Sarı Sessizlik-Sarıkamış 1914: Bir Kayboluş Romanı-Cihangir Akşit (İsmail Bilgin)

Tarih: 15/02/2011   /   Toplam Yorum 1   / Yazar Adı:      /   Okunma 10667

Sarıkamış-Beyaz Hüzün” kitabımı yazarken kaynak sıkıntısı çekmiştim. Piyasada özellikle bilinen Sarıkamış kitapları dışında bir yenisi yoktu… Sonrasında bu konuda pek çok kaynak ve roman yayınlandı. Söz konusu eserlerin çoğunu takip ediyordum. Yukarıda künyesini verdiğim kitabı görmüş ama okumamıştım. Daha sonra dostum Tuncay Bey de bu kitaptan bahsedince, “Geliboluyu Anlamak” sitesinin okuyucuları için değerlendirmek gerektiğini düşündüm.
....... Sarıkamış Harekatı’nı, o elim seferi anlatmak aslında hiç de kolay değil… Özellikle pek çok yürek burkan olayın yaşandığı harekâta, başka bir açıdan bakan yazarın emeğini saygıyla karşılamak gerekir diye düşünüyorum. Nice Sarıkamış kitaplarının yazılması inancıyla, bir kez daha bu harekât esnasında şehit düşenleri rahmetle anıyorum. Asla unutulmayacaklar. (İ.B.)

 

“Sarıkamış-Beyaz Hüzün” kitabımı yazarken kaynak sıkıntısı çekmiştim. Piyasada özellikle bilinen Sarıkamış kitapları dışında bir yenisi yoktu… Sonrasında bu konuda pek çok kaynak ve roman yayınlandı. Söz konusu eserlerin çoğunu takip ediyordum. Yukarıda künyesini verdiğim kitabı görmüş ama okumamıştım. Daha sonra dostum Tuncay Bey de bu kitaptan bahsedince, “Geliboluyu Anlamak” sitesinin okuyucuları için değerlendirmek gerektiğini düşündüm.

 

Kitabın Özeti:

Roman Erzurum bölgesindeki kıtalardan seçilmiş bir gösteri bölüğünün teftişi ile başlıyor. Bu bölüğe ait bir takımın başında Mülazım Sacit vardır. Bölük genel bir teftişe hazırlanacaktır. Ancak teçhizat ve silahlar geçici olarak sadece teftiş için sağlanmıştır. Bu bölük ile alaylı yüzbaşı (İsmi yok, ibilgin) teftiş sırasında göze girmeyi amaçlamaktadır. Bölük denetime hazırlanırken Sacit askere gayet müşfik ve adaletli davranır. Ancak yüzbaşı bu konuda Sacit’i sık sık uyarır. Aralarında askere nasıl davranılacağı konusunda anlaşmazlık baş gösterir. Sacit’e kötü davranmaya başlar. Hatta ondan bazı sahte düzenlemelerin evrak üzerinde yapılmış gibi göstermesini ister. Yüzbaşının tek amacı vardır; üstlerinin gözüne girerek yükselmek istemektedir. Askerin durumu ile ilgilenmez. Savaş hazırlığı yapıldığı dönemde dahi kendi rahatını ve kariyerini düşünür. Bencil biridir. Askerlik sanatının son gelişiminden ve yeniliklerden haberdar değildir. Eski usule göre komutanlık yapar. Bu eski usulleri Sacit’in de yapması için baskı kurmak ister. Doğruları, gerçekleri üst komutanlarına söyleyemez. Sınıra gönderilmekten korkar. Denetlemelerde her şey kağıt üstünde tamdır, harikadır. Görünürde her şey mükemmeldir. Bu yüzden yüzbaşının komutanı Miralay ve dolayısıyla Sacit de takdir edilir. Yüzbaşı burada kalıp eğitim bölüğünde görevini sürdürmek ister. Bu konuda Miralayın da iznini alır. Yanına Sacit’in de verilmesini ister. Çünkü her işi Sacit yapmakta ve yüzbaşı da onun sayesinde başarılı görülmektedir. Ancak Mülazım Sacit eğitim bölüğünde kalmayı istemez. Sınırda görev almayı tercih eder.

“İstemem Kumandanım. Müsadenizle benim yerim bölüğümün başıdır, savaşçı kalmak istiyorum. Sağ olun.

Miralay umursamaz bir şekilde konuştu:

Sen bilirsin, kendi düşen ağlamazmış. Madem öyle düşünüyorsun o halde git soğuğun ortasına, sen buna ziyadesiyle müstahaksın.

Sonra öfke içinde dönüp gitti, s 22”

 O günlerde kar yağmaya başlar. Bayramdaki izin sürecinde bölüğe, 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşadan bir telgraf gelir… Osmanlı Filosuna Rusların saldırdığını bildirir. Birliklerin her an teyakkuz halinde olmasını ister. Bu telgraftan yüzbaşı panikler. Savaşın çıkacağından korkar. Sacit ise bunu beklemektedir. Derhal eğitimlere başlar. Bu arada “kışla imamı” karlar üzerinde namaz kıldırır ve dua ederek askeri gazaya karşı teşvik eder.

Askerin bir kısmının Erzurum’dan Pasinler’e (Hasankale) hareket etmesi emredilir. Yüzbaşı Pasinlere gidecek olan Sacit’ten bir isteği olup olmadığını sorar. Sacit de;

“Evet var. İleride benim gibi mülazımlar tekrar emrinize girerse onların da bir insan olduğunu unutmayın ve onları gerçekten sevin! Subaylar da astsubaylar da Mehmetçik’tir. Onların gelişmesine, yetişmesine katkıda bulunun. Astlarınızla gönül bağı kurmak sizi aşağılatmaz, aksine yüceltir! s 51.” der.

Sacit bölük komutanı olur. Kışla kumandanı da onun yerine İttihatçı diye bilinen Mülazım Rıdvan Efendiyi alır. Sacit kışlada kendisini takdir eden Kolağası(önyüzbaşı) ile helalleşir (Kolağasının da ismi yoktur, ibilgin). Gitme hazırlığı içindeki mülazım zaman zaman geçmişe dalar. İstanbul’daki ailesini özler. Bu arada iki er silahlarıyla firar eder. Bölük Erzurum’dan ayrılır. Pasinler’e doğru yürüyüşe başlanır. Sacit henüz hangi tabura, hangi fırkaya (tümen) ait olduğunu bilmeden toplantıya çağrılır. Toplantıya gittiğinde bölüğü Rus teyyarelerinin hücumuna uğrar.  Gelen komutanlar askerlerini dağıtmamıştır. Bir tek Sacit’in bölüğü dağınıktır. Bu durum fırka(tümen) komutanı tarafından takdir edilir.

Askerler sınıra yollanmıştır. Teyyare saldırısında bölüğünden iki şehit ile üç yaralı vardır.  Şehitleri gömerler. Yola devam ederler. O esnada Fırka Kumandanı Şeref Beyin (rütbesi belli değil, ibilgin) cephede görev alınacağı emri gelir. Asker cephede beklerken askerler kardan teyemmüm alarak namaz kılarlar. Daha sonra Yüzbaşı Cemil’den görevi alırlar. Cehennem Sırtları adı verilen yerde cephenin merkezinde görev yapacaklardır. Mirlivanın emrindedirler. Yüzbaşı Cemil Mirlivanın alayın iyi birisi olduğunu ancak yardımcısı Miralay Gültekin’in(adını ilerleyen sayfalarda öğreniyoruz.) ise tam tersi insanı satan bir Bağdatlı olduğunu belirtir. Miralay Sacit’in karargahtaki yüzbaşısıdır. O da cepheye yollanmıştır.

Bir gece Ruslarla çarpışmaya girilir. Sacit’in bölüğünden toplam on altı kayıp vardır. Yaralılar için araba ve tabip ister. Ancak beklenen yardım bir türlü gelmez. Üstelik tabip cephedeki çarpışmalardan korkar ve gerideki siperlerin bir yerinde saklanır. Tabibe çıkışan Sacit onu yaralıların yanın getirir, diğer yaralıların yanına gitmesi için bir eriyle onu görevlendirir. Mirliva, Sacit’in ayazda askerine çorba pişirmesi için ateş yaktırmasını takdir eder. Ancak yardımcısı olan Miralay Gültekin ise Sacit’e olan düşmanlığı devam etmektedir. Taarruz hazırlığındaki Rusların karşısında yer alan Sacit ve bölüğünü Mirliva ve yardımcısı Miralay Gültekin ziyaret eder. Onlarla beraber çorba içerler. Bir isteği olup olmadığını soran Mirliva’ya Sacit eksiklikleri ve harekat ile ilgili düşüncelerini çekinmeden cesurca söyler. Bu durma Miralay Gültekin öfkelenir. Sacit’e neden eksikleri söyledin diye çıkışır.  Miralayın biraz da Mirlivanın zorlaması ile gönderdiği takdirnameyi Sacit yırtar atar.

 Rusların karşı saldırısında Sacit yaralanır. Bir er kendisini kendi siperlerine dek taşır. Bölüğüne kavuşur. Kısa süre sonra Ruslara taarruz edilecektir. İyileşen Sacit bölüğü ile en uç noktaya ulaşır. Ancak çevresindeki diğer bölükler geri çekilmek zorunda kalınca kendi bölüğü ileride tek birlik olarak kalır. Ayrıca Miralay Gültekin’den gelen emirde geri çekilmesi istenir. Sacit istemeye istemeye geri çekilir. Miralay kendisini emirlerini geç uyguladığı için divan-ı harbe vermekle tehdit eder. Tartışırlarken Mirliva çıkagelir ve Miralaya hatalı olduğunu neden birlikleri geri çektiğini sorar. Sacit’i ise tebrik eder.

Rusların öncü kuvvetleri bir baskın düzenlerler. Çarpışma esnasında bir Rıs askeri Sacit’i iple boğmak isterken o, Rus erini öldürür “Baskın var!” diyerek bölüğünün baskına uğramasını önler. Ruslar geri çekilirler. Askerlerden bazıları el parmaklarını vurarak cepheden uzaklaşma niyetindedirler. Durumun farkına varan Sacit durumu bilmezlikten gelir. Ancak kararlı bir şekilde emir de verir. “Bundan sonra elinden yaralananı ben vururum.” der.

Zaman geçip gider asker doğru dürüst beslenemez. Yiyecek bulamaz. Ayrıca soğuk da gittikçe artmaktadır. Üstelik kış şartlarının daha da ağırlaşacağı bellidir. Sacit bu durumda mümkün olduğunca ileri gitmek düşüncesini taşır. Askeri bulunduğu kötü durumdan belki bu ilerlemeler kurtarır diye düşünmektedir.

Gittikçe tekdüze haline gelen saldırıların birinde top atışıyla yaralanan Miralay Gültekin ağır yaralanır. Erzurum’a sevk edildiği haberi yayılır. Fırkanın emir ve kumandansını daha genç subayın aldığı öğrenilir. Her şeye bütün olumsuzluklara karşı Sacit askerine moral aşılamaya çalışır. Onları savaşa ve sabretmeye dayanmaya hazırlar.

Kasım ayı bitmiştir. Artık kara kış iyiden iyiye bastırmıştır. Bu arada komuta kademesinde de değişiklikler olmuştur. Enver Paşanın teftişinde bulunulmak üzere geleceği bildirilir. Bu duruma Sacit çok sevinir. Çükü eksiklikleri paşaya söyleyebilecektir. Teftiş esnasında yapılan bir toplantıya katılan Sacit, Başkumandan Vekili ile Hasan İzzet Paşanın tartışmasına şahit olur. Paşa saldırının ertelenmesini ister.  Enver Paşa kendisini tehdit eder:

 “Eğer hocam olmasaydınız sizi idam ettirirdim” der. Paşayı görevden alır. Sacit de bugüne dek gösterdiği başarılardan dolayı mülazım-ı evvel(üsteğmen) rütbesine terfi eder. Bölüğe gelen başka bir emirde birliklerin Köprüköy-Koşa-İd-Narman-Oltu-Bardız-Sarıkamış istikametinde yürümesi belirtilir. Harekâttan önce eldeki son yiyecekler de dağıtılır. Sacit askere yüreklendirici bir konuşma yapar.  Yürüyüşe geçtiklerinde kar iyiden iyiye bastırır. Soğuk da artmıştır. Belli bir süre yürürler. Sonra köye sığınırlar. Burada, daha önceden köye gelmiş hastalıklı askerler vardır. Köyde yaşlı bir kadın vardır. Bu kadının kızını Ruslar götürmüş, oğulları da askere gitmiştir. Kadın onların haline acır. Bu kışta bir yere gidilemeyeceğini söyler. Sacit günlerce aç olan kadınla hamurunu paylaşır. Asker köyü terk ederken ahırların birinde kavurga bulur. Onu paylaşırlar. Yarın sabah Sarıkamış’ta olmaları gerekmektedir. Yürüyüş esnasında kendilerinden başak çevrede birlik bulunmaz. Bu arada Sacit geçmişi düşünür. İstanbul’u kardeşi Belkıs’ı hatırlar. En çok da ziyafet dolu masalar gözünün önüne gelir. Kendisi ölesiye açtır. Teğmen oluşunu, saraya davet edilişini bir bir hayal eder. Eve veda edişini düşünür.

Yürüyüş esnasında artık donma vakaları başlar. Erlerden bazıları uyur gibi soğuğa yenik düşerler. Bu durumdan büyük üzüntü duyan üsteğmen bir yerleşim bölgesine rastlar. Askerleriyle oraya sığınır. Erleri; geri dönmek gerektiğini burada telef olacaklarını söylerler. Ancak Sacit ileriye gitmekte kararlıdır. Yürüyüşe devam ederler. Bir mağaraya sığınırlar. Keşif için başçavuş askerleriyle ileri gider. Geri döndüğünde Rusların çok sayıda askere sahip olduğunu belirtir. Geri dönerken başçavuş kurtların saldırısına uğrar ve ölür. Onu mağaraya taşırlar ve orada gömerler. Artık askerin bir düşmanı daha vardır o da bitlerdir. Askeri kolayca zayıf düşürmekte, hasta etmektedirler. 

Başçavuşun yerini Tayyar isimli kıdemli bir çavuş almıştır. Ruslarla çarpışırken Sacit’in bölüğü büyük zayiat verir. Sacit de yaralanır. Gözünü açtığında etraftan ses gelmediğini ve tam bir sessizliğin hüküm sürdüğünü anlar. Etraf şehitler vardır. Kazaklarla girdikleri muharebede bazı Rus ve Kazak askerlerin cesetleri de etrafa saçılmıştır. Sacit kendi yarasını tedavi etmeye çalışır. Ancak şiddetli soğuktan dolayı hastalanmaya, öksürmeye başlar.

İstanbul da babası ile beraber yaşayan Belkıs’ın nişanlısı olan Fevzi’nin öldüğü haberi gelir.

Sacit’in yarası gittikçe ağırlaşır. Soğuk da artmaktadır. Sacit bir köye sığınır. Buraya daha önce gelmiş olan askerlerin hepsi ölmüştür. Sacit onların elbiselerine alır. Sarınır. Yola çıkmak için hazırlanırken, kendini kaybeder. Bir süre sonra birkaç sıhhiyeci er tarafından bulunur. 10. Kolordu karargahına getirilir. O sırada kolordunun subayları kuzeye doğru yürümek için planlama yaparlar. Bunu duyan Sacit çok şaşırır. Bir tabip tarafından yarası temizlenir. Kendine gelir. Plan Sarıkamış’a baskın düzenlemeyi öngörmektedir. Burada dinlenen Sacit iyileşmeye yüz tutar. Birlikler Allahüekber Dağlarına yürüyecektir. Sacit’e de kumandanı şehit düşen bir bölük asker verilir.

  Bölüğü ile Allahüekber Dağlarına doğru yola çıkan Sacit zorlu yolculuklardan sonra terk edilmiş bir köye gelirler. Evlere yerleşirler. Zorlukla soba yakarak ısınmaya çalışırlar. Tekrar yürüyüşe çıkarlar. Ellerindeki haritaya göre yol alırlar. Ancak içlerinde derin bir şüphe vardır. Kayboldukları inancı her askerin aklına gelir. Hatta “Geri dönelim.” derler. Sacit onları yüreklendirir. Yürümeleri gerektiğini söyler.  Bu arada bir er artık yürüyemeyecek durumdadır. Arkadaşları onu bir süre taşırlar sonra yol kenarına bırakırlar. “Sıhhiyeler alır.” diye düşünürler. Sırtlara tırmandıkça geride bıraktıkları er sayısı üçü bulmuştur. Bazı erler “Geri dönelim.” diyerek bu dileklerini açıkça dillendirmeye başlamıştır. Ancak Sacit onları ikna eder. Yola koyulurlar neden sonra bir köy gelirler. Sacit ihtiyar bir kadının evinde kalır. Askerleri köyün diğer evlerine dağılmıştır. Kadın elindeki son yiyeceklerle onlara çorba pişirir. Tekrar yola koyulurlar, çok şiddetli bir tipiye yakalanırlar. Bu tipide on üç er donarak şehit olur. Yürüyüş esnasında başka bir Türk birliğine rastlarlar. Onların da durumu kötüdür. Kosor’dan beri yürümektedirler. Birliğinin başındaki yüzbaşının taktı kesilmiştir. Sacit’e cüzdanını, adresini verir. Biraz da parası vardır “Bunları aileme yolla” der. Yüzbaşı daha sonra derin ve sonsuz uykuya dalar.

 Sacit’in de içinde bulunduğu kolordu Sarıkamış-Kars yolunu kesmekle görevli 10. Kolordudur. Ancak daha Sarıkamış’a varamamıştır. Bu kolordu kah Allahüekber Dağlarında kah da Beyköy’de karlar içinde erir.

Yolculuklarına inatla devam eden bölük köylerde konaklaya konaklaya Allahüekber Dağlarını aşar. Ruslarla çatışmaya başlar. Rusların yanında askerlik yapmakta olan Kazaklarla da çarpışırlar. Sacit bu çatışmalarda büyük kahramanlık gösterir.  Bazı öldürdüğü Kazakların Müslüman olduğunu öğrenince çok üzülür.

Taşlıtepe’deki Rus birliği topçu kuvveti ile Türk birliklerine büyük zarar verir. Ancak Sacit bu topçu ateşlerinden etkilenir. Ağzından burnundan kanlar gelir. Birkaç günden beri de şiddetli baş ağrıları çekmektedir. Askerleri ona iyileşmesi ve kendilerini bırakmaması için yalvarırlar. Ancak Sacit tükenmiştir. Tifüs’e de yakalanır. Onu bir ağaca dayarlar. Askerleri ona; ayakta ölmenin yakışacağını söylerler.

Bir süre sonra bozguna uğramış Türk birliğinden bazı askerler Sacit’in yanına gelir. Onun ekmeğini, hamurunu, tabancasını ve fotinlerini alırlar. “Sen nasıl olsa öleceksin ama bunlar bize lazım.” diyerek acı gerçeği dile getirirler.

 Sacit donmak üzeredir. Ama donmaması gerektiğini düşünür. Mücadele etmesi gerektiği aklına düşer. Etrafındaki çaputlara sıkı sıkı örtünür. Kendine gelir ama başı hala çok şiddetli ağrımaktadır. Bazı sesler duyar. Bunların Rus olabileceğini düşünür, esir olmamak için elinden geleni yapmaya karar verir. Artık mecali kalmayan bir katıra denk gelir. Zorlukla sırtına biner. Ne etse de katır yürümez. Akşama doğru etrafları kurtlarla sarılır. Sacit katırdan düşer. Son bir hamle yapar. Kılıcı ile katırı keser. Kanını akıtır. Kurtların katıra yönelmesini sağlayarak onlardan kurtulur. Bir müddet daha yürür. Ancak takati kesilir. Yere yıkılır. “Her şey demek buraya kadarmış” diyerek gözlerini kapar.

 İstanbul’daki evlerinde ise kardeşi Belkıs’a, babası Sarıkamış’tan bir yaralı kafilesinin pek yakında geleceğini söyler. Belkıs yaralılar içinde tesadüfen Sacit’in mektup verdiği askeri bulur. Mektupta Sacit harekâtın zor koşullarını anlatır. Geri dönüşün çok zorlu olduğunu ifade eder. Kardeşi ve babası bu mektuptan sonra adeta yıkılırlar.

Yaralı Sacit’i bir köyde yaşamakta olan Fatka Ana ve kocası bulurlar. Evlerine getirirler. Ona özenli bakım gösterirler.  Fatka Ana’nın bir küçük bir torunu vardır Adı Zincan’dır.  Fatka Ana’nın kocası ise eskiden sıhhiyelik yapmıştır. Karısı kendisine Cinci Hoca diye hitap etmektedir. Kocası Rus istasyonunda makasçılık yapmaktadır. Gelinleri ise ince hastalıktan vefat etmiştir. Oğullarını ise yolda çalıştırmak için Ruslar almış ve bir daha da haber almamışlardır. Bir oğlu da cepheye gitmiştir (Zincan’ın babası). Fatka Ana torununa bakıp büyütmüştür. 

 Bu arada Ruslar Osmanlı köylerine zulüm yapmakta, Ermeni ve Rum halkı boşalan köylere yerleştirmektedirler. Fatka Ana’nın yaşadığı köy Rus sınırları içindedir. Sarıkamış’a yakındır. Bu yüzden kocası kaçmak gitmek düşüncesindedir. Yıllardır babasının dönüşünü bekleyen Zincan Sacit’i babası zanneder. Ona itina ile bakar. Hizmet eder. Sacit haftalar sonra kendine gelir. İlk önce su sonra da yiyecek ister.

Sacit iyileşince onlara başından geçenleri anlatır. Çevrede yiyecek sıkıntısı vardır. Ancak Cinci Hoca Rus askerlerine koyun verir, onun karşılığında çeşitli yiyecek malzemesi alır. Bu şekilde aile yiyecek sıkıntısı çekmez. Cinci Hoca, Binali denen bir delikanlı ile her sabah istasyondaki işine gider. Akşamları döner.

İyileşen ancak kuvvetini tam toplayamayan Sacit, Zincan ile çevreyi gezmeye çıkarlar. Balık yakalamak için derelere giderler. Sacit Rus askerleriyle karşılaşmaktan tedirgindir. Kendisine kötülük yapacağını düşünür. Hatta aileye de zarar verebilirler diye aklından geçirir. Onun için evin etrafından, fazla uzaklaşmadan gezintilerine devam ederler.

Rus askerleri ise etrafta Türk askerleri olup olmadığını araştırırlar. Bir gün Sacit’in kaldığı eve de gelirler. Fatka Ana evde yabancı kimse olmadığını anlatır. Ancak Rus askerleri sık sık eve gelmeye başlar. Binali’yi ilk defa gören askerler onun kim olduğunu araştırırlar. Fatka Ana onun aklı kıt ama çalışkan bir çoban olduğunu, kocası ile istasyonda çalıştığını ifade eder. Askerlerin her arayışında Sacit evin üst katındaki samanlık içinde saklanır.

 Haftalar geçip gider. Sacit saçını sakalını keser. Cinci Hoca’nın getirdiği elbisleri, yerli halkın giydiklerini giyer. Bu arada Zincan gittikçe Sacit’e bağlanır. Onun babasının yerine koyar. Onunla gezilere devam eder. Ancak Sacit zaman zaman dalar. Düşünür. Bu hal Cinci Hoca’nın da dikkatini çeker. Onun, ailesini ve memleketini özlediğini anlar. Eğer gitmek istiyorsa kaçabileceğini söyler. Sacit de ne zamandır kaçmayı planlar. Kendisine yardım eden bu yaşlıları bırakıp kaçmayı da kendine uygun görmemektedir. Ancak Cinci Hoca kaçabilirsin deyince rahatlar. Kaçma planları yapmaya başlar.

Bir gün Sacit, Binali ve Zincan balık avlamaya gideler. Ancak Rus askerlerine denk gelirler. Sacit saklanır. Subay Binali ile Türkçe konur. Onu sorguya çeker. Binali’ye eziyet ederler. Sacit artık yakalanacağını anlar. Kaçmaya karar verir. Zincan’a tembihler ederek oradan uzaklaşır. Ancak Rus askerleri tarafında görülür. Askerler Sacit’in peşine düşerler. Bunun üzerine Rus komutan Binali’yi alnında ortasından vurarak öldürür. Cinci Hoca Binali’yi gömer. Rus komutan Yüzbaşı Mushelof Cinci Hoca’yı sıkıştırır. Askerler de Sacit’in peşine düşerler. Uzun bir takip başlar. Ancak Sacit geniş bir çember yaparak Fatka Ana’nın evine gelir. Kılcını aileye hediye eder. Yarın gece kaçacağını söyler. Yanında Zincan’ı da götürmek istediğini ifade eder. Karakurt-Horasan üzerinden kaçmayı planlar. Cinci o yolun tehlikeli olduğunu söyler. Şenkaya- Bardız-Oltu üzerinden gitmesini salık verir. Sacit, Zincan’a yarın gece hazır olmasını söyler. Kendisi geceyi dağda geçirecektir. Sabah olurken peşindeki Rus askerleri Sacit’i görürler. Bir Rus askeri kendisine iyice yaklaşır. Boğuşurlar. Sacit’in etrafı sarılır. Artık öldürülmeyi beklerken ormandan gelen iki el silah sesi duyarlar.  Gelen Rus subayıdır. Durmaları için ateş etmiştir. Sacit’in üzerini ararlar. Sonra Sacit’e çantalarını yükleterek geriye dönerler. Sacit ise Zincan için üzülmektedir. Yüzbaşı Mushelof Sacit’in bağlı ellerini çözdürür. Onunla konuşur. Taşnak komitacıları tarafından basılan bir Rus karakoluna gelirler. Yüzbaşı yollarını değiştirmek gerektiğini söyler. Sacit’e; “Yoksa sana acımazlar.” der. O gece iki Kazak askerinin göz yummasıyla Sacit kaldıkları harap olmuş karakoldan kaçar. Ancak tekrar yakalanır. Çantanın içine taş bağlayarak sırtına yüklerler. Ayrıca elleri daha sıkı bağlanır. Uzun yolculuk boyunca Sacit’in bilekleri, boğazı iplerden dolayı kanar. Yol boyunca Sacit ve Mushelof savaşın kötülüğünden bahsederler. Savaşmanın kötü olduğunu ancak mecbur olduklarını ifade ederler. Yolda Taşnak çetelerine denk gelirler. Yüzbaşı Sacit’in saklanmasını ister. Onun çetecilerin eline düşmemesini için geri dönmeyi emreder. Dönüşe geçerler. Bu arada Sacit’in sırtındaki taş dolu çanta alınır. Elleri çözülür. Zorlu geçitlerden ve uçurum kenarlarından yolculuklarına devam ederler. Bu zorluklarda birbirleriyle dayanışma yaparlar. Bu arada uçuruma düşerken Sacit’in ayaklarına zorlukla tutunan Yüzbaşı ve onun da ayaklarına tutunan Rus askeri ölüm kalım savaşı verirler. Yüzbaşı kendi ayaklarını tutan askerine tekmeyle vurur, onun uçuruma düşmesine istemeden de sebep olur. Sacit ise yüzbaşıyı kurtarmak için elinden gelen gayreti gösterir. Hayatını kurtarır. Yüzbaşı neden uçuruma atmadığını Sacit’e sorar. O da şu cevabı verir:

“Eğer seni öldürseydim o zaman hayatım boyumca kendime tutsak olacaktım

Yola devam ederler. Daha sonra Yüzbaşı Mushelof Bardız’a yakalaştıklarını söyler. Kendi askerlerinden birine rast gelir. Asker Çırçır suyunun karşı tarafında Taşnak çetecilerinin olduğunu, diğer yakada ise Türk çetelerinin olduğunu ifade eder. Bardız’a doğru ilerlerler. Mushelof, Sacit’e döner; Onu serbest bıraktığını artık kendisi için askerliğin bittiğini hele hayatını kurtarmasından sonra kimseyi öldüremeyeceğini söyler. Askerinin atını Sacit’e verir. “Haydi kendi topraklarına git” der. Sacit yüzbaşının üzerinden aldığı madalyasına tekrar kavuşur. Onu göğsüne asar. Türk birliklerinin olduğu yere doğru yol alır. Yolda bazı Türk askerlerine denk gelir. Ancak bir türlü Türk olduğunu inandıramaz. Sacit yolda Yüzbaşı Yusuf ile karşılaşır. Onlar da kaçak askerler olup vatana dönmek için çabalamaktadırlar. Yolun bir kısmında Sacit, Yüzbaşı Yusuf’a son bir görevi daha olduğunu ifade eder. Fatka Ana’nın evine gidip Zincan’ı alacaktır.  Eve gelir ancak ev boştur. Göç eden ahali ile konuşur. Cinci Hoca’yı sorar. Bilmezler. “Belki kervanın en ucundadır.” diye araştırmaya başlar. Onları bulur. Fatka Ana çok sevinir. Zincan, Sacit’e sarılır. Sacit onları İstanbul’a götürmek ister. Ancak Cinci Hoca bunu kabul etmez. Ulukışla’ya gideceklerini söyler. Zincan’ı bari götürmek istediğini söyler. Ama Zincan, Sacit’e soğuk davranır. Çükü kaçak bir asker kafileye karışmıştır. Bu ona umut aşılamıştır. Herkesin dönmeye başladığını, bir gün babasının da döneceğini söyler. Zincan, Sacit ile İstanbul’a gelmez. Ancak kendisine okuma yazma öğreten subaya mutlaka okuyacağını söyler. Cinci Hoca da kendisine hediye ettiği kılıcı Sacit’e geri verir.  Kervan yola devam ederken Sacit bu sevdiği insanlardan ayrılır. Türk topraklarına doğru atını sürer.

*

Kitabın ilk bölümler tekdüze askerlik hayatından sonra harekâta katılan bölüğün yürüyüş esnasındaki olayları anlatılır. Baştaki askerlik ile ilgili bölümler daha kısa ve öz olarak anlatılabilirdi. Burada dikkati çeken husus harekât esansında askerin psikolojisi, nasıl donduğu, neler hissettiği yazar tarafından pek verilmez. Bu konularda ayrıntıya girilmez.

Ayrıca harekâta katılan askerler arasındaki diyaloglar ve hikâyeler daha zengin olsaydı kitabın ortalara dek süren tekdüzeliği daha az olurdu. Daha sonra Sacit’in esir düşmesiyle olaylar hızlanır. Metin hareketlenir. Akıcılık kazanır. Son bölümler sürükleyici olup okuru sarar.

Kitapta pek çok yer adı geçmektedir. Kitabın sonunda basit bir harita verilseydi. Okuyucu için  daha aydınlatıcı ve anlaşılır olurdu.

*

Sarıkamış Harekatı’nı, o elim seferi anlatmak aslında hiç de kolay değil… Özellikle pek çok yürek burkan olayın yaşandığı harekâta, başka bir açıdan bakan yazarın emeğini saygıyla karşılamak gerekir diye düşünüyorum.

Nice Sarıkamış kitaplarının yazılması inancıyla, bir kez daha bu harekât esnasında şehit düşenleri rahmetle anıyorum. Asla unutulmayacaklar.

 

Notlar:

Kitapla ilgili bazı notlar aşağıya çıkarılmıştır. Bu notlardan bazılarını yazar sehven, farkında olmadan yapmıştır diye düşünüyorum. 

1. Sanıyorum ki, okuyucular da tereddüt etmiştir. Kitabın önsözünde tarih “Ankara/1999” yazılmış. Kitabın künyesinde ise 1. Baskı nisan/2009 yazıyor. Yani kitap 1999 yılında yazıldı da Nisan 2009 da mı yayınlandı? Ya da önsözdeki tarih 1999 değil, 2009 olabilir mi?

2. s 22; ……… Başçavuşun sesi yüksek tavanda mermi sesi gibi patladı.

“Tanrımıza hamdolsun, afiyet olsun!”

Bu tür komutlar daha çok günümüzde veriliyor. O zaman çok daha değişik şükür duası yapılıyor olmalı.

3. s 28: “Mademki buradayız, dönemeyiz……………” ki ayrı yazılmalıydı. Sehven yazılmış olabilir.

4. s 31; Dışarıdan ince ve cılız bir ses geldi:

“Başüstüne!”

Baş üstüne ayrı yazılmalıydı, (bkz; TDK İmla Klavuzu, s131, Ankara 2000.) Bu tür yazılış pek çok sayfada söz konusu.

5. s 39; Romanda Sacit yeni bir mezun subay olarak tanımlanırken söz konusu sayfada ise kendisi hakkında şöyle deniliyor;

“…….Ama artık hayatı bunlarla geçtiği için Sacit’e kül yutturmak imkansızdı.” Burada bir tezat oluşuyor. Sacit’ten tecrübeli bir komutanmış gibi bahsediliyor.

6. s 40; Talimde Sacit askerlerini de yüreklendirmek için şöyle diyor:

“……………Ben onu öldürmezsem o beni öldürecek. Gırtlağını parçalamalıyım onun, kanını içmeliyim, o benim vatanımın, canımın, ailemin ve çocuğumun düşmanı.”

Savaş arifesinde de olsa gırtlak parçalamak, kanını içmek biraz sert söylemler gibi geldi bana… 

7. s 41; “……..Sonunda çıkan “Sağol!” neredeyse patlama gibiydi.”

Sağ ol yazılmalıydı,  ; (bkz; TDK İmla Klavuzu, s 379, Ankara 2000.)

8. s 46; “……….hani hep söylerdik ya size harp yakındır diye. İşte gün o gündür.” Son cümle “İşte o gün bu gündür.” diye yazılsa idi daha vurgulayıcı olurdu.

s 46; “………Ve bugün Viyana’dan Orta Asya’ya kadar uzanan Osmanlı Ülkesini kurtarma günüdür.” Osmanlı devletinin sınırları yükseliş döneminde dahi bu kadar geniş sınırlara ulaşmamıştı. Osmanlı Coğrafyası/ Türk coğrafyası denseydi daha net biçimde ifade edilebilirdi.

9. s 46; Sacit askerlerine seslenirken şöyle diyor:

“Evlatlarım, sizlere son sözüm şudur. (burada (.) yerine(;) kullanılmalıydı) Cesur erkekler bizle cepheye cesaretsizler varsa eğer onlar da karılarının yanına evlerine…”

Cümlede düşüklük olduğu gibi hiçbir komutan hele savaş öncesi isteyen savaşa isteyen karılarının yanına demez. Üstelik her yandan asker toplanırken bu tür söylem gerçeklikle uyuşmuyor.

10. s 46; “……Asker hazırolda duruyordu.”

Hazır olda duruyor olacaktı. Ayrı yazılmalıydı, (bkz: TDK İmla Klavuzu, s 238, Ankara 2000.)

11. s 54 “Zaten böyle olacağını tahmin diyordum, oda oldu.” Burada “da” ayrı yazılmalıydı; “…o da….”

12. s 56 “……Bir sürü birlik , ikişerli, üçerli kollarla karınca sürüleri gibi  ağır ağır sırtlara tırmanıyorlardı.” Bir sürü diğer sayfalarda da yazılmış. Örn: s 75, 113, 144, 209.

“Bir sürü” yerine “birçok” denseydi daha uygun olurdu.

13. s 58; “Sacit’in bölüğü daha önceden dağıldığı için, (buradaki (,)’e gerek yok) ansızın bitiveren uçakların ateşinden fazla etkilenmiyordu.

Sarıkamış Harekatı’nda Rusların uçaklarla olan bir saldırısı çok nadirdi. Uçaklardaki klasik anlamda saldırı 1915 sonuna doğru başladı ( elle bombası ve çivi atılması vb.).

14. s 64; “……..Yakınında, teyemmüm ederek kar ve toprakla aptes alan erler vardı.”

Aptes yerine abdest yazılmalıydı.

15. s 77; “Görevli erler ilkyardımla ilgili bütün emirleri eksiz yerine getirmişlerdi.”

İlk yardım olacaktı. Ayrı yazılmalıydı. (bkz TDK İmla Kılavuzu, s 254, Ankara 2000.)

16. s 90; “Ama zaman geçer de yerler iyice karla dolarsa korkunç bir sonuç olur! Ama herhalde kumandanlarda bunu bilirler.”

Ama sıklıkla kullanılmış. Ayrıca kumandanlar da olmalıydı.

17. s 100- 101‘lerde asker ilk önce Ruslarla çarpışıyor (Köprüköy Muharebeleri olmalı)sonra cepheye hareket ediyor. Ancak askerin nerede çarpışıp nereye gittiği, dağlarıyla köyleri ve yerleşim merkezleriyle belirtilmemiş.

18. s 106; “…….madalyasına başını eğerek baktı, işaretparmağını gururla üzerinde gezdirdi.”

”işaret parmağı” olacaktı. (bkz; TDK İmla Kılavuzu, s 260, Ankara 2000.)

19. s 114; “Hatta birkaç yazılı olarak kez bu tür eylemlerde bulunan erlerin şiddetle cezalandırılması istenmişti.

“Hatta birkaç kez yazılı olarak……..” olmalıydı.

20. s 114; “…….Ortaparmağı  derisinden aşağı sallanıyordu.”

“…orta parmağı…” olacaktı. (bkz; TDK İmla Kılavuzu, s 347, Ankara 2000.)

21. s 119; “Bir gün yine tüm cepheye, Kolordu Komutanı Ziya Paşa’nın………..”

Ziya Paşa hangi kolordunun komutanıydı? 9., 10., 11., vb?

22. s 131; “Dikkatli davranmasına rağmen kendi hamuru bile iyice azalmıştı.”

Kitapta dikkati çeken husus yazarın askerin yiyeceği için bazı yerlerde hamur bazı yerlerde peksimet tanımını kullanmış olması. Hamura açıklık getirilseydi keşke. Yerel mi bir başka yiyecek çeşidi mi? Bildiğimiz hamur mu, yufka mı? Sarıkamış Harekâtı’nda askere peksimet verildi.

23. s 134; “Fırka kumandan vekilinin yeri bile belli değildi. Fırka dağılmış bile olabilirdi. Bu da bozgun demekti. Bundan çok korkuyordu.

………….

………… birlik oraya çoktan varmıştı bile

İkinci cümlede bir anlam düşmesi var. Ayrıca “bile” ve “bu” kelimeleri sıklıkla kullanılarak tekrar yapılmış. Ayrıca bile kelimesi s 180’de yanlış yazılmış.

24. s 145; ……..Çanakkale girişini bombardımana tutuyormuş. Şu Goeben ve Breslau zırhlılarının Karadeniz’e kaçışları galiba başımıza büyük çorap örecek.”

Söz konusu zırhlılar Karadeniz’e kaçmamış, ilk önceleri talim için sonra da saldırı için girmişlerdir.

25. s 154; “….Gözyaşları suratında hemen kuruyuvermişti.” ….yüzünde/yanaklarında yazılabilirdi.

26. s 180; “……..dolayı şişmiş üstdudağını……..” üst dudağı yazılmalıydı. (bkz; TDK İmla Kılavuzu, s 444, Ankara 2000.)

27. s 204; “……Her azıcık yol alıştan sonra  durup geriye, aşağılara doğru şöyle  bakıyorlardı. Geldikleri mesafeler onlara moral veriyordu.” Her iki cümle de daha net ifade edilebilirdi.

28. s 208; “…..yürüyüş derinliği çok fazlalaşmıştı.”

“yürüyüş derinliği uzamıştı” denseydi daha uygun olurdu.

29. s 236; “…….. Güneş saatlerdir sıcaklık vermesine rağmen…………….” Isıtmasına rağmen de denilebilirdi.

30. s 240; “ …….Gözbebekleri topluiğne gibi  küçücük olmuştu.” “toplu iğne” ayrı yazılmalıydı (bkz; TDK İmla Kılavuzu, s 430, Ankara 2000.)

31.  s 327; “……. Balıklar çok kaygan olduğu için aksi takdirde asla tutulamıyordu.” Bu cümlede anlam düşüklüğü var.

32. s 342; “…….Kana kana içmek istedi, fakat fazla içemedi, buz gibi su aç midesini  ağrıtmıştı.”

“su boş midesini” denseydi daha uygun olurdu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


  10667 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

03/04/2016 - 08:29 Elveda Güzel Vatanım - Ahmet Ümit (Sinem Şahin)

09/01/2016 - 17:42 Önünüzde düşman , yanınızda fareler ,arkanızda jandarmalar 1914- Jean Echenoz ( Ülkü Kolcu )

06/03/2015 - 16:04 Çanakkale Şehitlerine Şiiri İçin Bir Tahlil Denemesi ( Eyyüp Bostancı )

14/06/2012 - 15:51 Gelibolu’dan Bağdat’a - William Ewing (İsmail Bilgin)

20/12/2011 - 17:06 Derin Nefret -Anzakları Çanakkale Savaşı’na Sokan Komplonun Hikâyesi-Ömer Ertur (İsmail Bilgin)

15/02/2011 - 19:25 Sarı Sessizlik-Sarıkamış 1914: Bir Kayboluş Romanı-Cihangir Akşit (İsmail Bilgin)

18/04/2010 - 14:16 …Ve Çanakkale; Geldiler-Gördüler-Döndüler Mustafa Necati Sepetçioğlu (İsmail Bilgin)

03/01/2010 - 17:32 Uzun Beyaz Bulut-Buket Uzuner (İsmail Bilgin)

20/08/2009 - 21:11 Çanakkale

19/07/2009 - 05:35 Galiçya'da Türk Askeri ( İsmail Bilgin )

11/06/2009 - 19:24 Çanakkale Mahşeri - Mehmed Niyazi (İsmail Bilgin)

11/11/2007 Sîretler ve Sûretler - Beşir Ayvazoğlu ( Tarık Suat Demren )

15/07/2007 Kanatsız Kuşlarda Uçuşan Hatalar ( Tuncay Yılmazer )

22/03/2007 Küçük bir okurumuzdan "Büyük" bir şiir: Çanakkale Savaşı ( Fatih Serdar Sağlam )