Edward J. Erickson’un Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu Kitapları Üzerine (Askeri Tarihte Yeni Yaklaşımlar, Yeni Eleştiriler) ( Mehmet Beşikçi)

Tarih: 20/03/2011   /   Toplam Yorum 4   / Yazar Adı:      /   Okunma 14916

Erickson’un Gelibolu cephesindeki Osmanlı zaferine dair yorumu, bu savaşa yaklaşımda Osmanlı perspektifini ya değerlendirmeye gerek duymamış ya da buna imkân bulamamış Batılı tarih yazımındaki dengesizlikleri düzeltici ve boşlukları doldurucu bir katkı yapma potansiyeline sahiptir. Ama yine hemen belirtilmelidir ki, benzer dengesizlikler ve boşluklar, kendi dünyası içine bilerek hapsolmuş olan halihazırdaki Osmanlı/Türk perspektifinde de vardır ve bu anlamda benzer bir etkinin burada da oluşması beklenebilir. Özellikle Gelibolu zaferinin, popüler-milliyetçi söylemin de itmesiyle son yıllarda pek çok amatör/popüler tarih kitabına konu olduğunu, bu kitapların da yanlı tutum ya da yetersiz araştırmaya dayanma nedeniyle pek çok efsaneyi yeniden ürettiklerini hesaba kattığımızda, boşluk doldurma ve efsane çürütmenin Osmanlı/Türk tarihyazımı için de aynı derecede elzem olduğu su götürmez.(M.B.)

 

Askeri tarih, Osmanlı/Türk tarihyazımının en yavaş gelişen çalışma alanlarından biri olmaya devam etmektedir ve dünyadaki iyi örneklerle kıyaslandığında, Osmanlı/Türk tarihindeki zengin malzeme bolluğuna rağmen, bu alanda gerek akademik ilgi ve gerekse de vasıflı ürünler açısından ciddi bir kısırlık göze çarpmaktadır. Dünya tarihçiliğinde artık sosyal ve siyasal tarih alanlarından ayrı düşünülemeyen ve üniversitelerin tarih bölümlerinde popülaritesi giderek artmakta olan askeri tarih alanı, Türkiye’de hâlâ, genellikle “askerlerin yapması gereken bir iş” olarak görülmeye devam etmekte, dolayısıyla da akademik tarihçilikteki “marjinal” statüsünden bir türlü kurtulamamaktadır.[1] Oysa, bilhassa konu Birinci Dünya Savaşı gibi bir “topyekûn savaş” olduğunda; yani, savaşan ülkelerin savaş için toplumun bütün kaynaklarını seferber ettiği ve cephe ile cephe gerisi arasındaki ayrımın giderek belirsizleştiği çok-boyutlu bir çatışma dönemini tarihsel araştırmanın nesnesi yapmak gerektiğinde, sosyal ve siyasal tarihçilik alanlarından beslenen ve aynı zamanda da o alanlara katkı yapan nitelikli bir askeri tarih perspektifinin önemi tartışılmazdır. Türkiye’deki tarihçilik böylesi bir perspektifin sıkıntısını ciddi bir şekilde çekmektedir. Ayrıca, Birinci Dünya Savaşı hakkında Avrupa ve Amerikan tarihçiliğindeki bitip tükenmek bilmeyen dinamizmin ortaya çıkardığı “genel tarih” türündeki çalışmalarda Osmanlı Cihan Harbi deneyiminin hâlâ çok yetersiz bir ilgi görmesinin ve bu deneyimin dünya tarihçiliğine bir türlü entegre olamamasının önemli nedenlerinden biri de bu sıkıntıdır.       

 

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusu üzerine çalışmaları yayınlanan Edward J. Erickson   bu sıkıntının farkında gözükmektedir. Zira son kitabının önsözünü, yukarıda sözü edilen, dünya tarihçiliğinin Osmanlı Cihan Harbi deneyimine ilgisizliği meselesinde, Birinci Dünya Savaşı tarihçiliğinde neredeyse bir “otorite” kabul edilen ünlü tarihçi John Keegan’in “gaf” sayılabilecek bir tespitiyle açmaktadır. Keegan, Cihan Harbi’nde büyük yıkıma uğramış Rusya ve Türkiye’nin, savaşa dair genel resmi tarih çalışmaları yayınlamamış olduğunu söylemektedir.[2] Bu tespite karşılık olarak Erickson, Türkiye’nin böylesi bir genel resmi tarih ürettiğini,[3] ama çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye dışında bu çalışmaların bilinmediğini belirtmektedir.

 

Erickson bu nedenleri kısaca açıklarken, çalışma alanı olarak neden bu alanı seçtiğini ve çalışmalarındaki temel niyetinin ne olduğunu anlamamızı sağlayacak ipuçları da sunmaktadır. İlk olarak, Türkçe bilmemek meselesi, genel resimde Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini anlamaya çalışma sorunsalında daha baştan “dışarıdan” bir yaklaşıma yol açacak ve Türkçe yazılmış devasa miktardaki dokümanın görmezden gelinmesine neden olacaktır. Ama öte yandan, Türkçeye vâkıf olunduğunda da, mevcut basılı malzemenin kendine özgü “doğası” nedeniyle Türkiye dışındaki araştırmacılara ulaşamama olasılığı yüksektir. Zira, Erickson’un da belirttiği gibi, savaşın askeri boyutuna dair Türkçede basılı genel kaynaklar Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır ve dağıtımları son derece sınırlıdır; hazırlanırken hedef okur kitlesi olarak askeri okul öğrencileri düşünülmüştür. Çok teknik bir askeri terminolojiyle yazılmış ve ayrıntılı olan bu yayınlar oldukça dağınık bir yapı arzetmektedirler ve “compact” bir versiyonları yoktur. Cihan Harbi’ne dair “askeri harp tarihi” türünden yayınlar üzerine bir bibliyografya çalışması da yapmış olan Erickson’un belirttiğine göre, dünyada Türkiye dışında hiçbir ülke kütüphanesinde bu eserleri toplu halde bulmak mümkün değildir.[4]  

 

Dolayısıyla, denilebilir ki, Erickson’un yapmaya çalıştığı işlerden ilki, bu dağınık ve erişilmesi zor külliyattan, akademik ve genel okuru hedefleyen derli toplu bir genel tarih çalışması çıkarmak olmuştur. Alanın halihazırdaki durumunu bilenler için bu, çok önemli ve değerli bir çabadır. Zira, Erickson’un Cihan Harbi’nde Osmanlı ordusunun genel resmini çizmeye çalıştığı ilk kitabı,[5] Osmanlı ordusunun iç örgütlenme yapısı, savaşın yıl yıl değişen resmi ve tek tek muharebelerin bu genel resme yerleştirilmesi gibi noktalar açısından başarılı bir sentezdir. Ama belki de sözü edilen eserin bu anlamda asıl katkısı, Cihan Harbi’nde Osmanlı askeri deneyimi konusunda, akıl almaz düzeylere varan tutarsızlıklar, karışıklıklar ve bilinçli çarpıtmalar içeren istatistikler ve sayılar meselesinde soğukkanlı çıkarımlar yapmaya çalışmasıdır. Savaşta Osmanlı tarafının toplam asker zayiatı, seferber edilen toplam asker sayısı ya da belli bir muharebedeki ölü sayısı gibi çok temel sayısal bilgilerde bile büyük karışıklıklar/tutarsızlıklar mevcuttur. Erickson’un çalışması bu alanda bir toparlama yapması, tutarsızlıklardan makul tutarlılıkta sonuçlar çıkarmaya çalışması ve bu bilgileri tablolara dökmesi açısından neredeyse bir referans kitabına dönüşmüştür.

 

Ama Erickson’un asıl sorunsalını, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı askeri gücü hakkındaki iddialı tezi oluşturmaktadır: Erickson’a göre, Cihan Harbi’nde Osmanlı ordusu, beklentilerin aksine oldukça iyi bir performans ortaya koymuştur. Balkan Savaşları’ndan neredeyse bozguna uğramış olarak çıkan Osmanlı ordusu,[6] kısa zamanda kendini toparlayabilmiş ve çok-cepheli bir çarpışma olan dört yıllık savaş süresince, sadece düşmanlarını değil kendi müttefiklerini de şaşırtan bir dayanıklılık sergilemiştir. Rusya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan, Sırbistan ve Romanya gibi ülkelerin orduları savaş bitmeden havlu atarken, Osmanlı ordusu Mondros Mütarekesi’nden sonra bile savaşa devam edebilecek direnci gösterebilmiştir. Eric Hobsbawm’ın yıllar önce yaptığı kısa bir gözlemi yankılayan bu tezi[7] Erickson, ayakları üzerine oturtmaya ve ona sağlam bir belgesel temel kazandırmaya çalışmaktadır. Bu tezi temellendirirken Erickson aynı zamanda Avrupa-merkezli tarihyazımıyla da polemiğe girer: Zira, Batılı tarihçiler ya bu tespiti hiç yapamayıp Osmanlı gücünü küçümseyegelmiş, ya da Osmanlı gücüne kredi vermeleri gerektiğinde bunu “dışsal faktörlere”, örneğin İtilaf güçlerinin beceriksizliği ya da Osmanlı ordusundaki Alman subayların katkıları gibi etmenlere atfetme eğiliminde olmuşlardır.

 

Erickson’un son kitabı, hem daha önceki çalışmasında dillendirdiği bu tezin belgesel zeminini genişletmeye, hem de sözü edilen tarihyazımıyla polemiğe devam etmeye çalışıyor. Bu sefer “karşılaştırmalı” bir yöntem kullanan Erickson, Cihan Harbi’ndeki dört muharebeyi örnek olay alarak, Osmanlı ordusuyla, Osmanlıların baş hasmı Britanya imparatorluk ordusunun muharebelerdeki “etkin güçlerini” karşılaştırıyor ve tezini daha gerçekçi bir içerikle doldurmaya çalışıyor. Osmanlı ordusunun Balkan Savaşları sonrasındaki yeniden yapılanma sürecini inceleyen 1. Bölüm’den sonraki bölümleri oluşturan bu örnek olaylar, Gelibolu 1915 (2. Bölüm), Kutü’l-Amare 1916 (3. Bölüm), Üçüncü Gazze–Birü’s-seba 1917 (4. Bölüm) ve Nablus/Megiddo 1918 (5. Bölüm) muharebelerinden oluşmaktadır. İlk ikisinde, yani savaşın ilk iki yılında, Osmanlı güçleri Britanya güçlerine belirgin bir üstünlük sağlarken, üçüncüde önemli bir gerileme yaşanmış ve son muharebede ise Osmanlı güçleri bozguna uğramıştır. 

 

“Etkin güç” kavramıyla kastedilen şey, hedeflenen muharebe amaçlarının gerçekleştirilebilme yeteneğidir. Bu noktada Erickson, kullandığı bu kavramla, ülkelerin genel anlamda savaşa hazırlanma ve savaşı yürütmesini içeren “askeri etkin güç” kavramının birbirinden ayırt edilmesi gerektiğini, kendisinin baktığı şeyin çok daha dar kapsamlı bir muharebe boyutu olduğunu söylemektedir. Muharebe düzeyindeki etkin güç karşılaştırması ölçütlerini ise liderlik, talim ve deneyim, taktik ve operasyon doktrinleri, ve muharebe alanında teşkilatlanma şeması olarak dört başlık altında toplamaktadır. Özellikle Balkan Savaşları’ndan alınan derslerle Osmanlılar bu alanların hepsinde revizyona ve yenileşmeye gitmiş ve bunun olumlu sonuçlarını da savaşın ilk yıllarında muharebe alanlarında almışlardır. Bu alanlardaki dönüşüm dinamizmi kaybolmaya başladığında, ya da tersinden söylenirse, rakip Britanya kuvvetleri Osmanlılara kıyasla bu konulardaki yeteneklerini artırdıklarında ise Osmanlılar kaybetmeye başlamışlardır.

 

Bu noktada Erickson odak noktasını daha da daraltarak, lojistik ve moral gibi çok önemli diğer iki ölçütü, birincisi daha çok askeri etkin güçle ilişkili olduğu, ikincisinde de Osmanlılarla Britanyalılar arasında belirgin bir fark ortaya çıkmadığı gerekçesiyle, ikinci planda tutacağını söylemektedir. Bu daraltmalarla Erickson, çizeceği resmin, her ne kadar kendi içinde tutarlı da olsa, eksik bir resim olacağını daha baştan ima etmektedir. Öte yandan, Birinci Dünya Savaşı bağlamında Erickson’un tezinin temellendirilmesinden, aslında askeri tarih perspektifinin sosyal ve ekonomik tarihe taşacak şekilde sınırlarını zorlamasını bekleyen okurlar da bu noktada belli bir hayal kırıklığı yaşamaktadır. Çünkü, bir topyekûn savaş koşullarında herhangi bir askeri başarı argümanı, aslında saf askeri tarihe bakmaktan daha fazlasını ele almayı gerektirir. Örneğin, dört yıl süren çok-cepheli bir insan öğütme makinesi olan Cihan Harbi’nde sürekli asker seferber etme kapasitesi, askeri başarının olmazsa olmazlarındandır. Zira bizzat Erickson da bunu kabul etmekte, Osmanlı ordusunun 1917’den sonra düşüşe geçmesinin temel nedenlerinden birinin, azalan asker sayısının takviye edilememesinde yattığını belirtmektedir. Ne var ki, zafer ya da yenilgide böylesi önemli bir rolü olan bu etmenin analizi cephe gerisi toplumsal mobilizasyon pratiklerini de genel resme dahil etmeyi gerektirir. Aynı şey ordunun iaşesinin sağlanması ya da lojistik takviye kapasitesi noktalarında da geçerlidir. Cihan Harbi, savaşın bir “askerlik sanatı”ndan ibaret olmadığı, toplum ve ekonomiyi savaşa hizmet edecek şekilde idare etme sanatı haline de geldiği bir savaştı.  

 

Bununla birlikte, yukarıda bahsedilen hayal kırıklığı Osmanlı askeri tarihçilik perspektifinin nitelik değiştirememesi meselesiyle ilgilidir, bir kapsam sorunu değildir. Yoksa Erickson’un çalışmasının sınırlarını gayet net biçimde çizmesi bir eksiklik değildir; kaldı ki bu sınırlar içerisinde gayet tutarlı bir anlatı da sunmaktadır. Kitabın en güçlü taraflarından birinin, özellikle Osmanlı ordusunun başarı sağladığı cephelerin analizinde, Batılı tarihçilerin süregiden önyargılarının çürütülmesi olduğunu belirtmiştik. Bu anlamda, Gelibolu cephesi üzerine olan 2. bölüm bilhassa ilgi çekicidir. Çünkü Gelibolu’da Osmanlı tarafına zaferi getiren, İtilaf güçlerinin beceriksizliği ya da Alman subaylarının etkin rolü değildir. Bu etmenlerin belli bir katkısının olduğu elbette söylenebilir. Ama asıl neden Osmanlı ordusunun aldığı gerçekçi önlemlerde yatmaktadır. Öncelikle, Erickson’un 1. bölümde de açıkladığı gib, Osmanlı askeri yapısı Balkan yenilgisinden dersler çıkarmaya çalışmış ve orduda bazı reformlara gidilmiştir. Komuta kademesinin eğitimli genç subaylarla yenilenmesi, müstakil ihtiyat birliklerinin lağvedilip aktif birliklere entegre edilmesi, askeri talimlerde reformlar yapılması bunlara birkaç örnektir. Ayrıca, Gelibolu’daki Osmanlı birlikleri, gerek komuta kademesi gerekse de erler açısından iyi eğitimli ve diri birliklerdir. Ek olarak, bu cephede muhtemel savaş hazırlıklarının ta Balkan Savaşları’ndan beri yapılmış ve sonrasında gözden geçirilmiş, buradaki istihkâmların Cihan Harbi’nin hemen öncesinde güçlendirilmiş olması da diğer katkılardır. Elbette, zorunlu askerlik sistemine sahip olmayan ve barış zamanı düzenli birlikler beslemeyen Britanya imparatorluk kuvvetlerinin acemiliği ve de komuta kademesinin beceriksizliğini de hesaba katmak gerekir. Nihayet, Cihan Harbi’nin kısa sürede bir savunma savaşı kimliği geliştirdiği de unutulmamalıdır.  

 

Erickson’un Gelibolu cephesindeki Osmanlı zaferine dair yorumu, bu savaşa yaklaşımda Osmanlı perspektifini ya değerlendirmeye gerek duymamış ya da buna imkân bulamamış Batılı tarihyazımındaki dengesizlikleri düzeltici ve boşlukları doldurucu bir katkı yapma potansiyeline sahiptir. Ama yine hemen belirtilmelidir ki, benzer dengesizlikler ve boşluklar, kendi dünyası içine bilerek hapsolmuş olan halihazırdaki Osmanlı/Türk perspektifinde de vardır ve bu anlamda benzer bir etkinin burada da oluşması beklenebilir. Özellikle Gelibolu zaferinin, popüler-milliyetçi söylemin de itmesiyle son yıllarda pek çok amatör/popüler tarih kitabına konu olduğunu, bu kitapların da yanlı tutum ya da yetersiz araştırmaya dayanma nedeniyle pek çok efsaneyi yeniden ürettiklerini hesaba kattığımızda, boşluk doldurma ve efsane çürütmenin Osmanlı/Türk tarihyazımı için de aynı derecede elzem olduğu su götürmez.

 

Bu noktada Erickson’un çalışmasına yöneltilebilecek bir diğer eleştiri, Osmanlı perspektifini ciddiye almamış olan Batılı tarihyazımıyla girdiği isabetli polemikle kıyaslandığında, Osmanlı/Türk tarihyazımına yöneltmesi beklenen eleştirileri dillendirmede aynı doğrudanlığı göstermemesi, deyim yerindeyse bunu yapmayı okura bırakmasıdır. Daha doğrusu, aldığımız izlenim şudur ki, kullandığı kaynak malzemelerin önemli bir kısmını aslında cumhuriyet döneminde yazılmış matbu yayınların (Genelkurmay harp tarihi yayınları) oluşturmasına rağmen, Erickson bu yayınlara “basılı kitap” değil de, sanki “arşiv belgesi” muamelesi yapmaktadır. Erickson’un ilgilendiği, bu yayınların belgesel içeriğidir. Oysa bu belgesel içeriği anlatının bütünselliğinden tecrit etmek mümkün müdür? Bu durumun bir sonucu olarak, Erikcson’un çalışmasında, bu yayınların bütünsel yaklaşımına dair tarihyazımı bağlamında herhangi bir eleştirel analiz yer almamaktadır. Bu ise yazarın, önemini vurgulamasına rağmen bazı çok önemli somut bilgilere neden doyurucu bir şekilde ulaşılamadığı sorusunu sormamasına neden olmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse, bilhassa 1917’den itibaren, ordunun gerilemesinin temel sebeplerinden birinin, miktarı giderek artan firarlar olduğu belirtilmekte (s. 129), ama bu önemli nokta tatmin edici bir istatistik bilgisiyle temellendirilmemektedir. Bu önemli ayrıntı için, Ahmed Emin Yalman’ın 1930 tarihli kitabındaki yuvarlak hesabı dışında,[8] resmi harp tarihi yayınlarında neden daha tatmin edici bir istatistik bilgisi bulunmadığı sorusu kitabı okuyanların aklına haklı olarak gelmektedir.

 

Sonuç olarak, Erickson’un çalışması, Cihan Harbi dönemi Osmanlı askeri tarihçiliği üzerindeki ölü toprağını silkeleme ve onu dünya tarihçiliğine entegre etme yönünde değerli bir katkıdır. Öte yandan, askeri tarihçiliğin daha disiplinlerarası bir yaklaşımla sınırlarının genişletilmesi beklentisi açısından bakıldığında ise, gidilecek uzun yolda Erickson’un bize çok mesafe aldırmadığı söylenebilir. Bu bağlamda, Erickson’un gerçekten ilginç tezinin, ekonomik ve sosyal tarih perspektiflerini askeri tarih perspektifiyle birleştiren bir sentez çalışması tarafından değerlendirilmesi, iyi bir ikinci adım olabilir.            

 

 

Bu makale Tarih ve Toplum: Yeni Yaklaşımlar, Dergisi no. 5 (Bahar 2007) sayısında yayımlanmış, yazarın izniyle siteye konulmuştur.



 

[1] İngilizcedeki, “military history is to history as military music is to music” (askeri tarihin tarihle ilişkisi, askeri müziğin müzikle ilişkisi kadardır) şeklindeki alaycı ifadenin Avrupa ve Amerikan akademyasında modası çoktan geçmiştir. Ama ne yazık ki bu deyimin Türkiye’de geçerliliğini sürdürmeye devam ettiği söylenebilir. Bununla birlikte, Osmanlı tarihçiliğinde iyi örnekler yok değildir. Bu noktada Rhoads Murphey, Virginia Aksan ve Gabor Agoston gibi araştırmacıların çalışmalarını zikretmek gerekir. Ama böylesi örneklerin hem sayısı fazla değildir, hem de ağırlıkla erken modern döneme yoğunlaşmaktadırlar. Örnek olarak bkz. Rhoads Murphey, Ottoman Warfare, 1500-1700, Londra: UCL Press, 1999 [Osmanlı’da Ordu ve Savaş, 1500-1700, çev. M. Tanju Akad, İstanbul: Homer Kitabevi, 2007]; Gabor Agoston, Guns for the Sultan: Military Power and the Weapons Industry in the Ottoman Empire, New York: Cambridge University Press, 2005 [Barut, Top ve Tüfek: Osmanlı İmparatoluğu’nun Askeri Gücü ve Silah Sanayisi, çev. M. Tanju Akad, İstanbul: Kitap Yayınevi, 2006]; Virginia Aksan,  “Ottoman War and Warfare, 1453-1812”,  Jeremy Black (ed.), War in the Early Modern World, Berkeley: University of California Press, 1999, s. 147-175. Bu tarihçilerin hepsinin Batı üniversitelerinde çalıştığını ve İngilizce yazdıklarını da belirtmek gerek.

 

[2] John Keegan, The First World War, New York: Alfred A. Knopf, 1999, s. 449.

[3] Örneğin bkz. Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, 8 cilt, Ankara: Genelkurmay Başkanlığı Basımevi, 1970.

[4] Bkz. Edward J. Erickson, “The Turkish Official Military Histories of the First World War: A Bibliographic Essay”, Middle Eastern Studies, 39 (3) (Temmuz 2003): 190-198.

[5] Bkz. Edward J. Erickson, Ordered to Die: A History of the Ottoman Army in the First World War, Westport, CT: Greenwood Press, 2001 [Türkçe çevirisi için bkz. Size Ölmeyi Emrediyorum: Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu, çev. M. Tanju Akad, İstanbul: Kitap Yayınevi, 2003.]

[6] Bkz. Edward J. Erickson, Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912-1913, Westport, CT: Greenwood Press, 2000.

[7] Hobsbawm Osmanlı ordusunun Birinci Dünya Savaşı’nda “büyük güçlerin ordularına, dikkati çekecek derecede zorluklar çıkardığını” ileri sürmüştü. Bkz. Eric J. Hobsbawm, Age of Empire, Londra: Abacus, 1994, s. 283. Erickson’un çalışmalarında, bu gözlemden haberdar olduğuna dair bir dipnota rastlanmıyor.

[8] Ahmed Emin [Yalman], Turkey in the World War, Nev Haven: Yale University Press, 1930. Yalman’ın hesabı, toplam firari sayısının 500.000 civarında olduğudur. Bkz. Erickson, Ordered to Die, s. 243. Bu rakamı, yine Erickson’un verdiği, savaş boyunca seferber edilen toplam asker sayısı olan 2.900.000 ile karşılaştırdığımızda, şaşırtıcı derecede fazla olduğu görülür. Meşruluğundan emin olmak için, bu istatistiksel bilginin yeni çalışmalarla yeniden kontrol edilmesi ve temellendirilmesi gerekmektedir.


  14916 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

1534_Zekeriya Türkmen 20-03-2011, 11:08:11
Edward J. Erickson, Türk tarihi konusunda tarafsız bir gözle olayları yorumlamaya çalışan bir ABD'li askerî tarihçi. Ancak onun da eksikliği Osmanlıca bilmemesi. Türkçeyi de çok az biliyor olması da buna eklenebilir.Bundan dolayı ikinci elden kaynakları kullanmak durumundadır. Kendisine dolaylı yoldan da olsa arşiv konusunda destek verilmiştir. Bütün bunlara rağmen bir batılı kaleminden çıkmış olmasından dolayı yazdıkları, bizler gibi Türk araştırmacıların yazdıklarından daha itibarlı tutulmuş, dolayısıyla onun daha da tanınmasını sağlamıştır. İkinci elden kaynakları kullanarak yazmış olsalar da bu tür araştırmacıların artması temennimizdir. Bizden değil de onlardan biri tarafından böyle eserler yazılmış olması, gelecekte -belki- biz Türklere karşı Batılılarca oluşturulmuş olan önyargının zaman içerisinde ortadan kalkmasına katkıda bulunacaktır diye düşünüyorum. Erickson diğer bir kısım tarihçiler gibi oturduğu yerden değil de, hiç olmazsa yılda, iki yılda bir ülkemize gelerek ikinci elden de olsa kaynakları görerek bu eserleri kaleme alan bir kişidir, diğer yandan bunnları yaptığı için kendisine teşekkür etmemiz gereken bir askerî tarihçidir. Eserleri batı dünyasının askerî akademilerinde itibar gören bir kişidir. Justine Mc Carthy gibi bize müzahir olan bu gibi kişilerin artması temennimizdir. Saygılarımla...
Dr. Zekeriya TÜRKMEN
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)

04/11/2014 - 01:37 Boğaziçi’nden Çanakkale’ye Şirket-i Hayriye Vapurları (Gözde Keskin)

19/10/2014 - 06:44 Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi’nin Anafartalar Grubuna Hitabı (Osman Koç)

11/10/2014 - 10:34 Bir Çanakkale Şehidinin Hikâyesi: Koca Ali Oğlu Mustafa (Necat Çetin)

14/09/2014 - 07:01 Suçlu Sırbistan- Ayağa Kalk ! Avrupa 1914’te Savaşa Nasıl Sürüklendi ? Sleepwalkers (Uyurgezerler) Christopher Clark- Tuncay Yılmazer

06/09/2014 - 07:14 Bilgeliğin Yedi Sütunu- Thomas Edward Lawrence (Nagihan Haliloğlu)