ne doğru iniyorduk: Bir akşam beni keşif kolu çıkardılar bu derenin yatağında geziniyordum. Çok susamış idim. Dere şırıldıyordu, mataramı doldurdum. Birkaç yudum içtiğimde, içtiğim suyun tadı çok başka idi avucuma mataradan su aldığımda, matarama doldurduğum suyun kan olduğunu anladım[48].”

Bu arada yeri gelmişken gazi Mehmet taşkın hakkında kısa bilgi de verelim:

Gazi Halil oğlu Mehmet Sadık Yıldız

 

Gazi Oğlu Mehmet Sadık Yıldız ( Çanakkale aferiorg Anadolu gazileri internet sitesinden.)

 

1306’da (1890) doğdu İlkokul öğretmeni olduğu için askerliğini yedek subay olarak yaptı. Seddülbahir’de savaştı. Kara savaşları öncesinde köy içinde su kuyusu açtırmış; bu kuyunun da köylüler tarafından yıllarca kullanılmış olduğunu 1936 yılında bölgeye yaptığı gezide görmüştü. Yanında bulunan oğlu Tuğrul, 1915’te babasının açtırdığı su kuyusundan su içti. Köylülerle yaptığı sohbette, 1915 yılında köyde tanıdığı Deli Recep’i sorup görmek istemiş ama öldüğünü duyunca üzülmüştü[49].”

 

5.2.Seddülbahir kesimi

“Birinci Kirte Muharebesi döneminde 7. Tümen’in bölgesinde baş gösteren içme suyu sıkıntısı geçici bir olaydı. Muharebenin sıkışık dönemine rastlamıştı. Ancak bu sıkıntı birkaç saat içinde giderilmişti[50].”

*

“Birliklerin su ihtiyacını temin için, istihkâm taburlarında mevcut kuyucu takımlarıyla kuyular kazdırılmış; mevcut çeşme veya kaynaklar, kontrol altına alınmıştı. Hatta su ihtiyacı fazla olan temizlik yerleriyle hastane veya mutfaklarda birkaç kuyu kazdırılması cihetine gidilmişti[51].”

*

“……..Taburun emri: İleri takımların ihtiyat cephaneleri yanarlında bulunacak ve adı geçen takımların geriden su almaları müşkül olmasından gece yarısından sonra su mataraları ile su tenekeleri  doldurulmuş ve  ikinci günü akşamına kadar icabından adı geçen cephane ve  su ile idare edeceklerdir[52].

 

Münim Mustafa’nın kitabının kapağında yer alan çeşme fotoğrafı (Çeşmenin kitabesinde “Cenub Grubu Temmuz 1331” yazdığı ifade ediliyor.)

*

 “…………13 Haziran 1915

Burada en dayanılmaz şey susuzluk ve sinekler. Akşama kadar mataradaki azıcık suyla yetinmek durumundayız. Susuzluğumuzu dindirmek için gün boyu birkaç taşı ağzımıza almak zorundayız. Gelibolu’da bulunan az sayıdaki kaynak suyu içilecek gibi değil[53].”

*

 

Çeşme başında sıra bekleyen Türk askerleri  

 

Önce tenekeler dolusu ayranı bütün askerlere tevzi ettiler. Burada istirahat ettiğimiz iki gün zarfında hiç su içmedik. Hep ayran içtik. Fevkâlede bir istirahatle vakit geçirdik[54].

*

İşte böyle bol ganimet içinde aç ve susuz kalmış oluyordu. O gün biraz da rahmet yağdığından yerler kayıyordu. Çamur içindeydik. O açlık ve susuzluk içinde dönerken bir çeşmeye rastladım. Biraz su içince aklım başıma geldi[55] .

 

5.3. Anafartalar Bölümü

“18 12 1914 Vukuat mahal Anafarta

Müfreze emri-10

3.Sahil müfrezelerinin yanında en az iki günlük peksimet veya ekmek katık ve su bulundurulacaktır.

Bin. Halis[56] .“

 

“………..(Sülecek Çiftliğinin binası olduğunu sonradan öğrendim)sol gerisinde çeşmemsi  ve çukurca bir yere  askerin hücum ettiğini gördüm. Evvela bura düşmanın var olduğunu zannetmiştim Sonradan anladım ki burası çeşme imiş. Susuzluktan yanan askerin hepsi harbi unutarak çeşme başına üşüşmüşler. Mitralyözün sesi hala kesikti. Belki de kaçıyordu. Askerin böyle çeşmeye  üşüştüğünü görünce hedef çeşme başı diye ateşe başladı. Yaralananlar oldu. Bereket çeşmenin siperi genişti. Oradan ateşe başladık[57].”

 

Mehmet Şevki Paşa’nın Haritasındaki Paftalardaki Su Durumu

Mehmet Şevki Paşanın yapmış olduğu Çanakkale Tahkimat Haritası paftalarında da su kuyusu ve çeşme işaretlenmiştir. Bu kitaptaki çeşmeler ve su kuyuları tek tek tarafımdan tespit edilip lejand paftasına işaretlendiğinde Arıburnu Sektöründe şu paftalarda su bakımından bir yoğunlaşma görülmektedir:

5, 7, 11,12,18, 20, 23, 26, 27, 28, 29, 30.

Arıburnu’na çıkarma yapan itilaf Kuvvetlerinin olduğu 17 paftada ise hiç su kuyusu ve çeşme bulunmamaktadır. Ancak bu paftada su ağıtım merkezi su boruları ayrıntılarıyla işlenmiştir.

Suvla Kesiminde ise 1,2,5,8 11 paftalarında, ve Kemikli Burnu ucunda 4 ve 7 paftalarda su kuyusu ve çeşme işaretlenmiştir. Ayrıca 3 nolu paftada bir,  6 nolu paftada bir 10 nolu paftada da bir çeşme gözükmektedir.

Seddülbahir Kesiminde ise 40 nolu paftada iki tane çeşme işaretlenmiştir. Pafta 42 de  yine itilaf Devletlerine ait su dağıtım mevzileri depoları ve su hatları da ayrıntılarıyla işaretlenmiştir.

Ayrıca Esat Paşanın bizzat yaptığı 6 no.lu çizelgede (Conkbayırı Muharebelerinde İki tarafın 9 Ağustos-1915 akşamı durumunu gösterir kroki.) Azmak Dersinin güneyinde Azmak kuyusu ve damakçılık Kuyusu ile doğusunda Susak Kuyusu da işaretlenmiştir. Adı geçen Susak Kuyusu önemli bir kuyu olup İtilaf Devletleri tarafından da ele geçirilmek istenmiştir. 

                

Şekil- 5: M.Şevki Paşa’nın hazırladığı pafta lejandında tarafımdan işaretlenen kuyuların/çeşmelerin dağılımı.

6. SONUÇ

Gelibolu Yarımadası’nda yer alan kayaçlar 25-55 milyon yaşında olup genellikle tortul (çökel) kayaçlarından müteşekkildir. Zaman içinde aşınmaya, orojenik hareketlere ve tektonik unsurlara bağlı olarak coğrafyası biçimlenmiştir. Bu yüzden Kilye Ovasının kuzeyinde topografya daha yüksek tepeliklerden oluşurken güneyde ise daha yayvan bir topografya görülür. Sekiler platolar güneyde daha fazla yer kaplar.

İtilaf Devletleri 25 Nisan 1915 saldırılarında Türklerin hakim olduğu tepelere/platolara saldırmak durumunda kalmıştır. Bu da çıkarmanın en zorlu etmenlerinden birini oluşturmuştur. Üstelik Arıburnu civarında Sfenks denilen ve killi birimlerin yer aldığı tepelerde ilerlemek, saldırıda bulunmak daha zor olmuştur. Birleşik filonun hedefine maruz kalsa da burada konuşlanmak düz yerde konuşlanmaya göre daha avantaj sağlarken, savunmada bulunanlara görüş hakimiyeti yanında pek çok yarar da sağlamaktadır. Cephe arkasının görülememesi, cephe gerisiyle irtibatın kesilememesi, lojistiğin, iaşenin ve malzemenin tedarik edilmesi için de büyük imkânlar sağlamıştır.

İtilaf Devletlerinin Çanakkale Cephesi’nde karşılaştığı başlıca sıkıntılardan birisi de su durumuydu.  Daha deniz harekâtına başlamadan önce Limni’de toplanan donanma ve askerlerin en büyük sıkıntısı su olmuştu. Adanın su kaynakları volkanik kayaçların oluşmasından dolayı yetersizdi.  Çok sayıda askerin su ihtiyacına cevap verilemedi.

Kara Muharebeleri başladığında da İtilaf Devletlerinin önündeki en büyük sorun su sıkıntısıydı. Çıkarmaların ilk iki üç gününde askerlere mataralarındaki sularla idare edilmesi emredilmiştir.  Ancak üçüncü günden sonra sıkıntılı olsa da su dağıtımı gerçekleştirilmiştir. Ancak bu dağıtım yeterli ve düzenli değildi. Özellikle muharebeler esnasında en büyük su sıkıntısını Arıburnu/Anzac sektöründekiler çekmiştir. M. Şevki Paşanın haritasında ilgili paftada (Anzac Koyu) kuyu/çeşme bulunmaz. Çünkü bu tepelerin denize bakan yamaçlarında tutunmaya çalışan Anzaklar su bakımdan en fakir olan killi birimler üzerindeydiler. Yağmur yağdığında bir balçık haine gelen bu yerlerde yürümek ve hareket etmek güçleşmektedir. Ayrıca buralardaki yüksek eğimden dolayı dereler suyu hızlı bir şekilde sahile taşımaktadır. Ancak sahilin çok dar bir kıyı kesiminde alüvyonlar içinde bir miktar su bulunurken o da yaz aylarında su seviyesinin çok düşmesiyle verimsiz hale gelmiştir. Mayısın ortasından sonra su layterleri ile taşınan su teknik imkânlardan yararlanılarak motopomplarla çeşitli tevzii istasyonlara su basılmakta buradan da askerlere dağıtım yapılabilmekteydi. Suyun mevcudiyeti sağlanmışken bu kez da suyun temizliğinde sıkıntılar yaşandı. Öyle ki buradaki askerin suları ılık ve sıcaktı. Dezenfekte edilerek kullanılan bu sulardan askerlerin pek çok şikâyeti literatürde belirtilir. Suyun en büyük sıkıntısını çeken Anzaklar bu sıkıntılarını Başkent Kanberra’da Saka eri heykeli ile ölümsüzleştirmişlerdir.

Güneyde ise yani Seddülbahir kesiminde ise çıkarma yerleri Morto Koyu hariç dik yarlardan, kıyılardan ve yarlardan ibaretti. Daha yayvan (alçak) bir topografya bu kıyıla aşıldıktan sonra kuzeye doğru tatlı bir eğimle artış göstererek o kesimde en yüksek tepe olan Alçıtepe’ye dek devam ediyordu. Zaten itilaf Devletlerinin birinci hedefi (güney kesim için) bu tepeydi. Buradaki birlikler Arıburnu’ndaki gibi yüksek/sarp topografya olmadığından Kirte Köyüne 1.5 km kala durduruldular. Kuzey kesime göre daha geniş bir kesimde tutunabildiler. Arıburnu’ndakiler ise Saroz Körfezi’nin yamacında ve çok az bir düzlükte zorlukla tutundular. Ancak buradakiler de Türklerin top atışlarından bu yamaçlarda çok iyi korunmuşlardır. Ayrıca su bakımdan en fakir olan kikli kayaçlar içinde çok kolay siper kazılması sebebiyle Arıburnu yamaçları adeta oyuklardan ibaret bir şehre dönmüş gibiydi.

Seddülbahir kesimindeki birlikler özellikle Morto Koyunun kuzeyindeki düzlüklerdeki çeşmelerden/kuyulardan, açtıkları sondaj kuyularından önemli miktarda su alabilmişlerdir. Ancak zamanla asker sayısının artmasıyla da kuzeyde olduğu gibi su layterleri ile tanklarla motopomlarla ve dağıtım istasyonları ile kilometrelerce uzunluğundaki su borularıyla askerlerine su sağlamayı başarabilmişlerdir. Özellikle Seddülbahir kesiminde yoğun su dağıtım imkânları M.Şevki Paşanın haritasında bütün ayrıntılarıyla görülebilmektedir.

İtilaf Devletleri Ağustos yanında Anafartalar sektörüne düzenledikleri çıkarma esnasında su sıkıntısı karşılarında en büyük problem olarak çıkmıştır. Diğer problemleri de topçu cephanesiydi(Stephen Chambers-Anafartalar/Ağustos Taarruzu). Yılın en sıcak ayında düzenlenen harekâtta askerlerin planlarını etkileyecek kadar su sıkıntısı çekilmiştir. Özellikle Kireçtepe yöresinde su sıkıntısı daha fazlaydı. Ancak Anafarta ovasındaki bazı kuyulardan/açtıkları su kuyularından ve çeşmelerinden biraz su sağlayabilmişlerdir. Ancak bu sular yeterli olmayınca yine taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışmış Nil’den bile su taşıyarak yine teknik imkânlardan faydalanarak bu zorluğu aşmaya çalışmışlardır.

Gelibolu Yarımadası’na çıkarmalar kağıt üzerinde ne denli iyi hazırlanmışsa da doğal (topografya/coğrafya/su sıkıntısı vb) engeller İtilaf Devletleri’nin başarısız olmasında başlıca etmenlerden birisidir(burada askeri/strateji/iaşe/malzeme/cephane vb kastedilmemektedir.) Bu doğal şartlar itilaf Devletlerine büyük güçlük sağlarken, vatanlarını savunan Türkler içinde avantaj sağlamıştır. Genellikle düşman üstten bakan( topografik olarak)  Türkler gerek savunma ve gerekse hücum için bu özellikten yararlanmışlardır. En büyük avantajları da su bakımından olmuştur. Haritaya bakılırsa hem çeşmelerin kuyuların olduğu kesimlerde konuşlanmış hem de cephe gerisinden her türlü iaşe/malzeme/cephaneyi ön hatlara taşıyabilmişlerdir. İtilaf Devletlerinin denizden getirmek için karşılaştığı güçlükle karşılaşmamışlardır. Üstelik Trakya’ya, Anadolu yakasına kolaylıkla(denizaltı saldırıları ve aşırtma top atışları hariç) geçiş yapabilmişlerdir. İtilaf Devletleri kış şartlarında inşa ettikleri iskelelerin yıkılması üzerine pek çok zorluk yaşamışlardır…

Özetle Gelibolu yarımadasının doğal yapısı saldıranlara hem taktik hem de su bakımından büyük problemler oluşturmuştur. Pek az yerli kaynaklardan su sağlamaya çalışan İtilaf Devletleri daha sonra taşıma suyla ve teknik imkânlarla suyu askerlerine dağıtabilmiştir. Ancak bu suyun da kaliteli olduğunu söylemek zordur. 

Türkler ise Gelibolu Yarımadası’nın coğrafyasından düşmana karşı avantajlı olmuşlardır. Özelikle de su bakımından. Çünkü bulundukları mevkilerde su kuyuları, çeşmeleri, köylerden su sağlamaları nispeten daha kolaydı. Ayrıca sağlık ve istihkâm teşkilatı su kaynakları konusunda titiz bir çalışma yapabilmiştir. Daha önceden askerin geçeceği güzergâhtaki sular kontrol edilmekte ve nitelikleri belirlenmekteydi. Mutfak hastane ve sargı yeri gibi yerlerde daha fazla suya ihtiyaç olduğu için Teğmen Şerif Efendi komutasında su kuyuları açılmış ve bunlar kullanıma verilmiştir.  Çanakkale Cephesinde büyük salgın hastalıkların çıkmaması alınan sağlık önlemleri yanında yeterli miktarda suyun sağlanmasından dolayıdır. Elbette cephe şartlarında zaman zaman içme suyu /temizlik özellikle hamam/banyo konusunda sıkıntılar çekilmiştir. Ancak bu sıkıntılar mahrumiyet derecesine ulaşmamıştır.

Gelibolu Yarımadası’ndaki doğal kaynakların/coğrafyanın/jeolojinin birbirine olan etkileriyle bunun Çanakkale Cephesi’ne olan yansıması iyi araştırılması, ayrıntılı arazi çalışması yapılarak yeni bulgular ve sentezlere ulaşılması açısından araştırıcıların önünde durmaktadır. Bu makale bu etkilere dikkat çekmek için bir başlangıç ve girizgah olarak kabul edilmelidir.   

 

KAYNAKÇA

Baha Vefa Karatay, 1987, Mehmetçik ve Anzaklar, Türkiye İş Bankası Yayınları, s 255.

Binbaşı Halis Bey, 1975, Çanakkale Raporu, Arma Yayınları, s 271.

Bir Yudum Su, www.geliboluyuanlamak sitesi,

Cemil Conk, Canlı Tarihler/Hatıralar, s 131-184.

Çanakkale aferiorg Anadolu gazileri internet sitesi.

Dr. Burhan Sayılır, 2006, Türk Kurmay Subaylarının Gözüyle Çanakkale Savaşı, Salyangoz Yayınları, s 325.

Erich Prigge, 2011, Çanakkale Savaşı Günlüğü, Timaş Yayınları.

Esat Paşanın Çanakkale Hatıraları, 1975, Baha Matbaası, s 307.

Genelkurmay Başkanlığı, 1993, Çanakkale Cephesi Harekâtı 1. Kitap, 1993, Genelkurmay Basım Evi, s 458.

Genelkurmay Başkanlığı, 1993, Çanakkale Cephesi Harekâtı 2. Kitap, Genelkurmay Basım Evi, s 507.

Genelkurmay Başkanlığı, 1993, Çanakkale Cephesi Harekâtı 3. Kitap, Genelkurmay Basım Evi, s 626.

Genelkurmay Başkanlığı, 2009, Mehmet Şevki Paşa Çanakkale Tahkimat Haritası, Genelkurmay Basımevi, s 87.

General F.Aspinall Oglander, 1940, Çanakkale-Gelibolu Askeri Harekâtı cilt-I, s 405.

General F.Aspinall Oglander, 1940, Çanakkale-Gelibolu Askeri Harekâtı cilt-II, s 484.

Hans Kannengiser, 2009, Çanakkale’de Türklerle Beraber, Timaş Yayınları, s 287.

John North, 2010, Çanakkale Solan Hayaller, Nokta Kitap, s 480.

İbrahim Naci, 2013, Allahaısmarladık, Yeditepe Yayınevi, s 144.

İsmail Hakkı Sunata, 2003, Gelibolu’dan Kafkaslara, Türkiye İŞ Bankası Yayınları, s 609.

John Henry Patterson, 2011, Çanakkale Savaşında Siyonistler, Dün Bugün Yarın Yayınları, s 242.

Mahmut Sabri, 1933, Seddülbahir Muharebesi, Yıldız Harp Akademisi Matbaası, s 16.

Münim Mustafa, 1998, Cepheden Cepheye, Arma Yayınları, s 150.

Nigel Steel ve Peter Hart, 2005, Gelibolu Yenilginin Destanı, Epsilon Yayınları, s 323

Ömer Çakır, 2009, Türk Edebiyatında Çanakkale Mektupları, Akçağ yayınları, s 560.

Peter Hart, 2014, Gelibolu, Alfa Yayınları.

Selim Meriç, Bir Yudum Su, www.geliboluyuanlamak sitesi,

Stephen Chambers, 2015, Anafartalar- Ağustos Taarruzu, Türkiye İŞ bankası Yayınları, s 353.

Sümengen ve diğerleri, 1987, Gelibolu Yarımadası ve Güneybatı Trakya Tersiyer Havzasının Stratigrafisi, Sedimentolojisi ve Tektoniği, MTA Rap. No: 3128 (Yayımlanmamış)

Zafer Güler, 2007, Gelibolu Müfrezesi, Truva Yayınları, s 230.

 

  



[1] Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi V’inci Cilt Çanakkale Cephesi Harekâtı, 1’inci Kitap, s 17.

[2] Büyük Harbin Tarihi-Çanakkale Gelibolu Askeri Harekâtı, Cilt-1, s 137.

[3] a.g.e, s 137.

[4]  Büyük Harbin Tarihi-Çanakkale Gelibolu Askeri Harekâtı, Cilt-1, s 137.

[5] Büyük Harbin Tarihi-Çanakkale Gelibolu Askeri Harekâtı, Cilt-II, s 115.

[6] Büyük Harbin Tarihi-Çanakkale Gelibolu Askeri Harekâtı, Cilt-II, s 115.

[7] Çanakkale’de Türklerle Beraber, s 169

[8] Gelibolu-Yenilginin Destanı, s 225.

[9] a.g.e, s 184.

[10] Anafartalar-Ağustos Taarruzu, s 24.

[11] Gelibolu (P.Hart), s 419-420.

[12] a.g.e, s 420-421.

[13] Çanakkale Solan Hayaller, s 198.

[14] a.g.e, s 87-88.

[15] Çanakkale Solan Hayaller, s 44.

[16] Anafartalar -Ağustos Taarruzu-, s 46-47.

[17] a.g.e, s 78.

[18] Anafartalar -Ağustos Taarruzu-, s 80.

[19] a.g.e, s 119.

[20] a.g.e, s 120-121.

[21] a.g.e, s 121.

[22] a.g.e, s 125.

[23] Anafartalar -Ağustos Taarruzu-, s 126.

[24] a.g.e, s 156.

[25] a.g.e, s 285-86.

[26] Büyük Harbin Tarihi-Çanakkale Gelibolu Askeri Harekâtı, Cilt-1, s 317.

[27] Çanakkale Savaşında Siyonistler, s 80.

[28] Gelibolu Yenilginin Destanı, s 226.

[29] a.g.e, s 226.

[30] Çanakkale’de Siyonistler, s 81.

[31] Gelibolu Yenilgi’nin Destanı, s 225.

[32] a.g.e, s 226.

[33] Büyük Harbin Tarihi-Çanakkale Gelibolu Askeri Harekatı, Cilt-II, s 358.

[34] Çanakkale Cephesi’nden Mektuplar, s 101.

[35] Selim Meriç, www.geliboluyuanlamak sitesi,  “Bir Yudum Su” makalesi.

[36] Çanakkale’de Türklerle Beraber, s 269.

[37] Çanakkale Cephesi’nden Mektuplar, s 322.

[38] a.g.e, s 504.

[39] Allahaısmarladık, s 63.

[40] a.g.e, s 63

[41]a.g.e, s 69.

[42] Çanakkale Solan Hayaller, s 455.

[43] Kanlısrt Günlüğü, s 140.

[44] Canlı Tarihler Cemil Conk Hatıraları, s 155.

[45] Cepheden Cepheye, s 97.

[46] Canlı Tarihler Cemil Conk Hatıraları, s 155.

[47] a.g.e, , s 147.

[48] Çanakkale aferiorg Anadolu gazileri internet sitesi

[49] a.g.site.

[50] Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi V’inci Cilt Çanakkale Cephesi Harekâtı, 2’inci Kitap, s 398.

[51] Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi V’inci Cilt Çanakkale Cephesi Harekâtı, 3’üncü Kitap, s 530.

[52] Çanakkale Hatıraları, 3. Cilt, Seddülbahir Muharebesi, s 66.

[53] Prigge,Çanakkale Savaşı Günlüğü, s 109.

[54] O Olmasaydı, s 59.

[55] a.g.e, s 75.

[56] Çanakkale Raporu, s 54.

[57] Gelibolu’dan Kafkaslara, s 146.


  6116 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm - 2.Gazze Muharebesi (Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)