Çanakkale'nin Meş' um Günü: 19 Mayıs Taarruzu Nasıl Planlandı? Niçin Başarısız Oldu? ( Muzaffer Albayrak )

Tarih: 17/05/2014   /   Toplam Yorum 4   / Yazar Adı:      /   Okunma 9823

19 Mayıs, Çanakkale muharebelerinin en acı ve meşʼum günüdür. Bu kadar kısa bir zaman diliminde hiç bu kadar zayiat verilmemişti. Üstelik karşılığında kazanılan hiçbir şey yoktu.
Arıburnu Cephesi’ndeki 19 Mayıs taarruzu, tahkimatını iyice güçlendirmiş ve mevzilerini derinleştirmiş düşmana karşı girişilen, kötü planlanmış ve aynı derecede kötü uygulanmış bir harekattı. Harekat planında herhangi bir incelik yada özen yoktu. Son derece isabetsiz olarak nitelenebilecek olan bu saldırı, kahramanlık veya fedakarlıkla izah edilemeyecek bir sonuca; 10 bin askerin feda edilmesine yol açmıştır. Çok dar bir alanda, net olmayan emir ve hedeflerle, baskın etkisinin tamamen ortadan kalktığı koşullarda, tümenler ateşe sürülmüş, imkansızlığı kanıtlanan "denize dökme" eylemine rağmen saldırı gün ağardıktan sonra da tekrarlanmıştır. Bu taarruz göstermişti ki; başarıya ulaşmanın yolu sayı üstünlüğünden geçmiyordu. 19 Mayıs taarruzunu yapan Kuzey Grubu'nun eli altında 42 bin asker vardı. Düşmanın mevcudu ise 17 bindi. Dolayısıyla asker sayısından çok siper savaşlarında etkili dik açılı havan ve obüs toplarına ihtiyaç vardı. Hepsinin üstüne muharebe alanlarının kendisine özgü şartlarını göz önünde bulundurarak, bulunulan yer ve ortama uygun savaş taktikleri ve strateji geliştirmek gerekiyordu. Maalesef böyle olmadı ve zahiri görünüşe aldanılarak, hesapsız ve özensiz, kaba bir hücum taktiği ile siperi içinde saldırıyı bekleyen düşmana açıktan süngü hücumu yaptırmakla asker ölüme sürüldü. Başka muharebelerde son derece faydalı olacak olan cesur ve fedakâr 10 bin asker; akılsız, hesapsız, ihtiraslı emirlerin kurbanı oldu. ( M.A.)

 


25 Nisan çıkarmalarının ilk beş günlük "buhran" dönemi atlatılmış, karaya çıkan düşmanın ilerlemesi Türk askerinin kanı pahasına durdurulmuştu.

Mayıs ayı başından itibaren cepheye yetiştirilen takviye kuvvetlerle karşı taarruzlar başlamış, Seddülbahir ve Arıburnu cephelerinde yapılan gece taarruzlarıyla düşmanın denize dökülmesi hedeflenmiş ancak elde edilen sonuç, kaybedilen binlerce Mehmetciğe nispetle son derece kıymetsiz olmuştu.

Bilhassa Arıburnu cephesinde düşmanın denize bakan yamaçlarda mahkum bir vaziyete düşürülmesi, İstanbul'daki Başkomutanlık karargahına "düşmanın kahredildiği", "denize döküldüğü", "bire kadar kırıldığı" gibi ibareler içeren abartılı raporlarla bildirilmekteydi. 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders, Enver Paşa'nın hoşuna gidecek tarzda iyimser raporlarında; bir kısım düşmanın denize döküldüğü, diğerlerinin de neredeyse denize dökülüp yok edileceği anlatılıyordu[1].

Dolayısıyla cephedeki durumdan, bu raporlar vasıtasıyla haberdar olan Başkomutanlık'ta taarruz fikri ağırlık kazanıyor, bir an evvel düşmanın denize dökülmesi için hücumda ısrarcı oluyordu.

Enver Paşa 4 Mayıs tarihli emrinde; "Askeri ve siyasi sebeplerle Gelibolu Yarımadası'nda kesin sonucun bir an önce elde edilmesini olağanüstü önemde görüyorum" diyerek, istendiği takdirde takviye kuvvet gönderebileceğini belirtiyordu[2].

Halbuki vaziyet hiç de o derece parlak değildi. Evet, düşmanın ilerlemesi, çok pahalıya mal olmasına rağmen durdurulmuş, ancak denize dökülememişti. Her iki cephede düşman kuvvetli bir şekilde köprübaşı tutup ileriye doğru kazandığı araziye gömülüp sağlam tahkimat kurmuştu. Gerisindeki donanmanın sağladığı öldürücü ateş himayesinde, Mayıs ayının ilk haftası içinde gerçekleşen Türk taarruzlarını bertaraf etmişti.

Mayısın ilk günlerinde yapılan gece hücumlarında verilen ağır zayiat sebebiyle artık taarruz yerine savunmada kalıp düşmanın taarruzunu beklemek gerektiği fikri bazı komutanlar tarafından dile getirilmeye başlanmıştı.

5. Ordu Kurmay Başkanı Albay Kazım Bey bu subaylardan biriydi ve 4 Mayıs'ta Enver Paşa'ya gönderdiği, şahsi görüşlerini içeren yazısında; "Rica ederim, dokuz günden beri arka arkaya yapılan hücumlara artık bir son verilsin" diyerek şöyle bitiriyordu; "Ordunun bir süre için savunmada kalması ve bu suretle bulacağı fırsatlar içerisinde dinlenmesini ve kendisine çeki düzen vermesini onaylayıp emir buyurmanızı arz ederim"[3].

Ancak Liman Paşa, kurmay başkanının bu feryadını duymazdan gelerek 5 Mayıs'ta Enver Paşa'ya; yeni bir tümenin cepheye gelmesiyle Arıburnu bölgesinde kesin sonucun sağlanacağını bildirmiştir.

Ordu komutanıyla kurmay başkanının çelişkili ifadeleri üzerine, Enver Paşa durumu bizzat yerinde görmek üzere, 11 Mayıs'ta Gelibolu'ya gelip cepheyi gezdi. İstanbul'a döner dönmez, gözlemleri sonucu vardığı kararı, 13 Mayıs'ta 5. Ordu Komutanlığı'na bildirdi:

"Gördüğüm kadarıyla Arıburnu cephesinde muharebe durumu son döneminde görünüyor. Bu durumun uzun süre devamı mümkün değildir. 2. Tümen gelince ve yakın mesafeden topçu ile iyi hazırlanırsa Allah'ın izniyle kesin sonuç sağlanır"[4].

Enver Paşa taarruzda ısrarlıdır. Bizzat gördüğü Arıburnu cephesinde Anzak kuvvetlerinin denize bakan yamaçlardaki mahkum vaziyetini kolay lokma olarak görmüş, küçük bir darbeyle denize dökülebileceklerini zannetmişti.

Oysa Arıburnu cephesinde Anzak kuvvetlerinin vaziyeti hiç de sanıldığı kadar zayıf değildi. Düşman iyice toprağa gömülmüş, siper tahkimatını çok kuvvetli ve derinlikli dayanak noktaları şeklinde hazırlanmıştı. Siperler çeşitli mania ve kum torbalarıyla mazgallanmıştı. Bilhassa son derece teknik hesaplarla, Anzak siperlerine ulaşan yaklaşma yollarını ateş altına alacak şekilde yerleştirilmiş makineli tüfek mevzileri kurulmuştu. Kara topçusuna ilave olarak donanma topçusu her an perdeleme ateşine hazırdı.

19 Mayıs Taarruzuna Nasıl Karar Verildi?


Yukarıdaki girişi yaptıktan sonra esas meseleye geçmeden önce belirtmeliyim ki; bu çalışmada, 19 Mayıs Taarruzunun askeri bir harekat olarak muharebe safhasının değil, planlanma safhasında taarruz kararının alınma sürecini, kararın alınmasında kimlerin etkili olduğunu, kimlerin karşı olduğunu ve en sonunda da başarısızlığın ana sebepleri üzerinde durulacaktır.

19 Mayıs taarruzunun temeli, Enver Paşa'nın 11 Mayıs'ta Arıburnu cephesine yaptığı ziyarette atılmış olmalıdır. Genelkurmayın Çanakkale kitabında taarruz kararının Enver Paşa'nın Liman Paşa ile yaptığı "gizli görüşmede" alındığını yazar[5]. Ancak Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili'nin böyle bir kararı "gizlice" alması için ortada makul hiçbir sebep olmaması yüzünden, bu "gizli" tabirine anlam verememekteyiz. Zira Enver Paşa'nın tartışılmaz konumu böyle gizli saklı şeylere ihtiyaç hissettirmiyordu.

11 Mayıs'ta Enver Paşa ve Liman von Sanders taarruz kararını almıştı. Bu kararı uygulayacak olan Esat Paşa, 14 Mayıs tarihli raporunda bir durum değerlendirmesi yaparak savunmada kalmak yönünde ihtiyatlı görüş bildirmiş, son olarak da; "taze bir tümen verilmesi halinde Allah'ın yardımı ile başarı sağlanması oldukça umulur" demişti.

Liman Paşa, Esat Paşa'nın bu tereddütlü ve ihtiyatlı tavrı üzerine taarruza meyilli gördüğü Arıburnu'ndaki kuvvetlerin komutanlığını yapan Mustafa Kemal'i devreye sokmak istedi. 15 Mayıs'ta yanındaki Alman subaylardan Rayman'ı gizlice Mustafa Kemal'e göndererek; emrine taze bir tümen verildiği takdirde, 24 saat içinde Arıburnu'ndaki düşmanı denize dökmeyi garanti edip edemeyeceğini sordu.

Mustafa Kemal; "cephede son ve kesin bir harekete karar verilmesi zamanı geldiğini, böyle bir harekete bütün Kuzey Grubu birliklerinin katılması gerektiğini, her geçen zamanın düşmanın tahkimatını ve kuvvetlerini takviye etmesine yaradığını" söylemiştir[6]. Mustafa Kemal'in ifadesinden; Liman Paşa'nın istediği garanti telaffuz etmemekle beraber, bir taarruz yapılmasına, hem de bir an önce yapılmasına taraftar olduğunu anlaşılmaktadır.

Esat Paşa, Binbaşı Rayman'ın Mustafa Kemal'i ziyaretini ve bu ziyaretin maksadını haber almış ve bunun kendisini komutanı olduğu cephede by-pass etmeye yönelik olduğunu hissederek hem kırılmış hem de üzülmüştü.

17 Mayıs'ta Liman Paşa'ya gönderdiği yazıda, bu kırgınlığını gösteren sitem dolu izler vardır. Esat Paşa; "Kolordunun atlanarak tümen komutanına (Mustafa Kemal'e) böyle bir öneri yapılmasının, kolordunun tümen üzerindeki nüfuzunu kıracağını" belirtmekteydi. Bununla beraber kendisi kabul etmese bile hücumun başkası eliyle yapılacağını anlayınca, ihtiyatı bir kenara bırakmış ve yapılacak taarruzun kendisi tarafından yönetileceğini bildirmişti[7].

Liman Paşa hakikaten gizlice Mustafa Kemal'e teklifte bulunarak Esat Paşa'yı devre dışı mı bırakmak istemişti? Yoksa bu görüşmeden Esat Paşa'nın haberdar olmasını sağlayıp "sen yapmazsan başkası yapar" şeklinde gözdağı vererek onu yola mı getirmişti?

Esat Paşa öyle ya da böyle Liman Paşa'nın istediği şekilde hareket etmeyi kabul etmişti.

Artık nihai karar verilmişti; buna göre Kuzey Grubu komutanı elindeki bütün kuvvetlerle ve cepheye gelmekte olan 2. Tümen de emrine verilmiş olarak 19 Mayıs günü taarruza geçip Arıburnu'ndaki düşmanı denize dökecekti.


19 Mayıs Taarruzu Öncesi Genel Hava


Arıburnu cephesinde yapılacak büyük taarruza taraf olanlar ve muhalifler vardı.

Taarruz taraftarları arasında en başta Enver Paşa ve Liman Paşa gelmekteydi. Enver Paşa içinde bulunulan siyasi ve askeri vaziyet sebebiyle bir an önce sonuç alma çabası içindeydi. Liman Paşa ise Türk askerinin dökeceği kan üzerinden paye kazanma peşindeydi.

Mustafa Kemal'in taarruz fikri ise; düşmanın iyice yerleşmeden "denize dökülmesi" gerekçesine dayanıyordu. Mustafa Kemal bunu sık sık vurgulamıştı. 11 Mayıs günü Esat Paşa'ya gönderdiği ve bir suretini Enver Paşa'ya sunduğu raporda:

"Arıburnu'ndaki düşmanı bir an önce denize dökmek gerekmektedir. Bunun için Arıburnu kuvvetlerini ağır topçu ile ve bir tümen taze kuvvetle takviye etmek icap eder"[8] demiştir.

13 Mayıs'ta Esat Paşa'ya gönderdiği başka bir raporda ise:

"Düşmanı Arıburnu'ndan atmak için canımı fedada bir an tereddüt etmem. Komuta ettiğim birliği dahi son nefere kadar ölüme gönderebileceğime inancım vardır. Evvelki raporda arz ettiğim üzere, ağır topçunun ateş himayesi altında yeni bir tümenle taarruzun yapılması gerekli olduğunu arz eylerim"[9] der.

Mustafa Kemal Arıburnu'nda bir an önce kesin netice almak için çok kararlıdır. Bunun için kuvvet harcamaktan çekinmez. Birliklerini son ere kadar feda etmeye kararlıdır. Verdiği emirler ya hep ya hiç mantığı üzerine kuruludur. 13 Mayıs'ta komutası altındaki kıtaata yayınladığı emirde şöyle der:

"Karşımızdaki düşmanı mutlaka denize dökmek için Allah'ın yardımıyla ve kıtaatımızın kahramanlığına güvenerek yakında son ve kesin bir taarruz icra edeceğim.

Ya son neferimize kadar ölmek veyahut karşımızdaki düşmanı bire kadar denize dökmek maksadıyla taarruz ve hücuma hazırlanacaktır[10]".

Mustafa Kemal'in, Arıburnu cephesinde aynı mantıkla yaptırdığı 1 Mayıs taarruzu nispeten haklı gerekçelere dayanıyordu. Bu taarruzda verilen zayiatın fazlalığına rağmen (6 bin zayiat) stratejik bazı başarılar kazanılmıştı. 1 Mayıs taarruzu, bilhassa cephenin merkezi olan Bombasırtı-Merkeztepe hattında düşmana iyice yaklaşılarak, cephe hattını Edirne Sırtı'ndan denize bakan bu sırtlara taşıdığı gibi düşmana korku da salmıştı. Arıburnu cephesinde düşmanla burun buruna gelinmiş, karşılıklı iki siper arasında 8-10 metrelik mesafe bu taarruzla elde edilmişti.

Ancak hepsi bu idi ve artık mevcut durum ve şartlar içerisinde ilerlemek hele "düşmanı denize dökmek" mümkün görünmüyordu. Tekrarlanan hücumlardan elde edilen deneyim bunu açıkça göstermişti. 1 Mayıs günü yaşananları en iyi bilen Mustafa Kemal'in, şartlar değişmemişken benzer bir taarruza taraftar olmaması gerekirdi.

Taarruza karşı olanlar ise 5. Ordu Kurmay Başkanı Kazım Bey ile sonradan karar değiştirip –mecburen- taarruz taraflısı olan Esat Paşa idi. Bunların haricinde cephede bizzat muharebelerin içinde bulunan alay ve tabur komutanları taarruza karşı idiler ancak onların ne düşündüğünü soran yoktu. Esasında cephe şartlarını, düşmanın kuvvetini, arazinin yapısını en iyi onlar biliyordu.

Bu komutanların başında 27. Alay Komutanı Şefik Bey geliyordu ve tespitleri son derece isabetli ve tutarlıydı:

"1 Mayıs akşamına kadar yapılan hücumlar ümitlerle dolu olup her türlü kaybı göze aldırarak yapılması zorunlu bir vazifeydi ve Arıburnu'ndaki düşmanın mahkum vaziyeti bu hücumları cazip kılıyordu. Ancak deneyim için bu hücumlar yeterli gelebilirdi. Fakat ağır kayıplara mal olan bu tecrübeleri aynı koşullar altında tekrarlamak doğru değildi"[11].

Savaşa katılıp günlük ve hatıratları bize ulaşan subayların görüşü de hücumun yapılmaması yönündeydi.

19. Tümen Kurmay Başkanı İzzeddin Bey, 18 Mayıs günü Kuzey Grubu karargahında, taarruza katılacak tümenlerin kurmay başkanları toplantısında geçenleri şöyle anlatır:

Kuzey Grubu karargahında 19 Mayıs taarruzuna katılacak tümenlerin kurmay başkanları vardı. Bazı tümenlerin kurmay başkanları taarruzun bir gün sonraya ertelenmesini uygun görüyordu. Ben geciktirmekte fayda olmayacağını söyledim. Kolordu kurmay başkanı (Fahreddin Bey) tereddütlüydü ama yine de hücumun gecikmeden yarın yapılmasına karar verdi[12].

Günlükteki bu bilgi bile taarruz planının ne kadar temelsiz olduğunu ortaya koymaktadır. Taarruz edecek tümenlerin kurmay başkanlarından bazıları, hatta Kolordu kurmay başkanı Fahreddin Bey tereddütlüdür. Belli ki bu kurmay başkanları toplantısı tartışmalı geçmişti. Sonuçta toplantıdan taarruz kararı çıkar.

Bu kararın alınmasında en önemli etken 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzeddin Bey ile 2. Tümen Kurmay Başkanı Kemal Bey'in taarruzdaki ısrarı olmuştur. Kemal Bey'in taarruza yaptığı tesiri -o gece yaşananları sonradan duyduğunu ilave ederek- Mehmet Fasih Bey günlüğünde şöyle yazar:

"Halbuki 2. Tümen daha o gün cephe hattına gelmişti. Asker daha yoldaydı. Alay komutanları ve kurmay başkanı cepheyi görmüştü. Buna rağmen 2. Tümen Kurmay Başkanı Kemal Bey, kendisinden görüşü sorulunca; "Tümenim hücuma hazırdır" der. Bunun üzerine 16 Mayıs'ta cepheye girmiş olan 16. Tümen Kurmay Başkanı Nazım Bey, (taarruzu bir gün erteletmek yanlısı olmasına rağmen); "Senin tümenin daha bu gece cepheye giriyor. Madem ki senin tümenin hazırdır, benim tümenim bir gün önce cepheye girmiş olup çoktan hazırdır" diyerek, vaziyeti, askeri hiç düşünmeden "sidik yarışı" yaparlar. Ben bu vesikayı Çamlısırt siperlerinde bizzat Nazım'ın ağzından, alay ve tabur kumandanları hazır bulunduğu halde işittim[13]".

Anlaşılan o ki; cephe şartlarını iyi bilenler, düşmanın imkanları ve gücü konusunda gerçek bilgiye sahip olanlar -1 Mayıs taarruzu deneyimi de ortadayken- böyle bir taarruzu istemiyordu.

Buna rağmen emir verilmişti. Cephe hattı üç tümen tarafından tutuluyordu. Kuzeyden güneye 19. Tümen, 5. Tümen ve 16. Tümen vardı. Yeni gelen 2. Tümen, 5. ve 16. Tümenler arasından taarruza katılacaktı.


19 Mayıs Taarruzu


18 Mayıs 1915 akşamı saat 20'de Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa, cephedeki bütün kıtaata taarruz emrini tebliğ etti. Buna göre:

-Allah'ın izni, Peygamberimizin ruhanî yardımıyla 19 Mayıs saat 03.30'da baskın şeklinde düşmana hücum ile tuttuğu mevziler ele geçirilerek denize dökülecekti.

-Baskın tam bir soğukkanlılık ve sessizlik içerisinde, yalnız süngü ile yapılacaktı.

Saldırının ruhu, büyük bir sessizlik içinde ve baskın tarzında yapılması üzerine bina edilmişti. Zira saldırı öncesi topçu ateşi açılarak iyice tahkim edilmiş düşman siperleri ve bütün cepheyi makaslama ateş içine alabilen düşman makineli tüfek yuvaları tahrip edilmeden hücum etmenin tek yolu, gece karanlığında baskın yapmaktı.

Maalesef düşmana baskın yapamadık. Çünkü düşman bir taarruz olacağını sezmişti. İngiliz resmi tarihi şöyle yazar:

18 Mayıs'a kadar her gün sürekli devam eden Türk ateşi kesilince Anzak birlikleri kuşkulanır. Yapılan hava keşiflerinde Türk cephe hattı gerisinde büyük kuvvetlerin toplandığı rapor edilmişti. 18 Mayıs'ta Anzak birliklerine Türk taarruzlarına hazır olmaları cephedeki iki tümene bildirildi[14].

Taarruza katılacak Türk askerinin tüfeğinde mermi yoktu. Adı üzerinde, "süngü hücumu" yapılacaktı. Hayatta kalmanın tek yolu kendi siperiyle düşman siperleri arasındaki mesafeyi bir an önce geçip, süngü muharebesi mesafesine ulaşmaktı. Taarruz emri itaatkâr bir şekilde uygulandı. 03.30'da başlayan muharebe saat 05.30'a kadar hemen hiçbir ciddi sonuç alınamadan geçti.

İki saat içinde bütün birlikler ağır zayiat vermişti. Artık hava aydınlanmış olduğundan düşmanın -donanması da dahil- gözü önünde hücuma devam edilmeli miydi?

Kuzey Grubu karargahı taarruza devam kararı verdi. Bu kararın alınmasında cephedeki tümen komutanlarından gelen, gerçeği yansıtmayan raporlar etkili olmuştu. Gece karanlığına karışıp giden ve geri dönmeyen askerler, yanlış bir kanı olarak düşman siperlerinin alındığı şeklinde yorumlanmış ve tümen komutanları kolordu karargahına iyimser raporlar vermişlerdi[15]. Bu durum cephedeki haberleşme ve koordinasyon bozukluğunu göstermesi açısından son derece önemlidir.

Saat 05.30'dan 08'e kadar taarruzun ikinci safhası devam etti. Aynı şeyler tekrar yaşandı. Mehmetcik ölümü hiçe sayarak hücum etti, düşman silahları ekin biçer gibi onları biçti. Muharebe alanı Türk şehitleriyle tamamen kaplıydı. Saat 10'da verilen emirle, esasında saat 08'de fiilen biten taarruz resmen durduruldu.

Türk askerinin cesaret ve fedakârlığı; hesapsız, yanlış bir taarruz kararına kurban edilmişti. 19 Mayıs sabahı, 03.30-08 arasında, sadece 4,5 saat içinde savaş alanında 3400 şehit, 6.000 yaralı verilmişti.


Taarruzun Başarısızlık Sebepleri


Taarruzun planlanmasındaki hatalar ve eksiklikler: Bir taarruzun başarıya ulaşmasının en önemli etkeni; hücum öncesi yapılacak durum değerlendirmesi, askerin vaziyeti ve kabiliyetinin, arazi durumunun, düşman mevziinin ve ateş gücünün inceden inceye bütün ayrıntılarıyla hesap edilip durum tespiti yapıldıktan sonra, kati netice alınabilecek en uygun yer ve zamanda, gerçekçi, açık, net ifadelerle taarruzun hücum edecek birliklere mükemmel bir şekilde anlatılmasında saklıdır.

Maalesef bu hazırlıkların ve değerlendirmelerin hiçbir yapılmadan yada üstünkörü yapıldıktan sonra cepheyi yeni tanıyan veya hiç tanımayan birliklere müphem emirlerle hedefler gösterilmiş, son derece sıkışık bir alana fazla gelen kuvvetler, karmakarışık bir şekilde hücuma sürülmüştür.

Yukarıda 18 Mayıs günü Kolordu karargahında yapılan kurmay başkanları toplantısında, bazı kurmayların hücuma toptan karşı olduğunu, bazılarının en az bir gün ertelenmesi görüşünde olduklarını görmüştük. İşin gerçeği 25 Nisan'dan beri cephede olan alay ve tabur komutanlarının çok da gerekli görmedikleri bu hücumu istemedikleri ortadadır.

Yapılacak olan belki de o anki vaziyeti, askerin psikolojisini, düşman mevzilerini ve ateş gücünü en iyi bilen cephedeki birlik komutanlarının görüşünün dikkate alınmasıydı. Bu birlik komutanlarından birisi olan 27. Alay Komutanı Şefik Bey bu duruma değinip şöyle der:

"Başarısızlıkların içyüzünü anlayabilmek ve ona göre yeni ve yerinde kararlar verebilmek için fiilen o ateşler içinde bulunmuş olan yalnız yüksek rütbeli değil, hatta astsubay rütbesindeki şuurlu küçük rütbeli subayları bile (taarruzdan önce) kurulacak harp meclislerinde resmen hazır bulundurmak ve onların yaşadıkları deneyimlere dayanarak bildiklerini bütün ayrıntılarına kadar dinlemek ve gerekçeli görüşlerini almak ve ancak ondan sonra yüksek komutanlarca gerekli kararların verilmesi gerekirdi[16]."

Maalesef bu isabetli tespitlerin hiç biri göz önüne alınmadı. Yüksek komuta kademesinin –kendilerinin de sonradan kabul ettikleri gibi- hatalı kararları, şahsi düşüncelerin aklın önüne geçmesi, bir takım kurmay başkanlarının anlamsız cesaret gösterisi ve birbiriyle adeta yarışa girmeleri gibi etkenler taarruz planının gerçekçi ve inceden inceye hesap edilmesine mani oldu.

Temelde yapılan bu hata; tıpkı ilk düğmesi yanlış iliklenmiş bir gömlek gibi, diğer bütün taarruz safhalarına etki ederek Çanakkale Muharebeleri boyunca aldığımız en ağır mağlubiyet ve kayıpların yaşanmasına sebep olmuştur.


Düşmanın gücünün ve vaziyetinin yanlış hesap edilmesi: Arıburnu cephesinde bulunan Anzak Kolordusu, 19 Mayıs günü 13 bini muharip toplam 17 bin kişiden oluşmaktaydı. Tuttukları cephe hattının bilhassa merkezdeki Bombasırtı'ndan Kırmızısırt'a kadar olan kesiminde, denize bakan yamaçlara tutunmuşlardı. Siperlerinin arkası yer yer uçurum olan mahkum bir mevzi idi. Türk tarafından bakıldığında sanki kuvvetlice itildiğinde denize dökülecekmiş gibi görünüyordu. Muhtemelen 11 Mayıs'ta cepheyi gezen Enver Paşa'da da bu yanıltıcı durum etkili olmuş, bir tümenle takviye olunacak Kuzey Grubu'nun Anzakları denize dökebileceği kanaatini vermişti ve bunda ısrarcı olmuştu.

5. Ordu Komutanı Liman von Sanders, 19 Mayıs taarruzu ile ilgili hatıratında bu yanlış kanaate kendisinin de kapıldığını kabul eder:

"Bununla beraber bu taarruzun benim tarafımdan yapılmış bir hata olduğunu kabul ederim. Bu hata, düşmanın kuvvetini iyi takdir edememekten ileri gelmişti. Sayı olarak az olmakla beraber, bir de cephaneyi idareli kullanmaya mecbur olan topçumuzla bu taarruzun başarılı olamayacağını hesaplayamamıştım" der[17].

Halbuki düşmanın müdafaa hattı, mahkum vaziyette görünmesine rağmen birbirini yan ateşiyle koruyan girintili çıkıntılı bir hattı. Geride hazır bekleyen ihtiyat birlikleri, bol miktarda cephane, bomba ve bilhassa bütün cepheyi ateş altına alan yok edici ateş gücüne sahip makineli tüfek mevzileri ve hepsinin üstüne cephanesi bol kara ve deniz topçu desteği vardı.

Daha da önemlisi, disiplini noksan olsa bile, cesur bir muharip olan Anzak askeri; arkası deniz, önü düşman süngüsü gibi iki tehlike arasında sıkışıp kaldığından, hayatta kalmak için ister istemez inatla savunma yapmak zorunda kalmış bir savaşçı durumundaydı[18].


Hücum öncesi gerçekleşmeyen topçu desteği: Anzak mevzileri önceden topçu ateşiyle, bilhassa dik mahrekli havan ve obüs bombardımanıyla yumuşatılmamıştı. Kara topçusu tahkimli sipere karşı etkisizdi. Sipere nüfuz edebilecek silah, dik açılı mermi atan obüslerdi ancak Türk tarafında az sayıda, sınırlı cephaneye sahip obüs vardı. Bu yüzden taarruz öncesi düşman tahkimatının yumuşatılması hedefine asla ulaşılamadı. Böyle olunca da tahkimli düşman mevziine, açıktan, boy hedefi verilerek, yalnız süngü ile saldırılmış, düşmana tıpkı bir manevradaymış gibi yaylım ateşi ile Türk askerini biçmeye müsait bir ortam sunulmuştu.


Baskın etkisinin kaybolması: Taarruz emrinde belirtilen "baskın" için gerekli olan sessizliğe riayet edilememişti. Esasında düşman yaptığı keşifler sonucu muhtemel bir taarruzu hissetmiş olup teyakkuzdaydı. Bununla birlikte düşmana yakın ve dar bir sahada sessizliği korumak zordu. Bilhassa cepheye girip ilk hatlardaki birliklerin yerini alan 2. Tümen çok ses çıkarmıştı. Düşmanın ateşine ön hatlardaki askerlerin karşılık vermesi işi çığrından çıkarmıştı. Hücum saati gelmeden yaşanan karşılıklı ateş yüzünden gece baskını diye bir şey kalmamıştı. Sessizlik bozulunca artık hücum boruları çalınmaya, hatta cepheye yaklaştırılan askeri bando marşlar çalmaya başlamıştı. Saldırının ana fikri olan "baskın etkisi" ortadan kalkınca, harp sahası Türk askerini öğüten bir değirmene dönüştü.


Sonuç ve Değerlendirme


19 Mayıs, Çanakkale muharebelerinin en acı ve meşʼum günüdür. Bu kadar kısa bir zaman diliminde hiç bu kadar zayiat verilmemişti. Üstelik karşılığında kazanılan hiçbir şey yoktu. Kaybedilen ise pek çoktu. Son derece iyi eğitilmiş, cesur ve fedakâr askerlere sahip 2. Tümen yarı mevcudunu (6 bin kişi) kaybetmişti. Yine aynı şekilde 5. Tümen'in alayları, 1 Mayıs ve 19 Mayıs taarruzlarında en tehlikeli mıntıka olan Bombasırtı-Merkeztepe hattında düşman mevzilerine hücum etmiş mevcudunun yarısını kaybetmişti.

Cepheye o gece giren 2. Tümen ve iki gün önce giren 16. Tümen ne harp alanını ne düşman mevziini tanıyordu. Gecenin karanlığında irtibat hendeklerinde dar ve çapraşık siperlerde üst üste sıkışmış birlikler ileriye atılmak isterken birbirine girmişler, diğer irtibat hendeklerine düşmüşler ve ileride asıl siperlere vardıkları zaman da nereye geldiklerini ve hangi istikamette hücum edeceklerini şaşırmışlardı. Bu kargaşada birbirine ateş eden bölükler bile olmuştu.

19 Mayıs taarruzunun olumsuz sonuçlarından birisi de düşmana kazandırdığı moral ve özgüvendi. Bilhassa 1 Mayıs taarruzunda Anzak birlikleri epeyce korkuya kapılmışlardı. 19 Mayıs günü sayı olarak üçte birlik askerle, Türk tarafına 10 bin kayıp verdirmeleri hem kendilerine hem de mevzilerine olan güvenlerini artırmıştı.

19 Mayıs taarruzu, tahkimatını iyice güçlendirmiş ve mevzilerini derinleştirmiş düşmana karşı girişilen, kötü planlanmış ve aynı derecede kötü uygulanmış bir harekattı. Harekat planında herhangi bir incelik yada özen yoktu. Son derece isabetsiz olarak nitelenebilecek olan bu saldırı, kahramanlık veya fedakarlıkla izah edilemeyecek bir sonuca; 10 bin askerin feda edilmesine yol açmıştır.

Çok dar bir alanda, net olmayan emir ve hedeflerle, baskın etkisinin tamamen ortadan kalktığı koşullarda, tümenler ateşe sürülmüş, imkansızlığı kanıtlanan "denize dökme" eylemine rağmen saldırı gün ağardıktan sonra da tekrarlanmıştır[19].

Arıburnu cephesinde yapılan bu taarruz göstermişti ki; başarıya ulaşmanın yolu sayı üstünlüğünden geçmiyordu. 19 Mayıs taarruzunu yapan Kuzey Grubu'nun eli altında 42 bin asker vardı. Düşmanın mevcudu ise 17 bindi. Dolayısıyla asker sayısından çok siper savaşlarında etkili dik açılı havan ve obüs toplarına ihtiyaç vardı. Hepsinin üstüne muharebe alanlarının kendisine özgü şartlarını göz önünde bulundurarak, bulunulan yer ve ortama uygun savaş taktikleri ve strateji geliştirmek gerekiyordu.

Maalesef böyle olmadı ve zahiri görünüşe aldanılarak, hesapsız ve özensiz, kaba bir hücum taktiği ile siperi içinde saldırıyı bekleyen düşmana açıktan süngü hücumu yaptırmakla asker ölüme sürüldü. Başka muharebelerde son derece faydalı olacak olan cesur ve fedakâr 10 bin asker; akılsız, hesapsız, ihtiraslı emirlerin kurbanı oldu.


Muzaffer Albayrak




[1] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, cilt: 5, 2. Kitap, Genelkurmay Yayınları, Ankara 1978. s.176

[2] Age, s.177

[3] Age, s.178

[4] Age, s.180

[5] Age, s.182

[6] Age, s.187

[7] Age, s.187-188

[8] Mustafa Kemal, Arıburnu Muharebeleri Raporu, TTK Yayınları, Ankara 1990, s.114

[9] Age, s.119

[10] Age, s.121

[11] Şefik Aker, Çanakkale-Arıburnu Savaşları ve 27. Alay, Askeri Mecmua, Yıl: 1935, sayı: 99, s. 85

[12] İzzeddin Çalışlar, On Yıllık Savaş, Türkiye İş Bankası Yayını, İstanbul 2010, s.106

[13] Mehmet Fasih Bey, Kanlısırt Günlüğü, Denizler Kitapevi, İstanbul 2006. s. 182

[14] Aspinal-Oglander, Gelibolu Askeri Harekatı, cilt. 2, Genelkurmay Yayınları, Ankara 1940, s.20

[15] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, cilt: 5, 2. Kitap, s.203

[16] Şefik Aker, Çanakkale-Arıburnu Savaşları ve 27. Alay, s.86

[17] Liman von Sanders, Türkiye'de Beş Sene, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2008, s.102

[18] Şefik Aker, Çanakkale-Arıburnu Savaşları ve 27. Alay, s. 85-86

[19] Gürsel Göncü-Şahin Aldoğan, Siperin Ardı Vatan, MB Yayınevi, İstanbul, 2006, s.89



  9823 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

4445_Tosun Saral 18-05-2014, 10:01:08
Almanlar Çanakkale düşerse savaşın kendi aleylerinde neticeleneceğini takdir ederek Sırbistan’ı ortadan kaldırmaya ve Balkan yolunu açmaya karar verdiler. 6 Eylül 1915’te Bulgaristan’la bir askeri ittifak yaparak Alman General Mackenzen komutasındaki birer Alman ve Avusturya-Macaristan ordusu ile hedeflerine ulaştılar. Sırbistan yolunun açılmasıyla Kasım ayında nihayet çoktan beri beklenilen Alman topçu cephanesi 5. Orduya ulaştı. Bunun gelmesiyle birlikte savaşın başarıyla sonuçlanması hususundaki ümitler de güçlendi. O zamana kadar Türk topçusu iyi talim ve terbiye edilmiş ve çok güzel atış yapmaktaydı. Ancak, kalitesiz ve az cephane ile ancak sınırlı sonuçlar alınmaktaydı. Ne var ki Türklerin elinde havan topu (mörser) da yoktu. Havan topu Gelibolu yamaçlarına yerleşmiş olan İngilizleri vurabilecek en etkili silâhtı. Düz yollu Türk topları İngilizlere fazla kayıp verdiremiyor sadece deniz taşıtları ve hücuma kalkan düşman piyadesine karşı etkili oluyorlardı. Škoda Fabrikaları’nın ürettiği havan topları (Mörser) ve obüsler (Howitzer) o devrin en rakipsiz silâhlarıydı.

Sırp ordusunun Alman ve Avusturya-Macaristan orduları karşısında yenilmesi nedeniyle durum önemli ölçüde değişmiş, nakliyat yollarının açılmasıyla Gelibolu Cephesi’ne askeri yardım gönderebilme imkânı da doğmuştu. Ne var ki Avusturya-Macaristan Ordusu’nun elinde de yeteri kadar top yoktu. Savaşın başında 1914 Ağustos’unda Avusturya-Macaristan Ordusu’nun elinde sadece her bataryada dört top bulunan on iki adet 24 santimetrelik M 98 obüs bataryası ve 400 top mermisi vardı. M 98 obüslerin + 44 ila + 65 dereceye kadar ısıya tahammül edebilen namlusunun uzunluğu 2180 milimetre ve ateşe hazır durumda ağırlığı 9,3 tondu. 133 kilogram’lık mermiyi saniyede 278 metre hızla 6500 metre uzağa atabiliyordu. Altı mürettebatı olan bu obüsün bir yerden bir yere taşınması ancak, dört parçaya ayrılmasıyla mümkün oluyordu. Ayrılan parçalar ya motor ya da hayvan gücü ile çekilebiliyordu. Ayrılmış olan parcaların tekrar birleştirilmesi gayet kolaydı. Ayrıca mürettebatı koruyan bir kalkanı da vardı. 24 santimetrelik M 98 obüsler meşhur Škoda obüslerinin küçük kardeşidir diyebiliriz. Bu nev’î topların ağa babası Belagerungsmörser M 1898 (Kuşatma obüsü M 1898) dir.
Osmanlı Harbiye Nezareti, 1915 yılının Kasım ayında o devrin rakipsiz silahı olan Škoda Fabrikaları’nın ürettiği topları satın almak için yetmiş iki adet (on sekiz batarya) 7,5’luk M 15 dağ topu, kırk sekiz adet (on iki batarya) 10’luk M 16 dağ obüsü ve top başına bin beş yüz mermi siparişi verdi. Bu Pilzen’deki Škoda Fabrikaları’nın Türkler’den aldığı ikinci siparişti. İlk sipariş 1914 Nisanı’nda on iki batarya 10’luk top için verilmiş hatta imal bile edilmişti. Fakat 1914 yılında siyasî durum nedeniyle sadece bir batarya 1914 Haziranı’nda Türkiye’ye sevkedilebildi. Diğerleri ise “Türk Sahra Obüs Bataryaları” (Türkei-Feldhaubitzbatterien) adı altında ordu hizmetine verildi.
Bu siparişlerden 1916 yılında, 1915 model 7,5 cm’lik on dört adet dağ topu bataryası, 1899 model 7 cm’lik dağ topu, 1915 model 15 cm’lik ağır obüs bataryası ve yirmi batarya ve seksen top Türkiye’ye sevk edildi. Türkler ayrıca 1916 yılında 30,5 cm’lik havan ve dört yüz seksen adet Schwartzlose makineli tüfek siparişi daha verdiler.

9 Numaralı 24’lük Havan Bataryası
1.1.1. İlk Hazırlıklar ve Batarya’nın Cepheye Gidişi

Karşılıklı yazışmalar devam ederken Ekim 1915 sonunda Avusturya-Macaristan’ın İstanbul’da bulunan askerî yetkilisi Joseph Pomiankowski merkezden ilk fırsatta bir 30,5 cm’lik havan bataryası ve 15 santimetrelik obüs bataryasını Türk Ordusu emrine Çanakkale cephesine gönderebileceklerine dair bir bildiri aldı.

Kısa bir süre sonra da pırıl pırıl k.u.k üniformaları içinde iki subay İstanbula geldiler, oradan da Gelibolu savaş alanına giderek gözlemlerde bulundular. Bu gözlemler sonucunda 30,5 luk havan bataryasının alt yapı noksanlığı, yolların çok kötü olması gibi nedenlerle, Gelibolu savaş alanına nakliyesinin güç olacağı sonucuna vardıklarından bu batarya yerine 24 santimetrelik bir Motorlu Havan Bataryasının gönderilmesine karar verildi.

İlk nakliyat 22 Ekim 1915 günü Viyana’dan yapıldı. Bu sevkiyata dört subay ve 80 er muhafızlık ediyordu.

Edirne’de onları Avusturya-Macaristan Konsolosu bekliyordu. Konsolos sevkiyatın Uzunköprü’de boşaltılacağını ve derhal Gelibolu savaş alanına hareket edilemesi gerektiğine dair emri verdi. 11 Kasım 1915 günü kargo Uzunköprü’de boşaltılmaya başlandı. Gelen davet üzerine nakliyeden sorumlu Üsteğmen Georg Höpflinger ve bir Ulaştırma subayı İstanbul’a gittiler, önce Enver Paşa tarafından kabul edildiler, sonra da Sultanın huzuruna çıkarıldılar. 15 Kasım 1915 günü Batarya komutanı Yüzbaşı Barber yüz seksen üç askerden müteşekkil bir kafile ile Uzunköprü’ye geldi. Yüzbaşı Barber kısa bir süre sonra hastalandığından görevini Yüzbaşı Alexander Kodar Edler von Thurnwerth’te devretti. Batarya dört top, yedi oto, 120 arazi arabası ile 170 kilometre uzaklıktaki Gelibolu Yarımadasında bulunan Matikdere’ye (Manikdere) hareket etti. 6,000 metre atış mesafesi olan bu batarya, Anafarta Grubu’nun sol tarafına yerleştirildi.

Havan Bataryası, 2. Ordu Komutanlığının da yardımıyla 20 Kasım 1915’te Gelibolu’ya, son olarakta 27 Kasım 1915 (bazı yazarlara göre 25 Kasım) günü Kocaçimen kesimine getirilerek mevzilendirildi, düşman siperlerine ilk ateşini açarak kısa zamanda Mestantepe’yi ve Pınar Tepe’yi pek etkili biçimde ateş altına aldı. 29 Kasım 1915 günü de İngilizleri çok iyi tahkim ettikleri Kanlı Sırt tepesini topa tuttu.

Önceleri emin mevziler olarak bilinen Anzak ve Suvla (Anafartalar) artık havan mermileri yağan tehlikeli yerler olmaya başlamıştı.

Alman ve Avusturya-Macaristan ordularının Sırpları yenmesi ve Bulgaristan’ın ittifaka katılması sonucu Balkan Yolu açılması ve Türk Ordusuna askeri malzeme yardımı gelmeye başlaması İngilizlerin yeni başkomutan General Morno’nun Gelibolu’nun tahliye edilmesi hakkındaki düşüncesine, planına uyuyordu. İngilizler 20 Aralık 1915’te ilk önce Anafartalar ve Arı Burnu Grubu önündeki mevzilerininden çekildiler. Çekilirken kolayca bulunabilecek bir yere “Biz Avusturya-Macaristan Bataryaları yüzünden çekilmiyoruz” yazan bir not bırakıp gittiler. Hâlbuki Aralık ayı başında Anafartalar’da İngiliz cephesinden karşı taraftaki Türk siperlerine yazılı bir kağıt atılmıştı. Bu kâğıtta şunlar yazılı idi. “Yüz Avusturya Bataryası gelse bile, kuvvetlerimiz gene de yarımadadaki mevzilerini terk etmiyecektir.”

Kaynak: İsmail Tosun Saral-Emre Saral "Çanakkale Sina Filistin Cephelerinde Avusturya Macaristan Topçu Bataryaları" Türk Macar Dostluk Derneği yayınları no:10 Ankara, 2013
 
4446_Editörün Notu 18-05-2014, 12:34:37
Tosun Saral beyefendiye verdiği bilgiler için çok teşekkür ederiz. Yazdığı yorum Çanakkale'de kullanılan Avusturya Macaristan İmparatorluğunca gönderilen havan bataryaları konusunda son derece aydınlatıcı bilgiler içeriyor.

Ancak ben yorum sahibinin daha önce yazdığı bir yazıdan alıntıladığı anlaşılan ifadelerini yukarıdaki yazıyla ilişkilendirmesini ve kendisinin Muzaffer Albayrak'ın çalışması hakkındaki düşüncelerini öğrenmek isterdim.

Tosun Bey , Muzaffer Albayrak'ın yazısı hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerine katılıyor musunuz? Katılmıyorsanız hangi görüşlerine karşısınız? ( Harekat planları, komutanlar vs?)

Sizce 19 Mayıs taarruzundaki tek eksiklik havan toplarımızın olmaması mıydı? Söylediğiniz havanların olması taarruzun seyrini değiştirebilir miydi?

Yorumunuzda bunların hiç birisini göremedim.
Bizi aydınlatırsanız sevinirim.

Saygılarımla.

Tuncay Yılmazer
 
4447_verdi bayram 18-05-2014, 16:30:48
24 Mayıs 1915 ateşkesi ile ilgili Anzak subayı Aubrey Herbert in ifadelerini okuyunca 19 Mayıs taarruzundaki vahşeti insan bizzat yaşamış gibi oluyor.Çok üzücü bir durum olmasına rağmen aynı olayın bir benzerini Sarı bayır harekaatının bir kolu olan nec yada kılıçbayır 7 Ağustos taarruzunu sırasında Avustralya 2. hafif Süvari Tugayıda yaşamıştı. Öleceklerini bildikleri halde 4 dalga halinde dar bir bölgede üstün Türk birliklerine taarruz etmişler ve büyük bölümü biçilmişti.Tabii orda ölenlerin sayısı 19 mayıstakine göre kıyaslanamıyacak derecede az ama; şu söylenebilir ki, böylesine büyük muharebelerin o çok zor şartlarda komutanların karar ve sorumluluk alıp uygulaması ne kadar zordur.Birde şöyle düşünelim: Eğer 19 Mayıs taarruzu başarılı olup ön görüldüğü gibi Anzaklar denize dökülse idi o zaman nasıl yorumlar yapılacaktı bir düşünün.
 
4448_Tosun Saral 23-05-2014, 20:42:45
Sayın Yılmazer, Ben Çanakkale Kara ve deniz savaşları uzmanı değilim. ben bu muharebelerin son iki ayı yani Kasım -Aralık 1915 günlerinde cepheye ulaşan Av.-Macaristan Topcu Birlikleri konusunda ihtisaslaştım. Takdir edersiniz ki bir kişinin her şeyi bilmesi, o konuda laf etmesi doğru olmaz.Üstelik bu kadar da çok üstad varken. Ben söz konusu yazımı
kıymetli yazar arkadaşımızın " Hücum Öncesi gercekleşmeyen Topcu Desteği" bölümüne katlı olsun, okuyucuta bilgi olsun diye yazdım. Çünkü en küçük bir bilgiye ve katkıya açız. yazıma bölüm adı belirterek başlasa idim daha doğru olurdu.. Nacizne eğer elimizde kalitesiz topcu cephanesi olmasa idi ve Krupp 7.5cm L/30 M.03 sahra topları vs yerine Skada 24lük ve 15lik öbüs ve havan bulunsa idi.İngilizler o yamaçlarda tutunamazlardı. Selam ve sevgiler.
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

22/11/2017 - 03:49 Üç Mermi İle Bir Defter - Çanakkale’de Yedek Subay Bir Mühendisin Hikayesi (Mustafa Onur Yurdal)

07/11/2017 - 18:30 Pomakların Çanakkale Ağıdı - Pesna (Ömer Arslan)

30/10/2017 - 18:41 25 Nisan 1915, Arıburnu Anzak Çıkarmasında 57.Alay’ın Conkbayırı’na İntikali – Yeniden Değerlendirme ( M. Şahin Aldoğan )

17/10/2017 - 11:31 Prof. Dr. Christopher Bell'in yeni eseri Churchill and the Dardanelles üzerinden bir inceleme: Churchill Çanakkale Savaşlarının tek sorumlusu mudur?

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm - 2.Gazze Muharebesi (Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi