Türk Askeri Çanakkale’de Aç–Bilaç Savaştı (!) (İsmail Bilgin)

Tarih: 24/03/2013   /   Toplam Yorum 9   / Yazar Adı:      /   Okunma 32526

Çanakkale Muharebeleri esnasında doğru bilinen yanlışlardan biri de yiyecek meselesidir. Son zamanlarda ciddi yayın bolluğuna ve son derece önemli inceleme ve araştırma yapılmasına rağmen ısrarla yiyeceğin o dönemde büyük bir sıkıntı olduğu vurgulanmaktadır. Çanakkale Zaferi’nin yüceltilmesi, daha büyük gösterilmesi için İtilaf Devletlerinin çok güçlü, Osmanlı Devleti askerlerinin ise zayıf, yokluk içinde, aç-bilaç savaştığına dair çeşitli yazılara rastlanılmaktadır. Sanki yokluklarla kazanılan zafer çok daha büyük ve ulvi bir zafermiş gibi bir anlayışla ele alınıyor. Tıpkı şehit sayısındaki aynı abartmanın olması gibi, 250.000, bazen 300.000’dek çıkaranlar da oluyor…
Osmanlı Devleti artık yiten bir imparatorluk olsa da, İstanbul’u, Çanakkale’de savunan askerlerini aç-bilaç bırakacak kadar hasta adam değildi. Menzil teşkilatının Balkan Harbi’ndekinin aksine çok iyi kurulup koordine edilmesiyle ve seferberliğin ilanıyla birlikte yiyecek stoğunun yapılmasına başlanmıştı.

 

Çanakkale Muharebeleri esnasında doğru bilinen yanlışlardan biri de yiyecek meselesidir. Son zamanlarda ciddi yayın bolluğuna ve son derece önemli inceleme ve araştırma yapılmasına rağmen ısrarla yiyeceğin o dönemde büyük bir sıkıntı olduğu vurgulanmaktadır. Çanakkale Zaferi’nin yüceltilmesi, daha büyük gösterilmesi için İtilaf Devletlerinin çok güçlü, Osmanlı Devleti askerlerinin ise zayıf, yokluk içinde, aç-bilaç savaştığına dair çeşitli yazılara rastlanılmaktadır. Sanki yokluklarla kazanılan zafer çok daha büyük ve ulvi bir zafermiş gibi bir anlayışla ele alınıyor. Tıpkı şehit sayısındaki aynı abartmanın olması gibi, 250.000, bazen 300.000’dek çıkaranlar da oluyor…

Osmanlı Devleti artık yiten bir imparatorluk olsa da, İstanbul’u, Çanakkale’de savunan askerlerini aç-bilaç bırakacak kadar hasta adam değildi. Menzil teşkilatının Balkan Harbi’ndekinin aksine çok iyi kurulup koordine edilmesiyle ve seferberliğin ilanıyla birlikte yiyecek stoğunun yapılmasına başlanmıştı.

Vatan için cephede canını sakınmayan askerin karnının doyurulması önemlidir. Çünkü savaşan askerin, karnı aç olan, zayıf, dermansız askerin cephenin o zor şartlarına dayanması bir yere kadardır. Tıpkı Balkan Harbi’ndeki askerin iaşesinin sağlanamaması örneğinde olduğu gibi… Asker tüfeğini satıp ekmek almak gibi yollara tevessül etmiştir.

*

Çanakkale Muharebeleri başlamadan önce Çanakkale Müstahkem Mevkiinin iaşesi Harbiye Nezareti Levazım Dairesi tarafından sağlanmaktaydı. Halkta bulunan ihtiyaç fazlası ekmek, peksimet, buğday, çavdar, mısır, fasulye, mercimek, nohut, bakla, vb yiyeceklerin yanında, hayvanlar için gerekli olan arpa, yulaf, saman, kuru ot vb. tespiti yapılarak ilgili dairece alımı gerçekleştirilmekteydi.

“Seferberliğin ilk günlerinde yiyecek ve yem, ilk önce Çanakkale Müstahkem Mevkii ve 9. Tümen ambarına gelirdi. Erzak kolları dağıtma merkeziyle ambarlar, arasında eşya ağırlıklarındaki taşıtlar birliklerle dağıtma merkezleri ve erzak kolları arasında ulaştırmayı sağlamayı esas olarak alınmıştı, (1).

9. Tümen Çanakkale Boğazının iki kıyısında geniş bir alana yayılmış olduğu için iki ambar kurmak zorundaydı. Ama istenen stok miktarına ulaşılamamıştı. Örneğin 14 Şubat 1915 tarihinde Çanakkale Müstahkem mevkii birlikleri için ancak bir aylık, 9. Tümen için ise 25 günlük yiyecek bulunmaktaydı, (2).

Ayrıca 19 Şubat 1915’te Çanakkale Boğazı girişinde bulunan tabyalara saldırı düzenlediğinde Çanakkale’de bulunan Genelkurmay Başkanı Enver Paşa son savunma menzilleri için en azından üç aylık yiyecek depo edilmesini emretmişti(herhalde Sarıkamış’ta yaşanan iaşesizlikten ders almıştı), (3).

Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı, 25 Şubat 1915 tarihinde Çanakkale Müstahkem Mevki birlikleriyle 9. Tümen için de Çanakkale Boğazı’nın doğusunda ve batısındaki son mevzilerinde üç aylık yiyecek ve gereçlerin depo edilmesini emretmişti, (4). Ancak bu emre rağmen hedeflenen miktara erişilemedi. İki aylık yiyecek toplanabilmişti.

8 Mart 1915 tarihinde ise 9. Tümen için, İstanbul’dan 1.283 ton yiyecek gönderilmişti. Bu iaşenin Karabiga iskelesine çıkarılıp oradan da taşınarak Biga’da depo edilmesi hususu Tümen Komutanlığı tarafından Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na öneride bulundu. Müstahkem Mevkii bu öneriyi uygun buldu. Erzak Biga’da depo edilmeye başlandı.

V. Ordu kuruluşundan hemen sonra 27 Mart 1915 tarihli emirle diğer orduların menzillerinden gerekli düzenlemenin yapılması sureti ile menzil teşkilatını kurulmuştur. V. Ordu Menzil Müfettişliği, Çanakkale Müstahkem Mevkii birlikleri de dahil olmak üzere söz konusu personel yiyecek maddesini ve hayvan için yem gereksinimini “Tekalifi Harbiye” usulüyle halktan sağlıyordu.

İhtiyacın menzil kaynaklarından sağlanamaması durumunda ise tüccarlar yolu ile temine çalışıyordu. Yurt dışından getirilmekte olan çay ve şeker gibi maddelerin piyasada mevcut olanlarının  %15-25’ine el konuluyor, kalanı sivil halkın ihtiyacına ayrılıyordu.

Yeni kurulan bu teşkilatın iki önemli güzergâhı vardı.

1- Tren yoluyla İstanbul’dan Uzunköprü’ye getirilen iaşe buradan çeşitli mekkare kervanlarıyla menzil ambarlarına,

2- Deniz yoluyla taşınan iaşe ise Akbaş/Kilye Koyundan dağıtılıyor yada güzergah üzerindeki merkezlerdeki (Tekirdağ, Şarköy, Gelibolu, Karabiga, Lapseki vb)  noktalara indiriliyordu (Ancak Marmara Denizi’ne giren denizaltılar sebebiyle bu konuda epey güçlük çekilmiş ve kayıp da verilmiştir).

İstanbul’dan yapılan bir sevkiyatı İkdam Gazetesi şöyle anlatır:

“Bugün İstanbul’dan hareket eden bir zat, mevki-i harbin hangisine gidecek olursa olsun, güzergahında müteaddit erzak ambarların dahilinde, sundurmalarında, civarında yığılmış erzak çuvallarının, yağ tenekeleriyle, fıçılarının adeta birer tepe teşkil ettiğini görür. Seyahatine devam ettikçe gece ve gündüz yollarda kıtalara çay, ayran, ekmek veren askeri çayhaneler erzak kafilelerine rast gelir. Arabalarla develerle taşınan hiçbir zaman arkası kesilmeyen erzak kafileleri kamilen orduya gider. Bu ali himmetler sayesinde ordumuz muharebede iaşe konusunda zerre kadar sıkıntı çekmemektedir, (5)”

5 Nisan 1915 tarihinde Çanakkale Müstahkem Mevkii birliklerinin beslenmesi görevi de V. Ordu’ya devredildi.

V. Ordu Biga’da iki aylık yiyeceği depolamış ve gereken menzil noktalarına, Kilye ve Akbaş’a mavnalarla taşınmasını sağlamıştır. Ayrıca deniz yolunun kapanma ihtimaline karşılık menzil teşkilatından gerekli öküz deve ve mekkarelerinin de hazır tutulmasını istemiştir. Deniz yolunun kapanması ihtimaline karşılık Biga’daki ambarda bir kolordunun iki aylık iaşe ihtiyacının da depolanması istenmiştir. Muharebe alanının uzak noktalarında Burgaz, Ezine, Bayramiç vb menzil ambarı oluşturularak söz konusu iki aylık stoğun korunması hedeflenmiştir.

Ancak muharebelerin başlayıp şiddetlenmesiyle birlikte karargahını ileri kademesiyle Akbaş’a, geri kademesiyle de Lapseki’ye intikal ettirmiştir. Ağustos ayının sonunda V. Menzil’in istenilen hizmeti verememesi sebebiyle genel merkezinin Akbaş olması kaydıyla V. Ordu’da Avrupa Asya, Asya ve Bahri işlerin ayrı ayrı ifa edileceği üç müstakil menzil müfettişliğinin tesis edilmesi yoluna gidilmiştir. Asya Menzil Müfettişliğinin Ordu Komutanına gelen telgrafından merkezinin Biga olduğu anlaşılmaktadır, (6).

Oluşturulan Menzil hattı Podima (Şimdiki Yoncalı, ibilgin)-Silivri çizgisinin batısında kalan Trakya Bölgesiyle, Anadolu yakasında Biga dahil, Edremit hariç olarak tespit edilmişti. Aslında V. Ordu’nun iaşesinin sağlanacağı yerler imkan ve iaşe açısından zengin ve imkanlı bölgeler sayılabilir.

V. Menzil teşkilatının kuruluşu ise şu şekilde planlanmıştı; menzil karargahında süvari piyade karışımından muhafız ve sahra jandarma takımları bir telgraf müfrezeyle bir sahra bölüğü vardı. 5. Menzil Komutanlığının emrinde Uzunköprü, Keşan, Gelibolu, Bayırköy, Ilgardere, Akbaş, Biga Karabiga, Malüller, Lapseki, Burgaz ve Çanakkale nokta komutanlıkları; Çardak, Gelibolu, Ilgardere, Akbaş, Kilya, Karabiga, Lapseki, Burgaz ve Çanakkale’de de iskele komutanlıkları vardı. Işıklar, Burgaz, Lapseki, Gelibolu, Karabiga, Biga, Akbaş, Ilgardere, Keşan, Uzunköprü, Malüller’de idari teşkilleri bulunuyordu. Akbaşta erzak ambarları; Gelibolu ve Burgaz’da ekmekçi takımları; Karapınar, Yerlisu, Bayırköy ve Gürecikte ise çayhaneler kurulmuştu. Ilgardere’de bir köprücü takımı; Lapseki’de bir araba imalathanesi; Biga’da ise inşaat bölüğü bulunuyordu, (7).

V. Ordunun ikmal yolları genel olarak ikiye ayrılıyordu:

1-Saroz bölgesindeki birlikler ile Gelibolu yarımadasındaki birliklerin ana ikmal yolu; Keşan- Bolayır-Gelibolu, Galata-Bigalı ve Seddülbahir yolları ve deniz yoluydu.

2- Anadolu’daki ikmal yolları ise, Biga, Bayramiç, Ezine, Erenköy, Çanakkale, Biga, Balcılar Pirgos(Bergas şimdi Gökçebayır ibilgin) veya Işıklar, Biga, Çınardere, Çardak ve Lapseki.

İkmal kollarında malzemenin cinsine göre; erzak ve cephane kolları olarak isimlendirilmekteydi. Menzil teşkilatında 14 Mayıs 1915 itibari ile 2 cephane deposu, 4 erzak ambarı, 6 nokta komutanlığı, 1 hamal taburu, 9 öküz yolu, 16 eşek kolu, 7 deve kolu ve çeşitli sağlık tesislerinden oluşuyordu.

Öküz arabalarından kurulu kollar taşıdıkları ağırlıkların fazlalığından dolayı ağır erzak ve ağır cephane kolları olarak, diğer hayvanların kullanıldığı kollar hafif erzak veya hafif cephane kolları olarak isimlendiriliyordu Bir merkep kolu 9 ton, bir kağnı kolu 10 veya 20 ton, bir deve kolu 15 ton bir at arabası kolu da 25 ton yük taşıyabiliyordu, (8).

Yol üstündeki iaşe ve ikamet konaklarında günlük 2.000 neferin uğradığı bu yerlerde ekmek ve çay dağıtımı yapılmakta ağır yaralı askerler de tedavi edilmekteydi.

V. Ordunun mevcudunun artmasıyla yeni tedbirler alınmaya başlanmıştır. Erzak depolarının sayısı artırılmıştır. 5. Menzil komutanlığı savaş hattının hemen gerisinde değil oldukça gerisinde; Burgaz, Akbaş, Kilya, Gelibolu, Keşan, ve Uzunköprü ile Lapseki Pirges, Işıklar, Balcılar, Biga Karabiga, Ezine ve Bayramiç’te birer menzil ambarları açmıştır. Maydos ve güneyindeki tesis edilen erzak ambarları ise uçakların ve donanmanın ateşi nedeniyle değiştirilerek Akbaş’a kaydırılmıştır.

Yukarıda adı geçen ambarlardan gönderilen yiyecek maddeleriyle Bigalı’nın kuzeyinde Koca dere dolaylarında ve Soğanlıdere’deki birliklerin depolarında yeterli stoğun korunması için gayret edilmiştir. Anafartalar ve Arıburnu’ndaki birliklerin ihtiyacı için Bigalı’nın kuzeyinde Seddülbahir  bölgesindeki birliklerin ihtiyacı için Soğanlıdere bölgesinde grup komutanlıkları, erzak ambarı ve dağıtım merkezleri açmış  böylece birliklerin iaşesi sağlanmaya çalışılmıştır, (9).

Muharebeler boyunca Tekirdağ, Gelibolu, Karabiga’da bulunan un fabrikaları devamlı çalışmış ordunun ihtiyacını karşılanmıştır.

*

Türk resmi kaynaklarında “Tayinat ve Yem Kanununa” göre bir erin günlük payı şöyleydi:

600 gr un, 250 gr et yada 125 gr kavurma, pastırma, sucuk yada konserve et, 86 gr pirinç, 10 gr yağ, 20 gr soğan,  ve tuz.

Bunun yanında etin ¼’ne karşılık nohut fasulye gibi kuru sebze, sebze konservesi veya yaş sebze veriliyordu. Ancak beslenmede yiyecek maddelerinin sağlanamaması veya gönderilmesinde güçlük çekildiği zamanlarda günlük istihkak daha da azalıyordu. Günde 250 gr verilmesi gereken et  62 grama ve daha sonra da 31 grama indirildi.

Günlük yiyeceklerin dışında her er ve hayvan üzerinde sıkışık durumlarda emirle yedirilmesine izin verilen demirbaş yiyecek sayılan peksimet ve yem bulunmaktaydı.

Daha sonraki günlerde yiyecek stoklarında;

22 Mayıs 1331 (4 Haziran 1915)-Burgaz’daki ambarda; 18 ton un, 52.249 kilo bakla(en çok verilen bakliyat türüydü), 2 ton nohut, 20 ton tuz, 2 ton üzüm, 2 ton şeker, 24 ton sardalya, 245 kuzu, 679 oğlak, 49 sığır; hayvanlar için de 511 ton arpa, 1 ton küspenin dağıtıma hazır olduğu belirtilir, (10).

Aynı tarihli başka bir belgede ise V. Ordu Menzil Müfettişliğine bağlı Uzunköprü-Keşan- Gelibolu hattındaki erzak kolu mevcudunun 10 olduğu ve her geçen gün de artmaya devam ettiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca bu erzak kolları savaşın en şiddetli günlerinde hiç istirahat etmeden faaliyetlerine devam etmiştir. Bunun yanında hayvanların zayıflığı ve nakliye arabalarının piston ve benzeri yedek parçalarının olmayışının iaşe naklini ileriki günlerde sekteye uğratmaması için 2. Menzilden 5 nakliye kolunun daha 5. Menzil emrine verilmesi istenmiştir. Gerek menzil gerekse cephane kollarının faaliyetlerinde karşılaşılan en önemli sıkıntı İngiliz ve Fransız uçaklarının bombardımanı olmuştur.

Ekim sonlarında 5. Menzilin iaşe hizmetleri 20.500 insan, 95.100 hayvan ile yerine getirilmekteydi. 11 Ekim de 5. Menzilin ambarlarında bulunan erzak miktarı ise bir günlük için  3.455.241 kişi ile 579.726 hayvanı besleyecek miktarda idi. Bu cephe mevcudunun tahmini 200.000 olduğu varsayılırsa  yaklaşık 15-20 günlük  iaşe miktarına denk gelmektedir.

İaşe ana sevk yolunun Marmara Denizi’nden olması ikmalin denizaltı tehlikesi ile yapılmadığı hallerde sıkıntılara sebep olmuştur. Böyle durumlarda yiyecek stoklarının gerekenden fazla olmaması, açlığı korkulan bir unsur haline getirmekteydi. Bu nedenle bazı zamanlarda askere verilen yemeğin miktarı ve tayınlarında muhtemel bir kısıntıya gidildiği de elbette olmuştur.

Bununla beraber savaşın şiddetini arttığı zamanlarda V. Ordu’da yer yer iaşe sıkıntısı yaşanmıştır. 3 Temmuz 1915’te Levazım Dairesine gönderilen bir yazıda ordunun günlük iaşe miktarının 28 Haziran’daki seviyeye düştüğü bildirilerek, bu hususta önlem alınması istenmiştir. Yazıda günlük 70-80 ton unun yeterli olmayacağı iaşe durumunun düzeltilmesi için daha fazla iaşe gönderilmesi gerektiği belirtilir, (11).

 8 Temmuz’da ise ordunun iaşe durumunun daha da bozulduğu anlaşılmaktadır. Mevcut malzemenin iki haftalık iaşeyi karşılayabileceği belirtilmekte 26 Temmuz tarihinde ise Akbaş Limanına toplam 1.259.749 kg unun geldiği, Kuzey ve Güney gruplarının günlük un ihtiyacının 90.000 tonun olduğu göz önünde alındığında bunun çok yeterli olmadığı ve tedbir olarak bazı gruplara ekmek verilememiştir, (12).

28 Eylül 1915’te Bandırma’dan Karabiga’ya 50.592 kilo ve 16 Eylül’de 9.403 kile buğday menzil ambarları ile devredilmiş ayrıca 30 Eylül 1915’te Sirkeci vapuru ile 67.670 kile un, 5.585 kile bakliyat, 22/23 Eylül’de ise 64 Numaralı vapur ile 62.464 kilo soğan, 1.794 kilo patlıcan, 1.040 sardalya yağı, 44 numaralı vapur ile 35.916 kilo zeytinin, 1.414 kilo zeytin yağı, 38.761 kilo un,  46 numaralı vapur ile 45.590 kilo peynir, 1.126 kilo patlıcan, 1.260 kilo tütün, 40 numaralı vapurla 98 çuval buğday Burgaz’a sevk edilmiştir, (13).

Ordunun iaşesini cepheye naklindeki asıl sıkıntı siperlerdeki askerin karınlarının tam zamanında taze ve sıcak yemek ile doyurulması hususunda yaşanmıştır. Erlere yemek yapılması için taburlarda kurulan mutfaklar çıkardığı duman nedeni ile donanma gemilerine hedef olmasından dolayı cephe hattından oldukça geriye kurulmuştu. Bu ise pişirilen yemeklerin siperlere gidene dek soğuması çoğu zaman da bir kısmının yolda dökülmesine neden oluyordu. Bu mutfaklarda pişirilen yemekler bakraçlarla ya da tahta sandıklar içine konan gaz tenekeleriyle çoğu zaman merkep sırtında askere taşınmış bir gazinin ifadesi ile asker hiçbir zaman aç bırakılmamıştır.

 

Ordunun iaşe maddeleri iki sınıfa ayrılmıştı bunlar;

1. Sınıf İkmal İkmal maddeleri; Buğday, buğday unu, mısır unu, peksimet, kepekli buğday unu, et, konserve et veya kavurma, çorbalık konserve, sebze ve konserve, kesimlik hayvan, pirinç, yumurta, fasulye, nohut, bakla, bulgur, patates, mercimek, soğan, sade yağ, zeytinyağı, zeytin.

2. Sınıf İkmal maddeleri; Sardalya, peynir, tuz, sirke, şeker, çay, kahve, üzüm, hurma, sabun, gaz, arpa, ot, saman, çavdar, mısır, burçak, yulaf, kepek, darı. (Çanakkale Müstahkem mevkiinin aldığı yiyecekler 31 Temmuz-28 Şubat 1915), (14).

 

“En ön siperdeki askerin çay ihtiyacı da düşünülmüş V. Ordu’da çay ve şeker ihtiyacı baş göstermesi üzerine Sahra Sıhhiye Müfettişliğinden kıtalara sıhhiye bölüklerine ve seyyar hastanelere yeterli miktarda çay ve şeker gönderilmesini istemiştir. Bu konuda özellikle Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin faaliyetleri pek önemlidir. Ayrıca Sahra Sıhhiye Müfettişi tarafından asker kendi imkanları ile çay pişirmesi için semaverler gönderilerek bir an önce siperlere dağıtımının  yapılması istenmiştir, (15).”

*

Çayhanelerde 1915 yılı boyunca dağıtılan çay miktarı toplam 1.248. 965 fincandır. İçlerinde en fazla hizmeti 961.296 adet fincan ile Akbaş, Değirmendere ve Ilgardere çayhaneleri vermiştir.

Ayrıca yol güzergahlarında Karapınar, Yerlisu, Bayırköy, Gürecik çayhaneleri de bilinmektedir.

Bazı merkez ve tarihlerdeki dağıtılan çay adedi ise şöyledir.

Akbaş; 29 nisan 1331-11 Ağustos 1331- 97.850.

Akbaş, Değirmendere, Ilgardere; 12 Ağustos 231 Kanuni sani 1331- 961.296

Sirkeci; 20 Nisan-29 Şubat 1331- 150.004

Derince; 14 ağustos 191 Eylül 1331- 9.016

Haydarpaşa; 5 Ağustos -19 Eylül 1331- 30.799

Toplam: 1.248.965. Bunun için cemiyet 700 kg çay, 21.005 kg şeker kullanmıştır, (16).

 

Nakiller ile V. Ordu Komutanın tespiti şöyle;

Liman von Sanders s 98;

5. Ordu’da yiyecek maddelerinin nakli büyük zorluklara uğruyordu. Trakya’da orduya en yakın demiryolu istasyonu olan Uzunköprü’nün orduya mesafesi yedi gün sürdüğü gibi bu mesafede üzerine nakliye araçları da çok sınırlıydı, (17).

*

……

“Türkiye’de vaktiyle adeta meçhul olan Levazımat-ı Umumiye Teşkilat-ı o kadar mazhar-ı tekamil olmuştur ki, bugün model ittihazına sezadır. Balkan Muharebesi esnasında Türklerin fi’l hakika askerleri yok değildi. Fakat askere ekmek verilmiyor ve cephaneleri noksan kalıyor idi. Bugün ise Çanakkale’deki askerin hiçbir eksiği yoktur. Ekmek askerin bulunduğu mahalde pişiyor Un pek ziyade çoktur. Yarımadanın pek çok noktalarında mutfaklar te’sis ve bu suretle askere muntazam sıcak yemek verilmesi te’min edilmiştir. Birinci hat siperlerinde bulunan efrada kahve bile veriliyor, (18).

*

Bu bölümde çeşitli günlük ve hatıralardan derlediğim iaşe ile ilgili bazı tespitler aktarılacaktır.

1. Mehmet Fasih- Kanlısırt Günlüğü’den, (19).

21.8.1915

05.30: Akşam yemeği geldi yedik……Suriye heyet-i Edebiyesi Alaya gelmiş ve zabitana Şam baklavası getirmiş, birer dilim yedik, s 67.

 

22.8.1915

Arkadaşlar çay içmeye çağırıyorlar. Gitmedim. Çünkü canım istemiyor. Hasta gibiyim, s 68.

11.00: …yerime geldim. Yemek geldi. Yedim.

03.30: Siperleri devir ve teftiş ettim. Tekrar yerime çekildim. Bir nargile doldurdum.

05.00: Yemek geldi yedik.

10.00: Biraz uzandım, bir pipo içtim. Biraz daldım.

Evvel 01.00: Çok üşüyorum. Biraz ateş getirttim. Bir çay pişirttim. Fakat canım istemediğim için içmedim. Biraz daldım, s 69.

 

23.8.1915

06.30: Kalktım bir çay pişirip içtim,

11.00: Arkadaşların yanına gittim. Yemek gelmemiş. Fena halde acıktım. Nihayet yemek geldi ve yedik.

05.00: Yemek yiyecek arkadaşlar ile konuştuk.

11.00: Uykusuz olduğumdan birkaç çubuk çekerek yattım, s 69.

 

24.8.1915

Evvel 05.00; Kalktım rapor yazdım, vukuat yok. Güzel bir kahvaltı yaptım ve bir pipo aşk ettim, s 70.

12.00: Yemek yedik. Biradere ve Musa Onbaşıya mektup yazdım. Tömbekim geldiğinde bir kahve ile bir nargile aşk ettim, s 71.

 

25.8.1915

06.30: akşam yemeği yedik, s 72.

 

26.8.1915

12.00: Yemek yedik. Güzel bir imambayıldı. Bir nargile, bir kahve ile bir keyif yaptım.

05.30: Akşam yemeği geldi. Yedik. Bir nargile bir kahve ile yemeği ikmal ettik s 72.

 

27.8.1915

10.30 Yemek geldi. Yedik bir nargile içiyorum. Kahveyi içmeye kalmadı bizim topçular  11.25’te başladılar, s 72.

 

28.8.1915

4.30:  Kalktım rapor yazdım. Birer nargile ve çay ile keyif yaptım, s 72.

07.00: Efrad yemek yedi, s 73.

…..

Efrada maaş tevzi ettik.

09.30. Bir çubuk içerek yapılan işleri teftişe çıktım.

 

29.8.1915

Bir nargile ve çay ile sabah keyfi yaptım, s 76.

Yemek geldi yedim. Bir nargile ve sade bir kahve ile yemeğe nihayet verdim, s 77.

5.00: Yemek geldi, yedim, nargileyi yine yarıda bıraktım.

………

Sırrı Efendiyi buldum. Kovuğuna götürdü. Yemek çıkardı yedik. Nargileyi de getirttim, s 78.

 

31.8.1915

05.00: Yemek yedik. Kahveyi içtik. Bir nargile aşka başladım. Yüzbaşımla Asar-ı Safa’yı okuyoruz ve beyan-ı fikir ediyoruz, s 87.

 

1.9.1915

7.30: Bir kahve ve bir nargile aşk ettim. Yemek geldi yedim. Biraz gazete okudum, s 88.

4.30: Yemek geldi. Yedim. Nargile ve kahveyi dışarıda içmek üzere kovuğun önüne çıktım. Kovuk büyük ve güzelce kapısının yanlarında cephane sandığı iki penceresi var. Önünde çifte örülmüş bir de sundurması var. Sanki yazlık kısmı s 90.

9.30: Yüzbaşım gitti. Çay pişirdim ve içtim. Fakat mangalda ateş kalmamış. Getirmeye ve yakmaya gittiler. Biraz uzandım, s 98.

8.30: Ateş yaktırdım. Biraz sucuk kızartıp yedim, s 93.

…….

Bir pipo çekerek defterime kayda başladım.

 

3.9.1915

5.20: Bir kahve içerek mangalın başına geçip biraz oturdum. Nargileyi dışarıda içmek istedim. Çıktım. Üşüyorum. Nezle olacağımı anladım, s 94.

12.00: Yemek geldi. Yüzbaşımla yedik. ……… Kahve için nargileyi yaktım.

09.00: Yüzbaşıyla çay pişirmek için ateş koyduruyorum. Dün akşamdan uykusuzum. Uykum geldi. Aynı zamanda biraz mahzunum. Şarkı söylemeye başladım. “Merdivenlerden tıkır mıkır inerken” Bu şarkıyı pek ziyade seviyorum. Fakat Leman’ı da….

11.00: Çayı pişirip içtik. Yüzbaşım gitti. Bir çubuk daha doldurup bu defteri kaydediyorum.

12.30: Bir pipo daha yakıp yüzbaşımın yanına gittim, s 96.

 

4.9.1915

05.00: Bir kahve ve bir çay içerek nargileye yapıştım. Etrafta güzel bir sükunet var, s 97.

06.30: Yüzbaşımla Asar-ı Safa’yı okuduk.  Yerime döndüm. Biraz oturup Rafale okudum, s 99.

10.30: Bir kahve pişirip içtim ve biraz sucuk yedim. Bir çubuk doldurup içtim.

 

5.9.1915:

İhtiyat mahalline geldim. Tabur komutanı beraberce siperleri gezmeye çağırdı. Hakikaten güzel yerler gösterdi. “Burada keyif yapar nargile içeriz.” dedi. Güzel bir yer.  Taburun bulunduğu derenin önünde düşmana arkasını vermiş her tarafı görüyor. Burada hakikaten sabah ve akşam nargileleri içilir.

08.00: Yemek getirdiler. Her lokmada bu çocuk hatırıma geldiği için yiyemedim. Dışarı çıktım.  Yukarıdaki yere çıkarak nargile ve kahve içtim. ….. Burada tabur komutanı geldi. Nargileyi görünce “Buna dayanamam ben de isterim.” diye latife ettik. Oturduk nargile hediye ettim. İçti gitti. Maaş dağıtmak için aşağıya indim. Ağustos ve eylül maaşlarını dağıttım.

6.9.1915

11.00: Yemek geldiğini neferim söyledi. İndim. İştahım yok. Çünkü yeni yemek yedim. …. Yemekten bir iki lokma aldım.  Ağırlıktaki nefere bir ceviz tabaka ısmarladım.  Bu nefer güzel bir zanaatkar.  Gayet güzel ağızlıklar ve hokkalar yapmakta.

 

7.9.1915

07.00: Efrad yemek yiyip hareket etti. Ben de çay içtim. Peynir ekmek yedim. Bir çubuk oldurarak hareket ettim, s107.

…

Yüzbaşımın yanına oturdum. Şeker çıkardı. Yedik.

…

Yüzbaşım geldi. Oturup konuştuk. Divanı Hafız Aleksandır Duma’nın pek güzel eserini okuduk. Birer kahve içtik.

09.00 Yerime geldim. Abdülhalim Efendi tahin helvası ve biraz da ekmek takdim etti.  Teşekkür ettim. Karnım acıkmıştı bir güzelce yedim, s 117.

 

14.9.1915

Yerime geldim. Biraz çay ve ekmek yedim. Nargile içtim. Berberi çağırarak tıraş oldum. Saçımı kestirdim. Sakalımı düzelttirdim.

 

18.9.1915

Doktorumuzun yanına oturdum. Kahve pişirdi. İçtim. Efrad dizanteri aşısı oluyor, s 141.

Bir nargile ve çay içerek konuşmaya başladım. Fakat uykum yok. Birer de çay içtik. Karyolam yapılmış pek de güzel olmuş.

 

19.9.1915

11.00: Yemek geldi yedim. Ahiretliği bekledim. Gelmedi oturup yedim. Pekmezli un helvası.. Biraz hoş olmuşsa da katı olmuş. Bir nargile bir kahve içtim, s 143.

01.30: Burada güzel yapılmış bir iskemle buldum. Küçük bir koltuk tertibi. Pek ziyade hoşuma gitti. Alıp getirdim marangozlara model göstererek güzel bir tane yapmalarını söyledim. Yüzbaşı da gördü. O da gördü beğendi o da yaptıracak.

Yerime gelip oturdum. İlhami’den Erkan-ı Harp Hafız Hakkı’nın Bozgun adlı eserini aldım. Biraz okudum. Gayet güzel bir kitap. Rumeli Ordusunun bozgunluğu için yazılmış (Sarıkamış’ta 10. Kolordu Komutanı olan ve tifüsten vefat eden  Hafız Hakkı, ibilgin), s 151.

… Onlara makberden güzel parçaları okudum. Ah bu hazin ve güzel bir kitap.

 

22.9.1915

Efrad bugün ikinci dizanteri aşılarını olacak. Giyinip silahlanıp doktorlara gittim. Soğuk biraz fazla. Doktorumuz Abdülfettah Efendi ile görüştük. Sonra Peştemalcıyan Efendi’nin yanına gittim. Oturup kahve içtik. Ahvale dair konuştuk, s 153..

12.00: Bizim müftü mahallerine ruhaniyet veren müezzin bilmediğim güzel bir makam ile öğle ezanını okuyor. Ah bu ses bu hazin ses bana memleketi ve onun güzelliklerini pek yanık surette hatırlatıyor.

05.20: Geldim yemek hazır. Biraz istirahattan sonra kemali iştaha ile yemek yedim. Bana İngilizlerden ganimet olarak alınmış bir kaşık ve çatal getirdiler. Kaşığı pek ziyade beğendim. Çatal o kadar değil. Yemek yerken nefer bir kart verdi.  Osman Bey geliyor.  İstanbul’a muvassat etmiş ve fabrikaya girmiş. Böyle yemek içmek ve yatma oradan olduğu halde on kuruş alıyor ve el bombası yapıyor pek sevindim, s 158.

07.20: Yerime geldim. Bir nargile doldurdum. Ve çaydanlığı sürdüm. Oturup biradere mektup yazdım ve paçavralı bombanın resmini yaptım. Fenerim bugün yapılıp geldi, s 159.

 

25.9.1915

11.00 Yemeği yedik tam beş türlü yemek… Jurnal geldi. İki mektup bir gazete getirdi. … Açıp okudum. Naci güzel bir manzume yazmış. (Kuş dili) Her kuşa lisanından bir felsefe söyletmiş. Arkadaşlara okudum, s 169.

 

26.9.1915

05.30: Oturup yemek yediysem de canım istemiyor. Sucuk ve bulgur pilavından birkaç kaşık aldım. Karnım doydu. Kahve ve nargileyi çektim, s 175.

 

27. 9.1915

11.30: Yerime geldim. Yemek gelmiş. Isıttılar. Oturup yedim. Pırasa ve pilav, s 178.

04.30: Agati’ye biraz türkü söylettik. Eski dertleri döktük. Ben de söyledim, s 180.

28.9.1915: Efrada eldiven ve çorap tevzi ettik, s 187.

 

3.10.1915

5.30: Yerime geldim. Yemek hazır.  Fakat canım istemiyor. Zorla mantı ve lapayı yedim. Kahve ile nargileyi çektim, s 202.

 

4.10 1915

12.30: Biraz sucuk getirttim. Kızartıp yedim. Bir nargile doldurup çekiştirmeye başladım, s 213.

11.00: Katip geldi……….. Bana bir pipo almış. Güzel bir pipo. Ötekisini Niyazi’ye verdim. Tencere çaydanlık çay fincanı kulakluk almış. Haritalarımı bezletmiş, s 215.

 

16.10.1915

4.30 Yemek geldi.  Izgara köftesi ve çorba. Oturup yedim. Kahve nargile içmedim.

03.00: İşlerimle uğraşıyorum. Gazete okudum. Döve Virjin Demir maske romanları ile tasvir Efkar geldi, s 240.

*

“Türkiye’de hiçbir zaman yiyecek sıkıntısı yoktu. Özel bir şekilde toplanmış kömürlerin tamamı hükümetin ihtiyacı olduğu anda kullanılmak üzere saklanıyordu, (20).

*

Bir Alman muhabir yemek naklini şöyle anlatıyor:

“Şimdi akşam yemeği zamanıdır. Ekmek e yiyecek yüklü ester(katır) kafileleri vadilerden çıkarak avcı siperlerine doğru geliyorlar. Çok zaman durmaya gelmez, (21).

*

“Milyonlarca sinek bizi uyurken de rahat bırakmıyordu. İngiliz taburlarının hücumu kadar mühlik olan bunlardan kurtulmak için birçoklarımız İstanbul’dan getirttikleri cibinlik altına girerek yemeğin bunduğu sefertasını almak suretiyle biraz rahat yemek yiyebilirlerdi. Orada bulunduğumuz müddet zarfında gözümüzde tüten şey biri de şeker ve sirke idi. Ah bir damla sirke bir paça şeker. ne enfes şeymiş. Dünyanın bu nefis gıdalarını görmek kokusunu duymak da yetişir. Ah bir tabak salata, (22).

*

Bazen askerin cephedeyken hep aynı yemeği yemekten dolayı bıkkınlık geldiği vakaları da olmuştur, işte bununla ilgili bir örnek…

“Ganimetler ve Bizimkiler

Askerin de artık nöbet tutacak yeri olmadığından onlar da düşmanın terk ettiği yeri gezmekte idiler.

Öğleye doğru geriden ekmek ve yemek mekkareleri geldiler. Askerler, gelen kurtlu bakla yemeğini karavanalara aldıktan sonra intikam alır gibi bu yemekler nasıl tarlalara doğru fırlatıp döküyorlar. Hala kurtlu bakla diye bağırıyorlardı, (23).

 

Kokmuş Konserve

14 Ocak 1916 günü bölükler ayakkabılarını tamir ve elbiselerinin yırtıklarını yamamakla meşguldüler. Bana neferler büyük bir yemek konservesi getirmişlerdi. Büyükçe bir sahan kadar olan sağlam sarı tenekeli konserve kutusunun iki tarafı kabarık. Vefanın son sınıfında okuduğum Besim Ömer Paşanın Umumi Hıfzısıhha kitabında bu tip konservelerin bozuk olduğu yazılı idi.  Bizim neferlere bunun bozuk olduğunu söyledim. İnanmadılar. Sebebini ve alametlerini anlattım. Açalım dediler. Ben “Aman çadırda açmayın dışarıda açın” dedim. Bu herkese merak oldu. Tabur kumandanı ve bazı daha zabit arkadaşlar da geldi. Neferin biri bir kasatura ile bir tarafından yemek konservesini deldi. Aman yarabbi o kadar fena o kadar garip bir koku kutudan foşur foşur  köpürüp yayılmaya başladı. İnsan ölülerinin temmuz sıcağındaki o korkunç kokusundan daha berbat.  Hemen derince bir çukur kazdırıp gömdürmekle kokudan kurulduk, (24).”

*

İstanbul’daki askere halk tarafından bazı yiyecek ve içecek hediyeleri verilmiştir. Buna iki örnek;

 

“Gazilerimize Hedaya

Osmanlı ittihad ve Terakki Cemiyetinin Fatih ve Bayazıd kulüpleri azalarından mürekkeb bir heyet-i müntehibe dün hastanelerde bulunan muhterem mecruhlarımızı ziyaret ve kendilerine gazalarını tebrik etmiş ve mecruhin-i gazata birer portakal ve neferatı şecatı nihadiyeye birer yazma mendil ve kezalik birer portakal ihda ve ikram eylemişlerdir.

Makrıköy ahalisinden ve çarşı tüccarlarından Karabet Yavruyan Efendi ile Tüccardan Hayik Andonyan ve takfor Aravyon Efendilerden mürekkeb bir heyet Makrıköy Ermenilerinden cem ettikleri ianet ile beş bin sigara, on kilo çay, otuz beş kilo şeker, ve yirmi beş  kıye üzüm alarak Yedikule haricindeki Ermeni hastanesinde bulunan mecruhin gazatı Osmaniye’ye ihda etmişlerdir, (25).” 

*

“Konyalı Ahmed usta Sirkecide aşçılıkla iştigal eden bu hamiyetli vatandaşımız evvel ki gün Sirkeci’ye vürud eden mecruh gazilerimize külliyetli miktarda yoğurt ve sigara ihda  ve tevzi etmek suretiyle ibraz-ı asar-ı hamiyet ve fedakari eylemiş ve, (26)….. “

*

Balkan Harbi’nden sonra Çanakkale Cephesi’nde karnı doyan asker bu durumdan gayet memnundur. Hatta karnı doyduğu için bu durumu tam savaş olarak da nitelemez…

“……..

Pirinç ve et düşkünüydüler. Yanında bulundurmak zorunda olduğu günlerde, porsiyonu, bir parça ekmek ve genellikle tereddüt uyandırıcı bir mendil gibi bir şeyin ucuna sarılarak bağlanmış birkaç zeytinden ibaretti. Sabahları un çorbası verilmekteydi. Öğle ve akşam yemeklerinde de yine yağlı ama bazen etli çorbaya devam edilirdi. Erzak azlığında baş yemek bulgur pilavıydı. Çünkü İngilizler Marmara Denizi’nde birkaç erzak yüklü gemimizi batırmışlardı. Bulgur soyulmuş buğdaydan yapılır, ekseri ağır yağda pişirilir ve soğuk olarak servis yapılırdı.

………

Balkan savaşlarından salimen çıkan ve karınlarını otla doyurmak zorunda kaldıklarını ve açlığın düşman kurşunundan da daha korkunç olduğunu hatırlayanlara göre “Evet bu tam bir savaş değildi evet her gün yemeğimizde yiyorduk” diyorlardı.

 V. Ordunun günlük 400 tonluk ihtiyaç maddesi vardı, (27)

*

Askerin karnı cephede doyurulduğu gibi hastanelerde de gayet iyi bakılmaktadır. Buna bir örnek;        

 “Mürefte Kadınları,

Hastanede verilen yiyecekler;

…….

Tereyağı sürülmüş ekmek ve peynir getirdiler. Sonra bir bardak sütlü kahve ikramında  bulundular. Birer paket sigara ve birer mendil ikramın ilavesi idi, (28).”

*

 Albay Mustafa Kemal Bey zor şartlarda yiyecek taşıyan genci şöyle takdir eder;

“Mustafa Kemal o gün arkadaşlarına o tehlike içinde hizmet gören bir askeri anlattı. Kimsenin geçemediği ateşin içinden büyük bir itidal ve tevekkül ile yürüyerek arkadaşlarına yiyecek ve kuvvet taşıyan o fedakar genci paşa yaverinin göğsündeki nişanla hemen taltif etmiş, (29).

*

Yine iaşe ile ilgili olarak bir subayın günlüğünde şunlar yazar;

 “…… iaşe ise pek mükemmeldi. Asker günde üç defa yemek yiyordu… Ordugaha döndüm. Askere ise burada bakla yemeği pişirmişler dağıtıyorlardı….. Askerler akşam yemeğini, pilav ve hoşaf olarak yediler. Ben de lokantadan gelen et pilav ve hoşafla karnımı doyurdum, (30).

*

Çanakkale ilgilenenlerin iyi bildiği bir yemek listesi vardır. Bu liste aşağıdaki gibidir:

          1917 tarihli yemek listesi.

15 Haziran 1917

Sabah: Üzüm hoşafı

Öğle: Yok

Akşam: Yağlı buğday çorbası

Ekmek: Tam

 

26 Haziran 1917

Sabah: Yok

Öğle: Yok

Akşam: Üzüm hoşafı

Ekmek: Tam

 

18 Temmuz 1917

Sabah: Üzüm hoşafı

Öğle: Yok

Akşam: Yok

Ekmek: Yarım

 

8 Ağustos 1917

Sabah: Yarım ekmek

Öğle: Yok

Akşam: Şekersiz üzüm hoşafı

Ekmek: Yok

 

Bu listeden yağlı buğday çorbası ile üzüm hoşafı YÖK’ün de teşvikiyle 18 Mart günü üniversite yemekhanelerinde öğrencilere dağıtıldı. Bu elbette iyi niyetle yapılmış ama yanlış bilinen bir mönü… Keşke, çorbalı, et yemekli, sucuklu, kahveli bir mönü hazırlansaymış… Hiç olmazsa öğrencilerimiz bu mönüyle, Çanakkale’de yemeğin düzgün dağıtılmasıyla gurur duyabilirlerdi.

 Yukarıdaki liste pek çok internet sitesinde, tv haberlerinde 43. Alay, 1. Piyade Taburu 1. Bölüğünün 1917 yemek listesi olarak veriliyordu. 

Aslında Çanakkale Muharebeleri ne zaman bitmiş diye baksalardı bu listenin bir dayanağı olmadığını görürlerdi. Ayrıca 43. Alay Çanakkale’de hiç savaşmadı. Aslında 43. Alay Çanakkale’de görev almadı. Kaldı ki muharebelerin en kanlı döneminde askerini rahatlıkla besleyen devlet, 1917’de savaşın bittiği dönemde askerine niye sadece hoşaf yedirsin ki?

43. Alay 1915 yılında 5. Kuvve-i Seferiye’nin bir alayı idi. 1917 yılında ise Dicle Grubu içinde Irak havalisinde İngilizlerle çarpışmaktaydı, (31).

*

Muharebelerin tavsadığı zamanda her iki taraf birbirine yiyecek de atıyordu.

“……….

Bir gün İrlandalı piyadelerden biri Türk nöbetçisine bir oyun oynadı. Sığır eti konservesinden bıkan bu asker kutuyu delip içine bir oyuk oydu ve mermisini de içine sakladıktan sonra bu acayip  fişeğini Türklerin arasındaki kum torbası çitinden üzerlerine fırlattı. Türklerin canlarını korumak için siper boyunca uçuştukları işitiliyordu, belli ki bunu yeni icat edilmiş şeytani bir bomba zannetmişlerdi. Ardından diğerlerinden biraz daha cesur bir adamın ihtiyatlı bir şekilde yaklaştığı işitildi, kutuya birkaç taş attı ve bütün bunların sonrasında herhangi bir patlama gerçekleşmeyince  garip nesneyi süngüsüyle kendisine çekmek için gereken cesareti toplayabildi. Geri hatlardaki bazı Alman profesörlerine gönderilmişti. Tabii ki, birkaç saat sonra aynı Türk nöbetçi üzerinden bağırıyordu yüksek sesle:

“Sığır eti sığır eti, biz biraz daha gönderin! Bu küçük hadise dostça yapılan büyük bir sigara ve konserve takasına yol açtı,  (32).

*

Kısacası, Çanakkale’de çarpışan askerimiz (belki ilk günler hariç) cephede asla yiyecek sıkıntısı çekmemiştir. Araştırıcıların artık Çanakkale Cephesi’nin sosyal, iaşe durumu, sağlık hizmetleri, siper hayatı, cephe gerisi vb gibi daha öznel konulara eğilmesi doğru olarak bilinen pek çok yanlışın da tespitinin yapılmasına imkan sağlayacaktır.

DİP NOTLAR /YARARLANILAN KAYNAKLAR

1. Çanakkale Cephesi Harekatı, 1993,  1. Kitap, ATASE Yayını, s 264.

2. a.g.e, s 265.

3. a.g.e, s 265.

4.a.g.e, s 265.

5. Lokman Erdemir, 2009, Çanakkale Savaşı, Gökkubbe Yayınları, s 241.

6. a.g.e, s 237.

7. a.g.e, s 237.

8. a.g.e, s 238.

9. a.g.e, s 240.

10. a.g.e, s 241.

11.a.g.e, s 242.

12. a.g.e, s 242.

13. a.g.e, s 243.

14. Çanakkale Cephesi Harekatı, 1993,  1. Kitap, ATASE Yayını, çizelge 12.

15. ?, s.59.

16. Lokman Erdemir, 2009, Çanakkale Savaşı, Gökkubbe Yayınları, s 262-263.

17. Liman von Sanders, 2007, Türkiye’de Beş Sene, Yeditepe Yayınevi, s 98.

18. Lokman Erdemir, 2009, Çanakkale Savaşı, Gökkubbe Yayınları, s 244.

19. Mehmet Fasih Beyin Çanakkale Anıları, Kanlısırt Günlüğü, 1997, Ya. Haz. Murat Çulcu, Arba Yayınları, çeşitli sayfaları (metin içinde sayfalar belirtilmiştir)

20. Burhan Sayılır, 2003, Çanakkale-Ümitler, Yanılgılar Gerçekler, Yeni Türkiye Yayınları, s 51.

21. Lokman Erdemir, 2009, Çanakkale Savaşı, Gökkubbe Yayınları, s 258.

22. Münim Mustafa, 1998, Cepheden Cepheye, Arma Yayınları, s 22.

23. İ. Hakkı Sunata, ?, Gelibolu’dan Kafkaslara, Türkiye İş Bankası Yayınları, s 200.

24. a.g.e, s 206.

25. Murat Çulcu, 2004, İkdam Gazetesinde Çanakkale Cephesi, 1. Cilt, Denizler Kitabevi, s 314.

26. a.g.e, s 322.

27. Hans Kannengiesser, 2009, Çanakkale’de Türklerle Beraber,  Timaş Yayınları, s 146-147.

28. Emin Çöl, ?, Çanakkale ve Sina Savaşları, ?,  s 28.

29. Ruşen Eşref, 2003, Çanakkale Hatıraları cilt III Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat, Arma Yayınları, s 56.

30. NTV Mart 2013 Sayısı, 30.

31. Çanakkale 1915 Dergisi, Sayı 7, s 37.

32.  John Henry Patterson, 2011, DBY Yayınları, s 123.

 

 


  32526 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

2527_Serdar Halis Ataksor 24-03-2013, 20:46:13
Muharebeler esnasında askere verilen gıda ile ilgili bu makale gerçekten çok iyi olmuş, artık millet üzüm hoşafı eşliğinde bir askerin muharebe etmediğini öğrenmeli. Çanakkale'de Balkan harbinden ders almış bir ordu var !
 
2533_ramazan arı 28-03-2013, 12:18:36
sayın ismail bilgin,
birkaç yazarın arkasına takılmış gidiyorsunuz. öyleki anlatılanlarla insanın hemen şehit olası geliyor. sözde birkaç gün hariç kimse aç kalmamış. ŞİMDİ YAZACAKLARIMI BÜYÜK HARFLE YAZAYIM Kİ UNUTMAYASINIZ. BU MİLLET HİÇBİR ZAMAN VARLIK İÇİNDE YAŞAMIŞ BİR TOPLUM DEĞİLDİR!!! HİÇ BİR ASKER YALILARDA YETİŞİP SARAYLARDA SEFA İLE CEPHEYE GELMEMİŞTİR.BU ÜLKE YOKLUKLAR İÇİNDE YÜKSELEREK BU SEVİYEYE GELMİŞTİR.YEMEK LİSTESİ dediğiniz olay ise BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI İÇİNDE 9 CEPHEDEN BİRİNDE YAŞANDIĞINA İNANANLARDANIM. HA ÇANAKKALE, HA HİCAZ. NE FARK EDER. AYRICA Irak'ta KUT-UL AMARA DA BİR BÖLÜK KOMUTANINI YÜZBAŞININ (SIRF ZEVK OLSUN DİYE) HEM KEDİ'SİNİ VE HEMDE KÖPEĞİNİ CEPHEDEN KAÇIP GİTTİLER DEYİP YİYEN ASKERLERİ HATIRLATIRIM. SON OLARAK EFENDİLER. CEPHEDE AYAĞINDAKİ ÇARIĞINI SUYA KOYARAK KAYNATIP KEMİREN ASKERLER VARDI. BENİM DEDEMİN ANLATTIĞI GİBİ "KIZANIM BİZ O KADAR AÇ KALDIK Kİ AT VE KATIRLARIN PİSLİKLERİNDEN ARPA VE BUĞDAY TANESİ AYIKLAYIP TEMİZLEDİK ÖYLECE AÇLIĞIMIZI GİDERDİK" DERDİ. AYRICA KOSOVA MAMUŞALI BİR ASKER "BİZ CEPHEDE 25 GÜN AÇ KALDIĞIMIZI BİLİYORUM. O ZAMANDA ARAZİDEN FAYDALI OT YİYEREK AÇLIĞIMIZI GİDERDİK" DEDİĞİNİ HATIRLATIRIM. HOŞ SİZİN gibi düşüneneler karnı tok sırtı pek asker diye söze başlarlar. ARDINDANDA " YOKLUKTU YOKSULLUKTU ANADOLU ANADOLUNUN ORTA YERİNDE BİR ÇOCUK DOĞDU. ADI MEHMET OLDU." şiirini okurlar. "MEHMET TOPRAK OLDU". YAPMAYIN BEYLET YAPMAYIN EFENDİLER. HALKIN İÇİNE GİRİNDE O YAZILANLARDAN BAŞŞKA NELER NELER OLMUŞ ÖĞRENİN. BİR KAÇ TARİHÇİ İLE BİR YERE VARAMAZSINIZ. ŞİMDİLERDE SEYİT ONBAŞIYI,YAHYA ÇAVUŞU,KORGENERAL MUZAFFER ALANKUŞ'UN DİKTİRDİĞİ KAYMAKAM HASAN BEY ANITINI İNKAR EDERLER. YARINDA ÖNÜNÜZE BAL KAYMAKLI YEMEK LİSTESİNİ KOYARLAR. HA DOSTLUK KÖPRÜSÜNÜ UNUTMAYIN. KONSERVE, PEKSİMET VE ÇAY OSMANLI'YA HANGİ TARİHTE GİRMİŞ. MURAT BARDAKÇI SİZE AÇIKLASIN.SELMETLE SAYGILAR SUNARIM.
 
2534_Bülent 28-03-2013, 13:08:46
...
Bundan 98 yıl önceye uzanırsak o dönem kağıt ve belgeler üzerinde sıkıntı yaşanmadığı söyleniyor.
Ama gazi ve subay hatıraları farklı söylemektedir. o gaziler ozaman yalanmı söyledi??
Aziz kaylan'ın kitabında bir gazi de sıkıntı çektiğini söylüyor.
Fasih kayabalı2nın günlüğünü makalenzin ana noktasına koymuşsunuz.
o asker ağustosun sonunda geldi. savaşın durgun olduğu dönemde geldi.
şunuda unutmamak gerekir ki.
subayların herzaman yemeği sorunsuzdur. Ama eratınki kağıttaki hesap uymayabilir.
Sonuç olarak şunu belirtmek isterimki Çanakkale'de ne çok açtık ne de çok toktuk. Zaman zaman sıkıntılar yaşandı, açlıklar elbette oldu. gerçeği bütünyle görmekte fayda var
 
2535_Mustafa Onur YURDAL 28-03-2013, 14:12:07
Ramazan Arı bey, belge olmadan konuşmak tarihi sizin böyle anlamanıza neden oldu geçmişte. Kimse burada askerin rahat savaştığını söyleyen yok burada. Sizin de hergün karnın ız doyuyordur buyurun siz de cepheye madem karnı tok olan herkes şehit olmak ister?Bence belgeniz varsa bu konuda konuşun.Belgeniz yoksa da azmedip gerçekleri ortaya koymaya çalışanları dayanağı olmayan sözlerle yıldırmaya çalışmayınız.
 
2536_Mustafa Onur YURDAL 28-03-2013, 18:46:02
Bülent bey ve Ramazan Arı bey bu sitede yayınlanan ve aynı zamanda “Allah'a ısmarladık: Çanakkale Savaşı'nda Bir Şehidin Günlüğü” kitabında geçen Lokman Erdemir'in yazdığı sunuş yazısında "Askerin İaşe Meselesi" başlığını lütfen iyi okuyunuz. http://www.geliboluyuanlamak.com/444_18-Mart-Ozel---Allahaismarladik--Canakkale-Savasi%E2%80%99nda-Bir-Sehidin-Gunlugu-Ibrahim-Naci-(-Dr--Lokman-Erdemir).html
 
2611_ismail 30-03-2013, 10:04:44
Sn Ramazan Arı,
Makaleme yazdığınız yoruma saygı duyuyorum.Hayatta kimsenin peşine takılmadım, takılmadım takılmam da. Özgürlüğüme çok düşkünümdür.
Yazdığınız yazıların büyük ya da küçük harfli olmasının bir ehemmiyeti yok. O cümlelerin ifade ettiği mana/değer önemli. Ben cümlelerimi küçük harflerle kuracağım.
Pek çok gazimizin sözlerini naklediyorsunuz. Doğrudur. Gazilerimiz bunları demişlerdir. Ancak gazilerimizin bir değil pek çok cephede savaştığını biliyoruz. Ayrıca komutan/subay hatıratını okurken yer ve zaman adlarını yanlış yazdıklarına da şahit oluyoruz. Ben o topraklarda büyüdüm. Gazilerimiz hem olumlu hem de olumsuz şeyleri anlatıyorlardı. Bu yüzden kaynaklı yazmak gerek...
Bu millet hiçbir zaman varlık içinde yaşamamıştır diyorsunuz. Bu iddalı ve gerçekleri anlatmayan söz. Tarihe bakarsanız sizin yanıldığınızı açık bir şekilde gösterecektir.
Cephelerde yokluk ve kıtlık çekilmiştir. Medine'yi savunanlar(1917-18) çekirge yemiş, Sarıkamış'ta iç burkan kıtlık olmuş. Irak Cephesinde vb. Buradaki yokluklar yadsınamaz. Ama böyle yokluklar Çanakkale Cephesi'nde yaşanmamıştır. Kısa süreli sıkıntlar olmuştur. Giderilmiştir. Aksini iddia ediyorsanız siz de kaynaklı bir yazı ile cevap verirsiniz. Eğer öyleyse doğruymuş der yazımı düzeltirim.
Seyit Onbaşıyı, Yahya Çavuşu vb. konumuzla ilgisi yok ama asla inkar etmiyorum ki... Çay çok önceleri toplumda vardı(iddianızı desteklemek için tarihçiyi kaynak gösteriyorusunuz sonra beni üç beş tarihçinin peşine takılmakla itham ediyorsunuz.Bu büyük tezat) Şimdi size bir gazimizin sözlerini delil göstereyim, "Biz diyor, Yerlisu(Keşan, burası bize çok yakındır) çayhanesinde çok çay içtik. Kaynaklarda 1.700.000 çaydan bahsediliyor. Bunlar su değil ya...
Mehmet Fasih evet cepheye geç gelmiş ama o kitabı okuyanlar o dönemde de çarpışmaların tavsasa da devam ettiğini görürler...
Özetle diğer cephelerde çekilen yemek sıkıntısı(kaynaklar ışığında) asla Çanakkale'de çekilmemiştir. Aksi için lütfen, küreselleşen, bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu bu dönemde kaynaklı delilli araştırma yapmak lazımdır.Ortaya koymak lazımdır. Kulaktan dolma bilgiler Çanakkale Zaferine gölge düşürmektedir.
Size saygılarımı sunarken gerçeklerin daima söylenenlerden/bilinenlerden/hayal edilenlerdenen çok daha farklı olduğunun altını çizmek isterim.
Bu makale daha sonra revize edilecektir...
 
4416_eda nur 29-03-2014, 14:08:04
her ne şekilde olursa olsun bu vatan için verilen tek bir askerin bile bekçisiyiz zira bu gün 18 yaşında bir genç olmama rağmen ecdadıma aşığım ve ister imkanlı ister imkansız üzerinde bulunduğun toprak şehit kanıyla sulandı ayrıca çanakkale ortadoğuya yapılan son haçlı seferiydi püskürtüldü yazdığınız her kelimeyi bu saygıdan dolayı 1000 kez düşünmenizi rica ederim iyiki açtık iyiki fakirdik iyiki hala türküm
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm - 2.Gazze Muharebesi (Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)