…Ve Çanakkale; Geldiler-Gördüler-Döndüler Mustafa Necati Sepetçioğlu (İsmail Bilgin)

Tarih: 18/04/2010   /   Toplam Yorum 5   / Yazar Adı:      /   Okunma 23333

“…Ve Çanakkale” tarihin alışılmış ders kitaplarından da değil. Bir milletin namusu olduğu için Plevne’den sonra ana topraklarımızdaki en büyük direniştir. Karşı geliştir. Millet bütünlüğüyle bir savunmadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücü bu savaşlardan kaynaklanmaktadır. Çanakkale Savaşlarımızın başladığı günü nerelerden ve nasıl bir sırayla uzayıp hangi tarihte sona erdiğini herkes, ortaokul öğrencileri bile çok iyi bilirler. Bence önemli olan Çanakkale’ye gelenlerin gelmesi değildir. Onlar nasıl olsa geleceklerdi. 1071 Ağustos sonundan beri gelmeyi her fırsatta denediler. Çanakkale’ye 1914’le birlikte geldiler. Önemli olan onları Çanakkale’de durduran ruh idi.” diye yazıyor 3 yıl önce kaybettiğimiz rahmetli Mustafa Necati Sepetçioğlu “Ve Çanakkale” adlı eserinin önsözünde.
Üç cilt halinde yayınlanan bu eseri Yazar İsmail Bilgin “Gelibolu’yu Anlamak” okurları için değerlendiriyor. Bilgin, eserin geniş bir özetiyle birlikte Çanakkale Savaşı ile ilgili edebi eserler arasındaki yerini tartışıyor, tarihi hatalara da dikkati çekiyor.

 

Mustafa Necati Sepetçioğlu, TRT’den istek üzerine altı dizilik Çanakkale senaryosu yazar. Adını da “Çanakkale İçinde Bir Dolu Testi” koyar. Sonradan altı dizi, sekiz diziye çıkartılır. 50’şer dakikadan ibaret bir senaryoyu yine yetkililerin isteği üzerine hazırlar. Yazar eşinin ısrarları sonucunda Çanakkale ile ilgili senaryo yazmayı kabul ettiğini söyler. Ancak daha sonra Yayınevinin senaryo asıl alarak roman türünde yayınlama isteğini kabul eder ve adını “…Ve Çanakkale”  olarak değiştirir.

Kitabı için ise şöyle der:

“…Ve Çanakkale”den önce bizim dilimizde yazılmış böyle bir roman yoktu (Bekir Büyükarkın, Gün Batarken, Arkın Yayınevi, 1981, s383 kitabı vardı, ibilgin).şimdi var. Bu bile benim için şereftir, önceliği olan öteki eserlerim gibi… Ayrıca “…Ve Çanakkale” tarihin alışılmış ders kitaplarından da değil. Bir milletin namusu olduğu için Plevne’den sonra ana topraklarımızdaki en büyük direniştir. Karşı geliştir. Millet bütünlüğüyle bir savunmadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücü bu savaşlardan kaynaklanmaktadır. Bu yüzden, bilinen tarih sıralaması yerine taşıdığı destan havasının bozulmamasına gayret ettim. Çanakkale Savaşlarımızın başladığı günü nerelerden ve nasıl bir sırayla uzayıp hangi tarihte sona erdiğini herkes, ortaokul öğrencileri bile çok iyi bilirler. Bence önemli olan Çanakkale’ye gelenlerin gelmesi değildir. Onlar nasıl olsa geleceklerdi. 1071 Ağustos sonundan beri gelmeyi her fırsatta denediler. Çanakkale’ye 1914’le birlikte geldiler. Önemli olan onları Çanakkale’de durduran ruh idi. İşte bu o ruhun destanıdır” kitabın ön sözünden der ve ekler;
“…Ve Çanakkale romanını yazılış sebebine adıyorum, o sebebi var edenlere… utanarak (1).”

*

Türk Edebiyatı’nın Dede Korkut’u Çanakkale’yi yazmadan önce de Türk tarihini anlatan birbirini takip eden pek çok kitaplar yazmıştır. Neden tarihe yöneldiğini bakın nasıl anlatır:

“Ortaokulun ikinci sınıfında iken benim Türkçe dersim çok iyiydi. Allah rahmet eylesin çok iyi bir Türkçe hocam vardı: Kadri Özyalçın. Her zaman onu rahmetle anıyorum. Bana okuma zevkini de, yazma zevkini de o verdi. Bugün Türkçe’yi biraz sağlam yazdığıma inanıyorsam, bunu ona borçluyum. Ve Türkçe okuma yazma merakımı herhalde sezmiş ki, benimle başlardı derse. Okutacağı metni önce bana okuturdu. Tokat’ın Zile ilçesinde okuyordum. Bir gün bana, takip ettiğimiz Şevket Süleyman Tanlı’nın “Güzel Yazılar” kitabını verdi ve oku dedi. İnanıyorum ki o zaman Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde onun kadar dil bilgisini bu kadar güzel bilen yoktu. Türkçe üzerinde önemle dururdu. Çok şuurlu bir hocaydı. Metni bana vermişti. Bir an durdum. “Ben bu yazıyı okumam” dedim. “Niçin?” Diye sordu. “Bu yazı Yunan Mitolojisini anlatıyor. Bizim destanlarımız yok mu?” diye sorunca “Var” dedi. Bana kızmadı öfkelenmedi; sevgiyle anlayışla yaklaştı. “Mademki destanlarımız var, niye onları okutmuyorsunuz?” dedim. “Evladım destanlarımız var ama onlar bugünkü dille yazılı hale getirilmemiş. Bunlar bir sanatkâr tarafından kaleme alınmazsa ham olarak kalırlar. Sen de büyüyüp yazarsın, senden sonraki çocuklar da okurlar.” Dedi.  “Ben yazacağım öyleyse.” Dedim(2).”

Pek çok öncü kitapları bu bilinçle yazar. Daha sonra Çanakkale’ye yönelir. Bu alanda özellikle boşluk vardır(hala da doldurulamadı, İbilgin). Yine öncü olma, bayraktar olma amacıyla “…Ve Çanakkale’yi” yazar. Yazmadan önce büyük bir araştırma içine girer ve pek çok kişiden yardım da alır.

Mustafa Necati Sepetçioğlu Çanakkale’ye ait üç ciltlik romanı yazarken çok sayıda roman kahramanını anlatmış ve geniş bir coğrafyayı konu edinmiştir. Kitapta başlıca yerlerden biri Çanakkale iken ayrıca Şam, Beyrut, Kanal ve İstanbul’da geçen olayları, gelişmeleri de anlatır. Çanakkale Muharebelerini inceleyen ilk romanlar içinde roman tarzına en uygun, insan ilişkilerini, psikolojilerini, konumlarını, farklı düşüncelerini derinlemesine irdeleyen, cepheden ziyade cephe arkasındaki, cepheden uzaktaki insanların durumlarını ayrıntılı bir şekilde yazar. Zaman zaman kısa olsa da cepheye geçişleri, romana hareketlilik verirken destansı özelliğini iyi yansıtmıştır.  Çanakkale romanları içinde beni roman tarzında olmak üzere en etkileyen bir seri olmuştur “…Ve Çanakkale.” Sadece Çanakkale Cephesi’ne ve sosyal yaşama odaklanmayarak, Kanal’daki gelişmeleri, Şam’daki durumu çarpıcı bir şekilde anlatır. Ayrıca İstanbul’da savaş ekonomisinden  yararlanmak isteyen ve yabancılarla işbirliği içinde olan sadece çıkarını düşünen insanlara da vurgu yapar… İstanbul’daki olaylar zinciri kitapta önemli yer tutar.

İkinci kez “Gelibolu’yu Anlamak” site okurları için büyük bir beğeni ile okuduğum ve kitabın kısa bir değerlendirmesini yapmaya gayret edeceğim. Özellikle çok daha uzun ve ayrıntılı bir değerlendirmeyi ve tetkiki gerektiren bir seridir Ve Çanakkale…

Ve Çanakkale’nin her bir cildinin özeti verildikten sonra kitaptaki kahramanlar tanıtılacak daha sonra kitabın dikkati çekici konularına değinilecektir.

…Ve Çanakkale-Geldiler/Cilt-1’in Özeti:

 Kitap adeta bir filmin ilk sahnesini andırırcasına İtilaf Devleti Komutanlarının İngiltere’de Lord Fischer, Başbakan Lord Asquith, Lord Kitchener, Churchill ve diğer yetkilerin olduğu bir toplantı salonuyla başlar. Fischer, Kanal’a pek çok askeri kuvvetin gönderilmesini Kanal’ın mutlaka elde tutulmasını gerektiğini anlatır. Çeşitli görüşlerin irdelendiği toplantı sürer gider.

Bu arada Kanal Kuvvetlerinin komutanlığını yapan Cemal Paşanın bir endişesi vardır. O da; Kanal’daki İngiliz askerlerinin bir kısmının Çanakkale’ye kaydırılıp kaydırılmayacağı hususudur.  Paşa aynı zamanda Arapların durumundan şüphelenmektedir. Ayaklanıp ayaklanmayacaklarını bilmek istemektir. Bu konuları araştırması ve nelerin olacağını öğrenmesi için yeni evlenmiş  Yüzbaşı Ali Bey ile Recep Çavuşu Şam’dan Kanal bölgesine yollar. Aldıkları emirle gizli görevlerine giden Yüzbaşı Ali Bey ve Recep Çavuş Mısır’da General Maxwell’in karargâhına dek sokulmuşlar. Ancak esir edilirler… Yakalanıp sorguya çekilirler. Yüzbaşı Ali apoletlerini söker. Er olduğunu söylese de inandırıcı olmaz. Yarbay Harrision onun bir subay olduğunu anlar. Yarbay, Ali Beyi kendi taraflarına çekme düşüncesi ile ona işbirliği teklifinde bulunur. Çünkü Yüzbaşı Ali çok iyi Arapça ve İngilizce bilmektedir.  Bu özelliğinden dolayı esir muamelesi görmez. Fakat Yüzbaşı Ali’nin aklında hep kaçma fikri vardır. Hatta kaçarken karargâhın cephaneliğini uçurma düşüncesindedir. Bunun için kampı iyi tanımaya çalışmakta ve bu konuda planlar yapmaktadır.  Karargâhta, İngilizlerin yanında askerlik yapmakta olan ve annesi İstanbullu olan Fatih’in yardımlarıyla cephaneliği uçurmayı başarırlar. Cephanelikle birlikte asker taşıyacak olan mavnalara askerlerini bindirmeye çalışırken, patlama sebebiyle bu etkinlik yarıda kalır. Fatih bu esnada hayatını kaybeder.

Patlama esnasında ağır yaralanan Recep Çavuş daha sonra zorlukla Şam’a geri döner. Ali Beyden haberi yoktur. Akıbetini bilmez. Onun şehit olduğunu düşünür. Üzülür. Artık Recep Çavuşun bir isteği vardır, Ali Beyin daha önceden kendisine söylediği vasiyetini yerine getirmek;  Recep Çavuş Beyrut’ta bıraktığı eşi Hesna’yı alıp İstanbul’a giden vapurlardan birine bindirmek için çalışacaktır. Zar zor bulunan vapurla Beyrut’u terk eden bir insan topluğu vardır. Recep Çavuş zorlukla da olsa Hesna’yı vapura bindirmeyi başarır. 

Bir süre sonra Recep Çavuş ile Ali Bey buluşurlar. Ancak Ali Beyin yüzü tanınamayacak kadar yaralanmıştır. Ali bey daha sonraki günlerde, bu yara ile Hesna’nın kendisine yakışmayacağını düşünür. Bu durum onu kahreder. Ne yapacağını düşünen Yüzbaşı daha sonra Çanakkale’ye Cephesine gitmek isteyecektir. Onun sadık Recep Çavuşu kendisini bu cephe yolculuğunda da yalnız bırakmaz. Onlar trenle Çanakkale’ye gelirken, İtilaf Ordusu komutanları da Çanakkale’ye bir çıkarma yapmak için son hazırlıklarını tamamlamak üzeredir.  Tren Anadolu’nun bir kasabasındaki istasyona gelir. Burada birkaç gün bekleneceğini öğrenen Yüzbaşı Ali Bey, Recep Çavuş trenden inerler. En yakın köye giderler.  Birer at bulurlar ve Balıkesir’e doğru yola çıkarlar. Yahya Kaptan’ın kullandığı Hacı Davut Vapuruna binerler. Denizde ilerlerken büyük büyük tehlike atlatırlar sonunda Çanakkale yakınlarına gelirler.
            Cemal Paşa Kanal’da başarısız olmuştur. O günlerde Çanakkale’ye çıkarma yapılır.  General Maxwell de Çanakkale’de çarpışmaktadır.

*

İstanbul’da Muallim Doğan Bey karlı bir kış akşamında lastikleri patlayan Cavidan Hanıma yardım eder. Bu vesile ile tanışırlar daha sonra görüşmeye başlarlar. Birbirilerine aşık olmuşlardır. Muallim Doğan idealist vatanının seven bir gençtir. Cavidan ise İstanbul’un önde gelen zenginlerinden Selameddin Beyin kızıdır. Batılı terbiye ile yetiştirilmiştir. Batılı olmayı, pahalı elbiseler giymeyi, hediye almayı, vermeyi sever. Çanakkale’deki son gelişmelere kayıtsızdır. Vatanın zor durumu onu ilgilendirmez. Babasının aldığı otomobili ve özel şoförü ile sık sık alışverişe çıkar. Cavidan, Muallim Doğan Beyi o fakir, geri kalmış çevreden koparmayı düşünmektedir. Bunun için de onu kendi muhitine çekmeye uğraşmaktadır.  Bu etki kısa sürede kendini gösterir. Türk ocağına çağrılan Doğan bu davete icabet etmez. Cavidan’a birlikte olmayı tercih eder.  Bir süre sonra da Cavidan ile birlikte Fransa’ya gider.

Vapurda zorlu yolculuktan ve gıdasızlıktan dolayı İstanbul’a yaklaşmışken Hesna’nın kızı ölür. Bu esnada vapur İstanbul’a gelir. Limana yanaşır. Muhaceret Komisyonu vapurla İstanbul’a gelenleri belli yerlere dağıtmaktadır. Bu arada Hala Hatun ile Hesna tanışırlar. Kendilerine  söylenen adrese giderlerken Hesna bebeğinin öldüğünü söyler. Hala Hatun ona bebeğinin gömülmesi gerektiğini söyler. Hesna ise bebeğinden ayrılmak istemez. Hala Hatun yoldan geçen iki kişiden yardım isteyerek bebeğin gömülmesi gerektiğini ifade eder. Bu yardım istediği kişiler ise Sabri ile Aydın’dır. Sabri, Hesna’ya yardım etmeyi kabul eder. Bebeği alıp gömmek için ilerlerken bir yaralı ile karşılaşır. Yaralıyı bir adam taşımaktadır. Ancak çok zorlanmaktadır. Onların bu haline acıyan Sabri bebeği bir kenara bırakır. Yaralıya yardım eder. En yakın hastaneye götürür. Fakat bıraktığı bebeği köpekler parçalar. Köpeklerin ağzında bebeğinin elbisesine ait parçaları gören Hesna dehşete kapılır. Sabri’yi suçlar. Onu katillikle itham eder.  Ona vurmaya başlar. O sırada daha ne olduğunu anlayamayan Sabri’yi zaptiyeler alır, karakola getirirler…

İstanbul’daki Türk Ocağı’nda ateşli toplantılar yapılmaktadır. Ziya Gökalp Bey, Hamdullah Suphi, Ömer Seyfettin, Doktor Mürsel Bey memleketin içine düştüğü durumu tartışmaktadırlar.  Asker toplanması için çalışmaya karar verirler. Gençleri cepheye yollamak için yazı yazmaya, söylev vermeye başlarlar.

İstanbul’da üniversite hocalığını yapan Müderris Emin Efendi 7 nolu sınıfa girdiğinde, sınıfın boş olduğunu görür. Öğrencilerinin Çanakkale’ye gönüllü gittiğini anlar. Bundan hüzün duysa da aynı zamanda gururlanır.

 

Ve Çanakkale- Gördüler/2. Cildin Özeti

Sabri karakola götürülürken zaptiyelere Hesna’nın travma geçirdiğini söyler. Bebeğinin zaten öldüğünü sadece gömmek düşüncesinde olduğunu ifade eder. Hatta tanıdığı Doktor Mürsel Beye Hesna’yı göstermelerini ister.  Onun ısrarları netice verir.  Zaptiyeler ikna olur. Hesna’yı, Doktor Mürsel Beye muayene ettirirler. Doktor Mürsel Bey Hesna ile ile ilgilenir. Bu yakın ilgiden duygulanan Hesna da şikâyetini geri aldığını söyler. Olay böylece çözülür. Ancak Hesna çok yorgundur. Acı çekmiştir.  Bitkindir.  Onun bu haline acıyan Doktor Mürsel Bey ve Sabri’nin arkadaşı Aydın kendisine yardımcı olmaya karar verirler. Hesna’nın ise gideceği yer koynundaki mektupta yazılıdır. Hesna onlara mektuptan söz eder. Mektuptaki adresi bulmaya karar verirler. Bulurlar da…  Adresteki ev daha önce yıkılmıştır. Yerine de Selameddin Bey adında savaşın getirdiği yokluktan, fırsatlardan faydalanarak zengin olmayı düşünen ve bu konuda Berberakis ile ortaklık yapan birine ulaşırlar. Selameddin Bey ise evi yıkıp yerine yenisini yapmayı planlamaktadır. Kısa süre sonra da söz konusu arsada yeni bir köşk yükselir.

Doktor Mürsel Bey hiç evlenmemiştir. Konakta annesi ile birlikte yaşamaktadır. Hesna’yı evde annesi ile kalması için bir süre daha kalması için ikna eder. Evine götürür. Uzun zamandır aç olan Hesna karnını ilk defa Mürsel Beyin evinde doyurur.  Bu arada Doktor Mürsel Bey ile Hesna  arasında yakınlaşma başlar. Aynı zamanda doktor Çanakkale’ye bazı yararı olacak gençleri ve kişileri göndermek için uğraşır. Bu amaçla Aydın’ı da Çatalca’ya yollar. Orada Hafız Emin Ağa’yı bulacak ve Çanakkale’ye birlikte gideceklerdir. Aydın verilen emre uyarak Çatalca’ya civarına gelir. Hafız Emin Ağa’yı bulmak için soruşturur. Uğradığı köyde atını nallatmak için Rum nalbant Nikola Ustaya uğrar. Orada Zübeyde ile karşılaşır. Zübeyde ile Aydın aynı amaç etrafında olduklarını anlarlar. Zübeyde sargı işlerinden anlamaktadır. Bir gün yardımcı olmak ve askerlerin yarasını sarmak için Çanakkale’ye geleceğine söz verir. Karşılığında ise Aydın’ın kendisini unutmamasını ister. Aydın Hafız Emin Ağayı bulmak için Çatalca’ya varır. Ancak Hafız Emin Ağa’nın hanımı Hala Hatun’dan onun bir süre önce vefat ettiğini öğrenir. Hala Hatun, İstanbul’da Hesna’ya yardım eden ihtiyar kadındır.  Sonra Çatalca’ya yerleşmiştir. Aydın bunun üzerine Emin Ağa’nın yerine kırık çıkıktan anlayan Zehra’nın gelmesini ister. Aydın’ın bu dileğini annesi Hala Hatun ve Zehra kabul ederler. Hesna, Selameddin Bey ile tanışır. Adresi okutur. Bu durumdan şüphelenen Selameddin Bey eski arsanın sahibinin bir yakını olacağı endişesiyle başka bir semte bulunan konaklarına gelen Hesna’yı misafir eder. Karısı Yüzbaşı Ali Beyin yeğenidir. Ancak içten içe bir kurt kendisini kemirmektedir. Bir süre Selameddin Beyin evinde kalan Hesna buradaki zenginliği, bolluğu yadırganır.  Ev halkı da kendisini küçümser.  Hesna bir gün Selameddin Beyin arabasıyla daha önce kaldığı Doktor Mürsel Beyin evine gelir. Evde Mürsel Beyin hizmetçiliğini yapan Osman Efendi ile karşılaşır. Onun içten karşılaşması kendini mutlu eder.

Sabri nişanlısı Fehamet ile evlenmek ister bunda annesinin de ısrarı vardır. Düğün hazırlıklarına başlanır. Doktor Mürsel Beyin evinde yapılacaktır düğün. Hesna epeydir çalışmaları sebebiyle eve uğramayan Doktor Mürsel Beyin geleceğini düşünerek heyecanlanır. Onu görmekten dolayı mutlu olacağını düşünür. Ancak Doktor Mürsel Bey eve acilen Çanakkale’ye gitmesi gerektiğini telefonla söyler. Hesna’ya mutlaka kendisini beklemesini tembihler. Sonra yolculuğa çıkmadan önce Hesna’ya uğrar ve bir hediye verir. Hesna da bu hediyeyi cepheden dönünce açacağını söyler.

Sabri’ye Doktor Mürsel Beyin konağında Enver Paşanın desteği ile görkemli bir düğün yapılır.  Sabri ile Fehamet evlenirler. Doktor Mürsel Beyin evine taşınırlar. Evde ayrıca anneleri Hesna ve Osman Efendi ile birlikte yaşayacaklardır. Osman Efendi ile Sabri İstanbul’dan çok sayıda gönüllünün Çanakkale’ye gittiğini görürler. Kendileri de gitmek ister. Ancak gidemezler. Bu durumdan Osman Efendi Hesna’yı, Sabri de annesini suçlamaktadır.  O günlerde Sabri’nin annesi hastalanır.

Güzel bir kadın olan Seniha’nın ağabeyi ve babası şehit düşmüştür. Seniha Çanakkale’ye gönüllü hemşire gitmek için Selimiye Kışlası’na gelir.  Az sonra yola çıkacak olan vapur, gönüllüler ile birlikte hareket etmeyi bekler.

Aydın ve Zehra Çanakkale’ye doğru yola çıkacaklardır. Artık yola koyulacakken bir atlı Aydın’a mektup getirir. Bunu Mustafa Kemal Beye vermesini tembihler.

Zübeyde Çanakkale’ye gitmek için hazırlık yapar. Nalbant Nikola Ustanın dükkânında hiç kullanılmamış tam bir sandık nal görür. Bu sandığı çalar. Zorlukla, uzun bir yol boyunca nal dolu sandığı taşır. Üstü başı yırtılır. Uzun zamandır ağzına bir lokma koymamıştır. Köy yolunda Hala Hatun’u görür. Ona seslenir. Yürürken ayağı taşa takılır. Başını çarpar. Yarı baygın bir halde iken bir akrep bileğinden sokar. Zübeyde öleceğini anlar sandığın mutlaka Çanakkale’ye gitmesi gerektiğini söyler. Hala Hatun’a verir. Ondan sandığın Çanakkale’ye götürmesini ister. Hala Hatun sandığı gizler. Zübeyde’yi döğenin üstüne yatırır. Köye götürmek ister. Ancak Zübeyde ölür.

Bu arada Gelibolu yollarına düşen aydın ve Zehra kah atışarak kah şakalaşarak yol alırlar. Bolayır’a yaklaşırlar. Aydın’ın bir endişesi vardır. O da Doktor Mürsel Beyin kendisinden önce cepheye varmasıdır.

Hala Hatun, Zübeyde’nin emanet ettiği sandığı mutlaka Çanakkale’ye götürmek istemektedir. Köyün çocukları ve Ali ile Rum çiftliğinden bir at arabası çalarlar. Köyden çıkarlar. Kendilerini takip edenlerden atların hızı sayesinde kurtulurlar. Ancak bir süre sonra Hala Hatun durur. Ali’den arabayı köye geri götürmesini ister. Zira çalıntı mal ile Çanakkale’ye gitmeyi kendine yakıştıramaz.  Ali’ye kendisini bekleyeceğini söyler.

İstanbul’da ise Fehamet’in kayınvalidesi Sabri’yi Çanakkale’ye göndermemesi konusunda sıkı sıkıya Fehamet’i tembihler. 

Hala Hatun ile Ali nal dolu sandık ile yol kenarında beklerken, Doktor Mürsel’in içinde olduğu otomobile rastlarlar. Durumlarını anlatırlar.  Doktor ikisini de Çanakkale’ye götürmek için yanlarına alır. 

Maliye Bakanı İstanbul’da ticaret yapanları yakın takibe alır.  Çeşitli evrakların incelenmesi neticesinde Selameddin Bey ile Berberakis’in bazı yanlış işlere girdiği anlaşılır.  Ancak iki ortak bu durumdan endişelenseler de kurtulmanın yollarını ararlar. Yeni kazanç kapılarını araştırmaktadırlar. Berberakis, kızı ve damadı, Binbaşı Bennett ve Madam Bonvale ile eğlenirken gelen telefonla Selameddin Beyin evinden polisler tarafından götürüldüğünü öğrenir. Berberakis, Binbaşı Benett’in Selameddin beyi kurtarmasını ister.

Müderris Emin Efendi gazeteleri okuyarak Çanakkale’deki gelişmeleri takip eder. Camilerde vaazlar vererek gençleri yüreklendirir. Gönüllü olmalarını ister. Bir süre sonra da kendisi de gönüllü yazılır. Vapurla Çanakkale’ye gitmek ister. Neden sonra vapura biner. Ancak vapur Marmara’ya açılınca denizaltılar tarafından batırılır. Kurtulan olmaz.

Hesna bir süre sonra tekrar Selameddin Beylerin konağına gider. Zira kocası oraya gitmesini istemiştir.

                                                              *

Yüzbaşı Ali Bey ve Recep Çavuş aldıkları bir at arabası ile Çanakkale’ye giderken sapan atmasını çok iyi bilen Emre’yi dedesinin ısrarı üzerine Çanakkale’ye götürmek için yanlarına alırlar.  Yüzbaşı Ali Bey Çanakkale’ye yaklaşınca daha önceden tanıdığı Binbaşı Zeki beyi görmeyi istemektedir. Zeki Beyin yanında Müderris Efendinin öğrencisi olan 403 nolu Nizami vardır. Cephede bir tehlike esnasında komutanını uyarır. Bu uyarı ile düşmanın üzerine atılırlar. Düşman geri püskürtülür. Ancak Nizami şehit düşer. Yolun geri kalanını sağ salim geçen Yüzbaşı Ali, Recep Çavuş ve Emre Çanakkale’ye varırlar. Binbaşı Zeki Beyin emrine girerler. Aynı birlikte daha önce İstanbul’da kahvecilik yapan Yarımyüz Sinan da askerlere yemek taşımaktadır. Yüzbaşı Ali ve Recep Çavuş, Yarımyüz Sinan ile tanışırlar.  Zeki Bey kendilerine tehlikeli bir görev verir. İngiliz Sahra Hastanesi ambarına sızacaklar ve işe yarar sağlık malzemesi çalacaklardır. Bu görevi başarıyla yerine getirirler. Bu arada Yüzbaşı Ali Bey emrindeki komutanlarla gönüllü gelen gençlerle bölükleri yeniden düzenlemektedir. Cepheye henüz gelen askerler arasında Aydın ve Müstecip Onbaşı vardır. Müstecip Onbaşıyı birinci batarya verir.

Askerlerin yemeğini Yarımyüz Sinan ve Emre dağıtmaktadır. Düşmanın yoğun topçu ateşine rağmen yemeği başarıyla dağıtırlar. Bu arada Emre’nin iyi sapan kullanması sayesinde bir düşman makinelisini bombayla havaya uçururlar. Düşman amansız bir şekilde saldırmaktadır. Artık sağ kalan bir Türk kalmadı deyip de saldırıya geçince karşılarında yirmi bir kişiyi bulurlar. Bu yirmi bir kişi Binbaşı Zeki Beyin emrindeki askerlerdir. Bu taarruz esnasında Yüzbaşı Ali yaralanır. Recep Çavuş onu sırtlayarak sahra hastanesine götürür. Hastanede Yüzbaşı Ali Bey tanıdık bir yüz görür. Bu yüz Doktor Mürsel’indir.  Ancak kendisi doktoru daha önceden hiç görmemiştir. Ama nedense yüzü tanıdık gelmiştir.

…Ve Çanakkale-Döndüler/3.Cildin Özeti

Binbaşı Benett ticari hayatı zorda olan Berberakis’e yardımcı olacağını söyler. Ancak Selameddin beye yardımcı olamayacağını belirtir. Bundan zarar göreceğini düşünür. Müfettişler ise bu büyük ticari vurgunun arkasında kim olduğunu öğrenmek isterler. Ancak bütün çabalarına rağmen bir neticeye ulaşmazlar. Bu durum üzerine Polis Memuru Hayri’yi bilgi alabilmek için  Berberakis’in kızı Melissa’dan bir şeyler öğrenmesi için görevlendirirler.  Şoför Albert ile hizmetçi Ketie, Selameddin Beyin köşkünden eşya ve altınları çalarlar, kiraladıkları bir evde saklanırlar. Ancak polisin onların bu durumundan haberi vardır. Memur Hayri, Melissa’yı kullanarak Berberakis’in peşine düşer. Hizmetçi Ketie geleceğe ait planlar kurar. Aramalardan kurtulmak için Sazenuşka adıyla kantocu olarak polisten kurtulacaktır.  Ancak onun tasarladığı planlarda Albert’i saf dışı etmek ister. Selameddin Beyin evinin soyulması ile ilgili olarak Albert’e suçun atılmasını düşünmektedir.

Bu arada Hesna da Osman Efendi’nin Çanakkale’ye gitmek istediğini bilmektedir. Osman Efendi’ye eğer kendisini de Çanakkale’ye götürürse, Çanakkale’ye gidebileceğini söyler. Köşkü Sabri ve Fehamet’e bırakabileceklerini anlatır. Osman Efendi’yi ikna etmeyi başaran Hesna Çanakkale için hazırlanmaya başlar. Yola çıkarlar. Yanlarında Zalım Nuru da vardır.  Sabri karısı Fehamet ile vedalaşır. Onlar Çanakkale’ye giderken, Sabri de kendilerine katılır. Ancak bir süre sonra geri döner. Bu olaylar olup biterken Selameddin Beyin köşkü haczedilmiştir.  Selameddin Beyin karısı Saliha Hanım, Hesna’yı görmek üzere Doktor Mürsel’in Beyin konağına gelir.  Fehamet, Hesna ve onun da evde kalabileceklerini söylerler. Doktor Mürsel’in Bey cepheden dönünceye dek evde kalabilecektir.

Osman Efendi, Zalım Nuru ve Hesna Çanakkale yolunda dingili kırılmış ve kullanılmaz hale bir kağnıya rastlarlar. Kağnıda, kucağında bebeği olan Hanife vardır. Hanife toplayabildiği erzakları Çanakkale’ye götürmek için uğraş vermektedir.  Kocası da Çanakkale’de savaşmaktadır.  Hanife ve bebeğini yanlarına alırlar. Yola devam ederler.

Hala Hatun Çanakkale’ye gelmiş ama zorlu yolculuktan dolayı bitap düşmüştür. Bir süre sonra vefat eder. Zehra da acılar içindedir. Doktor Mürsel kadınların bu haline üzülür. Ancak çalışmaya devam etmesi, gönüllülerle ilgilenmesi gerekmektedir.

                                           *

Cephede ise Yarımyüz Sinan ile Emre çarpışan askere su taşırken İngilizler için tercümanlık yapan Stelyo önlerini keser. Sinan’dan su ister. Karşılığında para vereceğini söyler. Ancak Sinan para yerine, yiyecek ve sağlık malzemesi ister. Stelyo ile anlaşırlar. Bu alışverişin sürmesini isterler.

Yüzbaşı Ali sahra hastanesinde yaralı olarak yatmaktadır. Doktor Mürsel Bey, onun savaş yaralarından başka yaraları olduğunu, içinde pek çok derdin olduğunu anlar. Onunla konuşmak ve dertlerini öğrenmek ister ama ilk önce kendisini anlatır. Osman Efendi’den, Osman Efendinin Remzi diye bir topa verdiği isimden bahseder. Remzi ölen oğlunun ismidir. Osman Efendi onun yaşadığını hayal ederek ağaç bir topa Remzi diye hitap etmekte ve onunla canlıymış, insanmış gibi dertleşmektedir. Recep Çavuş, Stelyo’ya su götüren Yarımyüz Sinan ile Emre’ye denk gelir. Onlarla birlikte geleceğini söyler. Sinan ve Emre kendisine bir okka esrar bulup bulmayacağını sorar. Stelyo kendilerinden esrar istemiştir. Bu soruya Recep çavuş çok şaşırır. Ama esrarı nereden bulabileceğini de düşünmeye başlar. Doktor Mürsel Bey, Seniha ve Zehra ile hastalarla ilgilenirken, Aydın Bey bir habercinin Yüzbaşı Ali’yi Zeki Beyin çağırdığını söyler. Doktor Mürsel yarası iyileşmeye yüz tutan Ali Beye izin verir. Binbaşı Zeki, Yüzbaşı Ali’yi birisinin yanına götürecektir. Ama o kimdir?

Çok geçmeden Zeki Bey ve Yüzbaşı Ali kendilerini Mustafa Kemal’in karşısında bulurlar. Mustafa Kemal bazı konularda kendilerinden yardım isteyecektir. Düşmanın nereden taarruz edeceği yerleri tahmin etmeye çalışan Mustafa Kemal ve diğer komutanlar Yüzbaşı Ali Beyin düşüncesini öğrenmek isterler. Yüzbaşı Ali ve Mustafa Kemal diğer komutanların aksine düşmanın Arıburnu’ndan saldırıya geçeceğini ifade ederler. O esnada Ian Hamilton taarruz için Arıburnu ve Anafartaları haritasında işaretler. 

Albay Mustafa Kemal, Binbaşı Zeki Bey ve Yüzbaşı Ali’yi uğurlar. Yüzbaşı Ali’ye bir görev verir. Düşmanın ileri hatlarına sokulup son yerleşme konumlarını öğrenmesini ister. Bu arada Stelyo’ya istediği esrarı bulan Recep Çavuş sayesinde Sinan ve Emre karşılığında makineli tüfek ve iki sandık cephaneyi almışlardır.

Mustafa Kemal Bey çok kanlı bir çarpışmaya hazırlanmaktadır. Bu arada sabırsızlıkla Yüzbaşı Ali’nin getireceği haberleri beklemektedir. Yüzbaşı Ali de İngilizlerin bulunduğu bölgeye sızmıştır.

O esnada Sargı yerinde görev yapmakta olan Seniha ise Roger adlı İngiliz Subayıyla yakınlaşır. Subayın yarasını iyileştirmiştir. Roger bir süre sonra Müslüman olmak istediğini tıp eğitimi aldığı için hastanede beraber görev yapmak istediğini bildiri.

Saroz Körfezi girişindeki zırhlıların yoğun bombardımanı ile saldırı başlar. Albay Malone komutasındaki birlikler çıkarma yapar. Ancak albay ölür. Onun yerine komutayı Hintli bir yarbay alır. Hedef Tek Çam’dır. Mustafa Kemal de Tek Çam civarında muharebenin gidişatını izler.  Türklerin karşı koyması neticesinde İngiliz ve Hintli birlikleri duraksar. General Birdwood ateşkes ister. Hamilton ise ısrarla Tek Çam’ın alınmasını ister.

Stelyo aldığı esrarın sahte çıkması üzerine Hintli askerlerle birlikte Sinan’a tuzak kurar. Onu dövmeye başlarlar.

Yüzbaşı Ali Bey ise bir Hintli elbisesi giyer. Mustafa Kemal‘in verdiği görevi yerine getirmek için hazırlanır. Doktor Mürsel ile vedalaşırken, o esnada Osman Efendi, Zalım Nuru ve Hesna’nın ve Hanife’nin bulunduğu araba gelir. Yüzbaşı Hesna ismini duyar. Ancak Emre’den onun Doktor Mürsel’in eşi olduğunu öğrenir. Aldırmaz. Yola çıkar. Doktor da Yüzbaşının Hesna’nın kocası olabileceğini düşünür. Doktor Mürsel Bey, Mustafa Kemal’in yanına gider. Hesna Yüzbaşının kim olabileceğini düşünür. Kendisini uzaktan giderken görmüştür. O sırada Zehra’dan Topal Çavuş  diye birisinin ismini duyar.  Hesna bunu öğrenince bayılır. Aynı zamanda Recep Çavuş, Zalım Nuru ve Yarımyüz Sinan’ı kurtarmak için hazırlık yapmaktadırlar. Bunun için Stelyo’nun kulübesine baskın yaparlar. Fakat çıkan çarpışmada Yarımyüz Sinan ve Zalım Nuru şehit düşerler. Recep Çavuş ve Osman Efendi şehitleri alırlar. Uzakta bir yere gömerler. Daha Sonra Osman Efendi ile  Emre aynı sargı yerindeki bir çadırda yatarlar. Zehra söz arasında Hesna’ya Osman Efendi’nin yaralı olduğunu söyler. Ancak Osman Efendi’nin yarası hafiftir. Hesna çadıra girer. Orada Recep Çavuş ile karşılaşır. Şok geçirir. Yüzbaşı Ali’nin sağ olduğunu burada çarpıştığı öğrenir. Recep Çavuşa neden yalan söyledin der. Fenalaşır.

Doktor Mürsel Bey her şey öğrenir. Recep Çavuş’tan Yüzbaşı Ali’yi bulup getirmesini ister.  Bu arada ateşkes bozulmuştur. Top atışları başlamıştır. Recep Çavuş, Yüzbaşı Ali’yi Mustafa kemal Beyin çadırında bulur. Sağ salimdir, zor görevden dönmüştür. Yüzbaşı Ali’ye Hesna’nın Çanakkale’de olduğunu söyler. Her şeyi anlatır.  Yüzbaşı adeta yıkılır.  Hayata tutunmak için elinde hiçbir şey kalmamıştır. Mustafa Kemal’den yapılacak taarruza 57. Alay 12. Tabur’dan Cevdet  Gönüllü Birliğine katılmak istediğini söyler. En önde yer almak istediğini ifade eder. Mustafa Kemal Anafartalarda birlikleri taarruza kaldırır. İtilaf Devletleri yenilir. Geri çekilir. Ancak bu Çanakkale’den çekilmek anlamına gelmez. Doktor Mürsel onların bir gün yine gelebileceğini düşünür.

           Bu arada İstanbul’daki Ketie, Sazenuşka adıyla sahneler çıkar.  Ünlü olur.  Memur Hayri ise Melissa’ya daha fazla bu ilişkiyi sürdüremeyeceğini söyler. Ona veda eder. Selameddin Bey Albert’i görmek üzere hapishaneye gelir.  Karısının nerede olduğunu öğrenmek ister.  Öğrenebildiği tek adres Doktor Mürsel Beyin köşküdür. Vakit geçirmeden oraya gider.  Fehamet ve annesinden karısı Saliha’nın öldüğünü öğrenir.  Yere yığılır. Orada can verir…

 ROMAN KAHRAMANLARI

 

Yüzbaşı Ali: Romanın önde gelen kahramanlarındandır. Yakışıklıdır. Şair ruhludur.  Cemal Paşanın ordusunda görev yapan gözü pek bir subaydır. İstihbaratta çalışmış olduğu için İngilizce ve Arapça’yı iyi bilir. Cemal Paşa onu tehlikeli bir görev ile görevlendirir; Kanal’dan İngilizler Çanakkale’ye asker sevk edecekler midir? Yüzbaşı Ali bunu öğrenecektir. Emri aldıktan bir gün öncesinde Hesna’yla nikâhları kıyılmıştır. Bu duruma yüzbaşı çok üzülür. Ancak vatan sevgisi, hizmet aşkı ağır basar. Görevi kabul eder. İngilizlere ait bir cephaneliğe havaya uçurur. Ancak o esnada yaralanır. O yakışıklı yüzbaşı, yüzünün feci halde yandığını görür. Hayata küser. Artık bu yüz ile Hesna’nın karşısına nasıl çıkabileceğini düşünür. Yıkılır. Kendini askerliğe ve görevine adar. Sonra Çanakkale’ye gitmek düşüncesi ağır basar. Zorlu uğraşılar sonucunda Çanakkale’ye gelir. Kızının olduğunu öğrenir. Bu onda bazı değişikliklere yol açar. Bir gün eve dönme ümidini taşır.  Ancak daha sonra cepheye gelen karısının Doktor Mürsel ile olan yakınlığını öğrenince yıkılır. Artık yaşamak için bir sebebi kalmamıştır. Yapılacak taarruza gönüllü olarak en önde katılır…

Yazar, Yüzbaşı Ali’nin şehit olduğunu belirtmez. Ama okuyucunun şehit olduğunu anlamasını ima eder.  Doktor Mürsel ile karısının arasından adeta çekilmiş, kendini vatan uğrunda feda etmiştir.

Recep Çavuş: Cemal Paşanın karargâhında çavuşluk yapar. Herkes tarafından tanınır. Gayretlidir. Fedakârdır. Bazen kabına sığmayan hareketlerde bulunsa da kendisine güvenilir. Beraberindekileri asla yarı yolda bırakmaz. Yüzbaşı Ali ile Kanal’a gider. Cephaneliği havaya uçururlar. Yüzü yanar. Ayağından yaralanır. Sağ bacağı soldakinden kısadır.  Hesna’yı Yüzbaşının istediği şekilde Beyrut’ta vapura bindirir. İstanbul’a gönderir. Yüzbaşı ile Çanakkale Cephesi’ne gelir. Onunla birlikte kahramanlıklar gösterir.  Yüzbaşıyı son görevinde yalnız bırakmaz ve o da son saldırıda ön saflarda yer alır.

Hesna: Yüzbaşı Ali’nin karısıdır. Beyrut’ta doğmuştur. Babası ise İstanbul doğumludur.  Kocası ve babasından başka kimsesi yoktur. Yüzbaşı göreve gitmekten kısa bir süre önce babası vefat eder. Yüzbaşı aldığı emri yerine getirmek için Kanal’a gider. Ancak bir süre sonra şehit olduğu haberini alır. Yıkılır. Ancak bir müddet geçince bebeği olur. Onu hayata bağlar. Ancak vapur yolculuğunda bebeği ölür. Hesna bir kez daha yıkılır. Olaylar karşısında yeteri kadar tahammül gösteremeyen Hesna, Doktor Mürsel‘e ilgi duymaya başlar. Kendine gelir. Gelenek ve göreneklerine bağlı, vatan sevgisini içinde taşıyan güçlü bir kadın olur. Çanakkale’ye cepheye gelir. Orada kocasının yaşadığını öğrenir. Ancak artık Mürsel Beye duygusal olarak bağlanmıştır.

Doktor Mürsel Bey: Dönemin İttihatçılarındandır. İttihat Terakki’nin önde gelen sorumlularından biridir. Çevresi geniştir. Yaptırım gücü vardır. İyilikseverdir. Fedakârdır.  Çanakkale’de canlar feda olurken, o İstanbul’da gençleri adeta etrafında toplar. Onları Çanakkale’ye gönüllü gitme konusunda teşvik eder.  Çanakkale’ye gider. Orada Mustafa Kemal’in isteği üzerine sahra hastanesi kurar. Romanın en şefkatli kahramanlarından biridir. 

Yazar onun nezdinde gönüllü olarak Çanakkale’ye giden üniversite gençliğini temsil etmiştir. 

Selameddin Bey: Tamamen kendi şahsi çıkarını düşünen bir karakterdir. Bunun için gayrı müslimlerle birlikte hareket edebilmekte, ortaklık kurabilmektedir. Savaşın o sıkıntılı ve kargaşa ortamından yararlanarak, mal ve para edinmeye çalışır. Çok zengindir. Bozuk silahları, bitli ve süpürge tohumu katılmış buğdayı iaşe olarak orduya satar.  Kızının her dediğini yapar. Ona pahalı hediyeler alır. Ancak daha sonra hizmetçisi ve şoförü tarafından soyulur. Edindiği her şeyi, kızı ve karısı dahil, kaybeder. Sonunda kendisi de fenalaşarak ölür.

Cavidan: Batılılaşma gereğine candan inanır. Batılı tarzında bir yaşamı seçmiştir. Kendi kültürel ve ahlaki değerlerden uzaklaşmıştır. Gelişen siyasi olaylara kafa yormaz. Çıkan savaşla ilgilenmez. Lüks alışverişi yapma tutkusuna sahiptir.  Pahalı hediyeleri sever. İlginin kendi üzerinde toplanmasından hoşlanır. İstanbul’daki yaralıları görünce şaşırır. Daima Avrupa’da yaşama isteği ağır basar. Muallim Doğan Bey ile birlikte daha sonra Paris’e giderler.

          Muallim Doğan Bey: İlk önceleri İttihat ve Terakki’ye mensuptur. İttihatçıların sıklıkla gittiği Yarımyüz Sinan’ın kahvesine gider. Savaşı fırsat bilerek ganimet toplayan Selameddin Beyin kızı Cavidan’a aşık olur.  Cavidan da onu kendi çevresinden kurtarıp kendi muhitine sokar. Onu istediği gibi yönlendirir. Cavidan ile birlikte savaş yapılırken, Paris’e doğru uzun bir yolculuğa çıkarlar. 

Değişen fikirleri ile davasından vazgeçen dönemin gençlerin bir temsilcisi gibidir. Vatanın sıkıntısına kayıtsız kalır. 

Müderris Emin Efendi:  Sorumluluk sahibidir. Yaşına bakmadan Çanakkale’ye koşmak ister. Bir gün sınıfın boş olduğunu görür. Öğrencilerinin cepheye koştuğunu anlar. Camilerde vaazlar verir. Gelişmeleri gazetelerden günü gününe takip eder. O da gönüllü yazılır. Gönüllüler ile birlikte Marmara’ya açıldığında vapur batırılır. İçindekilerle birlikte Müderris Emin Efendi de şehit olur.

Yarımyüz Sinan: Savaşa gönüllü giden, vatanı için bir şeyler yapmak isteyen korkusuz bir karakterdir.  Bitlis civarında Ruslarla vuruşmuş ve kalçasına bir şarapnel isabet etmiştir. Çanakkale Cephesine de gider orada yararlılıkları görülür. Ancak kendisini kurtarmak isteyen Zalım Nuru, Osman Efendi, Recep Çavuşla çatışmada şehit düşer.

Zehra, Semiha, Hala Hatun, Zübeyde: Cepheye giden Türk kadınını simgelerler. Fedakârdırlar. Zorluklara karşı her şeye rağmen cepheye gitme ve katkı sağlama düşüncesindeki idealist kadınlardır.

Osman Efendi: Doktor Mürsel Beyin köşkünde hizmetkârlık yapmaktadır. Delidivane Osman Efendi diye tanınır. Cephede ölüm haberini aldığı oğlunun acısını unutamaz. Oğlunu hatırlatsın diye iki kırık tekerler ve siyah odun parçasından yaptığı topa Remzi ismini verir. Onunla dertleşir. Konuşur. Ona oğlu gibi davranır.

Sabri: İstanbullu gençlerdendir. Cepheye gitmek konusunda zaman zaman istekli olur ancak annesi ve karısı tarafından savaşa katılması istenmez. Bir kez Çanakkale’ye gitmek için yola çıkar. Yolun başında geri döner.

Binbaşı Benett: İstanbul’daki İngiliz subaylarındandır. Savaş esnasındaki sosyetenin toplantılarına katılır. Gayrı Müslimleri kollar. Berberakis’e yardımcı olur. Ancak kendine zarar geleceği endişesi ile Selameddin Beye yardımcı olmaz. Burada açık bir kayırma yaprak adeta Türklerin başına ne gelirse gelsin umurumda değil düşüncesindedir.

Ketia: Selameddin Beyin gayrımüslim hizmetçilerindendir. Ev sahiplerini, Türklüğünü ve zenginliğini çekemez. Onları basit bulur.

Şoför Albert:  Zengin, vurguncu Selameddin Beyin kızı Cavidan’ın otomobil şoförlüğünü yapar. İçin için kızsa da Cavidan’ın her istediğini yerine getirir. 

*

Roman genelde akıcı bir dile sahiptir. Ancak yazar zaman zaman uzun cümleler de kurmuştur.  Kahramanlar arasındaki diyaloglar kitaba canlılık ve sürükleyicilik kazandırmıştır. Kahramanların psikolojilerini yansıtan, bulunduğu mekânı vurgulayan cümleler ile mekan anlatımı da dikkati çeker. Ayrıca Çanakkale ile ilgili tasvirlerde de bulunur.

“……………………

Kerevizdere, Alçıtepe, Anafartalar, Kocaçimen, Abdal Bayırı ve Cesaret Tepesi, Taylar geçidinden, Şahin Sırtı birbirinden ayrıcalığı olmayan granit kayaları kireçli yamaçları, çoğunluğu ağaç yeşili halısıyla hareketsizdiler fakat bağlı bir hareketliliğin zapt edilmezliğini hissettiriyorlardı. Her an kopabilecek, denize inecekler binlerce martı kanadında yahut göğe akacaklardı. Azmak Deresi bu görünüşün beri yanında duruyor mu, akıyor mu belli değildi fakat bu kıvrıntıları kendisinden daha canlıydı (3)”

Bu cümleler aynı zamandan da uzun cümlelere örnek olarak da gösterilebilir. Ayrıca kitap içinde bazı edebi cümleler bir savaş romanı olmasına rağmen hemen dikkati çekmektedir;

“Yüreğinin başına çörekleniveren zehir sıtmasındaki korku gitgide yerleşiyordu, s 66.”

“Bulutlar pamuk yığınlarında ısınmış, alabildiğince uzanmış silme bir maviye yatmışlar, biçimlerini ağır ve uyuşuk değiştirmelerde, bekleşiyordu, s 68.”

“Gökyüzüyle yeryüzü arasındaki boşluğun sahipliğinde güzel uçuşlarıyla boşluğu doldurmuşlardı, s 69.”

“………..ve ölüm de mezarlıklar da canlılar için  acayip bir törpüydü, s 70.”

“……hüzün, hemen başlayacakmışçasına sağnaklaşacak bir özlem, çaresizlik içinde bükülmüş bir boyun mahzunluğu ile birlikte omuzlarına yükleniverdi Hesna’nın, s 72.”

“..Şimdiki gibi görevin yerine getirilmesi önemlidir  görevlinin varlığı ve yokluğu değil, s 74.”

*

Yazar romanda pek çok olayı ve bu olaylar içinde yer alan kahramanları birbirine paralel olarak anlatır. Bu zaman zaman okuyucunun dikkatini dağılmasına sebep olsa da, başarılı anlatım ve sürükleyicilik olumsuzluğu ortadan kaldırabilmektedir.

Roman cepheyi ön plana çıkarmaz. Cephedeki çatışma sahnelerinden pek söz etmez. Bu sahnelerin ayrıntılı tasvir yapılmaz. Ancak cephe gerisini, İstanbul’u, Şam’ı Beyrut’u ve buradaki ön hazırlıkları iyi anlatır. Romanda en dikkat çekici unsur İstanbul’un karmaşık sosyal yapısıdır. Gayrı Müslimler, onlarla işbirliği yapan, çıkarını düşünen Türkler ve onların sosyal yaşamları bir dönemin panoraması gerçekçi bir şekilde yansıtılmıştır. Diğer Çanakkale romanlarından olumsuz  karakterlerin çokluğu ile de dikkati çeker. Selameddin Bey, Muallim Doğan, Cavidan,  başlıca olumsuz tiplerdir. Vatanın durumuna bigâne kalırlar. Kendilerini düşünürler. Halbuki başta Yüzbaşı Ali, Recep Çavuş, Doktor Mürsel, Semiha, Hasena, Zehra, Zübeyde, Hala Hatun, Yarımyüz Sinan, Osman Efendi vb karakterler ise vatan için mutlaka bir şey yapmak gerektiğine inanırlar. Ellerinden geleni yapmaya çalışırlar.

Ancak bu noktada şunu belirtmekte fayda görmekteyim. Özellikle kadınların, yaşlı olsun genç olsun, cepheye ne pahasına olursa olsun gitmeleri/gitmek istemeleri pek gerçekçi olmamaktadır.  Aydın ile cepheye yürüyerek giden Zehra buna örnektir. Özellikle Çanakkale Savaşı sırasında gönüllü bir kaç hemşire dışında kadınlarımızın etkinliği daha çok şehir merkezlerindeki yaralılara bakma konusunda söz konusudur.  Ancak kitabın, yazarın da belirttiği gibi bir destan örneği olduğu düşünülürse, bu konuda yazarın kurgusu ve o kadın kahramanların fedakârlığı biraz olsun anlaşılabilir.

Yukarıdaki kahramanlardan ziyade gerek Osmanlı tarafında gerekse İtilaf Devletleri kesiminde savaşta öne çıkan pek çok komutan da kitapta yer almaktadır…

Kitabın diğer Çanakkale kitaplarından ayrılan bir diğer yönü de kronolojik bir sıra izlemeyip olayların paralel bir şekilde verilmesidir. Savaşın başlangıcı, gelişimi, sonucu gibi bölümlerden ziyade; romandaki kahramanların içsel dünyaları, cepheden çok insanı ve insan durumlarını, ilişkilerini, düşüncelerini öne çıkaran bir kitap olarak diğer kitaplardan kolaylıkla ayrılmakta ve diğer kitaplar arasında roman türüne en yakın, en başarılı bir eser olarak nitelendirilebilir. Ancak kitabın okuyucu nezdinde hak ettiği yeri bulamaması da ayrı bir düşündürücü konudur.

Yazar kitabını yazarken bir noktayı çok benimsemiştir. Çanakkale’ye ait ilk romanı yazmak. Bu ilk olmanın kendisini mesut edeceğini söylüyor. “Bu bağlamda eleştiriler olacaktır ama benim için en önemli nokta ilk roman olmasıdır.” diyecektir.  Gerçi Çanakkale Cephesi’nden Kurtuluş Savaşına dek olan süreci inceleyen “Gün Batarken” romanı bir yana, sadece Çanakkale ve dönemini anlatan, geniş coğrafyada olayların incelendiği ilk kitap olarak kabul etmek pek ala mümkündür…

Bir Gelibolulu olarak, Çanakkale’yi merkeze alarak, ilk kez gündeme taşıyan Mustafa Necati Sepetçioğlu’na Allah’tan rahmet diliyorum. Türk Edebiyatı’nın Dede Korkut’unun ruhu şad olsun…

Kitap ile ilgili bazı notlar:

 

57. Alay’ın 12. Taburu yoktu. 3 taburu vardı; 1. Tabur, 2. Tabur ve 3. Tabur olmak üzere.

Yüzbaşı Ali Bey sıklıkla kullanılmış. Ancak rütbelere göre Binbaşıya kadar olan rütbelerin yanına efendi ekleniyordu; Yüzbaşı Ali Efendi vb. Binbaşı, yarbay, albaydan sonra Bey; Albay Mustafa Kemal Bey vb, general rütbesinde olanlara da Paşa deniyordu; Esat Paşa, Cevat Paşa vb.

Romanda Müstecip Onbaşı anlatılanlardan anlaşıldığına göre daha erken dönemde yer alıyor. Oysa Müstecip Onbaşı artık savaşın tavsadığı 30 Ekim 1915 tarihinde Turqouise denizaltısını top kullanarak periskopunu vurmuş ve teslim olmasını sağlamıştı.

Gelibolu’da granit kayalar yoktur. Daha çok kumlu çakıllı birimler ile kalkerli, kireçtaşlı bir kayaç özellikleri görülür. Bu da suların dağılmasında etkin jeoloji ve coğrafya oluşturmuştur. Killi seviyelerde özellikle Arıburnu yarlarında su kuyuları pek nadirdir.

Anafartalar döneminde Birdwood ateşkes istiyor. Sonra ateşkes yapılıyor… Çanakkale’de ateşkes sadece 25 Mayıs 1915 tarihinde yapılmıştır.

Mavnalarla Mısır’dan Gelibolu’ya asker taşındığı belirtiliyor. Halbuki mavnalar çıkarma esnasında kullanılan araçlardı. Engin denizde kullanılmazdı.

 1.Cilt:

Kitabın girişinde 1914 yılının Ekim-Kasım ayları anlatılırken 5. Ordu Çanakkale Boğazı’nı tutmakta deniliyor s 44.  5. Ordu, 25 Mart 1915 tarihinde kuruldu.

 “Biz yeri geldik mi bir avuç un geçse elimize diye düşünür kaşınırdık orada… Galiçya’da… un?, s 127”

Çanakkale Cephesi’nden sonra Türk askeri Galiçya Cephesi’ne gitmiştir.

  “Doktor Mürsel Beyin bir kere daha: “ Estağfirullah görevimdir” deyişine tebessümle eğip gözlerini: Çanakkale’de… sıkıntıdayız “dedi dertleniverdi. Çok pek çok sıkıntıdayız. İstanbul yaralı ağır yaralı hasta akınından soluk almaz oldu s 145.” Halbuki daha savaşında başında yaralılar  İstanbul’a gelmedi. Kara Muharebelerinden sonra yaralılar vapurla İstanbul’a taşınmaya başladı. Ayrıca Çanakkale’de nala ihtiyaç olacak kadar susuzluk çekecek, yiyecek ve giyecek sıkıntısı bir çekilmemiştir. Yazar bu konuda pek çok yerde aynı özelliğe vurgu yapar.

“Neden bana? Enver Paşa içeride? S 146.”

Sarıkamış seferi esnasında Enver paşanın İstanbul’da olduğu anlaşılıyor halbuki Enver paşa harekat esnasında Erzurum’daydı.

 Churchill’in Anadolu’dan Türkleri sürüp başka ırkları yerleştireceği düşüncesi vurgulanıyor s 168. Oysa Churchill böyle bir planı yoktu. O İstanbul’u ele geçirmeyi uzun yıllardan beri düşünüyordu.

 İkinci cilt:

“……rağmen kağnıları görebildi. At yerine öküzlerin, kiminde yaşlı ineklerin çektiği arabalarını da. Bakmasa da biliyordu aslında: “Gelibolu’ya ihtiyaç taşıyan köylüler…” diye mırıldandı, s 158.” Gelibolu’ya halkın taşıdığı ihtiyaç maddesi olmamıştır.

“Sahra Hastanesinin Başpapazı kürsüye geldi: “Kardeşlerim! dedi.” İyi Hıristiyanlar .. böyle kutsal bir günde, evlerinin sıcacık ocağı başından ayrı, kutsal amaçlar uğruna buralara gelmiş olan savaş kahramanları.. biliniz ki kafirlerle savaşta ruhu yücelmiş……, s 268”

Kafir, Müslümanlar tarafından kullanılır.

Çanakkale de kamyonlardan bahsedilmiş (s 370), Çanakkale’de birkaç tane dışında kamyon kullanılmadı. Cephane ve asker kamyonsuz sevk edildi.

Müstecip Onbaşı Bolayır’da (s 372) değil, Nara Burnu-Çanakkale’de görev yaptı.

“Anam beni yetiştirdi bu yerlere yolladı. Türküyü duyan Müstecip Onbaşı……(s 373)”. O dönem çok sık söylenen, iyi bilinen bir marştır. Türkü değildir.

Zehra’nın gönüllü birliğinde olduğundan bahsediliyor(s 374). Ancak Çanakkale’de bazı son zamanlarda yazılmasına rağmen gönüllü kadın savaşçı yoktur.

“….bakarken Hasan ile Mevsuf’u öğdü Recep Çavuşa (s 384). -Anafartalar savaşı dönemi kastediliyor, ibilgin.

Üsteğmen Hasan Hulusi ile Teğmen Mehmet Mevsuf 18 Mart 1915’de Dardanos Tabyasında  şehit oldular.

 

Dipnotlar:

(1): M. Necati Sepetçioğlu, 1989, …Ve Çanakkale; Geldiler-Gördüler-Döndüler, Akran Yayıncılık, üçlemesinin 1. Cildin önsözünden.

(2): M. Nuri Yardım, 2000, Romancılar Konuşuyor, Kaknüs Yayınları, s 118-119.

(3): M. Necati Sepetçioğlu, 1989, …Ve Çanakkale- Geldiler, s13.

 

 


  23333 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

1086_aytekin 18-04-2010, 15:11:06
çanakkale savaşları konusunda yerli ve yabancı sayısız eser verilmiştir...bunlar genellikle askeri kayıtları ve kişisel anı günlükleri baz alırlar.bizim çeşitli sebeplerden kişisel anı ve günlüklerimiz karşı taraf askerlerininki kadar çok ve çeşitli değildir.birde daha az olmakla beraber roman tarzı eserler vardırki bunlar gerçeklere bağlı kalmak koşulu ile insanların bazı gerçekleri daha kolay anlamasını ve hayalinde canlandırmasını sağlar.işte bu 3 ciltlik eser kanımca böyle bir klasiktir.
 
1088_Ahmet 19-04-2010, 00:14:58
Merhum üstad Sayın Sepetçioğlu yazıların az olduğu bilgi ve dökümanların kıt olduğu bir zamanlarda yazdığı bu roman için tebrik etmek gerekir öncelikle. Elbette yanlışlıkları vardır. Tarihsel ayrıntılar bugün savaşa ait birçok eserin ortaya çıkması ile bilinebiliyor.
Zor bir dönemde yazılması takdirseldir.

Ayrıca roman yazımında tarihsel gerçeklik aranmaz diye küçük bir bilgi hatırlıyorum.
Zira sayın İsmail Bilgin de bir roman yazarıdır. Eserlerine baktığımızda kendisi de tarihsel ayrıntıları ve gerçekleri gözden kaçırmaktadır.
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

03/04/2016 - 08:29 Elveda Güzel Vatanım - Ahmet Ümit (Sinem Şahin)

09/01/2016 - 17:42 Önünüzde düşman , yanınızda fareler ,arkanızda jandarmalar 1914- Jean Echenoz ( Ülkü Kolcu )

06/03/2015 - 16:04 Çanakkale Şehitlerine Şiiri İçin Bir Tahlil Denemesi ( Eyyüp Bostancı )

14/06/2012 - 15:51 Gelibolu’dan Bağdat’a - William Ewing (İsmail Bilgin)

20/12/2011 - 17:06 Derin Nefret -Anzakları Çanakkale Savaşı’na Sokan Komplonun Hikâyesi-Ömer Ertur (İsmail Bilgin)

15/02/2011 - 19:25 Sarı Sessizlik-Sarıkamış 1914: Bir Kayboluş Romanı-Cihangir Akşit (İsmail Bilgin)

18/04/2010 - 14:16 …Ve Çanakkale; Geldiler-Gördüler-Döndüler Mustafa Necati Sepetçioğlu (İsmail Bilgin)

03/01/2010 - 17:32 Uzun Beyaz Bulut-Buket Uzuner (İsmail Bilgin)

20/08/2009 - 21:11 Çanakkale

19/07/2009 - 05:35 Galiçya'da Türk Askeri ( İsmail Bilgin )

11/06/2009 - 19:24 Çanakkale Mahşeri - Mehmed Niyazi (İsmail Bilgin)

11/11/2007 Sîretler ve Sûretler - Beşir Ayvazoğlu ( Tarık Suat Demren )

15/07/2007 Kanatsız Kuşlarda Uçuşan Hatalar ( Tuncay Yılmazer )

22/03/2007 Küçük bir okurumuzdan "Büyük" bir şiir: Çanakkale Savaşı ( Fatih Serdar Sağlam )