1. Dünya Harbi

Tarih: 08/12/2014   /   Toplam Yorum 4   / Yazar Adı:      /   Okunma 10457

20. Yüzyıl içerisinde gerçekleşen uluslar arası çatışmalar içerisinde gerek katılan ülke sayısı gerekse uygulanış biçimi göz önüne alındığında, büyük savaş diye tanımlanan birinci dünya savaşı, kitlesel insanlık dramlarının en kapsamlı ve ilk olanıdır.
Osmanlı İmparatorluğunun da son savaşı olan ve insanlık eliyle yaratılan bu afet, günümüz jeostratejik ve jeopolitik koşullarının biçimlenmesine de neden olmuştur.
Birinci Dünya Savaşı, ikincisi yaşanana kadar Büyük savaş adıyla anıldı. Yaşanan acıları ve insan öyküleriyle de günümüze dek ilgi odağı olmayı sürdürdü.
Büyük Savaş, Osmanlı İmparatorluğu için de uzun bir tarihi yolun sonudur. Evrimini tamamlayan İmparatorluk, Büyük savaş sonrasında tarihteki yerini almıştır. 
Türk Ordusu, Birinci Dünya savaşı süresince 1458 gün savaş koşullarında görev yaptı. Yalnız cephelerde bulunan askerler değil, tüm ulus bu ağır koşulların etkisini yaşadı. 
Necmettin Özçelik'in İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 1. Dünya Savaşı etkinlikleri kapsamında 21.11.2014 te Taksim Atatürk kitaplığında verdiği konferansın tam metnini sunuyoruz

 

20. Yüzyıl içersinde gerçekleşen uluslar arası çatışmalar içersinde gerek katılan ülke sayısı gerekse uygulanış biçimi göz önüne alındığında, büyük savaş diye tanımlanan birinci dünya savaşı, kitlesel insanlık dramlarının en kapsamlı ve ilk olanıdır.

Osmanlı İmparatorluğunun da son savaşı olan ve insanlık eliyle yaratılan bu afet, günümüz jeostratejik ve jeopolitik koşullarının biçimlenmesine de neden olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı, ikincisi yaşanana kadar Büyük savaş adıyla anıldı. Yaşanan acıları ve insan öyküleriyle de günümüze dek ilgi odağı olmayı sürdürdü.

Büyük Savaş, Osmanlı İmparatorluğu için de uzun bir tarihi yolun sonudur. Evrimini tamamlayan İmparatorluk, Büyük savaş sonrasında tarihteki yerini almıştır.

 Türk Ordusu, Birinci Dünya savaşı süresince 1458 gün savaş koşullarında görev yaptı. Yalnız cephelerde bulunan askerler değil, tüm ulus bu ağır koşulların etkisini yaşadı. İstatistik bilgiler kayıpların ne kadar ağır olduğunu gösterir;

Şehit sayısı ( Yaralı olarak ve hastalıklardan ölenler dahil ) 501.91 kişidir.

Yaralı veya hastalıktan ötürü hastanede tedavi edilenler; 3. 059.205 kişidir.

Hastanelerden taburcu edilenler; 2.167.841 kişidir. 891.364 kişi ise özürlü olarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmıştır.

Savaş sonunda 180.256 yaralı ve salgın hastalık kapmış 60.116 kişinin tedavileri sürüyordu.

Sonuçta; Osmanlı İmparatorluğunun 18 milyonluk nüfusu içersinden üç milyon insan ölmüş, yaralanmış, sakat kalmış ve kaybolmuştu. Sayılı olan aydın ve okumuş kişi sayısında da onarılması güç kayıplar ortaya çıkmıştı.

İngiliz ve Fransızlar, 100 bin civarında Türk askerini tutsak almışlar, 60 bine yakın Türk tutsak da Rusya’nın eline geçmişti.

Binlerce Türk Ermeniler tarafından katledilmiş, binlerce Ermeni de tehcir nedeniyle canlarını vermişti.

 Avrupa’da bağlaşık güç dengesini oluşturan İngiltere, Fransa ve Rusya; “Hasta Adam” olarak nitelendirdikleri Osmanlı İmparatorluğunun artık tükendiği ve topraklarının paylaşılması zamanının geldiği düşüncesindeydiler. Savaşın ayak seslerinin duyulmaya başladığı evrede, Türkiye’nin ittifak arayış çabaları, bu ülkelerin kendi amaçları doğrultusunda reddedilmişti. Terazinin öteki tarafında ise Almanya ve Avusturya - Macaristan imparatorlukları bulunuyordu. Almanya’ya hükmeden Kayzer Wilhelm II, yıllardır izlediği tutumuyla, Osmanlı İmparatorluğu’na en yakın görünen liderdi. Almanya tarafından kuramsallaştırılan “Drang Nach Osten” (doğuya yöneliş politikası), İslam halklarını hedef alarak siyasi, ekonomik ve stratejik, yaklaşımlarla yıllardır yürütülmekteydi.

Almanya, bu dönemde ortak projeler üretebileceği en önemli faktörü, Enver Paşa’yı keşfedecekti. Vatanı kurtaracak kişi olarak betimlenen Enver Paşa, hürriyet kahramanı tanımıyla tarih sahnesine çıkmış, Trablusgarp ve Balkan savaşları sırasında ününü pekiştirmişti. 23 Ocak 1913 günü gerçekleşen Babıali darbesiyle hükümeti deviren Enver, zorla sadarete getirdiği Mahmut Şevket Paşa’nın 12 Haziranda öldürülmesinden sonra İttihak ve Terakki Partisi’nin desteğiyle, Harbiye Nazırlığına atanarak baş döndürücü yükselişini sürdürüyordu. Özgürlükçü anlayışı ve Balkan yenilgisinin utancını taşıyan ordu içerisinde uyguladığı reformlarla umut veren Enver Paşa kısa sürede Türkiye’nin tek hâkimi konumuna gelecekti.

Berlin’de bulunduğu askerî ataşelik görevi döneminde Alman ulusuna hayranlık duyan ve Alman Silahlı Kuvvetlerinin yenilmezliğine inanan ve tüm İslam ülkeleri bağlamında, Türklük imajı yeniden değer kazanacaktı. Enver Paşa’ya göre, bu hedeflere ulaşılması ancak Almanya ile iş birliği Enver Paşa, ütopik düşüncelere sahipti. 33 yaşında ülkenin önderliği fırsatından yararlanarak, Osmanlı İmparatorluğu’nu daha güçlü kılıp İttihak ve Terakki Partisi’nin İslamcı -Türkçü anlayışını daha da ileriye götürecek, Mısır’ı yeniden fethedip, Transkafkasya’yı özgürlüğüne kavuşturacaktı.

28 Haziran 1914 günü Saray Bosna’yı ziyaret eden Avusturya Veliaht’ı Ferdinand’ın katledilmesinden sonra insanların neden olduğu büyük afetin perdeleri açıldı ve peş peşe açıklanan savaş ilanlarıyla Birinci Dünya Savaşı başladı.

Savaşın başında, Osmanlı İmparatorluğu silahlı ve savaşa hazır bir tarafsızlık politikası uygulama yolunu seçmişti, 3 Ağustos’ta seferberlik ilan edildi.

2 Ağustos 1914 tarihinde ise önceleri gizli tutulan Türk-Alman İttifak Anlaşması imzalanmıştı. Sonradan yapılan ek anlaşmalarla da Türk ordusu Alman askerî yardımlarının ve Alman Yüksek Komutanlığı planlarının uygulanmasına uyum gösterme çizgisine çekildi. Savaş sürecinde, Çanakkale ve Kut zaferlerinden sonra imzalanan bir diğer anlaşma ise Türkiye’nin Müttefiklerle barış yapmasını engellemek amacıyla kaleme alınmıştı. 28 Eylül 1916 tarihli bu anlaşma; “Her iki ulus, toprakları düşman işgalinden temizlenmedikçe savaştan çekilmeyecek ve itilaf devletleriyle barış anlaşması yapmayacak.” Koşulunu taşıyordu.

Enver Paşa, öncelikle orduya el atmıştı. Saraya yakınlıkları dolayısıyla paşalığa getirilen ya da yaşı ilerlemiş 280 general ve yapay terfi ettirilmiş üstrütbeli subay emekli edildi. Radikal bir anlayışla, Alman askerî heyetinin uygulamaları ve komuta kademelerine atanmış kalifiye genç subayların emekleriyle, silahlı kuvvetlere yeni bir ruh aşılanmaya, çağdaş bir eğitim verilmeye başlandı. Çok az bir süre olmasına karşın, kara ve deniz kuvvetlerinde önemli adımlar atıldı, Hava sınıfının da temelleri güçlendirildi. Alman askerî heyeti mensupları, bir taraftan Türk ordusunun eğitimiyle ilgilendiler, bir taraftan da Türkiye’nin Almanların savaşa katılması için ellerinden geleni yaptılar. Bu heyetle gelen subaylar savaş sırasında Türk cepheleri ve karargâhlarında önemli roller üstlenecekti.

Türkiye’yi savaşa sürükleyen olaylar zinciri Akdeniz’in uzak bir köşesinde başladı. Savaşın ilan edilmesinden sonra İngiliz Donanması tarafından izlenen Alman Goeben ve Breslau savaş gemileri rotalarını Türkiye’ye çevirdiler. Heyecanlı bir takip sonucu Çanakkale önlerine ulaşan gemiler, Enver Paşa’nın verdiği izinle 10 Ağustos günü Boğaza alındılar. Müttefiklerin yoğun baskısı, gemilerin Osmanlı Devleti tarafından satın alındığının açıklanmasıyla son buldu. Goeben Yavuz, Breslau da Midilli adlarını almışlardı. Gönderlere Türk bayrakları çekildi ve Alman denizciler başlarındaki kepleri, Türk bahriyelilerinin kullandığı feslerle değiştirdi. Aslında satış gerçekleşmemişti. Gemilerle gelen Amiral Souchon, Donanma 1. Komutanlığına atandı. Artık Türkiye tarafını seçerek rengini belirlemişti. Ancak, Almanların Marn’da yenilmeleri, İtalya’nın İttifak devletlerine katılmayışı, Romanya’nın belirsizlik politikası ve Bulgaristan’ın kararsızlığı gibi çok önemli etkenler göze alınmadı.

Alman ordusu Batı ve Galiçya ağırlıklı doğu cephelerinde durdurulmuştu. Alman Yüksek Komutanlığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa katılmasını ve cephelerde, üzerine binen yükün hafiflemesini amaçlıyordu. Almanların ana hedefi; Türk Ordusunun Kafkaslara ve Mısır’a ilerlemesiyle, büyük boyutlarda Rus ve İngiliz gücünün angaje edilmesine odaklanmıştı. Bu süreçte Alman Elçisi Wangenheim, Türkiye’nin savaşa bir an önce katılmasını sağlamak amacıyla yoğun bir çalışma içine girmişti. Elçinin en önemli yardımcısı ise Amiral Souchon’du. Yavuz ve Midilli yazlık Rus sefaretinin önünde demir atıyor, gemilerde bulunan personel başlarına Alman keplerini giyip, “Deutschland Über Alles” diye haykırarak ulusal marşlarını söylüyorlardı. İngiliz Deniz Kuvvetleri yardım heyeti başkanı Amiral Limpus ve subayları Türkiye’yi terk etmişlerdi. Seferberlikten sonra orduya katılan ve Alman eğitimi alan askerler kaz adımlarıyla yürüyor, Alman militarizm ve yayılmacılığı kalplerinde “esir Türklerin kurtarılması ve fetih ateşi” yakılmış genç Türk subayları üzerinde etkili oluyordu. Geçen sürede, Silahlı kuvvetlerin performansı üzerinde olumlu etkiler yaratılmış olması bir gerçekti. Türk insanının içinde mevcut olan geleneksel savaşçı ruhu yeniden canlandırılmıştı.

Seferberlik tamamlanıyordu, ancak silah ve cephane eksikti. Savaşta en önemli etmenlerden biri olan lojistik kuruluşlar henüz yeterli değildi. Ulaşım araç ve gereçleri de son derece kısıtlıydı. Bu süreçte amiral Souchon, defalarca Genelkurmaya başvurarak donanmanın Karadeniz’e açılmasını talep etmişti. Amiral’in gerekçesi; Türk denizcilerinin, yıllarca süren ihmal sonunda açık deniz koşullarına uyum sağlayamamalarıydı. Askerî ve politik Alman baskısına daha fazla dayanamayan Enver Paşa, 26 Ekim günü donanmanın Karadeniz’e çıkarak tatbikat yapmasına izin verdi. On bir savaş gemisi 27 Kasım sabahı denize açıldı ve Amiral Souchon’un emriyle, rastladıkları birkaç Rus gemisini batırarak 29 Ekim 1914 sabahı Odessa, Sivastopol ve Novrosiski limanlarını bombaladılar. Tarihte “Karadeniz Olayı” adıyla anılan ve savaş ilan edilmeden gerçekleşen bu eylem aslında askerî etiğe uygun değildi. Almanlar Enver Paşa’nın sözlü ve yazılı emirleriyle harekete geçtiklerini açıklamışlardır. Sözlü emrin hiçbir tanığı yoktur. Yazılı emrin ise yalnızca Birinci Dünya Birinci Dünya Savaşında Türkiye’de görev yapan asker - tarihçi Carl Mühlman tarafından Alman arşivlerinde bulunduğu iddia edilmiştir. Nedense hiçbir Türk araştırmacı bu emre ulaşamamış ve emrin bir kopyası günümüze kadar yayımlanmamıştır. Osmanlı Hükümeti, Karadeniz olayının Ruslar tarafından başlatıldığını, ilk ateşin Rus savaş gemileri tarafından açıldığı savını öne sürdü. Artık savaşa girişi önlemek olanaksızdı.

1 Kasım 1914 tarihinde Rus ordusu, Türkiye’nin doğu sınırlarına doğru ileri harekât başlattı. İngiliz ve Fransız karma donanmasına bağlı savaş gemileri, 3 Kasım günü Çanakkale Boğazı girişindeki tabyaları bombardıman etti. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti, 11 Kasım 1914 tarihinde Müttefik devletlere karşı savaş açtı.

 Türk Ordusu Birinci Dünya Savaşı’nda 12 cephede yer alarak savaşlara katılmıştır.

 Doğu Cephesi: Karadeniz’den İran’a kadar uzanan ve Ruslarla çarpışılan cephedir

Irak Cephesi: Fav yarımadasına yapılan İngiliz amfibi harekâtıyla başlayarak Irak’ta İngilizlerle savaşılan cephedir

 Çanakkale Cephesi: Çanakkale Boğazı’nın İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle zorlanmasıyla başlayarak kanlı kara muharebelerinin yapıldığı cephedir

 Filistin - Suriye Cephesi: Türk Ordusu tarafından yapılan iki başarısız Süveyş kanalı harekâtı ve İngiliz karşı saldırısıyla süren cephedir

 Galiçya Cephesi: Bir Türk kolordusunun Galiçya’ya gönderilmesiyle katıldığımız cephedir

 Romanya Cephesi: Bir Türk kolordusunun Romanya’ya gönderilmesiyle katıldığımız cephedir

 Makedonya - Batı Trakya Cepheleri:

Bir Türk kolordusunun Makedonya’ya ve bir Türk takviyeli piyade alayının Bulgaristan’a gönderilmeleriyle katıldığımız cephelerdir

 Yemen ve Hicaz Cepheleri: Türk ordusunun Arap yarımadasında katıldığı muharebeler ve destansı Medine savunmasının yaşandığı cephelerdir

 

İran ve Kuzey Afrika Cepheleri: Bu ülkelerde yaşayan Müslüman halkın işgallere karşı ayaklanmasını amaçlayan Teşkilat-ı mahsusa kökenli gayri nizami çatışmaların yapıldığı cephelerdir.

 Değerli katılımcılar, sizlere şimdi bu cephelerle ilgili bilgiler arz etmek isterim:

  Doğu Cephesi;

Karadeniz olayından sonra 1 Kasım 1914 günü Rus ordusu, Türk sınırını geçerek ileri harekat başlattı. Rus ilerleyişi yapılan iki muharebe ile durduruldu. 7- 12 Kasım günleri gerçekleşen Köprüköy ve 17- 20 Kasım günü yapılan Azap muharebeleri Türk zaferleriyle sonuçlanmıştı.

Rusları durduran 3. Türk ordusu, verdiği ağır kayıplar nedeniyle çekilen Rusları izleyemedi ve tekrarlanabilecek Rus saldırılarını önlemek amacıyla 10km kadar geri çekilerek yeni bir savunma hattı oluşturdu.

Doğu Cephesine gönderilen birlikler.

Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya savaşışına katılmadığı ve silahlı tarafsızlık ilan ettiği dönemde, Avrupa – Doğu cephesine kaydırılan Rus birliklerinin eksikliği nedeniyle Kafkas sınırındaki kuvvet dengesi asker sayısı açısından eşitlenmişti. Ancak, Rus ordusu daha iyi donatılmış, güçlü topçu birlikleriyle çağdaş silah ve araç – gereçlere sahipti.

Türk ordusunun en zayıf tarafı ise eğitim yetersizliğiydi. Birlikler arasında yer alan aşiret süvari alayları muharebelerde başarılı olamamıştı.

Bir Konvoy Doğu Cephesinde

Mevsim ilerliyor ve kış yaklaşıyordu. İki taraf da cephede büyük bir hareketlilik beklemiyordu.

  Bu aşamada devreye Alman Başkomutanlığı girdi. Batı cephesinde siper savaşları sürüyor, doğuda Galiçya cephesinde Avusturyalılar, Rusların karşısında geri çekiliyordu. Almanlar, Kafkas sınırında yapılacak bir Türk saldırısının doğu cephesini rahatlatacağını düşünüyorlardı. Berlin’de bulunan Türk askeri Ataşesinin raporu tam da bu günlerde İstanbul’a ulaştı. Ataşe, Alman Başkomutanlığından aldığı bilgilerle raporunda; “ Rus ordusunun kuşatma harekatlarından çok etkilendiğini, arkalarında düşman birlikleri gören Rusların hemen geri çekildiklerini “ yazmıştı.

Türk Genelkurmayında görevli Alman üst subaylarının da etkisiyle Başkomutan Vekili Enver Paşa, bir kuşatma saldırısıyla Rusları sınırın dışına sürmeye karar verdi. Hedef Sarıkamış’tı.

Tarihin en acı trajedilerinden biri olan Sarıkamış savaşı böylece gündeme gelmiş oldu.  14 Aralık 1914 günü Enver Paşa yanında Alman yardımcılarıyla birlikte Köprüköy’e geldi. 3. ordu karargahında yapılan bir toplantıda, Hasan İzzet Paşa harekata karşı çıktı ve haklı neden olarak mevsimi öne sürdü. 3. ordu Komutanına göre, kuşatma planı ancak ilkbaharda uygulanabilirdi. Başkomutan vekili, Hasan İzzet Paşa’yı görevden alarak 3. ordu komutanlığını üstlendi.

Birinci Dünya Savaşındaki Türk cephelerinde Enver Paşa’nın en etkin olduğu, kendisinin de ateş hattında bulunduğu ve yenilgiyi bizzat yaşadığı tek savaş, Sarıkamış’tır.

Türk ve Alman kurmaylarınca hazırlanan ve Enver Paşa ile Hafız Hakkı Paşa’nın üzerinde ayrıca çalıştıkları Sarıkamış ihata ( çevirme ) planı aslında mükemmeldi. Düşünülmeyen, Aralık ayının inanılmaz zorluktaki iklim ve doğa koşullarıydı. Plana göre; Bir Kolordu, cephede düşmanı karşısına alarak hareketsiz hale getirecek, iki Kolordu Rusları kuzeyden kuşatarak Sarıkamış kasabasını ele geçirecekti.

Cephe hattının 35km gerisinde olan kasabanın alınmasıyla arada kalan büyük çapta Rus kuvveti imha edilmiş olacaktı. Diz boyu karla kaplı, 3000m yükseklikteki dağlar üzerinden ve yol bulunmayan arazide yapılacak ileri yürüyüş büyük risk taşıyordu. Birliklerin kış donanımları yeterli değildi. İstanbul’dan yola çıkarılan kışlık giysi ve diğer lojistik ikmali tamamlayacak malzemelerin yüklendiği gemiler, Karadeniz’de Rus Donanması tarafından batırılmıştı.

Dondurucu soğukta ( -20 derece ) başlayan harekat, korkunç bir yenilgiyle sona erdi. Yağan karın da etkisiyle birlikler dağıldı. Mehmetçiklerin büyük kısmı düşmana tek bir mermi atamadan donarak şehit oldular. Sarıkamış’a girebilen 300 kadar asker de geri püskürtüldü.

22 Aralık 1914 - 15 Ocak 1915 tarihleri arasında gerçekleşen muharebenin sonunda 3. Ordu tümüyle elden çıkmıştı. Verilen kayıp sayısı 60.000 kadardı. Bazen mangalara komuta eden, bazen bir bataryaya ateş açtırarak oradan oraya koşturan Enver Paşa her şeyin bittiği anda canını zor kurtararak, yerine Tuğgeneralliğe yükselttiği saray damadı Hafız Hakkı Paşayı bırakıp, İstanbul’a döndü.

 Sarıkamış yenilgisinden sonra 3. Ordu, elde kalan zayıf birlikleriyle Azap mevzilerine çekilmiş, alabildiği takviye güçlerle Rus saldırılarını önleme amacıyla hazırlanıyordu.

Rus’lar ileri harekata 1915 yılının Nisan ayında başladı. Aynı zamanda Van Ermenileri ayaklanmış, Türk Ordusu, isyancılarla da ayrıca uğraşmak zorunda kalmıştı.  Tortum ve Malazgirt yönünden Erzurum’a ilerleyen düşman birlikleri, birinci ve ikinci Tortum savaşlarındaki başarılı savunma ile durduruldu. Güney bölgesinde ise başarılı olan Ruslar, 11 Mayısta Malazgirt’i 16 Mayısta da Van’ı ele geçirdiler. Cepheye bir milyona yakın asker süren Rus’lar 11 Ocak 1916 tarihinde saldırılarını yenilediler. Kanlı bir muharebe sürecinden sonra, 16 Şubat günü Erzurum işgal edildi. Ertesi gün de Rus’lar Muş’a giriyordu.

 

  1916 ve 1917 yılları arasında Rus ordusu, Doğu Anadolu’daki ilerleyişlerini sürdürerek, Erzincan ve Trabzon’u da ele geçirmeyi başardı. Ekim Devriminden sonra kendi bünyesi içersinde çöken Ruslarla 16 Aralık 1917 tarihinde Erzurum’da bir ateş – kes anlaşması yapıldı. Doğu cephesinde bir türlü silahlar susamıyordu. Bu kez Ermeniler Doğu Anadolu’yu terk eden Rusların bıraktıkları yerlere yerleşmişler ve Türk halka karşı katliamlara başlamışlardı. 1918 yılı başlarında harekete geçen 3. ordu, tüm doğu Anadolu’yu ele geçirerek savaşa son verdi.

3 Mart 1918’de yapılan Brest-Litovsk anlaşmasından sonra, 1897 savaşından beri Ruslar tarafından işgal edilen Kars, Batum ve Ardahan yine Osmanlı Toprağı oldular. Doğan fırsattan yararlanan Türk ordusu ilerleyerek, Gümrü, Bakü, Derbent, Gence, Tebriz ve Rumiye kentlerini ele geçirdi.

Bu fetih coğrafyası, Mondros mütarekesi koşullarıyla son bulacak, Türk Ordusu Anadolu sınırları içersine çekilecekti. 

 Irak -  -İran Cepheleri:

Osmanlı imparatorluğunun Birinci Dünya Savaşına katılmasından altı gün önce; 5 Kasım 1914 günü İngiliz birlikleri Basra Körfezine akan Şettülarap Nehri ağzında buluna Fav yarımadasına amfibi bir harekat düzenledi. Karaya çıkan kuvvetler, zayıf Türk birliklerini yenerek ileri yürüyüşlerini sürdürüp, 21 Kasım günü Basata’yı ve 9 Aralıkta da Kurna’yı ele geçirdiler.

 Savaşın başlangıç sürecinde Irak’ta seferberlik çalışmaları yeterli derecede verimli olamamıştı. Kuruluş düzenine geçen birliklerin tüm eratı Arap’tı. Devlete bağlılıkları zayıf, eğitim düzeyleri düşük, moralleri bozuk askerlerden oluşan bu birliklerle İngilizlerin ileri yürüyüşünü durdurmak olanaksızdı.

Kazandıkları başarılardan sonra saldırılarını Basra yönünde geliştiren İngiliz birlikleri, Seyhan yöresinde Türk mukavemetiyle karşılaştı. İngilizlerin üstün gücü karşısında tutunamayan Türk birlikleri, Katüzzeyn mevkisine çekilerek direnişlerini sürdürmeye çalıştılar. Arap kökenli askerlerin firar etmeleri ve yerel halkın düşmanca tutumuna İngiliz nehir filosunun bombardımanları da eklenince Türk kuvvetlerini yöneten Irak ve Havalisi Komutanı Cavit Paşa, Basra’yı savunmaktan vazgeçerek birliklerini, Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği Kurna mevkisine kadar geri çekti. Basra 23 Aralık 1914 tarihinde İngilizler tarafından işgal edildi.

Savaş soluk almadan sürmekteydi. İngilizler bu kez de Kurna’ya saldırdılar ve çetin bir muharebeden sonra Türk kuvvetlerini tutsak ederek, tüm Güney Irak’ı ele geçirmiş oldular. Bu zaman diliminde, Irak’tan çok uzakta İstanbul’da bulunan Teşkilat-ı Mahsusa binasında Irak’taki savaşın kaderini etkileyecek toplantılar yapılıyordu.  Gönüllü katılımlarla kurulan Osmancık Taburunun Irak cephesinde kullanması kararı alınmıştı. Bu taburun eratı, çoğunlukla Koceeli ve Rumeli yörelerinden gelmiş, gerilla savaşlarına katılarak deneyimler geçirmiş gönüllülerdi.   Süleyman Askeri Bey komutasındaki Osmancık Taburu ve İstanbul itfaiye Alayı, 23 Kasım günü İstanbul’dan yola çıktılar.

2 Ocak 1915 günü Cavit Paşa, Irak Genel Komutanlığı görevini Yarbay Süleyman Askeri Bey’e devretti. Savaşçı karakterine uygun olarak hızla harekete geçen Süleyman Askeri Bey, 20 Ocakta birinci Rota muharebesinde yaralandı.

14 Nisan 1915 tarihinde gerçekleşen Şuayyibe savaşında ise Türk birlikleri ağır bir yenilgiye uğradı. Osmancık taburunun büyük çoğunluğu İngilizler tarafından tutsak alındı. Yarası henüz iyileşmemiş ve çatışmayı yatırıldığı sedyeden izleyen Yarbay Süleyman Askeri Bey, yenilgiyi kabullenemeyerek,  tabancasıyla yaşamına son verdi.

Osmancık Taburunun kısa süren şanlı serüveninden sonra, İki taraf içinde sonuca ulaşılamayan bir dizi kanlı muharebe yaşandı. Türkler Basra’yı geri almak, İngilizler de Bağdat’a ulaşmak amacındaydılar. İki tarafta kuvvetlerini takviye ediyordu.

28 Eylülde Birinci Kut-ul Amare savaşını kazanan İngiliz Generali Towshend komutasındaki İngilizler, Türk birliklerini çekildiği Selmanıpak mevzilerine kuşatıcı biçimde taaruz etti. Towshend’in bilemediği gerçek, bu aşamada doğu ve Suriye – Filistin cephelerinden Irak’ı takviye için gelen güçlü Türk birliklerinin varlığıydı. 51. Türk Tümenin yaptığı karşı saldırı ile yenilen İngiliz birlikleri 150km geride bulunan Kut-ul Amare kasaba ve mevzilerine çekilmek zorunda kaldı.

 Üst rütbeli İngiliz esirleri Kut'da

Nurettin  Paşa komutasındaki Türk birlikleri ileri yürüyüşlerini sürdürerek 15 Aralık 1915 tarihinde Kut kuşatmasını başlattılar.

4.5 Ay kanlı çatışmalar yaşandı. İngiltere her yöntemi kullanarak ( Rüşvet teklif etmek dahil ) kuşatma alındaki askerlerini kurtarma uğraşı devralan verdi.

19 Nisan günü komutayı devralan Halil Paşa, kuşatmayı sürdürerek sonunda 29 Nisan 1916 günü General Towshend kuvvetlerini koşulsuz olarak teslim aldı.

İngiliz askeri tarihinde bir ilk yaşanmıştı. 5 General, 481 Subay ve 13.300 Er Türkler tarafından tutsak edildi. Kut’taki İngiliz kayıpları ölenler ve esir alınanlarla birlikte 40.000e ulaşmıştı.

Kut civarındaki muharebelerde Türklerin kayıpları da yüksekti; 300 Subay ve 10.000 Er şehit düştü.

Kut kuşatması sırasında Irak cephesinde, sınırı geçerek ilerleyen bir Rus süvari tümeni ortaya çıktı. Rusların amacı Bağdat’ın Kuzey doğusundaki Kanıkin kentini almaktı. 13. Türk Tümeni bölgeye kaydırılarak Rus saldırısı durduruldu. Kut Zaferinden sonra taaruza geçen Ruslar, yine 13. Kolordunun karşı saldırısıyla geriye çekildi.

Kolordu, ilerleyerek, 8 Haziran 1916’da Kasr-ı Şirin kasabasını ve Hemedan kentini ele geçirdi. İran’da sürdürülen harekat, ikmal merkezlerinin uzaklığı nedeniyle daha fazla gelişemeyecekti. 

Irak cephesinde iki tarafta birden savaşmaya başlayan Türk birlikleri, güneyden ilerleyen İngilizler, Bağdat’a yaklaşıyor, Doğuda ise Ruslar Musul’u zorluyordu. Rus saldırısı Revendiz’de durduruldu, ancak 25 şubat 1917’de Kut’u tekrar ele geçiren İngilizler,  11 Mart 1917’de Bağdat’a girdiler.

Sovyet devriminin rahatlaştırdığı koşullarla gevşeyen Rus saldırılarına uzun süre direnen Musul, silah bırakışmasından sonra 30 Ekim 1918’de 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis Paşa tarafından İngilizlere teslim edildi.

 Çanakkale Cephesi:

 Çanakkale Savaşı, tarihin en önemli savaşlarından biri olarak kabul edilir. Bu büyük mücadelede tasarlanan stratejik amaçlar, savaşın sonuçları ve savaş süresince uygulanan ilkler, Gelibolu Yarımadasında yaşananların günümüzde bile ilgi odağı olmasının ve her yönüyle araştırılmasının nedenleridir.

Çanakkale Siperlerinde Türk askerleri

Müttefiklerin Çanakkale seferi, Temelde Osmanlı İmparatorluğunu yıkarak topraklarını paylaşmak ve Ruslarla birleşerek, Çarlığın ütopik “sıcak denizlere açılma“ rüyasını gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Türk Ordusunun direnişi, 1917 devrimine giden yolun açılmasını ve 20. Yüzyılın sonlarına kadar sürecek yeni jeopolitik rekabetin belirlenmesini sağladı. Çağdaş savaş gücü ile uygulanan ilk amfibi harekat Çanakkale’de gerçekleşti. Donanma, karaya çıkan birliklere toplarıyla destek verdi. Geniş çaplı denizaltı harekatı, savaş boyunca, yarımadaya yaklaşma sularında, boğazda ve Marmara denizinde aralıksız olarak sürdürüldü. Uçak ve Balon gemileri ilk kez bu savaşta kullanıldı. Hava ve Deniz Hava gücünün önemi Çanakkale savaşında anlaşıldı. Siper savaşlarında devrim sayılabilecek yeni gereçlerin kullanımı ve karşılıklı tüneller kazarak ağır tahribatlar yapma taktikleri bu savaşta denendi. Topçular iki tarafça da her biçimde kullanıldı. Hareketli ve sabit bataryalar, kamuflaj, gözetleme, ölçüm ve saldırı öncesi hazırlık ateşi bağlamlarında hiç uygulanmamış yöntemler geliştirildi. Makineli tüfeklerin kıyıcı etkinliği Gelibolu’da kanıtlandı. Büyük savaşın bu birincil laboratuarında en önemli faktör yine de insan unsuruydu. İnsanlık tarihiyle başlayıp, günümüze dek süregelen savaşlarda olağan üstü gelişen silah sistemlerine karşın, savaşların kaderini her zaman bu silahları kullanan askerler belirlemiştir. Gelibolu’da da böyle oldu. Çanakkale savaşında karşı karşıya gelen askerlerin çok farklı özellikleri vardı. Birbirlerinden uzak coğrafyalarda yaşayan ve karşılarındaki ulus ya da topluluğun adını bile duymamış olan bu askerler, cephede bulunan derin ve karmaşık siperlerde vuruşarak birbirlerini öldürdüler. Galatasaray Lisesinden mezun İstanbullu genç yedek subay, tanımadığı bir kültürün ölümcül ürünü olarak geliştirilen Kukri hançeriyle şehit edildi. Henüz küçük bir uygar yerleşim merkezi bile görememiş 17 yaşındaki Maori yerlisi ise sazdan yapılmış kulübesinden çok uzaklarda, Anadolulu bir Mehmetçiğin süngü darbesi ile can verdi. Türk Silahlı Kuvvetleri, savaşa katılan ülke ve sömürge ülkeleri askerlerinin tümünden kökleri daha eskilere dayanan bir geçmişe sahipti. Mehmetçik, tarih sayfalarından geliyordu. O, zaman sürecinde Mısır’dan Viyana önlerine dek sürdürülmüş savaşlarda kendini kanıtlamıştı. Anadolu insanına özgü; dayanıklılık, zor koşullara uyum sağlama, pratik zeka ve cesareti ile hep aynıydı. Türk askeri itaatkar ve sadıktı. Yetkin komutanlarca yönetildikleri sürece dünyanın en iyi savaşan askerlerindendi. 1915’te Çanakkale’de de yetenekli ve farklı bir nesil oluşturan subaylar bulunuyordu. Her rütbedeki subaylar öncelikle balkan savaşı utancını yarasına tuz basar gibi hatırlıyor, “ya zafer ya ölüm“ anlayışıyla göreve gidiyorlardı. Enver Paşa’nın gerçekleştirdiği reformlar sayesinde orduda önemli mevkilere getirilmiş olan genç subay nesli, Osmanlı İmparatorluğu tarihindeki en elit subay sınıfını oluşturmuştu. Savaşan askerlerin kültürel gelişimleri, ülkelerine ve milli duygularına bağlılıkları, alıştıkları sosyal yaşam koşulları, genlerinde bulunan ırksal savaşçılık yetenekleri ve bu askerleri yöneten komuta kadrosunun kalitesi, kısaca asker dokusu Çanakkale savaşının kaderini belirlemiştir.

 Çanakkale savaşı müşterek düşman donanmasının boğazı bombalamasıyla başladı. 1914 yılının Kasım ayı sonlarındaki küçük çaplı bombardımanlardan sonra 19 Şubat 1915 günü ilk büyük çaplı saldırıda bir kısım tabyalar susturuldu. 25 Şubat’ta ise ağır şekilde bombalanan methal tabyaların tümü iş göremez hale getirildi. Deniz harekatının bu evresinde müttefikler 17 Mart’a kadar mayın temizleme faaliyetleriyle uğraşarak 18 Mart 1915te büyük saldırılarını gerçekleştirdiler. Zaferle sonuçlanan günün sonunda, üç savaş gemisi kaybeden üç gemileri de yara alıp, savaş dışı kalan müttefikler, deniz yolunun tıkanmış olduğunu anlamışlardı. Devreye Kara Kuvvetleri girdi. Seferin başkomutanı General Ian Hamilton’un planına göre; Seddülbahir ve Arıburnu kıyıları esas çıkarma bölgeleri olarak belirlenmişti. Karaya çıkarılan güçler, hedeflerini ele geçirerek, yapacakları müşterek bir taaruzla Kilitbahir Platosunu ele geçirerek, yarımadanın güneyine hakim olacaklardı.

Çanakkale’yi General Otto Liman Von Sanders Komutasındaki 5. ordu savunuyordu. Ordu, iki kolordu olarak tertiplenmişti. 5,7 ve 9. Tümenlerden oluşan 3. Kolordu Gelibolu yarımadasını, 3. ve 11. tümenlere sahip 15. Kolordu da Anadolu yakasını korumakla görevlendirilmişti. Ayrıca ordu ihtiyatı 19. Tümen

Bigalı’da konuşlanmıştı. 5. ordunun savunma planı sahili oyalayıcı küçük birliklerle tutup gözetlemek ve geride gruplar halinde tutulan ana güçlerle taaruz ederek kıyıya çıkan düşman birliklerini denize dökmek esasına dayanıyordu. Müttefik çıkarma harekatı 25 Nisan sabahı başladı.

 Arıburnu bölgesinde Avusturalya – yeni Zelanda kuvvetlerinden oluşturulan Anzak Kolordusu yanlışlıkla çıktığı sahilin sert yamaçlarında, 9. Tümene bağlı bir piyade bölüğü tarafından karşılandı. Kahramanca vuruşarak tümüyle imha olan bölüğün kazandırdığı süre içersinde uzun bir yürüyüş yaparak bölgeye ulaşan Binbaşı Şefik (Aker) Bey komutasındaki 27. alay yaptığı süngü hücumuyla Anzakları durdurdu. Eş zamanda Ordu ihtiyatında bulunan 19. Tümenin Komutanı Yarbay Mustafa Kemal Bey, hiçbir emir almadan, kendi insiyatifiyle yanında getirdiği 57. Alay ve bir dağ topçu bataryasıyla savaşa katıldı.

Mustafa Kemal, geri çekilen erlere ünlü “cephaneniz yoksa süngünüz var” emrini vererek tarih sahnesindeki yerini 25 Nisan günü almış oldu ve savaşın kaderini ilk kez belirledi. Kocaçimen tepesi üzerinden yapılan Türk taaruzu sonunda savunma savaşı zafere dönüştü. Öğleden sonra 19. Tümene bağlı diğer iki alayın da savaş alanına gelmesiyle güçlenen Türk birlikleri, savaşın sonuna kadar sürecek karşılıklı mevzi tertiplenmesinin temelini attılar.

Seddülbahir Bölgesinde karaya çıkan İngilizlerin yeni kurulmuş güçlü 29. tümeni, 26. Alayın 3. taburu tarafından karşılandı. Türk taburu olağan üstü bir savaşçılık ruhu sergileyerek 10 taburluk düşman gücünü fazla derinlere ilerleyemeden durdurmayı başardı. Ana çıkarmayı desteklemek amacıyla Truva atı efsanesinden esinlenerek Ertuğrul Koyunda karaya oturtulan River clyde gemisinden Karaya çıkmaya çalışılan askerler büyük kayıplar verdi. İngilizler, Seddülbahir cephesinde ilk gün hedefi olarak belirlenen AlçıTepeye savaşın sonuna kadar ulaşamadılar. Çanakkale Savaşı, denizle çevrili büyük sayılmayacak bir coğrafyada cereyan etti. İki taraf için de kanlı muharebeler sonunda elde edilen metre hesabıyla ölçülebilecek toprak kazanımları önem taşıyordu.

Seddülbahir Bölgesinde; 28 Nisan günü İngilizler şanslarını denediler. 29. Tümen, yanına 25 Nisan günü Kumkale’ye aldatma çıkarması yapan Fransız Tugayını alarak Kirte Köyü yönünde saldırıya geçti. Hedef her saldırıda olduğu gibi AlçıTepeydi. Günün sonunda, MüttefiklerTürk karşı taaruzu ile 600 metre geriye atıldı.1 Mayıs gecesi 9. ve 7. Türk Tümenleri yalnızca süngü kullanarak taaruza kalktılar. Amaç düşmanın denize dökülmesiydi. İlerleyişte, büyük kayıplar verildi. Türk süngülüleri, sıralar halinde şehit edilerek durduruldular. 3 Mayıs gecesi yinelenen taaruz da İngilizler tarafından önlendi. 6 Mayıs’ta İngilizler yine Alçı Tepeyi hedef alarak saldırdılar. 3 gün süren vuruşmalar sonunda Türklerin direnişi başarılı oldu. 4, 5 ve 6 Haziran günleri 3. kez taaruz eden ve yenilen taraf yine müttefiklerdi. Üç Kirte muharebesini kaybeden Müttefikler, yönlerini Kerevizdere’ye çevirdiler. 21 ve 22 Haziran günleri saldırıya başlayan İngiliz birlikleri kanlı çatışmalarla durduruldu. 28 Haziran günü Müttefikler tekrar siperlerinden çıkarak ileri atıldılar 29 Haziranda Zığın Dere mevzileri defalarca el değiştirdi. Aynı gece yapılan Türk taaruzu da ilerleme kaydetmesine karşın sonuca ulaşamadı. 29 Haziran 5 Temmuz tarihleri arasındaki sürede iki tarafında binlerce kayıp verdiği siper muharebeleri yapıldı.

Ağustos ayında ise savaşın yeni evresindeki muharebeler başlayacaktı. Arıburnu Bölgesinde; Anzak’lar çıktıkları sahile Anzak Koyu adını vermişlerdi. İlk büyük çaplı savaşları için birçoğunun haritada bile görmediği topraklara gelmişler, beyaz ırktan olmadıklarını zannettikleri bir düşmanla savaşacaklardı. Anzak Koyu ve ilerledikleri daracık sırtlardaki yaşamları, onların disiplin kurallarına uymayan özgür karakterleri ve savaşa spor yapar gibi yaklaşımları Anzak efsanesini doğuracaktı. Anzakların karşısındaki Türk kuvvetlerine ise bir kader adamı komuta ediyordu. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal, Arıburnunda bulunan tüm birlikleri komutasına almış, Avustralya - Yeni Zelanda askerlerine nefes aldırmıyordu.

Müttefikler yeni aldıkları takviyelerle 7 Ağustos 1915 tarihinde Suvla sahiline yeni bir amfibi harekat düzenlediler. Aynı günlerde Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerinde de yeni ve kanlı taaruzlar yapıldı. Anafartalar Grup Komutanlığına kendi isteğiyle atanarak bölgedeki tüm kuvvetleri komutasına alan Mustafa Kemal 9 ve 10 ağustos günleri düzenlediği karşı saldırılarla düşmanın bu yeni hamlesini de boşa çıkararak, Çanakkale savaşını kaderine ikinci kez yön vermiş oldu.

Savaşın sonu görülüyordu, Müttefikler komutanlarını değiştirdiler ve İstanbul’a ulaşma hayallerini rafa kaldırdılar. Aylar süren kanlı siper çatışmalarından sonra Arıburnu ve Suvla bölgeleri, 16 Aralık gününden itibaren boşaltılmaya başlandı. 20 Aralıkta bu bölgelerde düşman kalmamıştı. 1916 yılının 8 -10 Ocak günlerinde ise Seddülbahir bölgesindeki düşman kuvvetleri, Türk birliklerin fark ettirmeden geldikleri gibi gittiler.

İnanılması güç sertlikte vuruşmaların yaşandığı Gelibolu Yarım Adası günümüzde bile bu savaşın izlerini taşımaktadır. Çanakkale savaşında iki tarafın kayıpları yaklaşık olarak belki de hiçbir savaşta rastlanmamış biçimde birbirine eşittir. Türk Ordusu; 55.000 şehit, 100.000 Yaralı, 10. 000 kayıp, 21.000 hastalık sonucu ölen ve 64.000 hasta vererek toplam 250.000 askerini kaybetmiştir. Müttefikler de kayıplarını; 205.000’i İngiliz ve dominyon ülkeleri, 47.000’i de Fransız ve sömürge kuvvetleri olarak açıklamışlardır.

Çanakkale savaşının Türk tarafında bıraktığı en ağır hasar; kalifiye insan kaybıdır. Tanrı ve ülke sevgisi, vatan topraklarını çiğnetmemek ülküsü, Anadolu’nun her yöresinden gelen Mehmetçiklerle birlikte elit bir “okumuş gençlik neslini kanlı siperlerde birleştirerek yok etmiştir.

Suriye – Filistin Cephesi                          

 Birinci Dünya savaşında Süveyş Kanalı önemli bir Alman stratejik hedefiydi. Avustralya ve Hindistan’dan yollanan İngiliz dominyon takviyeleri Kanaldan geçerek batı cephesine ulaşmaktaydı. Süveyş Kanalının ele geçirilmesi ya da büyük ölçüde İngiliz gücünün kanalı savunma amacıyla angaje olması, Almanların üzerindeki yükü hafifletecekti. Türkiye’de ise, Mısır’ı tekrar ele geçirerek, İslam dünyasındaki etkinliğin artırılması gündemdeydi. Sonuçta, İki İttifak ülkenin ortak amacı doğrultusunda, Türk ordusunun Alman komutan, subay ve yardımcı birlikleriyle desteklenmiş, Süveyş Kanalı ana hedefli, Mısır saldırısı gerçekleşti. Açılan bu yeni cephe, Türkiye için Büyük Savaşta en uzun soluklu savaş alanı olmuştur.

Suriye – Filistin cephesindeki askeri harekat üç safhada gerçekleşti; Birinci Kanal seferi, İkinci Kanal seferi ve İngiliz karşı saldırısı.

Kanal Harekatına Katılan İzmir Alayı Subayları

 Birinci Kanal taaruzu görevini 8. kolordu üstlenmişti.  14/15 Ocak 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa komutasında 1915 gecesi Birüssebi’den harekete geçen birlikler üç koldan Kanala doğru ilerleyeceklerdi. Padişah Yavuz Selimin ordusundan sonra Türk askerleri bir kez daha Sina çölünü geçtiler. Ana gücü oluşturan 25. Piyade tümeni, 69. ve 80 piyade alaylarıyla kurulmuştu. İkinci kademede Mısır’a girecek olan 10. piyade tümeni de arkadan geliyordu. Sefer gücü ay sonunda Kanalın doğu kıyısına ulaştı. 2/3 Şubat gecesi de saldırı başlatıldı. Birliklerin geçiş yapacakları Acı göl yöresi İngilizler tarafından üstün kuvvetlerle savunuluyordu. Geçiş için kullanılacak olan ve Çölde büyük zorluklarla taşınan tombazlar, isabet alarak battı. Mehmetçikler kanalın tatlı sularında can verdiler. Batı kıyısına geçebilen 600 asker ise şehit edildi ya da esir alındı.

Ele Geçirilen Kut Al Amera Kasabası

Kanalın aşılmasının olanaksızlığı anlaşıldığı anda Albay Von Kress’in “ intihar saldırısı “ teklifini reddeden 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa, saldırıyı durdurarak geri çekilme emri verdi. Harcanan can ve emekler boşa gitmişti. Cemal Paşa geriye çekiliş sırasında dağılan birliklerin ve yaralıların toplanılmasına bizzat nezaret etti. Sonradan Başkomutanlığa gönderilen sonuç raporunda yazılan

“ gerimizde Kanaldaki şehitlerimizin muhterem cesetlerinden başka hiçbir şey bırakılmamıştır “

maddesi harekatın acı bir özetidir. Cemal Paşa ve karargahı Dönüşte Kudüs’e yerleşerek savaşı idare etmeyi sürdürecekti. 

 Çöl tam anlamıyla terk edilmedi. Alman Albay Von Kress Komutasında İbin’de kurulan Çöl Komutanlığı,  yaptığı keşif saldırıları ve sabotajlarla Süveyş kanalını rahat bırakmayacaktı.

Çanakkale savaşının başlaması, Suriye – Filistin cephesini de etkiledi. 10. Tümen ve 25. Tümen Çanakkale’ye yollandılar. Cephede durgun bir dönem başlamıştı. Çanakkale savaşının zaferle sona ermesi bu cephedeki hareketliliği arttırdı. Gelibolu’dan çekilen Müttefik kuvvetlerin Büyük bir kısmı Mısır’a gelmişti. İngilizler Sina çölüne hakim olup, Suriye ve Filistin’i ele geçirmek amacındaydılar.

1. Kanal Harekâtında ilerleyen birlikler

Türk birliklerin Sina çölündeki hareketleri ise sürmekteydi. 23 Nisan 1916 günü yapılan bir keşif saldırısında Katya’da bulunan bir İngiliz süvari alayı bozguna uğratıldı ve büyük kısmı tutsak edildi. Bulgaristan’ın savaşa girmesi ve açılan Sırbistan yolu sayesinde Almanya’dan cepheye gelen ve Paşa ismiyle anılan takviye güçleri ile bölgeye gönderilen Türk birlikleri ile ikinci kanal seferi tertip edildi. Ancak İngilizler, Sina çölüne yerleşerek büyük çaplı bir lojistik ağ oluşturmuşlardı. Kanala kadar gitmek mümkün olmadı ve sefer, Romani mevkiindeki kuvvetli İngiliz mevzileri önünde son buldu.

Büyük kayıplar veren Türk birlikleri bu yenilgiden sonra Sina Çölünü boşaltarak, Gazze – Şeria ve Birüssebi hattına yerleştiler. 3. piyade, 16. piyade ve 3. süvari tümenleriyle yapılanan 22. kolordu, çölün Filistin’e açılan kapısını beklerken, 4. Orduya bağlı 12 ve 8. kolordular, Adana, İskenderun ve Suriye kıyılarını korumakla görevlendirilmişti.

Bu zaman diliminde Birinci Dünya Savaşındaki en büyük çaplı ihanet olgusu ile karşılaşıldı. 5 Haziran 1916 günü başlatılan Arap başkaldırısı, ayrı bir sorun olarak 4. Ordunun tertiplenmesini gerektiriyordu.

Artık saldıracak olan taraf İngilizlerdi.

26 Mart 1917 sabahı İngiliz taaruzu başladı. Düşman 18.000 askeriyle Gazze’yi hedef almıştı. Takviye alamamasına karşın 3000 askere sahip iki Türk piyade alayı, akşama dek süren muharebede kahramanca direnerek saldırıyı durdurmayı başardı.

3000’e yakın asker kaybeden İngilizler ertesi sabah çekilmek zorunda kaldı. Yiğit savunucuların kaybı yaklaşık, 1500 asker civarındaydı.

19 Nisanda saldırılarını yineleyen İngilizler, Donanmalarının ateş desteği ve bu cephede ilk kez kullandıkları tanklarıyla Gazze önlerindeydiler. Türk topçularının isabetli atışları tankların ve piyadelerin yolunu kesti. 6.500 kişi zayiat veren İngilizler ikinci Gazze muharebesini de kaybetmiş oldu. Türk kayıplarının toplamı ise 2000 askerdi.

Gazze muharebelerinden sonra cephenin kaderini etkileyecek olgular yaşanarak, tümüyle bir Alman görüşü olan komuta değişikliğine gidildi. Cephedeki tüm sorumluluk, yeteneksizliği kanıtlanarak yıldızı sönen bir Alman komutana, General Von Falkhenhayn’a teslim edilmişti.

İngiliz tarafı da komuta değişikliğine gitmiş, batı cephesinde yeteneği kanıtlanmış General Edmunt Allenby cephede idareyi ele almıştı.

Allenby, 31 Ekim günü 3. Gazze saldırısını başlattı. Taaruzun siklet merkezi olan Birüssebi savunma mevzileri. Avustralya hafif süvarileri tarafından yarıldı. ( Bu saldırı tarihe son kitlesel süvari hücumu olarak geçmiştir. ) Türk birlikleri, çekildikleri Kudüs – Yafa hattında da tutunamadılar.

7 Aralık gecesi sis ve yağmurdan yararlanan İngiliz birlikleri baskın biçimindeki saldırılarıyla Türk birlikleri arasında oluşan emir – komuta kopukluları nedeniyle fazla bir direnişle karşılaşmadan Kudüs’e girdiler.

3. Gazze savaşı sonun başlangıcı olmuştu. Falkenhayn’ın görevden alınarak Liman Von Sanders’in komutayı alması da bozgunu önleyemeyecekti. Lut Gölü yakınlarında uzun süre dayanan Türk birlikleri, lojistik yetersizlikve yokluklar sonucu elde kalan 20 bin askerle direnmeyi sürdürmeye uğraşıyordu.

19 Eylül 1918’de yapılan Nablus meydan muharebesi ve sonuçları Birinci Dünya savaşı boyunca Türk ordusunun en büyük çaplı ve somut yenilgisi olacaktı. Kentler bir bir elden çıktı ve Türk tümenleri peş peşe ya imha oldular ya da tümüyle tutsak edildiler.

Bu dönemde 7. ordu Komutanı olan Mustafa kemal, Şam’ın düşmesinden sonra Liman Von Sanders’in yerine geçerek komuta ettiği birlikleri esaret’ten kurtarıp, emrindeki kuvvetlerle sonradan Misak-ı Milli sınırları olarak belirlenen İskenderun – Cerabulus hattında düşmanı durdurarak mütarekeye kadar bu savunma hattını muhafaza etti

 Hicaz – Yemen – Kuzey Afrika Cepheleri   

  5 Haziran 1916 tarihinde Şerif’e bağlı kuvvetler, Medine garnizonuna bağlı Türk birliklerine ve özellikle tren istasyonlarına yaptıkları saldırılarla Arap isyanını başlattılar.

Başkaldırı zaten bekleniyordu ve Cemal Paşa, bölgeyi takviye için Dördüncü Ordu birliklerinden bir kısım kuvvetle “ Hicaz Kuvvei Seferriyesi “ adı verilen bir güç oluşturmuştu.  Bölgedeki tüm birlikler, 20 Haziran tarihinde Ordu Komutanlığı yetkisi verilen, 12. Kolordu Komutanı Tuğgeneral Fahrettin ( Türkkan ) Paşanın komuta ettiği bu yeni oluşuma bağlandı. Hicaz cephesi, Birinci Dünya Savaşında Türk Ordusunun gayri nizami savaş koşullarıyla karşılaştığı tek cephedir. Teşkilat-ı Mahsusa tarafından, Trablusgarp ve İran’da benzer hareketler uygulanmasına karşın, hiçbir cephede nizami Türk birlikleri gerilla taktikleriyle savaşan bir düşman gücüyle karşılaşmamıştır.

Göreve atanmasından sonra Medine Garnizonuna yapılan baskınları durdurarak isyancı Arapları bozguna uğratan Fahrettin Paşa, zorlu bir savunma savaşını başlattı.

                                                                Medineyi müdafaa eden Türk birlikleri

 Hicaz cephesindeki en önemli taktik hedef, Hicaz demiryoluydu. İngiliz casus Lawrence ve eğittiği Arap gerillalar, sürekli olarak demiryolunu sabote ediyorlardı. Fahrettin Paşa, demiryolu saldırılarına karşı, oluşturulan karakollar, hareketli postalar ve silahlandırılmış trenlerle karşı konulmasını emretti. 

9 Temmuz 1916 günü, Mekke Arap isyancıların eline geçti.

Galip Paşa ise Araplar tarafından kuşatılan Taif’te üç buçuk ay çok zor koşullarda dayanarak 22 Eylül günü teslim olmak zorunda kaldı. Cidde, İngiliz donanmasının sağladığı ateş desteği ile önceden düşürülmüştü. 

   4. Ordu Filistin cephesinde ancak kendine yeterli olacak kuvvete sahipti. Hicaz, gözden çıkarılmıştı. Artık bağlantı tümüyle kesilmiş, kısıtlı işleyen ikmal yolu kapanmıştı. Bu koşullara karşın Fahrettin Paşa, kuşatılan Medine’yi kahramanca savunmayı sürdürdü.                           

Yokluk içinde Mehmetçikler, Arap isyancılara karşı koydular. Medine müdaafası, Fahrettin Paşa’nın varlığıyla özleşmiştir. Asker ve Cephane eksikliği, Gıdasızlık ve hastalıklar Medine savunucusunu yıldırmadı. İkmal yolları kapandığı zaman yayınladığı emirlerle askerlerini çekirge yemeye alıştıran Fahrettin paşa, ayrıca, isabetli bir öngörüyle daha kuşatma tamamlanmadan kutsal emanetleri İstanbul’a ulaştırmayı başardı. Savaşın sonuna kadar Araplar Medine’yi ele geçiremediler.

 Atatürk’ün sözleriyle “Tarihe altın harflerle geçmiş komutan” Fahrettin Paşa ve kahramanları hiç unutulmamalıdır.             

  Yemen Cephesi  

     Çöl coğrafyasında, vatanından uzakta, mezarları bile olmayan binlerce şehidin yattığı yer Yemen, uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu için bir sürgün ve çekilen acılar ülkesi olmuştur. Günümüzde Yemen için anımsananlar, yalnızca anlatılanlarla efsaneleşen göz yaşartıcı öyküler ve ünlü Yemen türküsüdür.

   Birinci dünya savaşı süresince Yemen ve Asir ile sağlıklı irtibat kurulamadı. Yemen’de 7. Kolordu görev almıştı. Asir ise 21.Tümen tarafından tutuluyordu.  Arap başkaldırısından sonra, Bu bölgelerde de ayaklanmalar başladı.

Feodal kabile düzeninin egemen olduğu topraklarda Osmanlılara sadık kalan ya da başkaldıran kabileler ortaya çıktı.

Yemen’de 1905 yılından beri idareyi elinde tutan İmam Yahya Türk’lere ihanet etmeyerek sadık kalırken, Asir’de Seyit İdris ayaklanmaya katıldı.

İngilizlerden sağladıkları destekle, güçlenerek saldırdıkları birliklere kayıplar verdiren isyancıların, bölgenin zorlu koşullarında izlenmeleri bile olanaksızdı. Türk birlikleri, büyük sıkıntılar çekerek başkaldıran kabilelerle savaşmayı sürdürdüler.

21. Tümen Komutanı Muhittin Bey, zorlukları; “ seneler geçtikçe her şeyimiz tükendi” sözleriyle anlatmıştır.  Yemendeki birlikler Taiz, Tehame, Hudede ve Luhye bölgelerinde konuşmuşlardı. Yemen ve Asir’de bulunan Osmanlı birlikleri, 1919 yılının ocak ayında İngilizlerle yapılan bir protokol ile teslim oldular.

  Kuzey Afrika Cephesi

 Birinci Dünya Savaşı sırasında Trablusgarp, Mısır’a batıdan ilerleyebilmek için bir platform oluşturuyordu. Stratejiye göre; Kanal yönünde Sina çölünü geçerek gelen Türk kuvvetleri ve Türk subaylarının örgütlediği Trablus mücahitleri, hem İtalyanları topraklarından çıkartacak hem de Mısırdaki İngiliz birliklerini iki cephede çarpışmaya zorlayıp, milliyetçi Mısırlıların da katkısıyla Mısır’ın fethi tamamlanacaktı.

1911 savaşında olduğu gibi Türk subayları Trablusgarp’a ancak gizli yollardan ve serüven dolu yolculuklarla ulaşabilecekti. Tek fark, devreye Alman Deniz Kuvvetlerine bağlı denizaltıların girmiş olmasıydı. Suriye’den temin edilen küçük tekneler ve Akdeniz’de görev yapan alman denizaltılarıyla Trablusgarp’a 47 subay, 47 er ve erbaş gönderildi.  Denizaltı yolculukları heyecan ve tehlike doluydu. Alman komutanlar, rastladıkları düşman ülkelere ait gemileri batırarak seyirlerini sürdürüyor, bu sayede gemilerde bulunan Türkler denizaltı savaşı koşullarına tanık oluyorlardı.

Trablusgarp’ta Türklere karşı sempati duyan kabileler Şeyh Senusi liderliğinde örgütlendi, öncelikle İtalyanlar bastırılarak Temmuz 1915te kıyılar temizlendi. Osmanlı Hükümeti bu başarıdan sonra 15 Ekim 1915 tarihinde Trablusgarp’ı yeniden kendisine bağladığını açıkladı.

İstanbul’dan gönderilen teşkilat-ı mahsusa takviyeli bir taburla Nil vadisinde İngilizlere karşı baskınlar düzenlendi. Sollum, ve Seydi - Barani ele geçirildi. Bölgedeki Türk – yerli mücahit kuvvetler, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa komutasında İtalyanları da Trablusgarp, Homs ve Zuvara kentlerinin dışına çıkartmadan kuşatmayı başardı. Nuri Paşa’nın Kafkas İslam Orduları Komutanlığına atanmasından sonra, bölgeye yine önemli bir isim; Şehzade Osman Fuat Efendi gelerek 17 Mayıs 1917 tarihinde komutayı ele aldı.

30 Ekim 1918 Mondros mütarekesine kadar süren Kuzey Afrika cephesinde, büyük birlikler ayırmadan güçlü İngiliz ve İtalyan kuvvetleri angaje edilerek başarılı bir oyalama savaşı uygulanmıştır. Trablusgarp’te görev alan kahramanlar kolay teslim olmadı. Ancak Başkent’ten gelen mesajlardan sonra 1 Mart 1919 tarihinde bölgeyi terk ederek önce Fransızlara, onlar tarafından da İtalyanlara teslim edildiler.

  Avrupa cepheleri    

 Günümüzden geçmişe bakıldığında Galiçya, Romanya ve Makedonya’nın zorlu doğa koşullarında on binlerce şehit verilmesi anlamsız ve amaçsızdır. Üstelik bu askerler, Avrupalıların isteklerine olumlu yanıt veren Enver Paşa faktörü nedeniyle yabancı topraklarda kalmışlardı. Alman Genelkurmay Başkanlığı, Osmanlı Genelkurmay başkanı General Bronzart ve Başkomutan vekili Enver Paşa Türk birliklerinin Avrupa cephelerine gönderilmesini sağlayan planın ortak yapımcıları olmuşlardır. Enver Paşa, Çanakkale zaferinin ününe sağladığı katkıyla ufkunu daha evrensel boyutlara taşımış ve uzun süredir kabul ettiği Alman anlayışı “zaferin Avrupa cephesinde kazanılacağı” inanışıyla Çanakkale deneyimli birliklerin Avrupa cephelerine gönderilmesine karar vermişti. Türkiye’de görevli bulunan Alman generallerinin Berlin’e gönderdiği raporlar, Çanakkale Savaşı’ndan sonra büyük çaplı Türk birliklerinin boşta kaldıklarını işaret ediyordu. Aslında, Doğu (Şark) cephesinde büyük Rus kuvvetleri karşısında karşı koymaya çalışan Türk ordusu, âcil takviyeye ihtiyaç duymaktaydı. Suriye – Filistin cephesinde ise ne kadar çok birlik yığınağı yapılırsa yapılsın İngiltere’nin bölgeye verdiği önem nedeniyle büyük çaplı çarpışmaların başlayacağı bir gerçekti.

Bulgaristan’ın dördüncü İttifak ülkesi olarak savaşa girmesinden sonra açılan kara yollarına bir de demir yolu eklenmesi Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki dost ülkelere açılımını sağlayıp, Almanya – Türkiye arasındaki gidiş gelişlere katkıda bulunacaktı. Ruslara karşı zayıf durumda bulunan Avusturya kuvvetlerinin yer aldığı Galiçya cephesinin takviyeedilmesi gerekiyordu ve ilk Türk kolordusu bu cephede görev alacaktı. Galiçya’ya 15. Kolordu gönderildi. Çanakkale kahramanları, 19. ve 20. Tümenlerle oluşturulan Kolordu, Kurmay Albay Şevki (General Yakup Şevki Subaşı) komutasında 1916 yılı Temmuz ayında yola çıkarıldı. Eldeki olanakların tümü kullanılarak, çağdaş ve güçlü biçimde donatılan Kolordu, bizzat Enver Paşa tarafından denetlenmiş ve tüm eksiklikler karargâhlara verilen sınırsız yetkilerle giderilmişti. Çanakkale’nin gururunu taşıyan yüksek moralli Türk askerleri, Galiçya cephesinde ağırlıklı olarak Rusla ve onlara bağlı gönüllü Fin lejyonerleriyle kahramanca savaşarak başarılar kazanacaklardı.

Galiçya Cephesinde Bir Polak Köyünden Geçen Tümen Borazancıları

15. Kolorduya bağlı tümenler, Diğer cephelerde yer alan üçer taburlu piyade tümenlerinden güç bakımından üstündü. Her tümen, üçer piyade ve bir topçu alayından oluşmuştu. Ayrıca tümenlerde ek olarak, iki makineli tüfek bölüğü yer alıyordu. Kolordunun cepheye ulaştığı dönemde, ünlü Rus Mareşal Brossilov’un gerçekleştirdiği saldırıların sonuçları yaşanıyordu. Alman birlikleri, görev aldıkları kesimde Rus taaruzlarını durdurmuş, ancak Avusturya – Macaristan güçleri geri çekilmek zorunda kalmışlardı. 15. Kolordu; 22 Ağustos günü Güney Ordusuna bağlı Hofmann Kolordusuyla 1. Bavyera Tümeni arasında kalan 20 kilometrelik cephe hattının sorumluluğunu aldı. Kolordunun karşısındaki düşman siperlerinde ise aslında hiç de düşman olmayan, ancak savaş kaderinin kötü bir cilvesiyle öldürülmek ve ölmek zorunda kalınacak, soydaş bir birlik bulunuyordu; 3. Türkistan Tümeni… Savunma için tertiplenen Kolordu Ordu tarafından alınan bir kararla 6 Eylül günü geri çekilmek zorunda kaldı. 20. Tümen artçılarına saldıran Türkistanlılar bu tümene ağır kayıplar verdirdiler. Bir bölük tümüyle esir düştü. 16km geride yeni savunma mevzilerine yerleşen Kolordu, 7 Eylülde ilk büyük ve kanlı savaşını gerçekleştirdi. Yoğun düşman taaruzlarına direnen birlikler, karşı saldırılar da yaparak mevzilerini korudular. Kolordu bu muharebede; Şehit, yaralı ve kayıp olarak 1500 Subay ve askerini kaybetti. 16 Eylülde Ruslar yeniden saldırıya geçti. Bazı kesimlerde zehirli gaz kullanan düşman birliklerine karşı kahramanca savunma yapan Türk birlikleri bu saldırıları da durdurdu. Kolordunun cephedeki görev süresi bir ayı bulmuş ve 95 Subay 7000 er kaybedilmişti. Kayıpların büyüklüğü muharebelerin ne kadar çetin ve kanlı geçtiğinin göstergesidir. 30 Eylül günü 3. Kafkas Kolordusu, 15. Türk Kolordusuna karşı yeni bir taaruz başlattı. Çok kanlı vuruşmalar sonunda bu saldırı da durdurulacaktı. Düşman bu kez ağır kayıplar vermiş, kolordu, 500 esir almıştı. Türk Birlikleri içersinde de 45 subay ve 5000 er kayıp verildi. 5 Ekim tarihinde, Birinci Dünya savaşının bir klasiği olan trampet ateşi açan Rus topçusunun desteğiyle başka bir saldırı başladı. 2 gün süren saldırıya 13 Rus alayı katılmıştı. Yiğitçe vuruşan 15 Subay ve 3000 erin Galiçya topraklarını kanlarıyla sulamalarından sonra taaruz durduruldu. Düşman kayıplarının, verilen zayiatın beş misli olduğu rapor edilmişti. Cephe koşullarının yıldırdığı düşman Kasım ve Aralık aylarında büyük çaplı olmayan saldırılar yaptı ancak cephede çok kanlı muharebeler gerçekleşmedi. Yaklaşan bolşevik devrimi’nin ayak seslerinin duyulmasıyla Galiçya serüveninin sonu gelmişti. 1917 yılının Mart ayından itibaren cephede yeni bir şey olmadı. Mayıs ayında Kolordunun vatana dönmesi kararı alındı ve 19. Tümen Türkiye’ye döndü. Bu tümen, gönderildiği Filistin cephesinde tümüyle esir düşecekti. Bir süre daha Galiçya’da kalan 20. Tümen, Güney Ordusu’nun genel yaz taarruzuna katılarak zaferi yaşadı. 11 Eylül günü Türkiye’ye dönmek üzere yola çıktı.

 

Esir Alınan Müttefik Askerler

Romanya cephesi:

 Rus mareşali Brossilov’un ünlü taarruzlarından sonra cesaret bulan Romenler, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’na karşı 27 Ağustos 1916 tarihinde savaş açtılar. Sınırı geçen Romen ordusu Transilvanya’nın bir kısmını işgal ederek Karpatlardaki ittifak cephesini tehdit eder bir konuma ulaştılar. Romen saldırısı karşısında, Alman Başkomutanlığının aldığı karar doğrultusunda, Avusturya-

Macaristan-Alman ve Osmanlı kuvvetlerinden oluşacak bir orduyla bu cepheye müdahale edildi. Böylece asırlar sonra Türk askerleri yine Romanya’da savaşacaklardı. Türk başkomutanlığının verdiği emirle 15. ve 25. tümenlerden oluşan 6. Kolordu Romanya cephesine gönderildi. Bir süre sonra 26. Tümen de Kolorduya katılacaktı. 1916 yılının Ağustos ayında Edirne’de konuşlanan kolordu, hazırlıklarını tamamladı ve karargâhı Sofya’da bulunan Alman Güney Ordular Grubunun emriyle 1 Eylül günü Bulgaristan’a taşınmaya başladı. Kolordunun intikali demiryollarının yetersizliği nedeniyle 6 Ekimde son bulacaktı. 12 Eylülde Mareşal MacKenzen komutasındaki ordular gurubunun Romenlere karşı büyük taaruzu başlatılmıştı. 6. kolordu birlikleri Dobruca ileri yürüyüşüne parça parça katılmak zorunda kaldılar. Bu saldırıda 412 şehit, 1620 yaralı ve 605 kayıp-esir veren Türk birlikleri Avrupa’daki ikinci cephede de varlıklarını göstermiş oldular. 1916 yılı Ekim ayından itibaren 6. Kolordu tam mevcuduyla cepheye yerleşerek tüm savunma ve taaruz harekâtlarına katıldı.

Romanya Cephesinde Savaş İdare Yerinde Komutanlar

Romanya cephesindeki savaşlar kanlı ve kısa sürdü. 6. Kolorduya bağlı Türk tümenleri, İbrail’i ele geçiren Alman birliklerine destek olup düzenlenen törenle kente girdiler. Üç ayda Romanya ordusu işgal ettiği topraklardan atıldı. Karpat dağlarından inen Alman-Avusturya ve güneyden ilerleyen Alman - Türk- Bulgar Kuvvetleri, 3 Aralık 1916 tarihinde birleştiler. Başkent Bükreş 6 Aralık günü İttifak orduları tarafından işgal edildi. Sonunda Saret hattına ulaşan İttifak ordusu, bu hattı savaşın sonuna dek muhafaza etti. Altıncı Kolordu, Romanya’dan gelişine benzer biçimde kısım kısım ayrıldı. 25. Tümen, 5- 25 Aralık 1917 tarihinde İstanbul’ döndü. 26. Tümen Nisan 1917’de Suriye cephesine gönderildi. 15. Tümen ise doğu cephesine katılma görevi alarak, Haziran 1918’de önce Köstence Limanına, sonra da gemilerle Batum’a nakledildi.

  Makedonya – Batı Trakya Cepheleri

 Bulgaristan’ın İttifak devletlerine katılmasından sonra Alman ve Avusturya – Macaristan orduları Osmanlı İmparatorluğu ile Balkanlar üzerinden kara bağlantısı kurulması amacıyla Sırbistan’ı işgale başlamıştı. Belgrad’ın ele geçirilmesi ve Bulgar kuvvetlerinin Niş’e doğru ilerlemeleri üzerine Müttefikler, Yunanistan’ı yanlarına aldılar ve Selanik kentine kuvvet çıkardılar. Sırp ordusundan kalan güçler ve Çanakkale cephesinden kaydırılan Müttefik birliklerin gelmesiyle Makedonya cephesi açılmış oldu. 12 Eylül 1916’da Alman Başkomutanlığı ve Türk Genelkurmayı, bir Türk tümeninin bu cepheye gönderilmesine karar verdiler. Makedonya cephesinde 50. Piyade Tümeni görev alacaktı. Avrupa cephelerine gönderilen diğer birlikler gibi 50. Tümen de yeniden yapılandırılarak donatıldı.

Tümen, 21 Eylül – 25 Ekim tarihleri arasında Drama bölgesine taşındı. İkinci Bulgar Ordusu emrine verilen 50. Tümen, Ege denizi kıyılarından göller bölgesine kadar uzanan bir cephe hattını savunmakla görevlendirildi. Tümen birlikleri, karşılarında bulunan eski düşmanları, Gelibolu’dan gelen İngiliz piyade tugayının 31 Ekimde başlattığı saldırıyı durdurdu. Müttefik kuvvetlerin sürekli takviye alarak Selanik Ordusu’nu güçlendirmeleri karşısında Türk birliklerinin de iki tümenden oluşacak bir kolordu düzeyine çıkarılmasına ve Batı Trakya’da konuşlanan On birinci Alman Ordusu emrine de takviyeli bir piyade alayı gönderilmesine karar verildi.  Kasım 1916-Ocak 1917 tarihleri arasında İstanbul’dan Gönderilen 46. Piyade Tümeni ve 16. Depo Alayı ile birleşen 50. Piyade Tümeni, kurulan 20. Kolorduyu oluşturmuştu. Türk Kolordusu, büyük başarılar göstererek, Ege kıyıları – Serez operatif bölgesini savunup, savaşlara katıldı. 20. Kolordu, 50. Tümen dışındaki kuvvetleriyle 1917 Nisan ayında yurda dönerek, Filistin cephesine gönderildi.

 Yaşanan bu kanlı evre sonunda ömrünü tamamlayan feodal Osmanlı İmparatorluğu, tarih sürecindeki yerini Atatürk’ün liderliğiyle ve özgürlükçü anlayışla kurulan Türkiye Cumhuriyetine devretti.

Büyük Savaşta verdiğimiz tüm şehitlerimizi ve o kahraman nesli saygı ve minnetle anıyoruz.

 Necmettin ÖZÇELİK


  10457 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

4771_VERDİ BAYRAM 25-12-2014, 03:47:56

Bazı sitelerde rasladığım ilginç tarihi fotorafları bilgisayarımda oluşturduğum dosyada topluyorum.Tamamen şahsi bir hobi. Çok sayıda fotorafım oluştu.Bazı sitelerde ki buna "Geliboluyu anlamak" da dahil,kopyalama engelleniyor..Sonuçta ülkemizde bu tip amatör kolleksiyon işine gönül veren insan sayısı oldukça az.Bunun ne mahsusu olabileceğini anlamış değilim.Hele hele Geliboluyu anlamak gibi tarihimize ilgiyi artırmayı hedeflemiş bir sitenin bunu uygulamasını kınıyorum.
 
4773_Editörün Notu 27-12-2014, 01:09:00
Merhaba Verdi Bey,

Eleştirileriniz için çok teşekkür ederim. Yazı ve makalelerin kopyalanamaması sitemizin kurulduğundan beri devam eden bir uygulamadır.Çok değerli makalelere emek vermiş yazarlarımızın emeklerine saygı anlamında sembolik, okuyucuyu uyaran bir işlemdir.Arzu eden okuyucularımız ilgili yazarla bağlantı kurmak istiyorlarsa bizden maillerini talep edebilirler.

Saygılarımla.
 
5615_Erkan 22-04-2015, 10:56:06
Bir düzeltme yapabilir misiniz, verdiginiz rakamlar üzerine?
1) Sehit sayisini 501.91 gösteriyorsunuz (bu rakam nasil okunur? 502 mi 50'191 mi?) ki Sarikamis'la Canakkale 200bini geciyor.
2) Hastaneden taburcu olanlarla özürlü yasamak zorunda olanlari toplayinca hastanede tedavi edilen sayisiyla ayni oluyor. Hastanede tedavi edilenlerden hic mi ölen sayisi yok?
Biraz aciklik getirebilirseniz cok iyi olacak
Tesekkürler
Erkan
 
7146_tugba 04-08-2015, 08:37:57
saygı deger site yöneticileri ben 4 şehidimden 1 canakkalede olduguna inanıyorum hiç bir yazı rapor bulamadım adı MEHMET ÖZTÜRK SİVAS KERÜMÜNKÖYÜ YILDIZELİNDEN gitme 1 bilgiye ulaşırsanız lütfen bana bildirin 5 kardeş gider sade ahmet öztürk gazi gelir rüyalarıma giriyo bulamıyorum saygılarımı sunarımmm
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)

04/11/2014 - 01:37 Boğaziçi’nden Çanakkale’ye Şirket-i Hayriye Vapurları (Gözde Keskin)

19/10/2014 - 06:44 Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi’nin Anafartalar Grubuna Hitabı (Osman Koç)

11/10/2014 - 10:34 Bir Çanakkale Şehidinin Hikâyesi: Koca Ali Oğlu Mustafa (Necat Çetin)

14/09/2014 - 07:01 Suçlu Sırbistan- Ayağa Kalk ! Avrupa 1914’te Savaşa Nasıl Sürüklendi ? Sleepwalkers (Uyurgezerler) Christopher Clark- Tuncay Yılmazer

06/09/2014 - 07:14 Bilgeliğin Yedi Sütunu- Thomas Edward Lawrence (Nagihan Haliloğlu)