“Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

Tarih: 08/02/2015   /   Toplam Yorum 3   / Yazar Adı:      /   Okunma 5341

Sarıkamış hâlâ içimizi sızlatan, bizleri hüzne boğan beyaz bir elemdir. Bizi kedere gark etse de bu harekât ile ilgili çalışmalar hızla artmaktadır. Bugünlerde, eskiye nazaran Sarıkamış ile ilgili daha fazla bilgi ve görsele sahibiz. İşte bu meyanda Gazeteci Murat Bardakçı’nın yayınlamış olduğu “Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü-Türkiye İş Bankası Yayınlarından okurların ilgisine sunuldu. Büyük bir merakla beklediğim kitabı bir solukta okudum diyebilirim. Öyle ya; adı daima Sarıkamış ile özdeşmiş Enver Paşa’nın yanında, ilk önce 10. Kolordu Komutanı daha sonra da III. Ordu Komutanı olarak görev yapan Hafız Hakkı acaba harekât hakkında sıcağı sıcağına tutmuş olduğu günlüklerde ne yazıyordu? Harekât, tabiat şartları, Enver Paşa, Ruslar hakkında ne düşünmüştü? Öteden beri merakıma mucip olan bu konular üzerinde düşünceleri nelerdi? Harekâtta bilinmeyenler nelerdi? Harekâtta neler yaşanmıştı? Şunu da ifade etmek gerekir ki, yakında yayınlanacağı ifade edilen Enver Paşa’nın günlüğünün de okunduktan sonra “Sarıkamış Harekâtı” ile ilgili olarak daha objektif değerlendirmeler yapılacağını düşünüyorum. Tabii, Enver Paşa günlüğüne Sarıkamış’ı yazmış ise…
Geliboluyu Anlamak” okuyucuları ile “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” hakkında ilginç konuları ve mülahazaları paylaşmak istiyorum. (İ.B.)

 

 “Sarıkamış İhata Harekâtı” son yıllarda üzerinde çalışılan başlıca konulardandır. Daha önce 1922 yılına dek sansür edilen harekâttan, 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Şerif İlden’in Akşam Gazetesinde yayınladığı “Sarıkamış” eseriyle kamuoyunun bilgisi olmuştur. Daha sonraki yıllarda konuyla ilgili az sayıda yapılan akademik çalışma ne yazık ki halka mal edilememiştir. Büyük bir yenilginin nedenleri, hataları, kayıpları o zaman ki şehitlerimizin üstünü örten kar misâli yılların getirdiği tozlu sayfalar altında kalmıştır. Ancak 2000 yılında başlayan ve başını Prof. Dr. Bingür Sönmez’in çektiği bilgilendirme ve etkinlikler sayesinde harekât özellikle son yıllarda geniş katılımlarla halka mal edilmiştir. Milletimiz nasıl Çanakkale’ye koşuyorsa artık Sarıkamış’a da koşmakta ve 9. Kolordu’nun o dönemde ilerleyiş güzergâhında; Bardız-Kızılçubuk-Sarıkamış hattında yaklaşık on kilometrelik bir yürüyüş yapmaktadır (2004 yılında ben de bu ilk geniş katılımla yürüyüşte bulunmuştum).

Sarıkamış hâlâ içimizi sızlatan, bizleri hüzne boğan beyaz bir elemdir. Bizi kedere gark etse de bu harekât ile ilgili çalışmalar hızla artmaktadır. Bugünlerde, eskiye nazaran Sarıkamış ile ilgili daha fazla bilgi ve görsele sahibiz. İşte bu meyanda Gazeteci Murat Bardakçı’nın yayınlamış olduğu “Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü-Türkiye İş Bankası Yayınlarından okurların ilgisine sunuldu. Büyük bir merakla beklediğim kitabı bir solukta okudum diyebilirim. Öyle ya; adı daima Sarıkamış ile özdeşmiş Enver Paşa’nın yanında, ilk önce 10. Kolordu Komutanı daha sonra da III. Ordu Komutanı olarak görev yapan Hafız Hakkı acaba harekât hakkında sıcağı sıcağına tutmuş olduğu günlüklerde ne yazıyordu? Harekât, tabiat şartları, Enver Paşa, Ruslar hakkında ne düşünmüştü? Öteden beri merakıma mucip olan bu konular üzerinde düşünceleri nelerdi? Harekâtta bilinmeyenler nelerdi? Harekâtta neler yaşanmıştı? Şunu da ifade etmek gerekir ki, yakında yayınlanacağı ifade edilen Enver Paşa’nın günlüğünün de okunduktan sonra “Sarıkamış Harekâtı” ile ilgili olarak daha objektif değerlendirmeler yapılacağını düşünüyorum. Tabii, Enver Paşa günlüğüne Sarıkamış’ı yazmış ise…

Geliboluyu Anlamak” okuyucuları ile “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” hakkında ilginç konuları ve mülahazaları paylaşmak istiyorum.

Kitabın Künyesi:

Adı: Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü

Yayınlayan: Murat Bardakçı

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Sayfa:241

Kitap 6 ara bölümden oluşmaktadır; Önsöz, Günlüğün Latin harflerine çevrildiği bölüm, Belgeler, Dizin ve Günlüğün Osmanlı Türkçesi ile tıpkı basımı yapılan bölümü.

Önsözde sayın Bardakçı, Sarıkamış Muharebelerinde Enver Paşa’nın ardından gelen ikinci simin Hafız Hakkı olduğunu belirterek, harekat ile tartışmalara ışık tutması için kaleme aldığına işaret ederek, Hafız Hakkı Paşa hakkında bilgi verdikten sonra Enver Paşa ile Hafız Hakkı’nın aynı ortam ve şartlarda beraber çalıştığını, Tanin ve Şura-yı Ümmet gazeteleri için  makaleler yazdığını ayrıca iki kitabı bulunduğunu belirtiyor: “Şanlı Asker Ali Çavuş ve Bozgun.”

Bozgun” adlı kitapta, Balkan Harbi ile ilgili gözlemler ve tespitler ile tavsiyelerde bulunulmuştur. Tavsiyelerden biri de uygun tabiat şartlarında savaşılmasıdır. Ancak ileride görülecektir ki Hafız Hakkı Paşa Sarıkamış Harekâtı’nda son derece atak davranmıştır.

Şerif İlden, Enver Paşa ile Hafız Hakkı Paşa’nın farklı çizgilerde olduğunu belirtirken, Enver Paşa’nın tamamen Alman taraftarı olduğunu, Hafız Hakkı Paşa’nın ise Harbiye Nazırı’nın düşüncelerine muhalefet ettiğini ve Almanların düşüncelerine esir etmemeyi  amaçladığını belirtir.

Bardakçı, günlük hakkında bilgi verirken de Hafız Hakkı Paşanın el yazısının çok kötü olduğunu, çeviri esnasında çok zorlandığını belirtmektedir. Günlüğün ön yüzünde “Harb-i Umumi’nin Muhtelif Safhalarına Ait Hatıralarım” yazdığını, 18’e 11.5 santim ebadındaki bordo kapaklı, Avrupa malı ve sayfaları çizgili olan ilk defterin 13 Kasım 1914’de başladığını, bu defterin 23 Kasım 1914’te 92. sayfada sona erdiğini, sonra gelen 17 yaprağın boş olduğunu, siyah mürekkebe batırılmış uç ve bazen dolmakalemle bazen de kurşunkalem ile yazıldığını ifade etmektedir.

15.5’a 9.5 santim ebadındaki ikinci defterin ise siyah kapaklı olduğunu ilk sayfaya “Şark Harekatına Ait Hatıralar” arka yüzünü de “Onuncu Kolordu Kumandanlığına Ait Hatıralarım” yazdığını, 12 Aralık 1914’ten itibaren devam ederek 18 Aralık 1914 ardından 35 sayfa boş bırakıldıktan sonra 16 Ocak 1915’ten itibaren devam eden hatıraların 23 Ocak 1915’te son bulduğunu belirtir.

Hafız Hakkı Paşa Osmanlı Devleti’nin Almanya’dan sipariş ettiği malzemeler ile ilgili görüşmelerde bulunmak üzere Almanya’ya gittiği 26 Ekim 1914 gününden itibaren günlüğünü yazmaya başlar, yolculuk boyunca Balkanları kaybedilişiyle ilgili kederini anlatır. Ancak Karadeniz olayının vuku bulması üzerine acilen İstanbul’a dönmüş ve 3 Kasım’da Genelkurmay’daki görevine başlamıştır.

Bardakçı bazı sayfaların boş bırakılmasının sebebini; anlaşıldığı kadarı ile o günlerde olup biteni daha sonra yazabilmek için olduğunu belirtir. En şiddetli en önemli çarpışmalar/olaylar bugünlerde meydana gelmiştir. Ne yazık ki Hafız Hakkı Paşa’nın düşüncelerinin öğrenilememesi büyük eksiklik olarak kalacaktır. Halbuki literatürde belirtildiği gibi Hafız Hakkı Paşa Kars Fatihi mi olmak istemişti? Enver Paşa ile rekabet içinde miydi? Niçin 25 Aralık akşamı Sarıkamış önlerinde olamadı? Neden çemberi genişletti? Neden Allahüekber Dağlarından geçmek zorunda kaldı, bunlar yine belirsizliğini koruyacak ve tahminlerle değerlendirmelerde bulunulacaktır. Kısacası “puzzle”in bir parçası ne yazık ki hep eksik kalacak…

1.DEFTER

Hafız Hakkı Paşa Almanya’ya giderken geçtiği yerlerin bir zamanlar Osmanlı Devleti’ne ait olduğu topraklar olduğunu düşünerek elem duymaktadır. Balkan ülkelerinin tarımda ekonomide, askeri alanda ilerlemelerine özenmekte ve kendi ülkesinde de çeşitli yatırımlar yapmak gerektiğine işaret etmektedir.

“… çok değil, milletimizin onda birine Türklük kuvvetini, milli vicdanı hissettirelim, o zaman biz yine geleceğiz. Büyükbabalarımızın atlarını sulattığı o Zemzem suyunla biz de yüzlerimizi, gözlerimizi yıkayacağız, s 35-36.“ diyerek Tuna’dan geçerken özlemini ve planlarını şairane bir üslupla anlatıyor.

Alman ataşemiliterinin “Eğer Bulgarlar beraber olursa Türkiye hareket etmeli” sözlerinden hareketle kendisi de bu görüşe katıldığını belirterek “Fakat birlikte ilan-ı harp etmeliyiz. O halde cephane noksanının bir ehemmiyeti yoktur. Çünkü bir ay içinde Sırplar ezilir, Avusturya ve Almanya yolu açılır. Aksi halde Romanya yolu büsbütün kapar ve cephanesiz kalmak ihtimali artar, s 37.” diyerek görüşü belirtir.

27 Ekim 1914’te, Hafız Hakkı Paşa harp ilanının Bulgarlarla birlikte yapılmasını ve Sırbistan’a saldırılarak Almanya yolunun açık tutulmasını istemekte, üstelik bu plan için cephane noksanının önemli olmadığını belirtmektedir. Yani artık harp ilanının an meselesi olduğunu anlamak mümkün.

Daha sonraki günlerde kadınlara erkekler kadar yaşamak ve iş görmek hakkı verilmesi gerektiğini belirtir.

Almanya da Osmanlı Sefiri Mahmud Muhtar Paşa ile görüşür. Paşanın şiddetle harp taraftarı olduğunu anlatır. Ancak Almanya yolunun kapalı olduğunu ve bu yüzden birkaç kolordu ile Sırbistan cephesinin açılması gerektiğini paşaya söyler. Paşanın da bu fikre iştirak ettiğini belirtir.

Yani 29 Ekim 1914 günü Hafız Hakkı, Sırbistan’a bir cephe açılmasını istemekte böylece Almanya ile bağlantını kurulacağı zannındadır. O akşam, Osmanlı Donanmasının Rus donanmasıyla çarpıştığı haberini alır ve İstanbul’a döner. Alman Erkan-ı Harbiyesi ile temasa geçilerek Bronzart’ın şunları istediğini anladığını yazar:

“Hemen Karadeniz’e hareket,

Mısır istikametinde mümkün mertebe çabuk edilecek,

Cihad-ı Mukaddes ilan etmek.

Ben bunların üçünü de saçma addediyorum. Fakat ne yapayım madem ki müttefik! Dik Alman kafası, laf anlatmak da kabil değil. Bir kere de harp başlamış, artık olacak!, s 42.”

Harbiye Nazırlığının, Donanma Kumandanı Souchon’a bir emir hazırlanmış olduğundan bahisle “Rus Donanmasını mahvederek Karadeniz hakimiyetini kazanmak” biçiminde özetlediği bu emrin kasasında durduğunu, “ancak icabında ve zamanında verileceğini verilecek iken Nazırın (Enver Paşa)istediğini, Suşon’a vereceğim, kapalı zarf içinde lazım olduğu zaman emri aç diyeceğim, s 42.” dediğini yazmaktadır.

Ben şüphelendim. Rica ettim. Dinlemedi.

Halbuki iş büsbütün başka türlü olmuş ve Suşon kendisi Alman kafasıyla açmış, yapmış, bizi vakitsiz bir harbe sürüklemiş. Bundan sonra artık vaziyet i selamete çıkarmak için canla başla çalışmak lazım, s 43.”

Bu satırlardan Hafız Hakkı Karadeniz’de bir saldırı yapılacağını bildiğini, saldırıyı ertelemek için Enver Paşaya ricada bulunmuş ama paşa kendisini dinlemediğine göre demek ki Hafız Hakkı bir süre daha savaşa girmeme/saldırıda bulunmama düşüncesinde idi. Çünkü o Sırbistan’a saldırılmasını, Almanya yolunun böylece açık tutulacağını düşünüyordu. Daha sonra Alman Amiralinin işi bambaşka hale getirdiğini belirtmesiyle, savaşın çıktığını artık her şeyin yapılması gerektiğini söylemektedir.

Bazen literatürde Suşon’un kendi iradesiyle Karadeniz’e çıkıp saldırı emri yapıldığı yönündeki değerlendirmeler kitabın s,162’deki emrin orjinali incelendiğinde, Enver Paşa’nın saldırıyı emrettiğini ortaya koyuyor. Zaten Almanca aslı üzerine Hafız Hakkı Paşa da şu notu düşmüş:

 “Nazır Paşanın emri ile yazılmıştır ve yalnız tarafımdan tercüme edilmiştir, s 162.” Yazılan saldırı emridir.

“Donanma Komutanı Amiral Suşon Paşa’ya: Donanma-ı Hümayun Karadeniz’de hakimiyet-i Bahriyeyi kazanacaktır. Bunun için Rus filosunu arayarak nerede bulursanız  ilân-ı harp etmeden ona hücum ediniz. 9 .8.1330(22 Ağustos 1914), s 162.

Almanlarla anlaşma imzalandıktan 20 gün sonra bu emir yazılmış ve yaklaşık iki ay sonra bu emir anlaşılan o ki biraz da acele işleme konarak Karadeniz saldırısı başlamıştır. Bu Rusya’ya bir fiili savaş ilanıdır. (20 Ekim 1914’te Almanlarla 5 milyon lira borç anlaşması da imzalanmıştır, bu paranın ilk taksidi savaşa girildiği takdirde ödenecektir[1].) Düşünülen Kafkasya Harekâtı için deniz üstünlüğünün ele geçirilmesi işidir. Ancak ileride görülecektir ki Enver Paşa harekât için Karadeniz’de üstünlük amaçlarken, Alman Amiral ise bunu sadece Osmanlı’yı bir an önce savaşa sokma gayesi edinmiş ve hiçbir zaman da Karadeniz’de üstünlük kuramamıştır. Hafız Hakkı donanmanın çekingenliğinden ileride sık sık bahsedecektir. Amiral amacına ulaşmıştır ve çeşitli bahanelerle de Karadeniz’de harekâttan da kaçınacaktır.

4 Kasım 1914 tarihinde, Harbiye Nazırı tarafından gönderilen 10.Kolordu’nun Erzurum’a gönderilmesine katılmadığını ama Bulgarlar ve Yunanlılardan bir hareket olmadığından bahisle Rusların saldırıya geçtiğini belirterek “……. Nazır bu fikre daha önce razı olmalı idi. Ben teklif ettimdi. Muharebe on beş geciksin (29 Ekim saldırısı) 10. Kolordu ya İstanbul’a ya da Erzurum’a nakleysin. Razı olmadı. Tehlike var dedi. Halbuki şimdi tehlike çok daha büyük, s 43.” (10. Kolordu o sırada Samsun’daydı, ibilgin). Hafız Hakkı Bulgarlarla birlikte Sırbistan’a cephe açma düşüncesindedir. Bu yüzden Bulgarları kollamaktadır.

Hafız Hakkı bu işin aceleye geldiğini ilerleyen sayfalarda şöyle belirtir,

“…………yalnız 10. Kolordu’nun nakli pek karıştı. Ben bu kolordunun behemal İstanbul’a olmazsa, Erzurum’a naklini bir aydır teklif ediyorum. Hatta- harbi tehir edelim, bu işi yapalım –dedim. Nazır dinlemedi. Suşon da vakitsiz harp açtı, s 47.”

Hafız Hakkı Paşa 6 Kasım 1914 tarihinde “………İlk alay giderken Karadeniz’de toplar patlayınca Suşon’u da Nazırı da telaş aldı ve nihayet Suşon  raporla ve telgrafla  denizden nakliyatın  tehlikeli olduğunu söyleyerek karayolunu tavsiye etti, s 47.” demektedir. Karadeniz’e çıkmak, tatbikat yapmak için can atan ve defalarca engellenen Amiral nakliyatın tehlikeli olduğunu belirtiyor. Çünkü amacına ulaşmış, kendi deyimiyle “Türkleri bir barut fıçısının içine attım ve Rusya ile Türkiye arasındaki harbi ateşledim[2].”demiştir.

Hafız Hakkı her şeye rağmen nakliyatın devamını istemektedir.“Mıvaffakiyet Allah’tan! Cüret etmeyen kazanamaz.”der.Israrla donanmayla askerin taşınmasın ister ancak havanın kötülüğü bahane edilir hatta Enver Paşa “Hele Suşon’un cevabını bekleyelim” der.

8 Kasım 1914’te ise tam belirsizlik vardır. Çünkü 6 Kasım 1914’te yola çıkan “……Bezmialem, Midhat Paşa vapurlarından bir haber yok (Bahriahmer vapuru da olacak toplam üç vapur, ibilgin).Ereğli, Sinop limanlarına sorduk bilen yok. İhtimal ki battılar. Her şeyden evvel iki teyyaremizle en iyi ve yegâne iki teyyare, cephane battı yazık, s 49.”

Harbiye Nazırlığı üç gemiyi yola çıkarmış cephane malzeme ve uçak yüklü. Bunlar 6 Kasım 1914’te Karadeniz Ereğlisi açıklarında Rus filosu tarafından batırılıyor. İki gün geçiyor ve bu gemilerin akıbetinin ne olduğu bilinmiyor. Üstelik genelkurmay da bilmiyor. Gerçekten de çok yazık…

Bu arada Liman Paşanın dahiyane (!) bir fikri var; Akkerman civarına bir kuvvetli çete çıkararak Romanya’ya giden demiryolunu kesmek ve Akkerman’daki erzakı tahrip, parayı gasp etmek.

Bu planın olamayacağını Hafız Hakkı belirterek şunu ısrarla söyler:

Herhalde bütün taarruzi planlar donanmanın muharebesinde Rusları epeyce ezmesine bağlıdır, s 51.”

Ezilmiş midir? Hayır…

 Bu arada III. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’nın sınırı geçen Rusları yenmesi ümid edilir. Hafız Hakkı Paşa;

“Ah şu Hasan İzzet Paşa bu Rus Kolordusu’ndan birkaç bin esir,10-20 top alarak mahv ü perişan etse de, bu kış seferini Kafkasya’da yapsak ve bu kış şu Kafkasya’yı zaptedebilsek. Sonra 9. ve 10. Kolorduları başka cephelere tahsisi edebilsek…………….mel’un herifler(Bulgarlar için diyor) şimdi hem Makedonya’yı hem de Şark-i Trakya’yı istiyorlar. Bütün bu melanetlere durabilmek için Bulgarları ezebilecek kadar kuvvetli olmak, bunun için bu kış Kafkasya Seferini hayırlısıyla bitirmek lâzım, s 53-54.”

Sırbistan’a cephe açmak isteyen Hafız Hakkı Paşa, Bulgaristan’a da saldırmak istiyor. Hatta Kafkasya Seferi’nin erken bitmesini de arzu ediyor. Bununla da yetinmiyor şu ilave de bulunuyor daha sonraki satırlarda;

“…………III. Ordu 200 bin nefer ve 11 bin hayvanıyla  Trabzon ve Erzincan’dan iaşe de olunamaz. Onun için bir an evvel Kars, Ardahan, Batum mevaki zaptedilmeli ki, ordu Batum’a istinad ederek iaşesi de cephene ikmali bilumum menzil hidemati de temin edilebilsin, s 55.”

Yani 200 bin kişilik orduyu(biz 120 bin kişi olarak biliyorduk, ibilgin) Trabzon ve Erzincan besleyemez, ordu Kars’ı Ardahan’ı ve Batum alsın ki, orada kendine ele geçireceği iaşe ile bakabilsin. Buradan Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Harekâtı sırasında Oltu üzerinden Ardahan ve Kars’a yürüyerek, çemberi genişletmesinin ve yolu uzatmasının sebebinin bir an önce Rusların iaşesini ele geçirmek olduğu fikri çıkarılabilir.

Genelkurmay karargâhı aynı zamanda şu planı da emirle Hasan İzzet Paşa’ya bildirir:

“3.………….Bakü-Tiflis demiryolu ile İran’dan gelen demiryolunun esaslı olarak tahrip ettirmek ve orada büyük ihtilâller çıkararak Rusların gerilerini tehdid ettirmek muvafıktır. Bunu çetelerimiz vasıtasıyla yapmaya çalışınız, s 57.”.

Beşinci madde daha ilginçtir;

“5.Ümit olunur ki, ordumuzun süratle hareketi halinde Rus toprağında lüzumu gibi erzak bulursunuz. Askerin iaşesini temin için vesait nakliye kâfi değilse bütün ahaliye sırtında erzak taşıtarak mutasavvıt ambarlar tesis ediniz, s 57.”

Bir memleket düşünüz ki Sivas’a kadar demiryolu var, bundan sonra doğuya demiryolu yok. Ordusu savaşa girecek iaşesi yok. Ümidini düşman toprağından ele geçireceği iaşeye bağlamış. Donanması Karadeniz’de hakimiyet sağlayamamış. Gemilerinin batırıldığından dahi haberi yok. Halbuki Ruslar Bakü-Tiflis-Sarıkamış hattına tren yolu döşemişler. Genelkurmay karargâhı karışık Sırbistan’a ya da Bulgaristan’a saldırı düşünüyor, Kafkasya’yı kısa sürede ele geçireceğini sanıyor, Kars, Ardahan ve Batum’a saldırarak (o zaman Ruslardaydı)karnını doyurmayı hayal ediyor. Yetmiyor çetelerle ihtilal çıkartmayı planlıyor. Yolları ve menzil teşkilatı iyi olmadığı için ahaliye iaşe taşıtın deniyor. Gerçekten de Erzurum Valisi Tahsin Paşa Erzurum’dan Nebihan’a, oradan da cepheye, iaşeyi(unu) kadın ve gençlere taşıttırmıştır. Mevsim ise kış… İşin ilginç yanı da şu Genelkurmaya, 3. Ordu menzil müfettişliğinden bir telgraf çekiliyor; Bitlis, Trabzon ve Erzincan anbarları da dahil olmak üzere 200 bin nefer ve 60 bin hayvandan mürekkep ordunun azami 60 günlük yiyeceği ve 22 günlük arpası olduğu bildirilmiş. Bu kadar yiyeceği olan bir ordu o zaman 15 gün gibi kısa bir zaman diliminde neden aç biilaç savaştı? 60 günlük yiyecek ve 22 günlük arpa acaba  neredeydi?

Ancak Hafız Hakkı yine de çok ümitli aceleci ve cüretkârdır.

Şöyle yazar; “…. Napolyon’un aç ve çıplak askerlerine İtalya’yı hedef gösterdiği gibi biz de Kafkasya’ya girmeliyiz, s 59.”

Demek ki Napolyon’a özenen Enver Paşa değilmiş, Hafız Hakkı Paşa da ona özenmiş.

Tarih 16 Kasım 1914, Ruslarla Muharebeye tutuşan III.Ordu on üç gündür savaşıyor ama “……..3. Ordu’nun  vaziyeti hakkında esaslı malumatımız yok, s 63.” diyor Genelkurmay 2. Başkanı…

Daha da önemlisi Bronzart Paşa şu noktalara itiraz etmiş:

1-Denize hakim değilsiniz Ruslar her zaman bizim kıtaatımızı vurur, erzakımızı tahrip edebilir.

2-Batum pek müstahkemdir. Böyle kolayca zapt olunamaz.

3-Ordumuzun ilerlemesi pek kolay değildir. İaşe fıkdanı yüzünden belki hududu geçemeyecektir. Bizim Batum harekatımız neye yarar?, s 63.”

Şimdi 20 Ekim 1914’e dönelim ve Enver Paşa ile Bronzart Paşa’nın planlarını hatırlayalım:

1-Osmanlı filosu harp ilan edilmeden Karadeniz’deki Rus filosuna baskın verip deniz üstünlüğünü kazanacak.

2-Harp ilanından sonra padişah cihad ilan edecek.

3-Kafkas hududunda Rusları oyalayacak harekat yapılacak.

4-Denizden Rusya’nın Odesa sahillerine 3-4 kolorduluk bir kuvvet çıkarılacak[3].

İki ana madde üzerinde Bronzart Paşa 26 günde tam tersine düşünceler içindedir. Ne olmuştur da fikir değiştirmiştir? Osmanlı, Kafkasya’ya cephe açmıştır. Artık gerisi önemli değildir.

Sıkıntı büyüktür ama Genelkurmay 2. Başkanı Hafız Hakkı şu karardadır;

“……….O halde bu karanlık vaziyetten sevkü’l-ceyşe, iaşece, siyasetçe ancak bir türlü çıkabiliriz: Cür’et ve şiddetle, s 64.” Yani cesaret ve hızlılık ile… Çok yazık…

Hafız Hakkı Paşa son durum karşısında düşüncelerini şöyle anlatıyor:

“ ……..Geçen sahifelerde yazdığım gibi bu vaziyetin hallini ancak cür’et ve şiddette görüyorum. Harp başlamadan evvel son derece ihtiyatkâr olduğum halde şimdi bütün cür’etkâr davranmak lüzumunu hissediyorum ve bütün mantığımla ve zekâmla bu esası yürütmeye çalışıyorum ve hamdolsun yürütüyorum. Bereket versin, Bronsart gayet zeki ve yumuşak. Onun için esaslı fikirleri vasi bir mantıkla anlatınca kabul ediyor ve sonra Nazır’ın yanında kendi fikri diye müdafaa ediyor……………..Kanaat-i vicdaniye ile doğruluğuna kani olduğum  kararlar aynen tatbik ve icra ettiriliyor, s 65.”

Yani alınan kararlar önceden hazırlanmış raporlara değil, bir plana değil vicdana göre alınmış. Buradan icranın/harekâtın Hafız Hakkı Paşa’ya göre yapıldığı sonucu da ortaya çıkıyor.

“...………3.Ordu Kafkas hududunda taarruza kalkarken bizim Batum aleyhine  taarruzumuz pek parlak ve muannitd bir hareket olur. Rusların kuva-yı imdadiyesi gelmeden(bir gecede Sarıkamış’a trenle gelmiştir, ibilgin) Kafkasya’yı fethetmek hem külli harp için hem de Osmanlılık için pek büyük bir zafer olur. Bir taraftan biz kolaylıkla Osmanlılığı Kafkas Dağları’nı, Türklüğün temas sınırını, Turan yolunu kazanırız. Diğer cihetten oradaki zaferle en nihayet serbest kalacak olan ordumuzu Balkanlarda faik bir vaziyette kullanırız, s 68.”

Bir memleketin, ordusunun hali ile düşünülen büyük hayaller bu kadar tezat oluşturabilir mi? Balkanlara da saldırı düşünülüyor halbuki Çanakkale Boğazı abluka altına alınmıştır bile. Çok yazık…  

Karadeniz’de malzeme için Almanlardan vapur istenir Almanlar vermez. Paşa buna da kızar.

“…….Almanlar böyle mühim bir zamanda o kadar adi menfaatleri düşünüyorlar ki tasavvur olunamaz………………Ah! Nazır sen bu Almanlara fazla yüz veriyorsun. Bu vatan için canı yanan, kalbi sızlayan Türklere Almanlar kadar olsun ehemmiyet vermiyorsun ve neticede işte meselâ Hasan İzzet Paşa’ya hem erzak gidiyor hem de vatsa-i nakliye, s 69 (Cemal Paşa’ dan dört vapur ister ve isteği kabul olur paşa bunun üzerine yukarıdaki gibi düşünür. Ancak o vapurlar da gidemez.)”

“…. Donanma mesuliyet almıyor, Vapurları temin edemem diyor. Yavuz dönüyor, s 72.”

“Akdeniz ve Zonguldak vapurlarıyla  bu gece on bin sahra, on bin cebel mermisi, on iki bin sandık piyade cephanesi, tam teçhizatıyla on beş santimetrelik bir obüs bataryası, altı yüz mekariden müteşekkil muntazam nakliye kolu bir yük otomobili ve kırk iki bin lira gönderiyorum, s 73.…”

Bu telgraf Hasan İzzet Paşa’ya gönderilir ama vapurlarla ne yazık ki gönderilemez.

Bu arada Hasan İzzet Paşa Köprüköy Muharebelerinde ordusunu 20 km geri çeker. Bu geri çekiliş literatürde eleştirilir. Haksız bir geri çekiliş olduğu belirtilir. Bunun cevabı belki de aşağıdaki satırlardadır:

Hasan İzzet Paşa’dan bir telgraf, Köprüköy şarkına çekiliyor. Çünki, iki günlük topçu cephanesi var………….Acaba ric’ate başka sebep mi var?, s75.”

Cevap: “….mevcut topçu cephanemiz buna kifayet etmediğinden cephanemiz ikmaline kadar şimdilik Köprüköy’ün şarki sırtlarında mecburen müdafaada kalacağız, s 76.”

Yani orduyu geri çekmekle eleştirilen Hasan İzzet Paşa topçu cephanesi yokluğundan(demek ki keyfiyetten değilmiş) Köprüköy’ün doğusuna müdafaaya çekilecek ve düşmanı oyalarken top mermisi bekleyecek. Top mermilerini gönderecek vapur bulunamayacak ve donanma bu konuda yeteriz kalacak. Sarıkamış Harekâtı’nda Türk topçusunun cephane sıkıntısı muharebeye damga vurmuştur. Oysa Ruslar daha sonra harekât merkezi belli olunca bol cephane ile avantaj sağlamışlardır.

“…..-Suşon  Bronsart birleşmeliyiz. Batum hareketini tesir etmeli ve mühim kuvvetlerle Batum’u düşürmeliyiz.- dedim. Almanların canla başla çalışmadığından, donanmanın gevşekliğinden şikâyet ettim. Enver şimdi şikâyette haksız olduğumuzu söyledi. Ben–Bu şikâyette daimiyim. Mesele bugün değil, dünün ve yarınındır–dedim. Vapur meselesi ordunun ihtiyacâtı ve bizim sevkü’l ceyş planlarımıza tabidir, donanmaya değil. Donanma bizim ihtiyacâtımızı …mecburdur dedim.Enver donanmanın bunu kolay kolay yapamayacağını söyledi. Herhalde öyle ise görüşmek ve konuşmak lâzım. Yarın Suşon’la görüşeceğiz, bakalım, s 77.”

Suşon’dan ilgili konuda açıklama gelir. Çok ilginçtir. Dikkat buyurun;

1.Rus donanması maddeten bire iki faiktir(üstündür).

…………………

4.Binaaleyh bu vaziyette donanma düşman donanmasıyla kat’i muharebe kabul etmemek ve ictinab etmek mecburiyetindedir, s 78.

(Karadeniz’e çıkıp deniz üstünlüğünü sağlamak için can atan Amiralin görüşleri… Çok yazık, ibilgin).”

Bu arada Köprüköy’de müdafaada olan Hasan İzzet Paşa Genelkurmay’a yolladığı bir telgrafta şu şekilde tavsiyede bulunuyor:

“……..Hopa veya Atina civarına  yapılacak bir ihraç hareketi böyle bir maksadı temin edebilir. Fakat bu ihraç edilecek fırkadan daha fazla iş beklemek  mümkün değildir……Sahil yolu boyunca Batum’a  yürümektir, s 81.”

Yani Erzurum’da Hasan İzzet Paşa Hopa veya Selanik üzerine yürünürse düşmanın dikkatinin dağılacağını, bunun düşmanın kuvvetini dağıtacak bir hareket olacağını belirtmektedir. Sırbistan, Bulgaristan, Batum’dan sonra bir de Selanik… Ne İstanbul’dakiler Erzurum’da olan bitenden haber ne de Erzurum’dakiler İstanbul’dan, yada mevcut şartlardan… Hayaller ise büyük. Ama hayalleri gerçekleştirecek imkânlar da o derece küçük ve yetersiz...

2.DEFTER

 12 Aralık 1914,

Hafız Hakkı İdare reisine; “…….Menzille görüştüm. Erzurum ahalisinin orduya yapıp sırtında taşıyacağı iki yüz bin okka ekmekten 50 bin okkasını bize her neyse taşısın………, s 82.” diye emir vermiştir.

Erzurum Valisi Tahsin Paşa sözü edilen yiyeceği mi bilemem ama gençlere Nebihan’a kadar un taşıttırmıştır.

Bugün Enver Paşa gelmiştir. Hafız Hakkı 10. Kolordu namına şu tekliflerde bulunur.

“Kolorduca fırka karargâhları arasında telefon irtibatı yaparız. İcap eden yerlerde hatt-ı harp yakınında cephane ve erzak depo ederiz, s 83.”

Tümenler arasında bırakın telefon irtibatını alaylar arasında bile ulak ile haberleşme yapılamamıştır ki telefon ile iletişim sağlansın. Hafız Hakkı’nın da hayal gücü epey genişmiş.

Yapılması lazım gelen planı da şöyle anlatır Enver Paşa’ya:

“………Saniyen bilhassa bu çevirme hareketimiz şedid, seri olmak lâzımdır. Seri ve şedid olmak için asker taarruz mıntıkasının yanı başında istirahat etmiş olduğu halde, sabah aydınlığından birkaç saat evvel hareket etmek, ileri karakolları seher ile beraber basarak bütün gün taarruzu bitirmeye cüret etmek ve durup dinlenmeden Oltu mıntıkasında az zamanda atlayıp Rus hatt-ı ric’atine Ruslar kaçmadan veya neticeli bir taarruz veya 11. ve 9. Kolordu’ya yapmaya vakit bulamadan biz Kars yoluna dönmeliyiz. Bütün bunları yapmak için taarruz emri erken verilmek ve şimdiden taarruz için her türlü hazırlık yapmak lâzımdır………. Nazır dediklerimi hep kabul etti. Yalnız bir kerre de Ordu Komutanıyla (Hasan İzzet Paşa) görüşecek…, s 83.”

Yani Oltu üzerine yürünmesi Hafız Hakkı Paşa’nın fikri olduğu bunu da Enver Paşa’nın kabul ettiği anlaşılıyor. Aslında harekâtın gelişimini hep Hafız Hakkı Paşa yönlendirmiş…

“4......... Halbuki bizim yevmiye 30-40 bin kilo nakliyeye ihtiyacımız var. Herhalde kadınları ve çocukları da koşarak(yetişkin erkeklerin hepsi cephededir çünkü ibilgin) teklifatın zamanında bitirilmesini yanımda bulunan fırka kumandanına emrettim, s 85.”

Düşünün ki 10. Kolordu’nun iaşe ihtiyacı kadın ve çocukların nakliyesine kalmış.

“….7.Umumiyetle yollarda efradın göğsü açık ve mekarilere biniyorlar. Herkese gevşekliğinin ve hatasının derecesine göre 10 sopa attırdım, s 85.”

Yazlık mintanları olan erler söz konusudur. Özellikle Urfa’dan gelenler yazlık kıyafetleriyle gelmiştir. Bunların pek azı giydirilebilmiştir.

18 Aralık 1914

Artık hamdolsun ilerliyoruz. İnşallah bir daha bu yerlerden geçmemek üzere mütemadiyen, muzafferen ileri gideriz. Herhalde benim kolordumun vazifesi 30-40 km.lik yürüyüşler yaparak Ruslar kaçmadan evvel Kars yoluna varmak ve kati meydan muharebesini orada vererek Rus ordusunu mahvetmektir. Her vakit bütün kalbimle dediğim gibi işte buraya yazıyorum ki Cenab-ı Hak bana bu milletin felaketini göstermekten ise öldürsün.

Biz kazanırsak başımız dik olarak 30-40 sene sulh içinde göstereceğimiz faaliyet ile bütün şarkı sefaletten kurtaracağız. Biz batarsak yüz milyonlarca zeki, masum şarklılar, Türkler, İslâmlar uzun esaret ve sefalet devirleri geçirmeye mahkum olacaklardır. Allah adildir, maksadımız pek büyüktür, azmimiz meziddir, tedabirimiz mümkün olduğu derecede…. iyidir. Binaenaleyh muvaffakiyetimiz emindir, s 91.”

Kış şartlarında haritasız, patika yollarda 30-40 km. yürümek orduyu harap düşürmektedir. (Ahmet Feyzi Bey Çanakkale’de 30-40 km yürüyen askerinin yorgun olduğunu söyleyip Anafartalar’da taarruza kalkmayınca Liman Paşa tarafından görevinden alındı, ibilgin) Rusları kovalamak amacıyla Kars’a dek gitmeyi göze alan Paşa Rusların oyalayıcı hareketlerine kanarak onları takip etmiş, yolunu uzatmış, sonra geri dönmek için geç kalınca kolordusunu Allahüekber Dağları üzerinden Sarıkamış önlerine indirmeye çalışmıştır. İşte bu geçişte büyük telafatlar vermiştir. Muharebe kazanılırsa 30-40 sene nasıl sulh içinde yaşanacaktı ve Şark ayağa kaldırılacaktı. Ruslar yenilse bile hiç saldırıda bulunmayacak mıydı? Ancak Paşa’nın son paragraftaki öngörüleri ne yazık ki doğru çıkmıştır.

Paşanın gayesi Rusların bir ferdi bile kurtarılmadan mahvetmektir. Ancak 16 Ocak 1915’e kadar defterine ara verir. Sayfaların boş olduğu düşünülürse sonradan yazmayı düşünmüş olabilir. Ya da başarısız olunca yazmamıştır. İşte asıl merak ettiğim günler ne yazık ki yazılmamış. 10. Kolordu’nun bugünlerde nasıl hareket ettiği, ne yaptığı bilinmiyor. Asıl Sarıkamış Harekâtı’na ışık tutacak günlere ait notlar yazılmamış. Bu yüzden 10. Kolordu’nun harekâtına ait gerçekler birinci şahıslardan bilinemeyecek…

Hatıra defterimi tam yirmi sekiz gündür açamadım. Dışarıda muhacirlerin döküntü, perakende efradın tayın, kaput vaveylası…..…………Firariler silahlarını atıyor. Şimdiye kadar böyle bir şey yok idi…………kaçakları bilainsaf idam ediniz ve her gün ne kadar idam ettiğinizi bildiriniz, s 94.”

   “Muhacirler mes’elesi bir felaket. Topların nakli için zavallıların öküzlerini de almışlar. –keşke Rus elinde olup şehid olsa idik!- diye bağıranlardan gece gündüz kadın, çocuk vaveylası! Ah Enver! Ah! Bu kış seferini ta’cil etmek, sonra da bu parlak taarruzda 9. Kolordu’yu dörtnala kaldırmakla yüz bin masumun kanına girdin! Allah seni af etsin, s 95.”

Burada el insan demek zorunda kalıyor insan. Enver Paşa harekâtı on beş-yirmi gün erteleseydi daha şiddetli kış şartlarında savaşılacaktı. Kaldı ki cüre’et ve şedid hareket etmek için Enver Paşayı, Bronzart Paşayı da ikna eden, planlarımı kabul ettiler diyen Hafız Hakkı ne yazık ki 25 Aralık akşamı plan gereği Sarıkamış önlerinde olamamıştır. O Kars’a kadar gidip Rusların bağlantısını kesmeye çalışırken önündeki zayıf Ruslar devamlı oyalama taktiği ile onu üzerlerine çekmişler ve zamanında Sarıkamış’a gelmesini önlemişledir. 28 Aralık 1914’te Sarıkamış’ın üst mahallerine girildiğinde takviye kuvvet gelmeyince büyük fırsat kaçırılmıştır. Zira Sarıkamış’ta bulunan Rus Kuvvetleri zayıf birlikler halindeydi. O akşam yapılacak taarruz 9. Kolordu Komutanı İhsan paşanın isteği ile sabah bırakılınca büyük bir fırsat kaçmış oldu. Enver Paşayı yüz bin masumun kanına girdin diyerek suçlarken hiçbir şekilde Allahüekber Dağlarında büyük yekünü donarak şehid olan 10. Kolordu askerlerinden söz etmemesi çok gariptir. Bu tavır ve düşünce değişikliğini anlamak mümkün değildir. Gerçek suçlu psikolojisi midir?

“………birçok yerde şimdiye kadar kuvvetimiz düşmanın arzusuna karşı koyacak bir halde değil, s 96.”

Tam bir yenilgi hali ve pes ediş… Çok yazık…

“…….

2. Hastaneler bir sefalet. İnsanlar birbiri üstünde. Dünden beri uğraştırıyordum. Erzurum’dan iki doktor, eczacı gelecek.  Dün 40 cenaze çıkarttım. Bugün de yine beş on çürümüş cenaze……., s 99.”

Hastanede parayla ekmek satan bir neferi Hafız Hakkı Paşa öldürür:

“…………Öldüresiye dövdüm. Taşla kafasını ezdim. Firara koyuldu. Yanımda küçük mülazım Münir yetiştim. Münir herifi altına aldı. Bir kasatura buldum, kafasını, gözünü parçaladım. Hastalar ağasını da berbad ettim.

………..

Yarabbi! Ben bu sefalete sebep olmadım, ben bu harbi tehir için çalıştım. Ben bu muzafferiyeti tam yapmak için uğraştım. Olsun! Bu felaketleri tamire çalışacağım ve elbette muvaffık olacağım, s 100.”

Tamamen cinnet halinde bir davranış daha sonra harekâtın cüret ve süratle yapılması için her makama baskı yapan Hafız Hakkı sefalete sebep olmadım diyor. Biz de diyecek bir şey bulamıyoruz. Çok yazık…

“…….. O halde şu son 20 gün zarfında 9.000 genç gömdük demektir, s 101.”

“…….. Efradı mualleme 9. ve 11.Kolordularda hemen kamilen, 10 Kolordu da kısm-ı azamı sarfedilmiş olduğundan ……….. küçük taarruzlar yapılabilir, s 109.”

Halbuki en çok kaybı 10. Kolordu vermiştir.

“…….

1.Bu devlete Kafkasya, Rumeli’den alınacak parçaya nispeten yüz defa daha mühimdir. Devletin Kafkasya’yı ihmal ederek yine Rumeli’ye ehemmiyet verilmesi Kanuni devrinden beri başlayan felâketleri temadi ettirmek demektir…….Büyük bir tefevvukla Kafkasya istilası başlamalıdır, s 110.”

Kafkasya daha önemlidir diyor Hafız Hakkı.Baharda tekrar taarruz düşünüyor Kafkasya’ya. Diyecek bir şey yok. Akıl ve izandan yoksun bu görüşler için sadece çok yazık demekle iktifa etmek lâzım geliyor.  Ders almadığı gibi hala sefer düşüncesinde…

Daha da hızını alamıyor ve bitirirken şöyle diyor:

“……meydan muharebeleri dahil olmak üzere 30.000 şehid gömdüğümüz  topraklarda şimdiden faik kuvvetlerle esaslı bir istila ordusu hazırlanması lüzumunu devletin istikbal nokta-i nazarından ben son derece elzem görüyorum, s 111.”

Demek ki çok tartışılan kayıplar hususunda şunu söylemek mümkündür en az 30.000 şehidimiz var. Hasta, kaçak, esir, akıbeti bilinmeyenler bu rakama dahil değil. Ancak kader Hafız Hakkı Paşa’ya yeniden sefere çıkmak ve ordunun başında bulunma fırsatını vermemiştir. Duası kabul olmuştur. Bu milletin mahvını görmekten ise ölmeyi tercih ederim demiştir. Ama bu milletin mahvını gördükten sonra Erzurum’da tifüsten ölmüştür.

SONUÇLAR

1-Hafız Hakkı Paşa Enver Paşa kadar Almanlara meyilli değildir. Sarıkamış Harekâtı’nın bir süre ertelenmesini istemiştir. O Sırbistan’a ve Bulgaristan’a saldırılması taraftarı idi.

2-22 Ağustos 1914’te yazılan bir emirle 29 Ekim saldırısı Enver Paşa tarafından yaptırılmış ve aceleye getirilmiştir (Almanlardan kredi alabilmenin bir şartı da bu idi).

3-Almanlar yapılan anlaşma gereğince Ruslara karşı savaşa girmek için başta Amiral Souchon ve Bronzart Paşa, Enver Paşa mümkün olduğunca Osmanlı Devleti’ni erken savaşa sokmuşlardır.

4-Karadeniz’de Osmanlı Donanması üstünlük sağlayamamış bu da harekâtın olumsuz gelişmesine ve yenilgi ile sonuçlanmasına neden olan başlıca sebeplerdendir.

5-Amiral Souchon daha sonra Karadeniz’de üstünlük sağlanamayacağını, nakillerin karadan yapılmasını tavsiye etmiştir. Keza Bronzart Paşa, Enver Paşa ile birlikte yaptıkları harp planlarından tamamen zıt bir düşünce içine girmiştir.

6-Harekâtın icrasını şedid, sürat ve cüretle yapılmasını isteyen, planlarını Enver Paşa ve Bronzart Paşa’ya kabul ettiren Hafız Hakkı Paşa, en az Enver Paşa kadar yenilgiden sorumludur.

7-Kars yolunu tutmak için Rusları takip eden Hafız Hakkı yolunu uzatarak planda belirtilen günde Sarıkamış’a gelemeyerek büyük bir fırsatın kaçırılmasına, 10. Kolordu’nun büyük bir kısmının Allahüekber Dağlarında donmasına sebep olmuştur.

8-Gerek İstanbul’daki karargâhta gerekse de Erzurum’da azami derece yönetim zaafı, mevcut koşulları göz ardı etme ve tamamen hayal ile hareket etmek söz konusudur. Bu da başarısızlığın birinci sebebidir.

9-Hafız Hakkı Paşa 30.000 vatan evladını gömdük diyerek en az şehidimizin 30.000 olduğunu belirtir. Buna yaralı, hasta, kaçan esir olan ve akıbeti bilinmeyenler dahil değildir.

10-Literatürde çok eleştirilen Hasan İzzet Paşa III. Ordu’yu top mermisi ihtiyacından dolayı geri çekmek zorunda kalmıştır. Bu konuda bir keyfiyet içerisinde olmamıştır. Müdafaada kalıp mermi beklemiştir ama top mermisi kendisine ulaştırılamamıştır.

11-Osmanlı Ordusu çok önemli taarruzlar ve saldırılarla Sarıkamış’a girmiş ama top mermisi eksiğini daima hissederek üstün Rus topçuları karşısında harekât başarısız olmuştur.

12-Turan ve Türklük kavramını Kafkasya’da hakim kılmak düşüncesini birinci ağızdan Hafız Hakkı’nın günlüğünde okuyoruz.

13-Hafız Hakkı Paşa da Napolyon’a özenerek emrindeki aç askere Kars ve Ardahan iaşe depolarını hedef göstermiştir.

*

Bir ibret kitabı olan “Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü”nde çıkarılacak çok dersler var ama harekâtın en önemli günleri hakkında bilgi edinilememesi de araştırıcılar için üzücü olmalı.

NOT: Hafız Hakkı 1899 yılında Teğmen, 6 Aralık 1902’de Kurmay Yüzbaşı, 9 Mart 1905’te Kurmay Kıdemli Yüzbaşı, 2 Haziran 1908’de Kurmay Binbaşı, 15 Aralık 1913’te Kurmay Yarbay, 29 Kasım 1914’te Kurmay Albay, 2 Ocak 1915’te Tuğgeneral olmuştur[4]. 8  Ocak 1915 tarihinde gösterdiği başarılardan(!) dolayı kendisine Altın Muharebe Liyakat Madalyası verilmiş.

8 Aralık 1914 tarihinde İstanbul’dan Erzurum’a gelmiş, Ziya Paşa’nın yerine 10. Kolordu Komutanlığına sonra da Enver Paşa’nın İstanbul’a dönmesi üzerine de III. Ordu Komutanlığına atanmıştır.

*

Allah vatanımızı, milletimizi böyle hezimetlerden korusun… Bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun…

  



[1] M. Albayrak, Havadis 1914-1915 Yüz Yıl önce, s 15-16.

[2] Wolf, Gelibolu 1915, s 115.

[3] M. Albayrak, Havadis 1914-1915 Yüz Yıl önce, s 16.

 

[4] ATASe Yayınları, 1. Dünya Savaşı Katılan Alay ve Daha Üst kademedeki Komutanların Biyografileri , s 6.


  5341 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

5112_Muzaffer Albayrak 08-02-2015, 15:25:46
İsmail Bey'e tanıtım yazısı için teşekkürler.
Ben müsaadeleriyle, belli ki farkına varılmayarak yazı içinde yapılmış bir tarihleme hatasını düzeltmek istiyorum.
Yazıda Enver Paşa'nın Karadeniz baskını için vermiş olduğu emrin altındaki Rumi tarih Miladiye çevrilirken hatalı çevrilmiştir.
1. Defter'in tanıtıldığı bölümde; Enver Paşa'nın Suşon'a yazdığı emrin tarihi "9.8.1330" bu tarihin Miladi karşılığı parantez içinde (22 Ağustos 1914)" olarak çevrilmiş.
Ancak Rumi "9.8.1330" tarihi Miladi takvimde "22 Ekim 1914" tarihine denk gelir.
Rumi "9.8.1330" tarihindeki "8" rakamı ayı gösteriyor. Ancak Rumi takvimde 1918 yılı başına kadar sene Mart ayı ile başlar. Yani 1914 yılında Rumi takvimde "1." ay Mart'tır ve 8. ay da Ekim ayı olur.
Dolasıyısla yazının devamında, 2 Ağustos 1914'teki Osmanlı Alman ittifak antlaşması kasdetilerek yapılan "Almanlarla anlaşma imzalandıktan 20 gün sonra bu emir yazılmış ve yaklaşık iki ay sonra bu emir anlaşılan o ki biraz da acele işleme konarak Karadeniz saldırısı başlamıştır" yorumu da mesnetsiz kalıyor.
Aynı tarih hatası "Sonuçlar" bölümünün 2. Maddesinde de tekrarlanmış ve üzerine yorum yapılmıştır.
 
5125_ismail 11-02-2015, 11:30:56
Muzaffer Bey yanlış bir anlaşılma var. Söz konusu tarih benim tarafımdan miladi takvime çevrilmiş değildir. Kitaptan aynen alınmıştır. Söz konusu cümle şöyledir,
"Donanma Kumandanı Amiral Şuşon Paşa'ya: Donanma-i Hümayun Karadeniz'de hakimiyet-i bahriyeyi kazanacaktır. Bunun için Rus filosunu arayarak nerede bulursanız, ilan-ı harp etmeden ona hücum ediniz 9.8.30(22 Ağustos 1922)."
Ayrıca yine aynı sayfada (s 162) Almanca yazılmış emirde 22.10.1914 tarihi var. Yazar da zaten bu tarihler arasındaki belirsizliğe not düşmüştür. Ayrıca Osmanlı savaşa erken girdi derken yukarıdaki tarihlerden ziyade genel şartlar düşünülerek bir değerlendirmede bulunmuştur.Bilginize ve ilginize sunarım...
ibilgin
 
5126_Muzaffer Albayrak 11-02-2015, 13:51:04
Gerekli bir düzeltme ve özür:
İsmail Bey'in açıklaması tarafımdan yapılmış bir yanlış anlaşılmayı ortaya koymuştur. Tarih çevirisindeki hatanın kendilerine ait olmayıp, Murat Bardakçı'nın kitabından yaptığı alıntıda aynen bulunduğunu ifade ederek kendisine karşı yöneltmiş olduğumuz eleştiriyi haklı olarak bize iade etmiştir.
Şunu ifade edeyim ki, tarih çevirmedeki yanlışlığı burada dile getirirken herhangi bir art niyet veya farkına varılmayarak yapılmış bir hatayı ifşa etmek niyeti güdülmüş değildir.
Bununla beraber, İsmail Bey'e bir özür borcum var: Keşke bu yanlışlığı düzeltmek için kendisini arayıp sorsaydım, o zaman bu hatanın tanıttığı kitaptan kaynaklandığını izah eder, bir düzeltme notuyla okuyucuları kendisi bilgilendirirdi.
Saygılarımla…
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)

04/11/2014 - 01:37 Boğaziçi’nden Çanakkale’ye Şirket-i Hayriye Vapurları (Gözde Keskin)

19/10/2014 - 06:44 Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi’nin Anafartalar Grubuna Hitabı (Osman Koç)

11/10/2014 - 10:34 Bir Çanakkale Şehidinin Hikâyesi: Koca Ali Oğlu Mustafa (Necat Çetin)

14/09/2014 - 07:01 Suçlu Sırbistan- Ayağa Kalk ! Avrupa 1914’te Savaşa Nasıl Sürüklendi ? Sleepwalkers (Uyurgezerler) Christopher Clark- Tuncay Yılmazer

06/09/2014 - 07:14 Bilgeliğin Yedi Sütunu- Thomas Edward Lawrence (Nagihan Haliloğlu)