Kahramanlar Diyarı Kumkaleyi Ziyaret ( İslam Özdemir - M. Onur Yurdal )

Tarih: 09/02/2013   /   Toplam Yorum 8   / Yazar Adı:      /   Okunma 8379

Kumkale… Boğaz sularının Adalar Deniziyle buluştuğu noktada bulunan vatanın giriş kapısı.1915 yılında yurdumuza ve namusumuza göz diken müstevlilere karşı değerlerimizin müdafaasını yaptığımız ve kutsal Türk vatanına uzanan mütecaviz elleri kırdığımız er meydanı. Ölümünü dört gözle bekledikleri Hasta Adamın paha biçilmez değerdeki servetini paylaşmak, Darulhilafet ve emanet-i fatihan olan İstanbul’a ulaşmak ümidiyle İngilizlerin peşinden sürüklenen medeni(!)Fransızların ve müstemlekelerinin, tarihi bir hezimete uğradıkları topraklar.

2012 yılının son saatleriydi. Bulunduğumuz arkadaş ortamında Çanakkale Muharebeleri ile ilgili sohbet ederken bilgisayardan bulduğumuz Kumkale Marşı’nı dinlemeye başladık. Ruhumuzu okşayan bu nağmeleri dinledikçe yüreğimizdeki kahramanlık duyguları kabardı, gözlerimiz doldu ve yeni senenin ilk gününde bu melodilerin ithaf edildiği kutsal toprakları ve orada yatan kahramanları ziyaret etmeye karar verdik

 

 

Kumkale… Boğaz sularının Adalar Deniziyle buluştuğu noktada bulunan vatanın giriş kapısı.1915 yılında yurdumuza ve namusumuza göz diken müstevlilere karşı değerlerimizin müdafaasını yaptığımız ve kutsal Türk vatanına uzanan mütecaviz elleri kırdığımız er meydanı.  Ölümünü dört gözle bekledikleri Hasta Adamın paha biçilmez değerdeki servetini paylaşmak, Darulhilafet ve emanet-i fatihan olan İstanbul’a ulaşmak ümidiyle İngilizlerin peşinden sürüklenen medeni(!)Fransızların ve müstemlekelerinin,  tarihi bir hezimete uğradıkları topraklar.

Türk tarihinin en şerefli safhalarından biri olan ve Çanakkale Muharebeleri tarihinde fevkalade önem ihtiva eden Kumkale Savunması asla unutulmaması gereken bir hadisedir. Buna rağmen yıllarca unutulmuş ve hep arka planda bırakılmıştır. Çanakkale’ye ziyarete gelenler hep Gelibolu Yarımadası’nı yahut Troia Harabelerini ziyaret etmiş, boğaz’ın Anadolu yakasında ve Kumkale’de zaferin kazanılması için mücadele eden kahramanları ve onlardan kalan tarihi eserleri kimse arayıp sormamıştır bile. Buna rağmen yıllarca unutulmuşluğun ve vefasızlığın gölgesinde kalan Kumkale ve çevresi sabırla, hatırlanacağı ve kendisine hak ettiği kıymetin verileceği günleri beklemektedir.

 2012 yılının son saatleriydi. Bulunduğumuz arkadaş ortamında Çanakkale Muharebeleri ile ilgili sohbet ederken bilgisayardan bulduğumuz Kumkale Marşı’nı dinlemeye başladık. Ruhumuzu okşayan bu nağmeleri dinledikçe yüreğimizdeki kahramanlık duyguları kabardı, gözlerimiz doldu ve yeni senenin ilk gününde bu melodilerin ithaf edildiği kutsal toprakları ve orada yatan kahramanları ziyaret etmeye karar verdik. Ömrünü Kumkale ve civarında bulunan şehitliklerin ve Çanakkale Muharebeleri eserlerinin topluma kazandırılması için vakfeden Kumkale Araştırmacısı Değerli ağabeyimiz Sayın Salih Şen’in rehberliğinde 1 Ocak 2013 Salı günü, öğlen vakti Çanakkale’den yola çıktık.

 

Resim-1

HALİLELİ SIRTLARINDA YATAN İKİ KAHRAMAN

Çanakkale-İzmir yolunda ilerlerken Kumkale sapağından sağa döndükten sonra yaklaşık 4,7 km sonra sağdaki Halileli sırtlarına uzanan toprak yoldan yukarı doğru çıktığımızda öncelikle 2 km kadar ileride bizi “Şehitler Çeşmesi” karşıladı. Bu Çeşme 1930’lu yıllarda, Çanakkale Savaşları esnasında burada kahramanca çapışan yiğitlerin hatırası için yaptırılmıştı. Çeşmeden sonra, sağa

doğru sapan yoldan devam ettiğimizde,çeşmenin 60 metre  sağında Halileli Sırtlarındaki Bataryalarımızdan birinde mukaddes vazifesini ifa ederken şehit olmuş iki kahramanımızın ebedi istirahatgahıyla yüz yüze geldik.Şehitlikteki kabirlerden birinin mermer şahidesi, geçmişte fırtına nedeniyle üzerine yıkılan ağaç yüzünden ikiye bölünmüş,şehitliğin yola bakan duvarı ise vaktiyle yıkılmıştı. Ancak hem kabristanlığın duvarı hem de zikredilen şahide, bu şüheda kabristanlığının alt tarafında bulunan tarlanın sahibi tarafından onarılmış, yok olmaktan kurtarılmıştır. Değerli rehberimizin bu konuda verdiği çok kıymetli izahatlar vefakâr milletimizin şehitlerine nasıl sahip çıktığını gösteriyordu.

 

Resim-2

Şehitlikte,şehitliğe dair herhangi bir kitabe bulunmamakla birlikte soldaki şehidimizin mermer şahidesi üzerindeki Osmanlıca ibareleri okuduğumuzda,burada yazılı ibarelerin Çanakkale Hastane bayırı Şehitliği anıtının altında yazan ibarelerle aynı olduğunu müşahede ettik.

“Birinci Cihan Harbinde burada Tanrısına kavuşan ulu şehitlerimizin ruhuna el-fatiha 1331-1333 (1915-1917)”

 

                                       

 

 

 

 

Resim-3

Şehitliğimizde nazlı nazlı dalgalanan ay yıldızlı bayrağımızı seyrettikçe gururlandığımız kadar bu kuş uçmaz kervan geçmez mekânın yakınından geçenlerden ya da Çanakkale’ye gönül verenlerden kaç kişinin burada yatan yüksek ruhu hatırlayıp, bir Fatiha gönderdiğini düşünüyoruz. Nadiren ziyaretçi gören, Çanakkale ile ilgili yayımlanmış eserlerin çoğunda pek rastlamadığımız bu kahramanların huzurunda, onların mahkûm edildiği yalnızlıktan hicap duyuyor, boğazın sert esen rüzgârının yüzümüze adeta bir tokat gibi indiğini hissediyoruz. Ruhlarına Fatihalar yolladığımız bu kahramanların ebedi istirahatgahları zihnimize Çanakkale için yazılan bir ağıtta yer alan; “Dağ başında sessiz mezar…”sözleriyle kazınıyor.

Şehitliğin hemen altındaki tarlalarda ise Halileli Bataryaları bulunuyor. Rehberimizden bu bataryaların, Çanakkale Valiliği tarafından, Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır’ın da rehberliğinde yürütülen bir proje ile tarihe kazandırılmaya çalışıldığını öğreniyor, ardından toprak altından çıkartılan topları ve döşemeleri inceliyoruz. Tarihi kaynakları incelediğimizde ise burada 4. Ağır Topçu Taburu’nun konuşlandırıldığını görüyoruz. Konuyla ilgili olarak bir eser de şu ifadelere yer veriliyor. “Ayrıca giriş tabyalarından sorumlu 5. Ağır Topçu Alayı 19 Şubat saldırısından sonra oluşan hasarları giderdi. Hasar gören toplardan Kumkale’deki dört top dışındakilerin hepsi onarıldı ve ateşe hazır hale getirildi. Geyikli ve Üvecik bölgesinde bulunan 4. Ağır Topçu Taburu (iki batarya, bir obüs takımı) Halileli sırtlarında mevzilendirildi.”[1]

“25 Şubat’ta Boğaz giriş tabyalarındaki topların Birleşik Filo tarafından tahrip edilmesi üzerine, 9. Tümen ve 8. Ağır Topçu Alay Komutanlıklarına verilen emirde; Karatepe’deki bataryanın Halileli bölgesine alınması istendi.[2]Anadolu Yakasında bulunan 9. Tümen’e bağlı Menderes Müfrezesi, Kumkale-Erenköy arasındaki kıyının bir çıkarma girişimi olasılığına karşı, gözetleme ve korunması için, düzenlemeler yapıldı. 25. Piyade Alayı ve 8. Sahra Topçu Alayı’nın 3. Topçu Taburu, Menderes Müfrezesi emrinde olarak, Sarıçalı(Bugünkü Gökçalı Köyü)-Halileli bölgesinde bulunacağı; 25. Alay kıyı bölgesinin 64. Piyade Alayı (Üvecik’ten Mahmudiye’ye alınan eski depo alayı)’na verildiğini, alay, bir kısmıyla kıyı gözetlemesini sürdürürken, bir sahra bataryasıyla takviyeli bir taburuyla da Pınarbaşı’nda, Çanakkale Seyyar Jandarma Alayı’ndan bir taburun da, toplu olarak Bergos’ta bulundurulacağı bildirildi.”[3]

 

Üzerinde bulunduğumuz Halileli sırtları, Müttefiklerin 27 Şubat 1915 günü H.M.S Irresistible Zırhlısının himayesinde methal istihkâmlarını tahrip etmek düşüncesiyle iki deniz piyade takımını Seddülbahir kıyılarına çıkarma girişimlerinin ardından Çanakkale Müstahkem Mevki Kumandanlığının nazarında daha fazla kıymet arz etmeye başlıyor.25 Şubat 1915 boğaz muharebesinde donanma tarafından susturulan methal istihkâmlarındaki işe yarabilecek malzemelerin düşman eline geçmeden geriye taşınmasını emreden Çanakkale Müstahkem Mevki Kumandanlığı,5.Topçu Alayı’nın 2.Taburunun da Halileli’nde toplanmasını emrediyor.[4]

 

Düşmanın methal istihkâmlarına hasar vermek maksadıyla ileriki günlerde bölgeye asker ihraç etmeye teşebbüs etmesi Çanakkale Müstahkem Mevkii Kumandanlığının bu konu da ne kadar isabetli bir karar verdiğini ispat etmekteydi. Düşmanın Kumkale İstihkamatını tahrip etmek düşüncesiyle 50 deniz piyadesini karaya çıkardığı 1 Mart 1915 günü Ocean ve Majestic savaş gemilerinin bölgedeki batarya mevzilerinin yerlerini belirlemek maksadıyla yaptıkları bombardıman esnasında Halileli kuzeyinde yer alan ve günümüze kalıntıları ulaşan bu bataryamız susturulmuştur.[5] Bu tarihi verileri değerlendirdiğimiz zaman yukarıdaki şehitlikte metfun bulunan kahramanlarımızın adı geçen tarihteki bombardımanda şehit olma ihtimali çok yüksektir.

 

Şekil-1

 

Gezi güzergâhının bu bölümü ile ilgili uydu görüntüsüne ve görüntü üzerindeki pusulaya dikkat edildiğinde, batarya mevzilerinin bugünkü yerleri dikkate alındığında, mevzilerin tam olarak Halileli köyünün kuzeyinde olduğu görülmektedir. Buna göre, 1 Mart 1915 bombardımanında “Halileli’nin kuzeyindeki bu bataryaların susturulduğu” göz önüne alınırsa, bu şehitlikte yatan kahramanlarımızın bu bataryalardan birinde görev yaptıkları ve 1 Mart tarihinde şehit oldukları ihtimali oldukça yüksektir.

 

.


 

Resim-4: Halileli sırtlarında bulunan ve uydu resminde de işaret edilen 1 nolu  top.

 

Resim–5: 1 nolu topun beton platformunda efradın atış tanzimini kolay ve hızlı bir şekilde yapabilmesi amacıyla oluşturdukları cetvel. Çanakkale Valiliği tarafından topları çıkarmak amacıyla yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarılmıştır. Fakat ortamda rüzgâr, yağmur ve güneşin birlikte bulunmasıyla doğal aşındırma şekilleriyle kolayca zarar görüp kaybolabileceği dikkate alınmamıştır.


 

Resim-6: Halileli sırtlarında bulunan ve uydu resminde de işaret edilen 2 nolu  top.

22, 24 ve 26 santimetre çapındaki bu Krup ve Obüs toplarının, Mondros Mütarekesi’nden sonra 1919 yılında bölgeye çıkan İngiliz birlikleri tarafından bazı parçaları sökülmüş, sonraki yıllarda ise  bulundukları arazilerin tarım alanı olarak kullanılmaya başlamasıyla da  toprak altında kalmışlardı.

Boğaz Kıyısında Metruk Bir Tabya

Halileli Şehitliğinin yanındaki toprak yoldan devam ettiğimizde 15 dakika sonra Erenköy koyuna hâkim bir tepe üzerinde kurulan ve Hasbi grubuna mensup olan Topçam Tabyasına ulaştık. Tabyanın Çanakkale Muharebelerinde kullanıldığı iddia edilse de tarihi kayıtlar, bu tabyanın Çanakkale Muharebelerinden iki yıl sonra, 1917 yılında boğazın güvenliği için kurulduğunu ifade ediyor.[6]O dönem üç adet topun mevzilendiği Topçamlar Tabyasını dolaşırken tabyanın bonetlerinin oldukça tahrip edilmiş olduğuna şahit olduk.Görünen o ki, Anadolu yakasında Çanakkale Muharebelerinden kalma diğer tarihi kalıntıların maruz kaldığı tahribattan burası da fazlasıyla nasibini almıştı. Tabyanın bonetleri yıkılmıştı ve perişan vaziyetteydi,maalesef tarih katili define avcılarının gazabına uğramıştı!Bu tabyaya ait toplardan bir tanesi yakın bir zamanda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin Terzioğlu yerleşkesi önünde oluşturulan bir platforma taşınmış burada sergilenmektedir. Buradaki diğer iki top da buradan alınarak, Kumkale beldesi, Kumkale şehitliği yakınlarında bulunan ve Çanakkale Valiliği tarafından yürütülen proje kapsamında tarihe ve geleceğe kazandırılmaya çalışılan “İntepe Grubu” toplarının yanına taşınmıştır. Buradan ayrılırken, bu ziyareti yapan Çanakkale Gönüllüleri olarak ortak kanaatimiz ise asıl yerlerinde restore edilerek geleceğe kazandırılmalarının daha münasip olacağı yönündeydi.

   Resim–7: Topçamlar Tabyasında yıkık bonetlerden biri.

Resim–8: Topçamlar Tabyasında bulunan topların, “İntepe Grubu” toplarının yanına götürülmeden önceki hali.
 

Bir Generali Mecruh Eden Toplar

Topçamlar tabyasını ziyaret ettikten sonra geldiğimiz yoldan geri dönerek, Kumkale Beldesi’ne ulaştık. Burada değerli rehberimiz bizi öncelikle “İntepe Grubu” toplarının bulunduğu mevkiye götürdü. Bu mevki tam olarak Kumkale Şehitliği ile köy arasında eskiden mısır tarlası olarak kullanılan bir arazide bulunuyor. Halileli’de bulunan toplarımız gibi buradaki İntepe Grubu topları da bölgenin tarım arazisi olarak kullanılmaya başlanmasıyla birlikte toprak altında kalmış. Özellikle Çanakkale Kara Muharebeleri sırasında Rumeli yakasındaki düşman hatlarına büyük hasar veren ve ne yazık ki yıllarca unutulup kaderine terk edilen bu gazi toplar, Çanakkale Valiliği tarafından geçtiğimiz yılın Temmuz ayında başlatılan bir proje kapsamında toprak altından çıkarılmış, platformları yeniden kazılmıştır. Yakın bir zamanda da yapılacak düzenlemeler sonucunda da milletimizin hizmetine sunulacağını ve bu konudaki daha pek çok önemli gelişmeleri rehberimiz Sayın Salih Şen’den öğreniyoruz. Bu arada, burada bulunan İntepe Grubu Topları dışında Topçamlar Tabyasından getirilen iki topa da bakmayı ihmal etmiyoruz. Tarihe tanıklık etmiş olan bu mekânı gezerken bir taraftan da savaş sırasında burada olup biten hadiseleri konuşuyoruz, aramızda bilgi ve görüş alışverişinde bulunuyoruz. Tarih kitaplarında ölümsüzleşen ve laf lafı açtıkça hatırımıza gelen pek çok vakanın içinde en çok, Fransız General Gouraud’nun yaralanma vakası üzerinde konuşuyoruz. Vaka şöyle gerçekleşiyor. General Gouraud, 30 Haziran 1915 tarihinde komuta mahallinden, Ertuğrul Koyu’nda kurulu olan bir seyyar hastanedeki yaralıları ziyaret etmeye giderken İntepe Bölgesi’nden atılan bir top mermisi sonucu yaralanır. Bazı iddia sahipleri General Gouraud’un Topçamlar Tabyası’ndan atılan bir top mermisiyle yaralandığı söylemektedir. Ancak Topçamlar Tabyası daha evvelde belirttiğimiz gibi 1917 yılında kurulmuş olduğundan, adı geçen tabyada o tarihte             top mevcudu bulunmadığından ve yine bu tarihlerde Anadolu Yakası’ndan Seddülbahir Bölgesi’ne menzili yetişebilen tek batarya İntepe bataryası olduğundan dolayı, General Gouraud’un yaralanmasına sebep olan batarya İntepe Bataryası’dır. Yani buradaki gazi toplardır.

     Seddülbahir cephesindeki bazı düşman hatlarında (özellikle Kerevizdere ’deki Fransız askerleri) bulunan müttefik kuvvetleri, Anadolu yakasındaki topçularımızın atışlarıyla oldukça yıpranıyordu. Şöyle ki, General Gouraud, yaralanmadan önce kendisine yapılan bir uyarıyı değerlendirerek boğazın güneyindeki düşman toplarını susturmak için yardımcı bir saldırı düzenlenmesini önermişti. Çünkü bu topların ateşi artık dayanılmaz bir durum almış, Seddülbahir’deki askerlerin moralleri iyice bozulmuştu. Bailloud, Gouraud’un isteğine uyarak yapılacak çıkarmayı daha da büyüttü ve çok geniş bir harekât planladı. Hamilton’a elindeki 3 tümenden ikisini Asya’daki saldırıya katması için hükümetin baskı yapmasını istemişti. Bailloud; “Eğer içinde bulunduğumuz duruma bir çözüm yolu bulunmazsa bu Fransız birliklerinin hem malzeme hem de moral yönünden mahvolması demektir.” Diye yazıyordu. Hamilton önceleri; “Asya yakasından gelen bir mermi ile ölen bir askerin yarattığı bozukluğu, saldırı sırasında ölen 10 kişiye eşittir” Dediği halde bu bombardımanın Fransız askerleri için ne kadar yıpratıcı olduğunu hiçbir zaman anlayamadı.[7]

Bunun dışında Hamilton Seddülbahir’de Anadolu yakasındaki topçuların uğrattığı zarar ve yıkımlara birçok kere şahit olmuştu. Örneğin, 29 Mayıs 1915’te Anadolu yakasındaki topçularımızın düşmana aman vermeyen atışlarını hatıralarına şöyle not düşmüştü:

“Hellas'a çıktığımızda yapılmakta olan çeşitli yolları inceledim. Ardından General Hunter-Weston ile buluştuk. Oradan Fransız Generali Gouraud'un karargâhına, Komodor Roger Keyes'le birlikte gittim. Gouraud tam havasındaydı, çayımızı içtikten sonra, ikindi üzeri V Kumsalına yürüdük. Hellas burnu'ndaki V Kumsalında yapılmış iğreti rıhtıma vardığımızda River Clyde şilebinin sancak tarafında Wolverine isimli bir muhribin aborda olmuş bir durumda, bağlı yattığını gördük. Bu geminin komutanı Komodor Roger Keyes'in kardeşi Binbaşı Keyes idi ve gemisini kendiliğinden o tehlikeli yere sokmuş, Türklerin Asya yakasından açtıkları ateşe hedef oluyor ve inatla cevap veriyordu.”[8]

 

Yine Hamilton, 7 Haziran 1915’te esir Türk askerleri ve Arap işçilere yaptırılan iskeleyi kontrol için kumsala gittiğinde Anadolu yakasındaki Türk topçusunun burayı bombardımanıyla ilgili şu notları düşmüştü.

 

“W Kumsalı bölgesine vardığımda beni 9. Tümen mevzilerine doğru yürürken, General Hunter-Weston, General de Lisle ve General Doran karşıladılar. Söyleşi sırasında, Asya yakasından

Türk bataryaları çevreyi bombardıman ediyorlardı. Öğle yemeğinden sonra General Gouraud'un Genel Fransız Karargâhını da ziyaret ettim. Kıyı boyunca yürürken, heyecanlı bir manzarayı

izledik. Türk topları namlularını hayvan yemi yüklü bir Fransız nakliye gemisine çevirmişlerdi. Geminin kaptanı Mondros limanında boşaltmak yerine, Alman denizaltı tehlikesine rağmen, cesaret gösterip yoluna devam etmiş ve V Kumsalına demirlemişti. Fakat demir yerine varıncaya kadar aldığı isabetlerden dolayı gemide yangın çıktı. Muhriplerle mayın tarama hizmeti gören balıkçı gemileri yardıma koştular, 'sonunda yangın kontrol altına alındı. Ardından kendi makineleri ile hareket edip buradan ayrıldı. Şaşılacak şey şuydu ki, Türkler birkaç mermi daha atsalardı, gemi kesinlikle batacaktı. Ama atmadılar. Türkler top düğmelerini kapatmışlardı nedense! Oysa gemi tutuşmuş baca gibi yanıyordu. Değer biçilmez ödülü almaktan vazgeçmişlerdi.”[9]

 

Anadolu yakasındaki Türk topçusunun tüm bu atışlarına şahit olmasına rağmen, Hamilton Asya yakasına –belki Seddülbahir’i düşünerek- kuvvet göndermeyi ve topları tahrip etmeyi düşünmemişti. Hamilton’un aksine Anadolu yakasından Gelibolu Yarımadasına yapılan bu topçu atışlarının Fransız askerleri üzerine ne denli büyük tesir yaptığının General Gouraud farkına varmıştı.  Fakat General Gouraud Anadolu yakasındaki Türk topçusunu susturmak bir yana bu toplardan kendisi de muzdarip olacaktı.

 

28 Hazirandaki Zığındere Muharebeleri sırasında yaralanan ve Ertuğrul koyundaki hastanede tedavi olan askerleri yoklamaya giden General Gouraud Asya kıyısından gelen bir mermi ile ağır yaralandı.(30 Haziran) Sonradan Tchad zırhlısına alınarak Fransa’ya götürüldü. Gouraud o güne kadar askerleri için hep güven kaynağı olmuştu. Onlarla aynı zorluklar içinde tehlikeleri paylaşarak siperden sipere gezmesi, Seddülbahir deki görevlerinin harekâtın başarıya ulaşması yönünden ne kadar önem taşıdığını defalarca açıklayarak askerlerin morallerini yükseltmeye ve onları katlandığı fedakârlıkların boşa gitmediğini inandırmaya çalışması eşi bulunmaz bir davranıştı.[10]İntepe Grubu bataryalarının yaptıkları bu atışlar ve bu atışların sebep olduğu General Gouraud’un yaralanma vakası farklı iki Osmanlı kaynağında aşağıdaki cümlelerle anlatılıyordu.

 

“Bir de Hükûmet-i Osmaniyyece mechûl olamayacağı vechile Fransız seyyar hastahâne ve hastahâneleri külle yevm Anadolu sahilindeki Osmanlı bataryalarının atesine ma‘rûz bulunuyorlar. Bundan dolayıdır ki General Gouraud, Helles Burnu'ndaki hastahâneden çıkarken ağır suretde mecrûh olmuşdur.”[11]

 

“General Gouraud'nun son muharebelerde en ileri avcı siperlerinde bulunurken şarapnel ile vurulduğu ve geriye nakledilirken de bir kolunun kat‘edildiği haberi geldi.”[12]

 

Yukarıda belirtilen kaynaklarda bahsi geçen ve Seddülbahir’deki Müttefik Kuvvetlerine cehennemi dakikalar yaşatan, her seferinde düşmanın ensesine sağlam bir tokat indiren bu atışların sahibi şüphesiz ki Anadolu yakasındaki İntepe grubu topçularıydı. Çünkü bu belirtilen tarihlerde, bu bölgede, Seddülbahir bölgesindeki müttefik hatlarını vurabilecek yetenekteki toplar,bu toplardı.

Tarihten methini pek çok defa işittiğimiz ve ziyaret etmekten onur duyduğumuz İntepe Bataryası,19 Şubat 1915’ten itibaren kurulmaya başlanır. Kuruluş amacı ise boğaz savunmasını güçlendirmek ve Seddülbahir Cephesi’ne atış yaparak düşman askerlerini zor durumda bırakmaktır. Muharebe müddetince amacına layıkıyla hizmet eden bu kahraman topların menzilleri ise, Helles Burnu ile Kerevizdere-Domuzdere arasındaki hatta kadar uzanmaktadır. Ayrıca menzili karadan yaklaşık 1 km. kadar içeriye yetişebilmektedir.

Amiral V. Usedom bu bataryalarla az miktardaki cephanenin izin verdiği oranda Erenköy’den çok uzak olmayan bir mevkiden düşmanın işgal ettiği güney dilimini ateş altına almıştı. Bu bataryalar kısmen eski, önceki savaşlarda ele geçirilen top kundaklarının işe yarar hale getirilmesiyle elde edilen hafif ve orta çaptaki toplar ile eski iç tahkimattan sökülmüş kısa ve ağır toplardan oluşmuştu. Çanakkale Muharebeleri başlamadan önce sadece methal istihkâmlarıyla merkez tahkimatı toplarla donatılmıştı.Ama bu iki hat arasında herhangi bir batarya mevcut değildir. Bunun yaratabileceği zararlar göz önüne alınarak bu hatlara bataryalar kurulur.Müstahkem Mevkii Kumandanı, methal istihkamlarının sükut ettiğini öğrenince İntepe’de fazla kuvvet toplamaya karar verir ve Ovacık’ta bulunan 12 santimetrelik batarya ile Karatepe’de bulunan 4 topu buraya sevk eder.Erenköy’deki Obüs taburundan bir bataryayı da İntepe’ye aldırır.Böylelikle İntepe Bataryası, 8. Ağır Topçu Alayı, 4. Ağır Muhasara Topçu Taburu’nun 2. ve 3. bataryası olarak bu mevkiye konuşlandırılır. Bu bataryaya Çanakkale Muharebesi esnasında 8 adet 120/30’luk muhasara topu konulur.[13]

Çanakkale Muharebeleri esnasında vuku bulan hadisatın içerisinde diğerlerine göre daha az dile getirilen bu yaralanma vakası ve buna sebep olan Şanlı İntepe Bataryası hakkında ziyadesiyle görüş alışverişinde bulunduktan sonra bataryada görev yaparken şehit olan ecdadımızın metfun bulunduğu ve batarya’nın 200 m kuzeyinde yer alan“Kumkale Şehitliği”ni ziyaret ettik. Aziz Ruhlarını Fatihalarla şad ettikten sonra, rehberimizin bu şanlı istihkamın geri kazanılması için yapılan çalışmalar konusunda verdiği malumatları duymanın da büyük memnuniyeti içinde buradaki incelemelerimizi tamamlayarak saat 14:45 gibi Kumkale Beldesi’ne geri dönüyoruz.

 

Resim–9: İntepe Grubuna ait topların çıkarılması için kazılan hendekler. Bu hendeklerin her birinde İntepe Grubu’na ait bir top ve bunlara ait bazı parçalar (Kundak, Ray, Namlu, Telefon hattı vb.) bulunmaktadır.

 

Batarya’nın ve şehitliğin bulunduğu mevkiden geldiğimiz istikameti kullanarak Kumkale Beldesine doğru yolumuza devam ettik. Beldeye vardığımızda İntepe Bataryasına ve Kumkale Şehitliğine giden yolun hemen altındaki sokağa bir Kumkale şehidimizin adının verildiğini gördük. Esasen Salih Bey’in ifadesine göre, Kumkale’liler her yıl bir sokağa veya caddeye bir Kumkale şehidinin adını vermeyi diliyorlarmış. Yalnız bu noktada düştükleri sıkıntı bu şehitlerin adlarına ve onlar hakkındaki bilgilere ulaşmak olmuş. Bu düşünce şu anda makul sayılabilecek bazı sebeplerden ötürü ne yazık ki rafa kalkmış gibi duruyor.

 

 

 

 

Resim–10: Adı Kumkale’de bir caddeye verilerek yâd edilen 31.Piyade Alayı 3.Tabur Komutanı Şehit Yüzbaşı Mehmet Halit Bey’in bilgilerini içeren ve cadde başında bir duvara asılmış olan iftihar vesilesi levha.

 

 

 

Kumkale Muharebe Alanı Ve Bugünkü Halii

Kumkale Beldesi’nin içinden batıya doğru giden ana cadde üzerinden devam ediyoruz. İkindi Namazı vakti yaklaşıyor. Aracımızı çarşı içinde uygun bir yere park ettikten sonra cami çevresindeki küçük kahvehane’de bir müddet oturuyoruz. Bu sırada belde halkıyla sohbet ediyoruz. Muharebelerden evvel ovada bulunan meşhur kale’nin çevresinde bulunan köy’ün savaş sırasında boşaltıldığını ve 1928 yılında geri dönen bazı yerli ailelerin eski yerleşim yerini savaşın neden olduğu tahribat, bataklıklar ve ulaşımdaki zorluklar nedeniyle tercih etmeyip Masırlık denilen şu an ki yerde Mehmet Çavuş adında birinin önderliğinde köyü yeniden kurduklarını anlatıyorlar bize.1992 yılında Belde olan Kumkale’de, birkaç yerli aile dışında Bulgaristan’dan göç eden soydaşlarımızın yaşadığını bugünkü nüfusunun 1659 kişiden oluştuğunu da ekliyorlar. Bizi tatlı dilleriyle güler yüzleriyle karşılayan ve bildiklerini bizden esirgemeyen bu insanların yanından bir müddet ayrılıp İkindi Namazını eda ediyoruz. Namazın ardından adeta çiçek gibi tertemiz olan bu camii hakkında hoca efendiden bilgi alıyoruz. Hoca efendi minarenin altında bulunan kitabenin Eski Kumkale Köyü Camiinden getirildiğini bize anlatıyor. Köy içinde savaştan kalma top ve diğer muharebe kalıntılarını inceledikten sonra. Bu güzel insanlara veda ederek ziyaretimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Belde’nin tam ortasından muharebe sahasının bulunduğu ovaya inen yol adeta tarihe açılan kapı gibi. İşte 1915 yılında Fransızları ve beraberinde getirdikleri müstemlekelerini perişan ettiğimiz Kumkale Ovası. Mülazım Ahmet Halit’lerin, Mülazımsani Şerif Güralp’lerıi ve Şükrü Fuat Gücüyener’lerin anılarında kıyamete kadar ölümsüzlüğünden hiçbir şey kaybetmeyecek cümlelerle bahsettiği, Yüzbaşı Mehmet Halitlerin, Binbaşı Şevkilerin, Yarbay Nurettin Bey ve nice kahraman zabitlerin erleriyle, Albay Rue ve askerlerinin üzerine şimşek olup çaktığı, kasırga olup estiği cenk meydanı. İnsan bunları düşündükçe şimdi derin bir sukutun kollarında uyuyan Kumkale Ovasını daha hissiyatlı gözlerle temaşa ediyor.

Rehberimiz burada bulunduğumuz süre içerisinde;25 Nisan’da askerlerimizin içine siper kazarak mevzi tuttuğu ve kaynakların Mezarlık Mevzii olarak isimlendirdiği Tarihi Kumkale Mezarlığını, Orhaniye Tabyasını ve muharebe esnasında gözetleme yeri olarak kullanılan Yenişehir köyünün bulunduğu ve bugün üzerinde bir “Deniz Radarı” bulunan tepeyi ziyaret edeceğimizi söylüyor.

Şekil–2: Muharebe Alanının bugünkü hali ve düşman kuvvetlerinin referans aldığı noktaların uydu görünümü.

 

 

 

 

 

 

 

 

Şekil-3: Aspinall-Oglander’in “Büyük Harbin Tarihi Gelibolu Askeri Harekatı” adlı eserinde Fransız kuvvetlerinin hedef alanlarını ifade etmek için kullandığı kroki.

Savaş alanının uydu görüntüsüne ve Aspinall-Oglander’in bu alan için kullandığı krokiye bakıldığında, bu muharebe alanı için söylemek istediklerimizden fazlasının anlaşılacağını umuyoruz. Esasen Asya yakasına yapılacak çıkarma harekâtının temel hedefinin Anadolu yakasında bulunan 15. Kolordunun Gelibolu çıkarmasında düşman kuvvetlerine engel teşkil etmemesi ve bu birlikleri Anadolu yakasında tutmak olduğu birçoklarımız bilmektedir. Erol Mütercimler “Korkak Abdül’den Coni Türk’e 1915” adlı eserinde bunu şöyle ifade etmekteydi::

“İngiliz-Fransız Birleşik Sefer Kuvvetleri Komutanı sıfatıyla General Hamilton, Kumkale çıkarmasıyla, Beşigeler'de yapıla­cak gösteriş çıkarmaları hakkında Fransız komutanlığına 18 Ni-san'da verdiği emir de, "Gelibolu Yarımadası'na çıkarılacak bir­liklere yardım ve Anadolu yakası giriş kesimindeki Türk kuv­vetlerinin hareketsiz kılınması amacıyla Kumkale dolaylarında bir çıkarma yapılması istenmiş ve Menderes Çayı batısındaki Türk birliklerinin temizlenmesini takiben harekât, fazla geniş­letmeden Gelibolu Yarımadası'nda sağlam bir dayanak noktası elde edilir edilmez karaya çıkan birliklerin gemilere alınarak bo­ğazın Avrupa yakasına taşınacağı" bildirilmiş ve bu iş için kara­ya bir alaydan fazla kuvvet çıkarılmaması vurgulanmıştır.”[14]

Anlaşılacağı üzere Ian Hamilton ve Kurmay heyetinin öncelikli kararı Anadolu yakasında kalıcı bir harekât planlamak değil, Gelibolu yarımadasındaki kuvvetlerinin harekât kabiliyetini kolaylaştırmak adına geçici bir harekât planlamak üzerineydi. Fakat Gelibolu ve Çanakkale Savaşlarına gönül verenlerin ve bizlerin birçok zaman Müttefiklerin yenilgi sebeplerinde yer yer açıkça yer yer zımmi olarak ifade ettiğimiz, “Müttefik Subayları arasındaki iletişimsizlik ve dayanışma eksikliği” işte ilk bu noktada patlak vermektedir. Önceleri Gelibolu yarımadasının çıkarma için en iyi yer olduğunu kabul eden Birdwood, artık Asya yakasına kalıcı bir harekât istemekteydi. Ancak Birdwood bu konuda yalnız değildi. Bu durumu Robert Rhodes James şöyle aktarıyor:

“Nihayet ortaya çıkan Kurmay Heyeti değerlendirmesi Yarımada'da, muhteris ve tehlikeli bir couıp de main [baskın] öngörüyordu. Fransızlar başlangıçta, Asya'da veya Bolayır'da yapılacak bir çıkartmanın lehindeydiler, ancak Hamilton ve maiyeti Bolayır'daki parlak dikenli tel sıralarının derin etkisi altında kalmışlar, Beşike Koyu projesi de artık tam bir sürpriz imkânı kalmadığından, Birdwood da bunun lehindeydi Kitchener ‘in Asya'yı yasak etmiş olmasından tamamıyla ayrı, askerî ve bahrî sebepler dolayısı ile reddolunmuştu. Bolayır ve Asya'nın ortadan kalkması ile, sadece Yarımada'nın kendisi kalıyordu; istifade olunabilecek kumsallarin sayısı ise, tercih imkânlarını daha da azaltarak, Kabatepe'nin bir mil kadar kuzeyinde uzun, dar bir kumsal olan Suvla Koyu ile, Yarımada'nın güney ucundaki Hellas Burnu yakınlarında karar kılınmasına sebep oldu. Birdwood'un ilk değerlendirmesinde olduğu gibi Kurmay Heyeti de ikinci yeri tercih ediyordu, çünkü Filo sade çıkartmalar sırasında değil, bunları takiben Alçı Tepe istikametinde yapılacak ileri harekette de, geride ve kanatlarda faal yardımda bulunabilirdi. Hamilton'un üç kıdemli kumandanı Birdwood (Anzac), Sir Aylmer Hunter-Weston [29. Tümen), ve General Paris (Krali Bahriye Tümeni) bu tekliflerin şiddetle aleyhinde bulundular. Hunter-Weston'un Mısır'a giderken, Malta'da yazdığı değerlendirme son derece kötümserdi ve bütün bu teşebbüsten vazgeçilmesinin istihzaya yol açabilirse de, bunun bir felâkete tercih edilmesi icap ettiği mülahazasıyla son buluyordu. Hellas planını tamamen lanetlememekle beraber, Paris de aynı derecede ümitsizdi. Birdwood ise, artık Asya sahilinin en elverişli bölge olduğu kanaatindeydi ve Maxwell de kendisini bu hususta kuvvetle destekliyordu. Birdwood'un Kurmay Başkanı Walker, harekâtın tamamına o derece muarızdı ki Birdwood kendisini geride bırakmakla tehdit etti. 1 Nisanda, Birdwood'un sunduğu detaylı bir muhtıraya cevaben Hamilton şöyle yazdı: “Hala, tehlikeyi önlemek için, üzerine gitmeye kararlıyım. Evvelâ, Küçük Asya’yı zapt etmek için, bana gezici bir vazife verilmiş değildir. Hatta bana verilen talimatın en müspet kısmı, bana o memleketin tamamını yasaklayan kısımdır... Ben buraya, Filo'nun Çanakkale Boğazı'nı geçmesine yardım etmekten başka hiç bir maksatla gelmiş değilim. Harbiye Nezareti, bu maksada ulaşmanın en iyi yolunun Gelibolu Yarımadası'nın işgali olduğunu düşünmektedir. Amirallik de, icra kumandanı olan Amiral de öyle düşünüyorlar.” Birdwood bu cevabın tonundan hiddetlendi; Maxwell de onun bu haline yakınlık gösterdi. 3 Nisanda, Birdwood'a şöyle yazıyordu “Kimse Küçük Asya'yı zapt etmekten bahsetmedi. Mesele, Çanakkale Boğazı'nı zorlayıp açmak için, Filo ile işbirliği yapmanın en iyi şeklini bulmakta. Elbette ki, Gelibolu'da çakılıp kalırsan, yardım edeceğine, Donanmayı geciktirirsin. Hamilton'un talimatında ikna edici hiç bir şey görmüyorum... Gelibolu bize manevra serbestliği vermiyor, sıkışık; çakılıp kalmak ve minyatür bir Flandres muharebesi vermek ihtimali çok kuvvetli.”

Birdwood tamamiyle mutabıktı ama Hamilton kararından caymadı. Kıdemli kumandanlarının temel planına karşı çıkmalarına -ki, bu ilerisi için hayır vaat etmiyordu- acayip bir şekilde hiddetleniyordu. Bu sırada yazdığı özel mektuplarında, küskün bir şekilde, sık sık onların ödleklikleri addettiği şeye değiniyordu. 3 Nisan’da Kitchener'e yazdığı mektupta “Her şey yolunda... En büyük derdim üç dört kıdemli subayımın (Braithwaite hariç), ilk defa şimdi, bütün zorlukları fevkalade bir ferasetle intikal etmeye başlamış görünmeleri. Doğrusu her biri, görünüşe bakılırsa, yapacağımız şeyden başka ne olursa olsun yapmaya bin defa razı” diyordu. Kumandanların kendi özel mektupları da küskünlüğün karşılıklı olduğunu gösteriyor. Daha bu çok erken safhada bile, şahsî rekabetler önem kazanmaya başlıyordu.”[15]

Aslında Birdwood’un öngördüğü bir yerde doğru çıkmıştı, bizler bugün bu tarihi okuyanlar ve araştıranlar bunu açıkça görüyoruz. Birdwood’un ifade ettiği gibi; “Gelibolu bize manevra serbestliği vermiyor, sıkışık; çakılıp kalmak ve minyatür bir Flandres muharebesi vermek ihtimali çok kuvvetli.” Gelibolu onlara manevra yeteneği vermedi ve yarımadada çakılıp kaldılar.

Bizler müttefik kuvvetleri Asya yakasına çıkmadığı için her zaman 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders’in planının yanlış olduğunu ifade etmişizdir. Aslında Gelibolu muharebelerine gözlemci olarak katılan (ABD subayı) Yüzbaşı Granville Fortescue Asya ve Gelibolu mukayesesine ilişkin değerlendirmelerinde bu durumu (Asya yakasına kalıcı bir harekât için asker çıkarılmamasını) kaçırılmış bir fırsat olarak değerlendirmektedir. Şöyle der Fortecue;

“Diğer bir plân daha vardır ki, o da kalıcı yararlar gösteren Anadolu kıyısının işgaliydi. Ancak, buradaki arazi de yarımadadakinden daha iyi değildi. Kale-i Sultaniye'den Kumkale'nin güneyine kadar arazi inişli çıkışlı, açık ve kısmen de ormanlıktı. Şamander bataklıklarının yağmurlu mevsimlerde önemli bir engel oluşturması, olası idi. Fakat bu zorluk çözülebilir bir derecedeydi ve bir istilâ ordusunun buralarda serbestçe hareket edebilmesi mümkündü. Kıyıdan birkaç mil içeride, Boğaza bakan bir sırt uzanır. Bu sırt, arkaya doğru açık olan kıyı savunma hattına baştanbaşa egemendir. Kale-i Sultaniye'deki tabya ve istihkâmlar bu savaş harekâtının hedefi olabilirdi. Bu plâna karşı yapılan itirazlar, Narrows'un Gelibolu Yarımadası tarafında bulunan bütün istihkâmların Anadolu yakasına egemen olduğu düşüncesinde toplanıyordu. Burası gerçekten de böyleydi. Bununla birlikte, Kale-i Sultaniye'deki istihkâmlar ve tabyalar ele geçirilecek olursa bunları ele geçiren askerler, lağım tarlalarını tahrip edebilecek bir yerden Marmara Denizi'ne girilmiş olunurdu. Kaçırılmış olan bu fırsatlardan söz etmenin çok fazla yararı yoktur. Bugünün sorunu gelecekte nasıl harekât edileceğidir.”[16]

Resim–11

“Amerikan Ordusu Kurmay Başkanı olup sonradan Amerika’nın İstanbul Ateşemiliterliğine tayin edilmiş bulunan Binbaşı Sherman Miles, Yarımadayı dört defa uzun boylu dolaştıktan sonra. Amerika’nın ‹‹Sahil Topçuluğu Mecmuası›› na bu sefer hakkında yazmış olduğu aydınlatıcı makale dizisinde, Liman'ın görüşünün,kendi konuşlarını doğru göstermek arzusundan doğmuş olduğunu beyan etmektedir. .Bu zat diyor ki, -Çanakkale'den Kumkale'ye kadar karadan gitmiş olan bir kimse, bu Asya plânının faydaları bulunacağını kabul etmez. Bir Müttefik ileri hareketinin aşmak mecburiyetinde olduğu arazi, Yarımadadaki araziden daha dalgalı ve daha engebelidir... Daha uzun bir yürüyüş yapılmasına mecburiyet vardır. Müttefiklerin sol yanı, Yarımadadan açılacak topçu ateşine sağ yanı da Türk kıtalarının yapacağı taarruza karşı olmak üzere, her iki yanı da açık bulunacaktı.””

Dolayısı ile yukarıda verdiğimiz 3 Nisan’da Birdwood’un Hamilton’a yazdığı telgraftan aslında Birdwood’un temel niyetinin yalnızca Asya kıtasına değil, Gelibolu Yarımadası ve Asya’ya aynı anda kalıcı birlikler çıkarmak olduğunu anlayabiliriz. Belki bu plan, müttefiklerde hayal kırıklığı yaratan ilk plan(Yalnız Gelibolu yarımadasına asker çıkarmak) ve ikinci plan( yalnız Asya yakasına asker çıkarmak) planlarından daha başarılı olunabilecek bir plan olabilirdi.

Tüm bunların ışığında coğrafyayı; önemini, stratejik durumunu anlamak elbette ki daha kolay olabiliyor. Öte yandan Şekil-2’deki bölgenin bugünkü uydu görüntüsüne geri dönersek. Üzerinde deniz radarı bulunan tepe olan Yenişehir tepesi esasen savaş esnasında bir Rum köyünün bulunduğu alandır. Bu köy, 4 Mart 1915’teki düşman saldırıları ile tahrip olmuştur.  Bu tahribatla alakalı bir eserde yer alan ve o gün bahsi geçen  bilgileri burada da paylaşmayı uygun buluyoruz;

 “4 Mart'ta Seddülbahir, Kumkale ve Yenişehir bölgesini bom­bardımana ve Ertuğrul ile Orhaniye'yi tahribe devam için bura­lara, 4'er makineli tüfekle donatılmış birer deniz piyade bölüğü çıkarmaya karar verdiler. Bombardıman, saat 11.30'da başlayarak 2,5 saat sürdü, Seddülbahir'e çıkan müfreze, gördüğü direnme nedeniyle bir iş göremeyerek ve 3 ölü,  yaralı vererek saat 15'te geri çekildi. Kumkale’ye çıkanlar da 17 ölü ve 24 yaralı vererek, karanlı­ğa kadar yaptıkları bu harekâttan bir sonuç alamadı. Bütün bu hareketlerde, küçük kuvvetlerle bir şey yapılamayacağı anlaşıl­mıştı. Bu harekât sonunda Kumkale ve Yenişehir Köyleri tü­müyle harap olmuş, 16 şehit ve 48 yaralı verilmişti.”[17]

Bu zamana kadar aktardığımız bilgiler ışığında 25 Nisan’da Kumkale’de yaşananlara daha geniş ve anlamlandırıcı bir perspektiften bakılabileceğini düşünüyoruz.

Kumkale’ye Asker Çıkıyor!

Kumkale üzerine tarafların planlarını ve amaçlarını önceki satırlarda ifade ettik. Akdeniz Seferi Kuvvetleri Komutanı General Hamilton, Kumkale çıkarmasıyla, Beşigeler'de yapıla­cak gösteriş çıkarmaları hakkında Fransız komutanlığına 18 Nisan'da verdiği emir de, "Gelibolu Yarımadası'na çıkarılacak bir­liklere yardım ve Anadolu yakası giriş kesimindeki Türk kuv­vetlerinin hareketsiz kılınması amacıyla Kumkale dolaylarında bir çıkarma yapılmasını istemiş ve Menderes Çayı batısındaki Türk birliklerinin temizlenmesini takiben harekât, fazla geniş­letilmeden Gelibolu Yarımadası'nda sağlam bir dayanak noktası elde edilir edilmez karaya çıkan birliklerin gemilere alınarak bo­ğazın Avrupa yakasına taşınacağı" bildirmişti. Bu iş için kara­ya bir alaydan fazla kuvvet çıkarılmamasını vurgulamıştır. Ayrıca "Beşiğe Limanı'ndan bir aldatma yapmak suretiyle bu harekâta (Kumkale çıkarmasına) yardım edilmesini" Amiral Guepratte'dan istemiştir. Yapılacak aldatma çıkarmalarına ait plan uyarınca, 3 muha­rebe gemisi, 3 kruvazör, 9 muhrip, 6 torpidobot, 10 nakliye ge­misinden oluşturulan Fransız filosu, 24 Nisan saat 22'de Mondros'tan hareketle gece Anadolu kıyılarına yanaşacak, 25 Nisan güneş doğmadan Kumkale ve Beşigeler karşısındaki muharebe yerlerini alacaklardı. Beş nakliye gemisi Kumkale çı­karma kuvvetleri için, altı taşıt gemisi de, Fransız kuvvetleriy­le yüklü olarak Beşigeler grubuna ayrılmıştı. Filo, bütünüyle Kumkale çıkarmasını desteklemekle görevliydi. Bunlardan yalnız iki muhrip ve bir torpidobot Beşigeler aldatma hareketi­ni destekleyecekti. Çıkarma öncesi ateş hazırlığı ve kıyıdaki hedeflerin bombardımanıyla çıkarma yerlerinin olgunlaştırılmasını takiben, gösteriş çıkarma hareketleri güneş doğduktan sonra yapılacaktı.[18]

Mareşal Liman von Sanders, Boğaz bölgesinin savunmasında ağırlığı daha çok kuzeyde Saros Körfezi ile güneyde Anadolu  yakasında yoğunlaştırmış  ve  kuvvet  çoğunluğunu  bu  iki  kanatta  toplamıştı.  Anadolu yakasındaki Türk  savunması,  15’inci  Kolordu  Komutanı  Weber  Paşa’ya verilmişti. Paşa, gündüz düşman karaya çıktıktan sonra gece yapılacak karşı taarruzla  onu  denize  dökmek  fikrindeydi.  Bu  amaçla  kıyıları  zayıf  birliklerle tutarak tümenlerini (3 ve 11’inci) geride toplu olarak bulunduruyordu.[19]

Fransız filosu, 25 Nisan saat 4.30'da Jaureguiberry plan gereği Kumkale ön­lerindeki muharebe yerlerini aldı ve saat 5.15'te bombardımana başladı. Jaureguiberry ve Henry IV muharebe gemileri Kumkale'ye ve Kumkale-Orhaniye arasındaki kesime ateşlerini yö­nelttiler. Jean d'Arc ve Askold kruvazörleri de ateşlerini Orhaniye sırtları ve Yenişehir üzerine yoğunlaştırmışlardı. Bu sırada İngilizlerin Prince George muharebe gemisi Boğaz'ın Anadolu yakasındaki sahra obüs bataryalarını baskılamaya çalışıyordu. Bu geminin ateş yoğunluğu daha çok İntepe topçuları üzerinde toplan­mıştı.[20]

İşte bu esaslar çerçevesinde düzenini almış olan 6’ncı Bölüğün, Kumkale Burnu’ndaki kıyı gözetlemesiyle görevli bir takımı, beklenen Fransız çıkarmasını 25 Nisan günü sabaha karşı saptamış, bölük bu durumu hemen Alay’a bildirmiş ve komuta kademesini erkenden uyarmıştı.  Bu ilk  rapor üzerine,  Menderes  Çayı  ile  kıyı  arasında,  beş  piyade  ve  bir  topçu  taburu toplanmış  oldu. Bu kuvvetlerin  sevk  ve  idaresi  de  bölgedeki  39’uncu  Alay Komutanı Yarbay Nurettin Bey’e  verildi.[21]

Anadolu yakasındaki Kumkale Muharebelerinin cereyanı sırasında Alman komuta kademesinin baskın oluşu ve nüfuzu dikkatlerden kaçmıyor. Anadolu yakasının savunmasından sorumlu 15. Kolordu’nun Kuruluşu şu şekilde idi.[22]

Makam/ Birlik

Rütbe/ Adı ve Soyadı

15’inci Kolordu Komutanı

General  Weber (Alman)

15’inci Kolordu Komutanı

Albay  Ahmet Fevzi (1)

15’inci Kolordu Komutanı

Tuğgeneral  Mehmet Ali Paşa (2)

15’inci Kolordu Kurmay Başkanı

Yarbay  Tuweney (Alman)

15’inci  Kolordu  Harekât  Şube Md.

Yüzbaşı  Nihat

3’üncü Tümen Komutanı

Albay  Nicolai (Alman) (3)

3’üncü Tümen Kurmay Başkanı

Yüzbaşı  Süphi

31’inci Piyade Alay Komutanı

Yarbay  İsmail Hakkı

39’uncu Piyade Alay

Yarbay  H. Nurettin (4)

3 ncü Topçu Alay Komutanı

Yarbay  Binhold (Alman)

11’inci Tümen Komutanı (5)

Albay  Rafet

11’inci Tümen Kurmay Başkanı

Binbaşı  Ali Fehmi

33’üncü Piyade Alay Komutanı

Yarbay  Şevki

126’ncı Piyade Alay Komutanı

Yarbay  Mustafa Şevki

127’nci Piyade Alay Komutanı

Yarbay  Hasan Lütfü

11’inci Topçu Alay

 

 

Şekil–4:  25 Nisan 1915’te Anadolu yakasında kıyıya yakın olan birliklerin konuşlanması.

Bu sırada Kumkale’de görevli olan 6’ncı  Bölük,  Fransız  kuvvetlerine karşı  kahramanca  direnen  ilerideki  birlikleriyle  köy  mezarlığına  çekildiğini bildirdi. 6’ncı Bölüğü desteklemek için gönderilen 31’inci Alayın 3’ncü Taburu vaktinde yetişerek öğleden sonra tüm kuvvetleriyle karaya çıkan Fransızlara karşı çetin bir direnişe  geçmiş  ve  kendisinin  üç  katı  olan  Fransız  birliğini tutmayı başarmıştı.  39.Alay, 3. Tabur, 9 bölükte İhtiyat Zabiti Muallim Fuat(Gücüyener) hatıralarında 6. Bölüğün düşmanı karşılayışını ve düşmanın tepkisini; “Düşman Kumkale’nin düz, Kumsal sahillerine daha çıkar çıkmaz orada o düz o kumsal sahillerde hiç beklemediği Türk süngüsünü görünce hayretinden sanki delirdi ve sanki kudurdu.”[23] Sözleriyle anlatıyordu.

 

 

Mezarlık Mevziinde

Tarihin derin bir sukut içerisinde olduğu Kumkale Ovasında bu yaşanan hadiseleri tahayyül ederek yolumuza devam ediyoruz. Bugün adeta bir tabiat cenneti olan bu yerlerde yaklaşık bir asır evvel topların gürültüsünün ve cehennemi infilaklarının hakim olduğunu , tüfek cayırtılarının susmak bilmediğini,Allah Allah nidalarının hurralara karıştığını düşünüyoruz. Evet. Bu cennet, bir zamanlar Mehmetçiğin göğsünde söndürdüğü  cehennemden başka bir şey değildi. Burası tam anlamıyla bir mahşer yeriydi. Kumkale’nin her karış toprağı, emperyalist Fransızlara vatan muhafızlarının verdiği tarihi dersin bir şahidiydi. Bu duygu ve düşünceler içerisinde sohbet ederken Kumkale’de yaşanan savaşın en şiddetli anlarına tanıklık eden, Türk savunması açısından önemli bir yeri  olan Mezarlık Mevziine ulaşıyoruz.

Mezarlık Mevzii denilen yer tarihi Kumkale Köyünün mezarlığıdır. Eski Kumkale Köyü yerleşkesinin hemen güneyinde yer alan bu mekân, Kumkale’deki direnişimizin sembollerindendir. O günleri anlatan bazı hatıratlarda adı Mezarlık Mevzii olarak geçen bu mekânda hala Türk siperleri mevcudiyetini muhafaza etmektedir. Çıkarma sahasına ve eski köy yerleşkesine hâkim bir tepede bulunan mezarlık, o devri anlatan bir hatıratta adeta cehennem olarak nitelendirilmiştir.[24]

 

Resim–12: Kumkale mezarlığında istilacı Fransızların mermileri ile tahrip olmuş mezar taşlarından sadece bir tanesi..

6. Bölük Mezarlığa çekildikten bir süre sonra 25 Nisan öğleden sonra 3. Tümen Komutanı Albay Nikolai 31. Alay’dan iki taburu 39. Alay Komutanı Yarbay Nurettin emrine vererek bu birlikleri mezarlık mevziine sevk etmişti.  Bu arada Albay Nikolai, Süvari Üsteğmen Şerif Beye Yenişehir tepesinde gözcülük yapması ve birliklerin durumlarını kontrol etmesi görevini vermişti. Şerif bey durumu yerinde gözlemlemek için mezarlık mevziine vardığında burada kopan kıyameti; “Şiddetli ateş altında mezarlık mevziine geliyorum. Lakin burası bir cehennem. Mezarlık duvarları ve mezar taşları hallaç pamuğu gibi havaya savruluyor. Denizden ve karaya çıkarılan düşman bataryasından çoğu bu mevziide patlıyor. Ağır makinalı tüfek ve piyade ateşi de cabası.” Sözleriyle anlatıyordu.[25] Bu sözü edilen tahribatın o güne göre nispeten daha azını  bugün biz de kendi gözlerimizle görüyoruz.

39.Alay Komutanı, Kumkale mevzilerini parça parça takviye etmekteydi. Kıyıdaki tabur dışında, Alay emrindeki birlikler an­cak saat 16.45'te toplanabilmişti. Tümen komutanı, bu alaya Kumkale dolaylarına çıkan Fransızlara gece taarruzu yapılması­nı emretti. Kumkale güneyinde toplanan alay, saat 18'de Kumkale'deki Fransızlara taarruza geçti. Köye giren Türk birlikleri, Fransızlar­la göğüs göğüse, boğaz boğaza çetin bir boğuşmaya tutuştu.

Ge­riden gelen birliklerin yanlışlıkla ileridekilere ateş açmaları so­nucu kimin kime ateş ettiği belli olmayan kargaşa yüzünden, ta­arruz başarılı olamadı ve harekât durduruldu. Bir taburla daha pekiştirilerek, 26 Nisan 1915’te sabaha karşı saat 3'te yinelenen ikinci ta­arruz da sonuçsuz kaldı.

Şekil-5: 15. Kolordu’nun 25 Nisan akşamına kadar ki ileri hareketleri.[26]

 Bu olumsuzlukları içine sindiremeyen 39.Alay Komutanı Yarbay Nurettin, askerlerin moral ve üstün savaş gücüne güve­nerek, savaş şansını bir kez daha denemek istedi ve her tarafta hücum boruları çaldırarak birliklerini yeniden taarruza kaldır­dı. Köye girilmiş, alacakaranlıkta sokaklar, birden karışmıştı. Bu üçüncü ve son karşı taarruz, öncekilerin daha korkuncu ve kan­lısı olmuştu.[27]

Bu taarruz med-cezirleri sabah gün ağarmasına 1 saat kalaya dek tam 13 defa tekrarlanıyor..[28] Burada şanlı Türk askeri “cephane gitmesin, süngü ile muharebe edelim” derken Alman subaylarından oluşan 15. Kolordunun Kurmay heyeti bakın ne yapıyormuş. Süvari Üsteğmen Şerif anlatıyor:  Burada size gönderdiğim word dosyasında bu cümlelerin devamında Şerif Güralp'ten alıntıladığımız şu hatırat  “Tam gözetleme yerine (Yenişehir)
gelince, karşıma bir süvari dikildi; -Efendim tümen komutanı acele Sarıçalı’da
sizi bekliyor, dedi….Fundalıklı tepede Kolordu komutanı Genaral Weber, Tümen
komutanı Albay Nikolai, Topçu alay komutanı Yarbay Binholt, Tercüman Yüzbaşı,
Emir Subayı, ve daha birçok subay. Korlaşmış ateşin yanında masa kurulmuş.
Masanın üzerinde kısmen parçalanmış, kızarmış bir kuzu budu, bir sürü haşlanmış
yumurta ve başka yiyecekler daha. Bira ve konyak şişeleri yan yana dizilmiş…Üç
Alman masanın etrafına oturmuşlar.Keyifli keyifli atıştırıyorlar…Bizim subaylar
da beş, on adım uzaktan seyredip yutkunuyorlar…” 

 

Resim-13: Savaş sırasında Kumkale ve hemen arkasında bulunan ve bugün yok olmuş Kumkale Köyü..

Türk askerinin cephedeki taarruz anında geride bunların yaşanması savaşın derin diplomasisini yansıttığı kadar Osmanlı ordusunda Türk subaylarının ne kadar güce sahip olduğuna da işaret ediyor. Öte yandan her iki tarafın birliklerinin 25 Nisanı, 26 Nisana bağlayan gece ard arda süren taarruzlara istinaden yorgun düşmesinin ardından Fransız askeri kendinde dayanacak kuvveti bulamamaya başlamıştı. 26 Nisan sabahı Saat 07.00  olmuştu  ki,  Fransızlar  pes  etmiş,  teslim  bayrakları kaldırılmıştı. Bir Fransız  subayı,  teslim  olmak  için,  kendine  denk  bir  Türk subayı  ile  görüşmek  istemiş,  bu  iş  dil  farklılığı  nedeniyle  bir  türlü gerçekleştirilememişti. Uzayan bu duraklamada, Türk birliklerinin muharebe düzeni alt üst olmuştu. Bu durum teslim olma ve teslim alma tartışmalarının sürüp gitmesinden kaynaklanmıştı.  Bununla beraber,  bazı  Türk  erleri düşmanı  geri  atmış  ve  onlardan  bir  miktar  ağır  silah  ele  geçirmişler  ve köydeki mevzilerini oldukça düzenli biçimde tutmayı başarmışlardı. Ne var ki, saat 07.00’den beri süren teslim olma ve teslim alma tartışmalarından sonra ve donanmanın amansız bombardımanları  altında  hücumları  tekrarlamak çok güçleşmişti. Karşı taarruzların sürdürülmesinden vazgeçildi.[29]

Fransızlar Kumkale’yi Boşaltma Kararı Alıyor

27 Nisan günü işler biraz daha değişmişti. Gelibolu yarımadasına büyük kuvvetlerle çıkarma yapıldığından Weber Paşa, Gelibolu yarımadasına birlik göndermesini isteyen 5. Ordu komutanı Liman von Sanders’in bu isteğine  sadece iki taburlu 64. Alayı göndererek cevap verebilmişti.[30]

Durum müttefikler için de farksız değildi. 29. Tümenin, piyade kuvvetlerine olduğu kadar topçu kuvvetine de ihtiyacı bulunduğundan, geriye kalan Fransız birliklerinin hepsi de, mümkün olan süratle, Hellas’a getirilmesi gerekiyordu.[31]

Bu sebeple Fransız General d’Amade, 27 Nisan günü Bozcaada’dan Kumkale’ye takviye olacak  olan üç yeni taburu Kumkale yerine Morto koyuna çıkarabileceğini General Ian Hamilton’a bildirdi. Fakat bu defa Kumkale’de kalan birlikler bu yeni birlikler ile takviye edilmeden burada tutunamayacağından d’Amade Ian Hamilton’dan Kumkale müfrezesini geri çekmeye izin istedi. Bu şartlar altında ve Seddülbahir’deki vaziyet karşısında, Lord Kitchener'in Asya sahilinin zaptından kesin surette vazgeçilmesi hakkındaki emrini de düşünen Sir lan Hamilton, Kumkale müfrezesinin, gecenin gelmesi ile beraber geri alınmasına razı oldu. Biz 26 Nisan sabahı saat 7 sıralarında bir Fransız birliğinin teslim olmak istemesini yukarıdaki satırlarda ifade etmiştik. Fakat müttefiklerin Kumkale için geri çekilme kararı almasının ardından Kumkale'deki vaziyet tamamı ile değişti ve benzer bir durum Türkler için de oluştu.27 Nisan öğleden sonra, Orhaniye tepesi’nin etekleri, şiddetli bir top ateşi altına alındı. Saat 3 sularında ise, bu civarda bulunan bir Türk taburu, bütün heyeti ile, birden bire geri çekilmeye başladı ve 31. ve 39. Türk alaylarına mensup 450 kadar asker, Fransız hatlarına geçerek teslim oldu. Ancak bu sırada, Kumkale'ye Fransız müfrezesinin çekilmesi için emir verilmiş olduğundan, vaziyetten yararlanmak maksadı ile bir şeyler yapılamadı. Fransız filosu, karanlıktan yararlanarak, bütün filikalarını Kumkale’ye yığdı. Askerin tekrar gemilere alınması işi süratle ve kolayca yapıldı. Gün doğduğu zaman, bütün müfreze, yaralılar ve 450 Türk esiri ile birlikte salimen gemilere alınmıştı. Türkler, geceleyin her ne kadar taarruz etmedilerse de İntepe'den birkaç mermi atıldı. Bu mermilerden bir tanesi, birkaç hayvanı öldürdü ve Albay Nogues’yi yaraladı.[32]

Kumkale’ye  çıkarmayı  gerçekleştiren  Fransız  Tugayı,  her  ne  kadar kıyı başında belli bir kesimi tutup yerleşmişse de geriden buraya yetiştirilen Türk  kuvvetlerinin  etkili  karşı  taarruzlarıyla  kana  boğulmuştu.  Başkomutan General Hamilton’un verdiği emir üzerine Kumkale’deki Fransız kuvvetlerinin Seddülbahir bölgesine  alınması  kararlaştırılmıştı.  Böylelikle  26/27  Nisan  gecesi  geri  çekilme  emri  alan  Fransız  kuvvetleri  büyük  bir  gizlilik  içinde Kumkale’yi boşaltmış ve gün ağarırken de Kumkale’de tek bir Fransız eri bile kalmamıştı.

Fikret Günesen; bu boşaltmanın Fransızlar açısından başarılı olduğu kadar Türk birlikleriyle yakın  temastayken  gerçekleştirilmesini  de  Türkler  açısından  bir o kadar üzücü buluyor. Eğer Türk birlikleri, keşif ve güvenlik hizmetlerini iyi yürütüp uyanık  davransalardı,  bu  boşaltma  Fransızlara  pahalıya  mal  edilebilirdi. Bununla  birlikte, müttefikler açısından bir diğer başarı,  Kumkale  gösteriş  taarruzuyla  asli  çıkarma  bölgesi  olan Gelibolu’ya Anadolu’dan kuvvet gönderilmesinin geçici de olsa önü alınmış oluyordu.[33]

Tarafların zayiatına bakıldığında çarpışmalar bölgedeki 11’inci  Tümen  birlikleri üzerinde herhangi bir zayiata yol açmamıştır. Kumkale muharebelerine katılan 3’üncü Tümenin bir kısım birliklerinin zayiatıysa oldukça ağırdı. 467 şehit, 763 yaralı, 505 kayıp olmak üzere toplam zayiatımız 1735 kişi; Fransız zayiatı ise 176 ölü, 481 yaralı, 129 kayıp olmak üzere toplam 786 kişidir.[34] Aspinall-Oglander ise tarafların buradaki zayiatı ile ilgili olarak Türk tarafının 1735 değil 1730 olduğunu, Fransızların da 786 değil 778 zayiatı olduğunu iddia etmektedir.[35]

Muharebenin tüm bu aşamalarının ardından buradaki hatıraların,rakamların ve askeri terimlerin çok üst mertebelerinde duygular uyandırdığı muhakkaktır.

Burada Kumkale gazilerinden 39. Alay, 3. Tabur, 10. Bölük zabitlerinden Teğmen Ahmet Halit (Üngör-Muallim Ethem’in Ağabeyi)’in şahit olduğu ibretlik hadiseyi hatırlıyoruz. Bu hadise Çanakkale Muharebeleri sırasında medeni! Düşmanlarımızın kardeşi kardeşe nasıl kırdırdıklarına dair acı ve somut bir örnektir. Teğmen Ahmet Halit’in ölmeden evvel oğlu merhum Ethem Ruhi Üngör’e naklettiği bu hadise şu şekilde vuku bulmuştu.

“Düşmanla karşılıklı bir ateşkes sırasında siperlerde istirahat halindeyken erlerimin düşman tarafına ateş ettiklerini görünce ileriye, hedefe baktım. Düşman tarafından bir asker sıçraya-yata sıçraya-yata bize doğru geliyordu.Ben de tüfeğimi alarak hedefe, yani o düşman askerine doğrulttum. Askerlerimin aksine daha ilk atışta onu vurmuştum. Asker bir debelendi ve cansız kaldı. Sürüne sürüne yanına gittim, ölmüştü. Bu Fransız asker üniformalı bir siyahi(zenci) idi. Üzerini aradım, iç cebinden küçük bir Kuran çıktı. Hayret içinde kaldım. Demek ki Müslümandı, üzüldüm. El bombası mesafesine girip siperimize bomba atmak için yaklaşıyor. Şayet ben onu öldürmeseydim o bizi, hem de bilmeden sebepsiz yere getirildiği benim toprağımda bizleri öldürecekti.”

 

Resim-14:Mezarlık içindeki bir siper kalıntısı. Dikkatli bakıldığında 95 nolu mezar taşında muharebenin tahribatı görülmektedir.

Teğmen Ahmet Halit Bey Çanakkale Muharebeleri sırasında kaleme aldığı günlüğünde bu Kuran-ı Kerim’i bir harp hatırası olarak aldığını ifade eder. Bu Kuran-ı Kerim’in üzerine kendi el yazısıyla aşağıdaki satırları yazmıştır..[37]

14-15 Nisan 1331 Çanakkale Umumi Harp Hatırası

İşbu Kelam-ı Kadim, Harb-i Umumi’de; Çanakkale Muharebesinde Kumkale’de ihraç edilen Fransızlarla icra ettiğim 24 saatlik muharebeden sonra, düşman kâmilen tart edildikten sonra, siyahî bir İslam askeri üzerinden çıkmıştır.

                                                                                          15 Nisan 1331

                                                                                          28 Nisan 1915

                                                                                                  Halit   

 

 

 

 

Resim-15: Teğmen Ahmet Halit(Solda)

Kumkale’yi savunan Türk askeri için çok büyük önem taşıyan dört asırlık bu Osmanlı mezarlığını, restore edilmiş olarak görmek bizi ziyadesiyle memnun etti. Temizlenip, onarılmış mezar taşları, siperlerin bulunduğu güzergahı işaret eden tabelalar, mezarlığın deniz cephesine dikilen bayrak direği ve burada dalgalanan mukaddes sancağımız ve daha da önemlisi Kumkale Muharebelerini anlatıldığı ve bu muharebelerde şehit olanların isimlerinin yer aldığı koca  bir levha.Bu gördüklerimiz Kumkale’nin gelecekte , geçmişte olduğu gibi unutulmayacağının,kaderine terk edilmeyeceğinin,bu destanın ve ona ait tarihi mirasın nesilden nesile aktarılacağının,artık Kumkale’nin makus talihinin değişmekte olduğunun birer göstergesiydi.Bu tarihi mirasın gün yüzüne çıkarılmasında büyük emek sarf  eden ve asla yaptığı işten dolayı methedilmekten hoşlanmayan Salih Ağabeyimiz,kamuoyunun ilgisinin buraya çekilmesinden,restorasyon çalışmalarına kadar geçen süreçte yaşananları tüm detaylarıyla bize anlatıyor.Duydukça seviniyor,umut doluyoruz.Yıllarca sürüp giden vefasızlıkları ve ilgisizlikleri duymaktan,görmekten,anlatmaktan ve yazmaktan artık sıkılan bizler,güzel işlerin yapıldığına şahit olmaktan dolayı ziyadesiyle memnun oluyoruz. Kumkale için gayret sarf eden devlet büyüklerimize, bilim insanlarımıza ve herkese bu vesile ile şükranlarımızı sunuyoruz. Muharebeleri ve bugüne kadar bölge de olup bitenleri konuştuğumuz ve baya zaman harcadığımız Tarihi Kumkale Mezarlığını içindeki sonsuzluk yolcularıyla ve hatıralarıyla baş başa bırakarak yolumuza devam ediyoruz. Artık yükselmekte, yükseldikçe de tadına doyulmaz bir boğaz manzarasıyla karşılaşmaktayız. Evvela 25 Şubat 1915 bombardımanında İtilaf Devletleri Donanması tarafından susturulan Orhaniye Tabyasındayız. Boğaz methaline, Kumkale Ovasına hâkim bir konumda yer alan tabya, hemen karşısındaki Ertuğrul Tabyasıyla birlikte müebbet vatan nöbetine devam ediyor. Bonetlerin üzerinde yer alan Osmanlıca Kitabenin tarihi eser hırsızları tarafından çalındığını duyduğumuzda üzülüyoruz. Bazı kitaplarda resmine rastladığımız bu kitabeyi, üç beş kuruş dünyalık elde etmek uğruna yerinden sökerek götüren bu aciz zihniyeti makamların en yücesine havale ediyor,tarihi eserlerimizin böyle insanlar tarafından yağmalanmaması için gerekli önlemlerin alınmasını yetkililere arz ediyoruz.Orhaniye,sahip olduğu manzara ve tarihi önemi itibarıyla önemli bir yer.Tarihi Kumkale Mezarlığını yok olmaktan kurtaran büyüklerimizden ricamız Orhaniye Tabyasını da aynı şekilde restore etmeleri,tıpkı Ertuğrul Tabyası yahut Namazgah Tabyaları örneklerinde olduğu gibi buraları da halka Çanakkale Ruhunun aşılandığı bir ziyaretgah haline getirmeleridir.Kimse buraya kim gelecek? Kim buraları ziyaret edecek ki? Demesin. Biliyoruz ki zamanında Gelibolu Yarımadası’da bu şekilde sessiz ve sedasızdı. Tanıtıldı, kamuoyu bu konuda bilinçlendirildi ve yaklaşık on seneyi aşkın bir zamandır Türkiye’nin dört bir yanından akın akın insanlar buraları ziyaret etmeye geliyor.Bizce Tarihi Kumkale Mezarlığı’nın restorasyonuyla başlatılan bu hayırlı iş Orhaniye Tabyası ve civardaki önemli birkaç noktanın da ihyasıyla devam ettirilse kamuoyu en azından Truva harabelerine gösterdiği alaka kadar buraya da ilgi gösterecektir.Bu düşüncelerle  bugünkü ziyaretimizin son durağı olan Yenişehir Tepesi’ne doğru hareket ediyoruz.Yol üzerinde rehberimiz orijinal şüheda mezarlığının üstünden geçtiğimizi bize söylüyor.Yakın bir zamana kadar Kumkale’yi Fransızlara karşı savunurken şehit olan bu kahramanların kemikleri daha belirgin şekilde bulunuyormuş,bu bilgileri geçmişte gördüğümüz resimler destekliyor.Yolun sağ ve sol tarafındaki tarlalarda yatan şühedanın anısına bir şehitlik yapılmalı ve vatan için canını feda eden bu aziz kahramanlarımıza layık oldukları kıymet gerçek manada verilmeli diye düşünüyoruz.

Yenişehir Tepesindeyiz. Yavaş yavaş bu serin kış günü yerini alacakaranlığa bırakıyor. Yukarıdaki satırlarda Çanakkale Muharebelerindeki önemine atıflarda bulunduğumuz bu yer,boğaz ağzında bir kartal yuvası misali…Kumkale’yi,Batak Ovasını,Çanakkale’ye kadar olan boğaz sahillerini,Gelibolu Yarımadasının güney ve güneydoğu kıyılarını,Bozcaada’yı,Gökçeada’yı ve Truva Harabelerinı buradan kuş bakışı seyretmek mümkün.Savaş öncesi eski bir Rum köyü olan Yenişehir’de bugün hayat namına hiçbir şey yok.İnsan, gerek bombardımanlardan gerekse sonraki yıllarda hasıl olan bazı nedenlerden ötürü dümdüz edilen bu yerde geçmişte iki kiliseli büyük bir köyün var olduğuna inanamıyor.İşte savaşın neden olduğu acı sonuçlardan biri.Şu da bir gerçek ki Çanakkale’yi istila etmek için gelen güçler bu topraklarda yaşayan insanlar kadar onların sahip oldukları medeniyet mefhumuna da büyük hasar vermişlerdi.Keşke Yenişehir’i o mutlu ve mesut haliyle görebilseydik!Antik Döneme ait Sigeon kentinin de yerleşkesi durumunda tepe üzerinden Seddülbahir’den Alçıtepe’ye kadar olan cephe hattını izlemek oldukça keyifli bir iş.Dönüş yolundayız. Aracımız ovaya çöken karanlığın içinde  bata çıka yoluna devam ederken bizlerde bir rüyadan uyanmış gibi hissediyoruz kendimizi.Yıllarca unutulan bir tarihi ve onun yazıldığı yerleri görmenin derin mutluluğunu yaşıyoruz.Bir kez daha Kumkale’yi savunurken şehadet şerbetini içerek arkamızda bıraktığımız sessiz diyarın bilemediğimiz köşelerinde sonsuzluk uykusuna dalmış aziz şehitlerimizi dualarla yad ederek onlara veda ediyoruz.Ruhunuz Şad olsun vatanın şanlı bekçileri.Mekanınız cennet olsun Kumkale’nin ebedi misafirleri.

 Mustafa Onur Yurdal-İslam ÖZDEMİR

 Kaynakça

Anılarla Çanakkale Cephesi Ve Neticesi, Em. Kur. Alb. Turhan SEÇER, Ankara, Genelkurmay Basımevi, 2008.

Birinci  Dünya  Harbi’nde  Türk  Harbi,  V.  Cilt,  Çanakkale  Cephesi Harekâtı,  1.  Kitap  (Haziran  1914-25  Nisan  1915),  Ankara,  Genelkurmay Basımevi, 1993.

Birinci  Dünya  Harbi’nde  Türk  Harbi,  V.  Cilt,  Çanakkale  Cephesi Harekâtı 2. Kitap, Amfibi Harekâtı; Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1978.

Birinci  Dünya  Harbi’nde  Türk  Harbi,  V.  Cilt,  Çanakkale  Cephesi Harekâtı, 1, 2, 3. Kitapların Özetlenmiş Tarihi (Haziran 1914-9 Ocak 1916); Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1997.

CASSAR, George H. Çanakkale ve Fransızlar,(Çev. Nejat Dalay), Milliyet Yayınları,İstanbul,1974

GÖRGÜLÜ,  İsmet;  10  Yıllık  Harbin  Kadrosu  1912-1922,  Türk  Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1993.

GÜNESEN,  Fikret;  Çanakkale  Savaşları,  Kastaş  Yayınları,  İstanbul, 1986.

GÜRALP, Şerif; Çanakkale Cephesinden Filistin’e, İstanbul, Güncel Yayıncılık, 2003

HAMILTON, Ian, Gelibolu Hatıraları 1915 (Çev. Ed. Andaç Uğurlu),Örgün Yayınevi,İstanbul,2005

JAMES,  Robert  Rhodes;  Gelibolu  Harekâtı,  Çev.  Halûk  V.  Saltıkgil,

Belge Yayınları, İstanbul, 1965.

LOREY, H., Türk Sularında Deniz Hareketleri, Cilt II, Boğazlar Etrafında Mücadele, Çeviren: Dz. Kurmay Albay Tacettin Talayman, T.C. Deniz Basımevi, 1946.

MÜTERCİMLER,Erol,Korkak Abdül’den Coni Türk’e Gelibolu 1915,Alfa Yayınları,İstanbul,2005

OGLANDER, Aspinall C. F.; Büyük Harbin Tarihi, Çanakkale, Gelibolu Harekâtı, c. I., (Çev.: Tahir Tünay) Askerî Matbaa, İstanbul, 1939.

 Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri, Cilt II,Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın No:73,Anakara,2005

Özgür Aşkar(2007), OSMANLI DEVLETİ’NİN ÇANAKKALE CEPHESİ’NDE ASKERÎ DONATIMI(Gemiler, Tabyalar-Toplar),Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Türkiye’den Çanakkale’ye Anılarla Bakış(Ed. Nebahat Yıldız), Çanakkale Turizm ve Tanıtma Derneği Yay. No:2, İzmir,2003.

               


[1] BDHTH, c. V/1, s. 120,121.

[2]Karatepe günümüzde Çanakkale-İzmir Karayolu üzerindeki Gökçalı Köyü sınırları içinde bulunan bir mevkiidir.

[3] BDHTH, c. V/1, s. 133, 134.(Bergos, günümüzde Ezine ilçesine bağlı olan Bergaz Köyüdür. Yöre halkı tarafından Ezine Bergazı olarak da isimlendirilir)

[4] BDHTH, c. V/1, s. 138.

[5] BDHTH, c. V/1, s. 140.

[6] Özgür Aşkar(2007), OSMANLI DEVLETİ’NİN ÇANAKKALE CEPHESİ’NDE ASKERÎ DONATIMI

(Gemiler, Tabyalar-Toplar),Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

[7] Çanakkale ve Fransızlar, George H. Cassar(Çev. Nejat Dalay), syf.217,218

[9] a.g.e. syf.185

[10] Çanakkale ve Fransızlar, George H. Cassar(Çev. Nejat Dalay), syf.205,206

[11] Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri, Cilt II, syf. 164.

[12] BOA, HR. MA, 1141/101

[13] Hermann Lorey., Türk Sularında Deniz Hareketleri, Cilt II, Boğazlar Etrafında Mücadele, Çeviren: Dz. Kurmay Albay Tacettin Talayman, T.C. Deniz Basımevi, 1946. 144,159

 

[14] Korkak Abdül’den Coni Türk’e Gelibolu 1915, Erol Mütercimler, İstanbul,Alfa Basım-Yayın, 2005.

[15] Gelibolu Harekâtı,Robert Rhodes James, İstanbul 1973.

[16] Granville Fortescue(Ian Hamilton)

[17] Erol Mütercimler a.g.e syf. 120

[18] Erol Mütercimler a.g.e syf. 251-252

[19] Anılarla Çanakkale Cephesi ve Neticesi syf.46

[20] Erol Mütercimler a.g.e syf. 271

[21] Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, 1, 2, 3. Kitapların Özetlenmiş Tarihi; s.60.

[22] İsmet Görgülü; 10 Yıllık Harbin Kadrosu, s.98-99.

[23] Çanakkale Cephesinden Filistin’e, Şerif Güralp, İstanbul, Güncel Yayıncılık, 2003

[24] Şerif Güralp a.g.e.

[25] Şerif Güralp, a.g.e. syf. 16

[26] Anılarla Çanakkale Cephesi ve Neticesi, syf. 454

[27] Erol Mütercimler, a.g.e. , syf. 273

[28] Şerif Güralp a.g.e, syf. 22

[29]Anılarla Çanakkale Cephesi ve Neticesi, syf. 47

[30] Birinci  Dünya  Harbi’nde  Türk  Harbi,  V.  Cilt,  Çanakkale  Cephesi  Amfibi  Harekâtı,  2.  Kitap;

Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1978, syf.84-85.

[31] Büyük Harbin Tarihi, Çanakkale C. F Aspinall-OGLANDER, Gelibolu Harekâtı, c. I., (Çev.: Tahir Tünay) Askerî Matbaa, İstanbul, 1939. Syf.321

[32] Aspinall-Oglander, a.g.e, syf. 322

[33] Anılarla Çanakkale Cephesi ve Neticesi, syf. 47

[34] Birinci  Dünya  Harbi’nde  Türk  Harbi,  V.  Cilt,  Çanakkale  Cephesi  Amfibi  Harekâtı,  2.  Kitap;

Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1978, syf.84-85.

[35] Aspinall-Oglander, a.g.e, syf. 322

[36] Türkiyeden Çanakkale’ye Anılarla Bakış, syf.26

[37] Türkiyeden Çanakkale’ye Anılarla Bakış, syf.28

 


  8379 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

2126_Cemalettin Yıldız 10-02-2013, 09:30:22
Çok güzelbir araştırma gezisi yapmışsınız. Sizleri tebrik eder. Yeni çalışmalarınızı bekliyorum.
 
2127_satı inan 10-02-2013, 22:21:50
SAYENİZDE ŞANLI TARİHİMİZİ DOĞRU BİR ŞEKİLDE GURUR DUYARAK OKUYUP ÖĞRENİYORUM. EMEĞİ GEÇEN BÜTÜN KARDEŞLERİMDEN ALLAH RAZI OLSUN. RABBİM SAYILARINIZI ÇOĞALTSIN.
 
2128_Serdar Halis Ataksor 10-02-2013, 22:28:50
Unutulmaya yüz tutan Anadolu yakasındaki muharebeleri gündeme getirme adına detaylı olarak yaptığınız bu çalışmadan dolayı kutlarım.

Serdar Halis Ataksor
 
2129_Hülya 11-02-2013, 22:43:12
Sizleri tebrik ederim çok değerli bir çalışma olmuş.Yazdıklarınızı okurken ve fotoğraflara bakarken ecdadı hasretle anmamak elde değil.Ecdada layık torunlar olabilmek umuduyla sizleri yeniden kutlarım.Değerli abim İslam Özdemir hakkındır saygılarımla...
 
2130_salim ağkaş 20-02-2013, 20:47:49
İslam ve Onur beyleri bu kapsamlı çalşma için kutlarım inşallah bu sesler duyulur oralar ihya olur bir nebzede olsa doğru bir şeyler yapılır gelen ziyaretçilerede buraları hatırlatıp güzargahlarına eklemek muhteşem intepe topcularınıda anmaları sağlanmalı..tüm gelibolu dostlarına saygı ve sevgiler..
 
4435_Mustafa Arıkan 02-05-2014, 02:04:48
Ahmet Halit, Ethem'in ağabeyi değil, küçüğüdür.
Saygı ile.
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması : Gazze Muharebeleri ( 1.Bölüm) (Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)

04/11/2014 - 01:37 Boğaziçi’nden Çanakkale’ye Şirket-i Hayriye Vapurları (Gözde Keskin)

19/10/2014 - 06:44 Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi’nin Anafartalar Grubuna Hitabı (Osman Koç)

11/10/2014 - 10:34 Bir Çanakkale Şehidinin Hikâyesi: Koca Ali Oğlu Mustafa (Necat Çetin)

14/09/2014 - 07:01 Suçlu Sırbistan- Ayağa Kalk ! Avrupa 1914’te Savaşa Nasıl Sürüklendi ? Sleepwalkers (Uyurgezerler) Christopher Clark- Tuncay Yılmazer