Gelibolu’dan Kaçış ( Muzaffer Albayrak)

Tarih: 20/12/2009   /   Toplam Yorum 5   / Yazar Adı:      /   Okunma 13179

1915 Ağustos ayında Anafartalara yapılan çıkarma ve peşinden vuku bulan muharebeler akamete uğrayıp Eylül ayında siper savaşı başlayınca Müttefikler açısından Gelibolu’da sonun başlangıcına gelinmişti. Uğranılan başarısızlığa, Avrupa’da yeni bir cephe açma teşebbüsü (Selanik Cephesi), siyasi arenada değişen dengeler (Bulgaristan’ın Merkezi Devletler safına geçmesi), kışın yaklaşması gibi etkenler de eklenince Çanakkale’nin tahliyesi tartışmaya açılmıştı. Müttefikler için zor ve tartışmalı bir karar olsa da Britanya Krallığı Savaş Bakanı Kitchener’in Kasım 1915’te Çanakkale cephesine gelerek gerçekleri görmesiyle geri çekilme süreci başlamış oldu. Muzaffer Albayrak iki Türk subayının anılarından ve bir İngiliz Gazeteci G. Ward Price’in Londra’ya geçtiği habere dayanarak Müttefiklerin 19-20 Aralık 1915 Anafarta ve Arıburnu tahliyesini değerlendiriyor. Ward Price’in izlenimlerinin uzun bir aradan sonra ilk kez yayınlandığını belirtelim. Albayrak, Türk komuta kademesindekilerinin -Almanlar hariç- düşmanın çekilip gitmesini dört gözle beklemekte olduğunu ve kaçan düşmanı takip edeceğim diye şehit ve yaralı sayısına yenilerini eklemeye gönüllü olmadığının altını çiziyor. Albayrak’a göre düşmanın çekilip gitmesi biraz da görmezlikten gelindi denilebilir.

 

- Çıkarma yapabilir miyiz?   Hayır!

 

- Tahliye edebilir miyiz?   Evet! [1]

 

25 Nisan 1915 günü çıktıkları Gelibolu Yarımadasını, 19/20 Aralık 1915 gecesi tahliye edip Mondros’a doğru yol alan Avustralyalı askerler, hep bir ağızdan yukarıda yazılı gerçekçi ancak bir o kadar da ironik sözleri haykırıyorlardı.

Gerçekçiydi; çünkü birçokları için bir cehennem addedilen bir harp sahasını çok korktukları bir felakete uğramadan, hatta ummadıkları bir şekilde kayıpsız tahliye etmişlerdi. İronikti; zira İstanbul fatihi olma hülyalarıyla geldikleri Çanakkale’de, sekiz ay boyunca çakılıp kalmışlardı ve en sonunda kendilerini ancak kayıp vermeden çekilebildikleri için şanslı sayıyorlardı.

1915 Ağustos ayında Anafartalara yapılan çıkarma ve peşinden vuku bulan muharebeler akamete uğrayıp Eylül ayında siper savaşı başlayınca Müttefikler açısından Gelibolu’da sonun başlangıcına gelinmişti. Uğranılan başarısızlığa, Avrupa’da yeni bir cephe açma teşebbüsü (Selanik Cephesi), siyasi arenada değişen dengeler (Bulgaristan’ın Merkezi Devletler safına geçmesi), kışın yaklaşması gibi etkenler de eklenince Çanakkale’nin tahliyesi tartışmaya açılmıştı.

İlk defa olarak Kitchener 11 Ekim’de Hamilton’a bir tahliye durumunda kaybın ne olabileceğini sormuştu. Tahliye taraftarı olmayan Hamilton verdiği cevapta;

"Verilmesi muhtemel zayiat çeşitli etkenlere bağlıdır: Düşmanın hareketi, hava, örtme kuvvetinin metaneti. Mesele filoyu da ilgilendirir. Bir kere bu meseleye dair kendisiyle görüşmüş olduğum Gouraud’ya göre altı tümenden ikisi feda edilebilecektir. Benim görüşüme göre, mevcudumuzun, topçunun, erzakın, dekovil malzemesinin ve hayvanların yarısını feda etmeden yarımadayı terk edemeyiz" demekteydi. [2]

           

Bu cevap üzerine tahliyeye taraftar bir komutan olan General Monro Hamilton’un yerine gönderildi ve bir rapor da ondan istendi. Monro her bir erin ve tüfeğin Batı Cephesi’nde kullanılması gerektiğine inanan bir asker olarak kararını çoktan vermişti ve 30 Ekim günü hem Seddülbahir’i hem de Arıburnu ve Anafartaları gezdikten sonra yazdığı raporu şöyle bitiriyordu; "…Yarımadanın boşaltılmasını tavsiye ederim". Onun bu aceleci tavrı eleştirilere konu olmuş; Churchill onunla "Geldi, gördü, teslim oldu" diye alay etmişti[3].

Tahliye konusunda son noktayı koymak üzere İngiliz hükümeti Kitchener’ın Gelibolu’ya giderek durumu yerinde görmesine karar verdi. 9 Kasım’da Mondros’a ulaşan Kitchener burada General Monro, Maxwel, McMahon ve Birdwood'la bir toplantı yaptı. 11 Kasım’da yarımadadaki cepheleri dolaştı. Sonuçta sadece Arıburnu ve Anafartaların boşaltılması Seddülbahir’in bir süre daha elde tutulması kararlaştırıldı.

Arıburnu ve Anafartalar cephesinde bulunan 90 bine yakın askerin tahliyesini içeren kaçış planı üç aşamalıydı.

İlk aşamada; savunma için gerekli olmayan bütün asker, hayvan ve malzeme geri çekilecekti.

 

 

 

          

 

 

İkinci aşamada; on gece içinde, kalan garnizonlar, top ve cephane bir hafta süreyle Türklere mukavemet edecek düzeyde bırakılacak kuvvetler dışında geri çekilecekti.

Üçüncü ve son aşamada ise kalan birlikler boşaltılacaktı. Bu son aşamanın süresi iki geceden fazla olmayacaktı.

Tahliyenin ilk aşamasına hemen başlanmıştı. Ancak önemli olan kısmı ikinci ve son aşamaydı. Yarımadanın boşaltıldığının Türklere hissettirilmemesi gerekiyordu. Bunun için pek çok hileye başvuruldu. Nihayet 19/20 Aralık gecesi son asker gemiye bindirildi.

Tahliye hakikaten çok ince ve detaylı düşünülüp uygulanmış bir plan neticesi başarıyla uygulandı. İngilizlerin bu başarısı tam manasıyla bir askeri organizasyon zaferiydi. Arıburnu ve Suvla cephelerinden yirmi gün içinde 83 bin subay ve er, 186 top ve 4600 hayvan sahilleri gözetleyen Türk askerinin gözü önünde tek bir kayıp vermeden çekilip gitmişti.

 

 

 

 

Düşmanın bir tahliye yapacağına dair gerek Alman ve gerek Türk istihbaratı duyumlar almıştı. Ancak bunun ne zaman olacağı belirsizdi. Türk ordusunca zaman zaman keşif taarruzlarıyla düşmanın kuvveti sınanıyorsa da tahliye aşamasında düşman en ileri hattı her zaman yeterli asker ve mebzul miktarda silah ve cephane ile tuttuğundan zayıflamış olduğunu hissettirmemişti.

 

Bazı Türk subaylarının tuttuklara günlüklerde, tahliye günlerine ait bölümlere bakıldığında düşmanın kaçışının pek farkında olunmadığı, hatta tam aksine tahliye için sahile yanaşan düşman nakliye gemilerinin yeni bir çıkarmanın hazırlığı olarak yorumlandığı görülmektedir.

 

İşin doğrusu Türk tarafında, komuta kademesindekiler -Almanlar hariç- düşmanın çekilip gitmesini dört gözle beklemekteydi ve kaçan düşmanı takip edeceğim diye donanmanın hedefi olarak zaten fazlasıyla verilen şehit ve yaralı sayısına yenilerini eklemeye gönüllü değildi. Düşmanın çekilip gitmesi biraz da görmezlikten gelindi denilebilir.

 

Anafartalar ve Arıburnu cephelerinin tahliye edildiği son gün Türk tarafında ve İngilizler tarafında nelerin yaşandığına, tahliyeye şahit olanların gözünden bakmak için aşağıda iki Türk subayının günlüğünden ve bir İngiliz muhabirin gazetesine geçtiği haberden alıntılar yapılmıştır. Bilhassa İngiliz muhabirin anlatımı ayrıntılıdır. Türk subaylarının anlatımında ise tahliyeden habersiz oldukları hatta yeni bir çıkarma için endişe ettikleri anlaşılmaktadır.

 

Her iki tarafın anlatımı karşılaştırıldığında olaya tabii olarak kendi zaviyelerinden farklı baktıkları anlaşılmakta ise de gördükleri aynıydı. İsmail Hakkı Bey, Küçük Anafarta ovasındaki 35. Alay siperlerinden sahildeki yangınlara bakarken, tam karşısında İngiliz muhabir G. Ward Price Suvla Koyu’nda Lalababa civarında aynı yangınları seyrediyordu.

 

Anafartalar Cephesi’nde, yaklaşık olarak Küçük Anafarta köyü önünde bulunan 12 Tümen 35. Alay mıntıkası:

 

"…16 Aralık

 

… Düşman hakkında uyanık bulunmamıza dair tümenden emirler geliyor. Ani olarak bir tecavüz mü bekleniyor acaba?

 

17 - 18 Aralık

 

… Nedense üst kumandanlar bugünlerde düşmanın hareketlerinden tamamıyla endişeli. Biz bir endişe duymuyoruz, ama onların bir sezdikleri var, yahut aldıkları bir haber.

 

19 Aralık

 

Hele bugün çok dikkatli olmamız tebliğ edildi: "Düşmanın kırk kadar nakliye gemisi İmroz’dan Saroz’a doğru hareket etmek üzere toplanmış. Herhangi bir tarafa ani çıkarma yapması ihtimali var çok dikkatli olun" gibi bir tebliğ. Bizim gözlerimiz dışarıda, denizde. Acaba bu kırk şilebin birden gelişi nasıl olacak diye? Akşamı böylece yaptık. Yaptık ama düşmanda da bir fevkaladelik var. Sağdan soldan durmadan ateş ediyor. Gece yarısı oldu, ateş hâlâ devam ediyor. Alaydan; "Bir şeyler var mı? Ne oluyor?" diye soruyorlar.

 

 

                

 

 

Bu sırada Suvla Körfezi’nde, çıkarma iskelesi yanında bir ateş yakıldı, alevler yükseldi. Ben "Eyvah düşman bu alevler yardımı ile asker çıkarıyor karaya" dedim. Fakat bu sırada vakit gece yarısını geçmiş. Saat bir olmuştu. Düşmanın piyade ateşi de kesildi.

 

Ancak bu sırada ikinci bir yangın daha göründü. Kireçtepe eteklerinde bir derede. Düşmanın malzeme deposu olan bir yerde. Biraz sonra üçüncü bir yerde daha, Tuz Gölü ile Suvla Körfezi arasındaki düzlükte, düşmanın hastane çadırlarının yanında. Bu yangın çıktı ama bu da çıkarma yapmak için olmaz ya!

 

Dışarı çıktım. Telefonun yanından ihtiyattaki bölük askerleriyle birlikte yangınları seyrediyordum. Yanımda bölükten iki de çavuş vardı. Onlara:

 

- Siz ne dersiniz? dedim. Onlar:

 

- Aman Hakkı Efendi, galiba düşman kaçıyor. Ne zamanki düşman bir yeri terk edecek, o zaman orasını yakar. Mutlaka düşman kaçıyor.

 

Birden aklıma yattı bu düşünceler. Hemen telefona koştum. Çavuşların söylediklerini alay yaverine anlattım. Bunu alay kumandanı beye bildirmesini rica ettim.

 

Biraz sonra telefonla şu emri verdiler:

 

- Çabuk ileri bir subay keşif kolu çıkarın. Düşmanın siperi boş ise işgal edin. İleri gitmeyin. Gece vakti gizli bir yer altı bombasına rastlanabilir. Boşuna zayiat vermeyelim. Bize derhal neticeyi bildirin. Yazılı emri şimdi yazdırıyoruz.

 

Ben durumu tabur kumandanına söyledim. Tabur kumandanı:

 

- Çabuk git, Hasan Sabri Bey’i keşfe çıkart, ben emri alır arkadan gönderirim, dedi.

 

Ben tabana kuvvet ileri hatta vardım. Üsteğmen Hasan Sabri Bey’i buldum. Yerinde imiş, sırtüstü uzanmış, düşünüyormuş.

 

Alayın şifahi emrini tebliğ ettim. Sabri Bey:

 

- Kardeşim, bu karanlıkta düşman siperleri üzerine nasıl gidilir? Ben yatmak üzere soyunmuştum. Ben:

 

- Giyin, bu kati emir. Ben dışarıda bekliyorum. Alaya cevap götüreceğim.

 

Dışarı çıktım. Benim eski bölük. Tanıdık çavuş ve onbaşılar etrafımı sardılar. Ne olduğunu sordular. Ben de düşmanın kaçtığını, siperlerini yoklamak lâzım geldiğini ve Hasan Sabri Bey’e tebliğ yaptığımı söyledim.

 

- Biz, dediler, şimdi gittik, düşman siperlerine girdik, kimseler yok, fakat söylemeye korktuk. Bizden birkaç kişi var orada!

 

Hemen Hasan Sabri Bey’in yanına gittim:

 

- Hasan Bey, hiç çekinme, senin askerlerin gitmiş, girmiş bile düşman siperlerine. Sen hazır bulacaksın. Yalnız ileri gitmesinler, sabahı beklesinler, ben alay kumandanına haber vermeye gidiyorum, dedim.

 

Tabur karargâhına geldim. Telefonla durumu hemen haber verdim. Yazılı emri tabur kumandanı almış, ona da hemen cevap yazdık. Her taraftan düşmanın kaçmakta olduğuna dair haberler alınmış.

 

Bak şu hâle, daha beş-on saat evvel, düşman kırk nakliye gemisi ile çıkarma yapacak diye beklerken, şimdi ansızın ateşi kesip sahile koşmaya ve vapurlara binmeye çalışıyorlar[4]."

 

 

Arıburnu Cephesi’nde 16. Tümen 47. Alay’ın tuttuğu Kanlısırt mevkii:

 

19 Aralık

 

… Bu akşam bomba biraz fazlaca. Biz de atıyoruz. Her taraf dehşetli velvele içinde. Gece yarısına kadar bu hâl devam etti.

 

Bu gece kamerin etrafında yedi renkten oluşan bir hâle var. Nuri’ye gösterdim. Mucizevî bir vukuat olacağını ve hakkımızda hayırlı olduğunu söyledi.

 

Bir müddet sonra bu hâle ağır ağır kayboldu. Siperleri gezdim ve tamiratı gözden geçirdim.

 

10.30 – Pek zayide uykum var.

 

11.00 – Gerekli tembihatı yaparak yattım.

 

3.30 – Kalktım. Çay hazır. Nuri’yi de kaldırdım. Oturup çay içtik. Etraf pek ziyade sakin. Bomba yok.

 

3.35 – Solda bir dumdum patladı. Tabur kumandanı geldi.

 

- Çabuk on nefer kuvvetinde bir keşif kolu hazırlayın. Düşman Anafarta ve sağ cenahtan çekilmiş. 19. Tümen düşman siperlerini zaptetmiş, dedi.

 

Çay takdim ettim. Keşif kolu hazırlandı. Çıkarılacak yeri sordu. Lağım patlatılan yer olduğunu söyledim.[5]

 

 

                 

 

 

Tahliye esnasında Gelibolu’da bulunan gazete muhabiri G. Ward Price, Gelibolu’da geçirdiği son günü, Times Gazetesi’nde çıkan yazısında şöyle anlatmaktadır:

 

"Bütün askeri kuvvetimiz, selametle vapurlara bindirildikten sonra yapılan şey, karada terk edilen gıda maddeleri ile askeri mühimmatın ateşe verilerek imha edilmesi olmuştur. Bu vazife gönüllüler tarafından yapılarak her şey tamamlandıktan sonra, belirli bir süre zarfında tutuşacak olan fitilleri yakarak gönüllülerimiz karadan uzaklaşmıştır.

 

Bu şekilde ihtiyati tedbir olmak gerekiyordu. Zira aksi takdirde Türkler yangını görerek karadan ayrılmamıza engel olabilirlerdi. Nitekim bu şartlar altında harekâtımız tam bir sükun ve sessizlik içinde yapılarak çekilme programı tam bir başarıyla uygulanmıştır.

 

Şunu da unutmamak gerekir ki bu sırada bir kıl parçasını bile oynatacak derecede gürültü yapılmamıştır. Zira 20 bin Türk askeri bizlere çok yakın olan siperler içinde gizlenmiş oldukları gibi siperlerin arkasında da 60 bin Türk ihtiyat piyade askeri vardı.

 

Bunların hücuma çok istekli oldukları hattımıza gelen bir firarinin beyanatından anlaşılmış olduğundan ihtiyatlı davranmaya özen göstermek gerekiyordu.

 

Avustralyalı askerler tarafından, Türkleri tahliye edilen mevkilere girişlerinde karşılamak için sadece patlayıcı madde değil, Türk askerlerine birçok veda mesajları da bırakılmıştır. Türk askerine Avustralyalı askerler tarafından dostluk hisleriyle dolu bırakılan birçok veda mesajlarında "Türk Johny"sinin hakikaten mert ve mükemmel bir muharip olduğunu teslim ederek övgü dolu bir dille beyan ettikten sonra bir gün tekrar buluşmak ümidinde olduklarını bildirmektedirler. 

 

İşte bu teveccüh hislerinin bir göstergesi olmak üzere Avustralya askerlerinin Walker’s Ridge (Serçe Tepe) diye isimlendirdikleri bir mevkideki siperin göze çarpacak bir noktasına bir gramofon makinesi ve bu gramofonun üzerine de meşhur bestekâr Strauss'un "Türk Marşı" isimli çok bilinen bestesinin bulunduğu bir plağı koyarak gramofon kurulmuş ve çalmaya hazır bir halde Türk askerine hediye olmak üzere bırakıp gitmişlerdir.

 

19 Aralık Pazar gününün gecesi gökyüzü yıldızlarla kaplıydı ve ortalık ay ışığı ile aydınlanmıştı. Ben bütün günü Lalababa'da geçirdim. Her tarafta sükûn ve sessizlik hüküm sürüyordu.

 

Akşama doğru Türklerin gönderdikleri 7,5 cm'lik birkaç mermi ile sahilde kumluğa düşen büyük kalibrede birkaç gülle bu sessizliği bozmuştu. Bu mermiler bir kişiyi kolundan yaralamaktan başka bir kayba sebep olmamışlardır. Bu ateşe gemilerimizden bazıları tarafından cevap verilmiştir.

 

Sahil boyunca, güney yönünde, yani Helles Burnu (Seddülbahir) civarında şiddetli çarpışmalar yapılmaktaydı. Kirte'de (Alçıtepe) Türkler tarafından yapılan bir hücum tarafımızdan püskürtülmüş ve öğleden sonra saat 2'de askerlerimiz tarafından iki Türk siperi zapt edilmişti.

 

Geçen Ağustos'ta karaya çıkan ve susuzluk yüzünden birçokları telef olan askerlerin geçtikleri kumluktan geçerek, Suvla Körfezi'nin sonuna kadar gittim. Burada sıcaklığın şiddetinden mustarip olan askerlerin bıraktığı birçok Avustralya şapkaları, daha birçok eşyadan başka görüntüsü kalplere heyecan veren binlerce asker ölüsünün büyük üzüntülerle terk edilen cesetlerini barındıran ve etrafı tel örgülerle çevrili birçok mezarlık gördüm.

 

Bu kadar üzüntü verici bir manzara tasavvur olunamaz. Buz mavisi renginde olan bir sis bütün araziyi kaplamış, siyah dağlar ve tepeler bu sis içinde birer kâbus gibi göğe doğru yükselmişti.

 

Tuzlu Göl'ün durgun suları ve sahil kumluklarını okşayan dalgalar ay ışığı altında yalazlanıyordu. Yangınların göğe yükselen alevlerinden başka hiçbir tarafta ışık nâmına bir şey görülmüyordu.

 

Yaralıları taşıyan bir hastane gemisi bu arada bir selamlama topu atarak sahilden uzaklaştı. Türkler bu esnada birkaç makineli tüfekle ateş ettiler. Ancak ateş eski şiddetini kaybetmişti.

 

Sahilde beş farklı noktadan tutuşturulan yiyecek, malzeme ve mühimmat depolarından çıkan alevleri seyretmeye daldım. Sonradan bunlar birleşerek iki yüz metrelik bir sahada ve büyük bir alev halinde yanıyorlardı.

 

Biraz daha güneyde Avustralyalı askerlerin bıraktıkları canlı sığırlar da bu yangında kül olup gitmişti.

 

Sabaha karşı 3.30 sıralarında müthiş bir patlama işitildi. Türk siperlerinin altında 15 metre derinlikte açılan bir İngiliz lağımı elektrik telleri vasıtasıyla tutuşturularak patlatılmıştı. Herhalde bu patlamada yüzlerce Türk askeri mahvolmuştur.

 

İşte bu karadan uzaklaşan İngiliz askerlerinin Gelibolu harbinde geride bıraktığı son nişane idi. Sabahleyin güneş doğar doğmaz Türk askerleri arasında büyük bir faaliyet görülmeye başladı. Şaşırmış bir halde sağa sola top atışı yapmaya başladılar.

 

Özetle bu çekilme işi, şimdiye kadar emsali görülmemiş bir başarıyla uygulandı. Her ne kadar Gelibolu Harekâtı bizlere çok pahalıya mal oldu ise de bu çekilmeye bir hezimet gözüyle bakmak doğru olamaz. Aksine burada savaşa girişen ve dünyanın en uzak köşelerinden gelen İngiliz askerleri tarihte şöhretli namlar bırakacaktır.

 

Bu askerler Türkler ve Almanlara karşı harp ettiği gibi susuzluk, şiddetli sıcaklara ve soğuklara karşı göğüs germek suretiyle dövüşmüşlerdir. Her ne kadar şimdi Lalababa'nın tepesinde Alman bayrağı çekilmiş ise de yine bizler mağlup sayılmayız. Zira her yerde Türklere karşı gelerek onları püskürttük.

 

Eğer takviye kuvvetler zamanında yetişmiş olsaydı, belki de Boğazlar'dan geçmek üzere mücadelemize devam edebilirdik. Şu son zamanlarda gelen Alman toplarıyla topçu cephanesi bizi zerre kadar etkilememiştir.

 

Gelibolu'nun tahliyesi hezimet değil, dağınık bir halde bulunan askeri kuvvetimizi bir yere toplamak maksadıyla ve kendi isteğimizle yapılmış bir harekettir. Hindistan ve Mısır yollarını tehdit etmeye yönelik olan Balkan harp sahası, şimdi bizim için Çanakkale'den daha mühimdir.

 

Fırsattan istifade etmek yolunu takip ederek Gelibolu'dan çekildik. Oradaki kaybımızı başka yerlerde elde edeceğimiz başarılarla telâfi etmek kolaydır.[6] 

 

Muzaffer Albayrak

  

[1] N. Steel - P. Hart, Gelibolu-Yenilginin Destanı, Sabah Kitapları, İstanbul 1997, s. 280

[2] George Arthur, Kitchener ve Harp, Çev. Albay Sabit, 60 Numaralı Askeri Mecmua eki, İstanbul 1926, s. 168

[3] N. Steel - P. Hart, a.g.e, s. 269

[4] İ. Hakkı Sunata, Gelibolu’dan Kafkaslara, İş Bankası Kültür Yay. İstanbul 2003, s.195-198.

[5] Mehmet Fasih Bey Kanlısırt Günlüğü, Arba Yayınları, İstanbul, 1997, s. 242-43

[6] Times Gazetesi, 1 Ocak 1916 tarihli nüsha


  13179 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

985_vefaolgun 21-12-2009, 10:25:37
askerlarimizin kaçan düşmanı bilerek görmezden geldiği yada benzeri yorumları yapanlar
,günde tek övün yemek yediklerini ,çoğunun 40-50 kg.ye kadar düştüğünü,hastalıklarını,
mum gibi sararmış yüzlerini,çorapsız ayaklarını,...........unutmasın.!
tarihi olaylar yeri ve zamanı göz önüne alınarak yorumlanabilir. saygılarımla...
 
986_Ahmet 21-12-2009, 17:27:17
muzaffer bey gayretli ve titiz çalışmanız için tebrik ederim

Fakat dikkatimi bişey çekti. "....Lalababa'nın tepesinde Alman bayrağı çekilmiş.." bu nedir?
gerçekten almanlar böyle bayrak falan nasıl çekerler. daha doğrusu savaş sırasında hiç alman bayrağı kullanıldımı?
 
987_Muzaffer Albayrak 21-12-2009, 20:00:59
İki cevap
1- Vefaolgun isimli yorumcuya:
Sayın yorumcu benim yukarıdaki yazıda geçen "İşin doğrusu Türk tarafında, komuta kademesindekiler -Almanlar hariç- düşmanın çekilip gitmesini dört gözle beklemekteydi ve kaçan düşmanı takip edeceğim diye donanmanın hedefi olarak zaten fazlasıyla verilen şehit ve yaralı sayısına yenilerini eklemeye gönüllü değildi. Düşmanın çekilip gitmesi biraz da görmezlikten gelindi denilebilir" sözümü eleştirerek bir takım hamasi söylemlerle itiraz buyuruyorlar.
Efendim, birincisi bahsettiğiniz türden "tek öğün yemek, 40-50 kiloya düşmeler, çorapsız ayaklar vs." şeyler Çanakkale Muharebelerinde pek görülmeyen durumlardı. Savaşın son iki yılında mesela Irak ve Filistin cephelerinde bu gibi olumsuzluklar görülmüşse de savaşın hemen başında ve İstanbul’a çok yakın bir cephede ordu büyük ölçüde hatta imkanların üzerinde iaşe ve ibate edildi. Sonraki yıllarda uğranılan yoksunluk ve yoksulluğun bir sebebi de ordunun depolarında nesi var nesi yoksa Çanakkale’ye akıtıp bitirmesinin bir neticesidir.
Şimdi asıl konuya gelirsek:
"Görmezlikten gelindi" yorumuma bir itirazınız var ama doğrusu bu itirazı tam olarak anlayabilmiş değilim. Siz; "tek öğün yemek yiyorlardı, sararıp solmuşlardı, ayakları çorapsızdı bu yüzden görmezlikten geldiler" mi demek istiyorsunuz? Yoksa; "tek öğün yemek yiyen, bu yüzden 40-50 kiloya düşmüş, ayağında çorabı bile bulunmayan ancak bu şartlarda bile düşmana göğüs geren Türk askeri bilerek düşmanın kaçmasına göz yummaz" mı diyorsunuz?
Söylemek istediğiniz her hangisi ise çok önemli değil. Ben ne demek istediğimi daha ayrıntılı açıklayayım.
"Tarihi olayların yeri ve zamanı göz önünde bulundurularak yorumlanması" sözünüz tam da benim yaptığımı tarif eder bir söz olmuş. "Benim görmezlikten gelindi" dememdeki esbab-ı mucibe de o zamanki şartları ve imkanları düşünerek yapılmış bir yorumdur.
Siz galiba yazıyı sonuna kadar okumamışsınız. İ. Hakkı Sunata’dan yaptığım alıntıda şöyle bir emir var: "Çabuk ileri bir subay keşif kolu çıkarın. Düşmanın siperi boş ise işgal edin. İleri gitmeyin. Gece vakti gizli bir yer altı bombasına rastlanabilir. Boşuna zayiat vermeyelim".
Ayrıca yazıya almadığım başka örnekler de var. Mesela yine aynı kaynakta bu defa Seddülbahir cephesinde geçen bir bölümde İ. Hakkı Bey’in tümeni olan 12. tümenin düşmana yaptığı zayiatlı keşif taarruzundan sonra yazılanlar:
"7 Ocak 1916 sabahı: Baskının kötü neticesini öğrenerek eseflendik. Bu düşman domuzu çekilecek ama şu zayiata cidden acıdık" s.205
Yine aynı kaynakta :
"9 Ocak 1916 sabahı: "Kaçmışlar, kaçmışlar"! sesleriyle uyandım. Burada da Anafartalar’da olduğu gibi gece yangın çıkınca artık tereddüt etmeden düşmanın kaçtığına hükmedilmiş. Beyhude yere ölüme meydan vermemek için ihtiyatlı hareket cihetine gidilmiş ve düşmanın tek neferi kalmadan hepsi gidebilmiş". s 205
İşte dediğiniz gibi "olayların yerinde ve zamanında" bulunmuş bir kişinin yaşadıkları bunlar. Düşmanı takip etmek demek, denizde konuşlanmış savaş gemilerinin sahile çevrilmiş yüzlerce topuna hedef olmak demek. Belki düşmana zayiat verdirilebilir ancak emin olunuz bizim vereceğimiz zayiat onlardan çok olurdu. Bu çok iyi bilindiğinden yukarıda yazıldığı gibi "Beyhude yere ölüme meydan vermemek için ihtiyatlı hareket cihetine gidilmişti".
Bu şekilde hareket tarzı düşmandan korkuldu anlamına gelmez. Tedbirli ve ihtiyatlı olmak, boş yere asker zayiatının önüne geçmek Türk ordusunun ve askerinin kahramanlığına, cesaretine leke sürmez zannederim.

2- Ahmet isimli yorumcuya:
Öncelikle nazik takdiriniz için teşekkür ederim.
Sormuş olduğunuz soruya gelince: Tabii ki Çanakkale’de Alman bayrağı yoktu ve Lalababa tepesine de Alman bayrağı çekilmemişti.
Gazeteci haberini Gelibolu’dan ayrıldıktan sonra yazmıştır. "Her ne kadar şimdi Lalababa'nın tepesinde Alman bayrağı çekilmiş ise de yine bizler mağlup sayılmayız" derken o bayrağı gördüğünden değil, çekildikleri yerlerin tabii olarak Almanlar tarafından işgal edilmiş olduğuna inandığından söylenmiş bir sözdür. Böyle düşünmesinin sebebi de şudur: İngilizler, Çanakkale’de hep Almanlara karşı savaştıklarını ve Almanlara yenildiklerini söylemişlerdir. Türk ordusunun başında bir Alman generali ve ordu içinde subay ve er 500 civarında Alman varsa da Çanakkale’de muharebe eden ordu baştan ayağa Türk’tür. Ancak İngilizler Türklere mağlup olmaktan utandıklarından mı yoksa bunu kendilerine yakıştıramadıklarından mıdır nedir, kendilerini Almanların mağlup ettiklerini iddia ederler. Gazetecinin sözü de bu maksatla söylenmiş bir sözdür. Gerçekten Lalababa’da bir Alman bayrağı görmemiştir, bir kinaye olarak söylenmiş bir sözdür.
Saygılarımla
Muzaffer Albayrak
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii’nin Anafartalar’daki Sesi - Küçük Anafartalar Topları (Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916 (Muzaffer Albayrak – Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)

04/11/2014 - 01:37 Boğaziçi’nden Çanakkale’ye Şirket-i Hayriye Vapurları (Gözde Keskin)

19/10/2014 - 06:44 Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi’nin Anafartalar Grubuna Hitabı (Osman Koç)

11/10/2014 - 10:34 Bir Çanakkale Şehidinin Hikâyesi: Koca Ali Oğlu Mustafa (Necat Çetin)

14/09/2014 - 07:01 Suçlu Sırbistan- Ayağa Kalk ! Avrupa 1914’te Savaşa Nasıl Sürüklendi ? Sleepwalkers (Uyurgezerler) Christopher Clark- Tuncay Yılmazer

06/09/2014 - 07:14 Bilgeliğin Yedi Sütunu- Thomas Edward Lawrence (Nagihan Haliloğlu)