Popüler Bir Muamma: Çanakkale’de Kimyasal Silah Kullanıldı mı?-1 ( Ozan Bodur )

Tarih: 01/02/2009   /   Toplam Yorum 1   / Yazar Adı:      /   Okunma 18060

Tarihçi Ozan Bodur kimyasal silahları anlatıyor, Çanakkale Savaşı’nda kimyasal silah kullanımıyla ilgili tartışmaları gündeme getiriyor. Sunacağımız makale , yazarın aynı isimli kapsamlı çalışmasının sitemiz için hazırladığı bir özeti. Makalenin ilk bölümünde Ozan Bodur , kimyasal silahların çeşitleri hakkında bilgi veriyor. Kimyasal silah kullanımının aslında yeni olmadığını , askeri harekâtta kullanılmasının Peloponnes Savaşlarına kadar ( M.Ö.) 431-405 uzandığını belirtiyor. Modern anlamda bildiğimiz silahların kullanımı ise Birinci Dünya Savaşı’nda gerçekleşiyor. Bodur burada kimyasal silahların geliştirilmesinde rol oynayan iki önemli bilim adamının yaşamlarından ilginç kesitler veriyor. Alman tarafında Prof. Fritz Haber, İngiliz tarafında ise Haim Weizmann. Fritz Haber’in parlak yaşamı Hitler iktidara geldikten sonra bozulurken, Weismann’ın Yahudilere yurt isteği Balfour Deklarasyonunun ilan edilmesinde önemli rol oynayacaktır. Bu makalenin Çanakkale Savaşı ile ilgili olan 2. bölümü önümüzdeki hafta yayınlanacak.

 

BÖLÜM: 1

Savaş ve Yıkım 
 

Savaş; Devletlerin hukuki münasebetlerini keserek girdikleri silahlı mücadeleye, harbe, cenke, vs.verilen isimdir.(1) Bu sözcüğü, geniş kişi toplukları arasında meydana gelen, genel anlamı ile aşırı derecede şiddet içeren olay, çarpışma veya çatışma olarak da tanımlayabiliriz.(2)       Savaş hakkında genel kanı iki ya da daha fazla sayıda grubun arasında meydana gelen silahlı mücadele olmasıdır.(3) Neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan savaş olgusu bugün Birleşmiş Milletler(BM) tarafından bazı temellere ve kurallara dayandırılmaya çalışılmıştır. Geçmişte yapılan savaşların aksine bugün yapılan savaşlarda; özellikle sivillerin öldürülmesini engelleme ve bir ülke veya devleti tamamen yok etmektense güçsüz bırakarak ‘’şartlara razı etme ‘’ siyaseti ön plana çıkmaktadır. Ama buna rağmen modern çağımızda bile güçsüzler ve kimsesizler adına trajediler yaşanmaya devam etmektedir.1990’lı yıllarda cereyan eden ve Kuzey Afrika’yı sömürgeleştirmek amacıyla körüklenen iç-kabile savaşlarında 1 milyona yakın, A.B.D.’in Mart 2003 de başladığı Irak İşgalinde ise bugüne değin 1,5 milyon insanın öldüğünü(4) anımsarsak ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır.. 

Yukarı da söz ettiklerimiz savaş’ın terimsel ve teknik tarifleridir birde savaşın buz gibi soğuk ama gerçek olan tarif ve açıklamaları vardır; mesela savaş ilk önce insanların ölmesi, yaralanması sakat kalması demektir. Birçok kişinin ailesini, akrabalarını dostlarını yitirmesi, korku, acı, şiddet ve gözyaşı demektir. Savaş yalnızca bugün ki mağdurlarını değil süreğen etkisiyle sonra ki kuşakları da örseleyecek ağır bir sarsıntı ve bunalım demektir.…(5) Tarih öncesi dönemler ve ilkel topluluklarda savaş, var olabilmenin ve yaşamı sürdürebilmenin bir koşulu iken modern kapitalist dünyada egemenlik kurmanın ötesinde yeni pazarlar ve pazar ilişkileri oluşturmanın yolu haline gelmiştir.(6)Bu yol ve hedef uğruna savaş’ın önüne toplumlarca önem verilen değerlerin adı konulup mezalimlere ve katliamlara meşrutiyet kazandırılmaya çalışılsa da görünen köy kılavuz istememektedir.. 
      Adı ve türü ne olursa olsun dünya kurulduğu günden beri savaş; göçleri, yıkımları, vahşeti, hiç dinmeyecek ve onarılamayacak acıları çağrıştırmaktadır. Mamafih; insanoğlu yaklaşık 6000 yılı bulan yazılı tarihinde barış için, adalet için, eşitlik için bazen bir dilim ekmek bazen de geniş ve büyük petrol rezervleri, otlaklar, meralar için hep savaşır olmuştur. Ve yazılı tarihten bu yana bu savaşların sayısı neredeyse 15.000’ni bulmuştur. Bu her 30 yılı bir kuşak sayarsak dünya üzerinde yaşamış 185 kuşaktan sadece 10’nun savaş göremediği manasına gelmektedir. Yani neredeyse ömrü boyunca bir şekilde savaş görmemiş veya duymamış Âdem evladı yok gibidir…(7) 
 

Kimyasal Savaş ve Kimyasal Silah 

     İşte insanoğlu binlerce yıldır savaşla olan bu münasebetinde ürettiği işe yarar her nesneyi savaş aleti olarak kullanmıştır. Bu aşama ilk etapta taş ve sopa ile başlamışken metallerin arıtılması sonrasında kılıç, balta, bıçak vb. olarak devam etmiştir. Ucu delikli demir bulunup mertlik bozulduğundan beri de barutun etkisi ile silahlar, dinamitler, bombalar kullanılır olmuştur. Yüzyılımızda şimdi, hidrojen ve atom bombalarını taşıyoruz, gelecekte ise lazer ve ışıklarla savaşmamız pek de hayal gibi durmuyor. Bugün insanın silahla olan tarihi serüveninde kimya biliminin çirkin yüzünün doğurduğu uygar canavarlara da kimyasal silah diyoruz.      Kimyasal silahlarla yapılan - kimyevi özelliklerinden dolayı “öldürücü, yaralayıcı, tahriş edici, aynı zamanda yangın çıkartıcı, insanlara, bitki ve metallere etkisi olan katı, sıvı ve gaz halindeki maddelerle- yapılan savaşlara da kimyasal savaş diyoruz.(8) 
      “Kimyasal silahlar, katı, sıvı, gaz ve aerosol halinde;  püskürtücü aletler, helikopterler veya uçaklarla taşınan sprey tankları ile top-raket veya füze mermileri ile mayın el ve uçak bombaları ile dağılır ve yayılırlar. ‘’(9)    ‘’Kimyasal silahların diğer silahlara oranla yapımının kolay ve masrafsız olması, etki sahasının geniş olması, tesis ve malzemeleri tahriş etmeden öldürücü olması ise ilk etapta fark edilebilen ve kullanımını sağlayan önemli özellikleridir.’’(10)

 

Kimyasal Savaş Ajanları, Etkileri & Belirtileri 
 

     1- Sinir Ajanları: Bunları Sarın, Soman ve Tabun, vx olarak özetleyebiliriz. Etkileri ise; sinir sistemi yoluyla kasları felce uğratıp, solunum ve dolaşım sistemlerini durdurması ve öldürücü olmasıdır. 

     2- Yakıcı Gazlar: Bunlar; Hardal Gazı, Kükürtlü Hardal, Levisit, Fosgen (Phosgene) ve Oksim’dır. Etki olarak doku hasarı yaparlar ve ilk karşılaşıldığında ilk ektilerini gözlerde, ciltle ve solunum yollarında göstererek. DNA hasarına bile neden olabilmektedirler. 

     3-Boğucu Gazlar: Fosgen, Difosgen, Klor ve Klora Pikrin gibi maddeleri sayabiliriz. Direk öldürücü etkidedirler. Solunum sistemini ağır şekilde tahrip ederek, akciğer’e zarar vererek vücudun solunum kanallarını tıkadıktan sonra boğularak ölüme neden olmaktadırlar. 

     4- Kan Zehirleri: Siyanür ve siyanojen klorür’dür. Kandaki oksijenin dokular tarafından emilmesini engelleyerek doğrudan ölüme neden olmaktadırlar. 

     5- Kapasite Boğucu Gazlar: LSD ve BZ’dir. Merkezi olarak sinir sistemini etkileyerek, kontrolsüz hareketlere ve davranış bozukluklarına neden olmaktadırlar. 
 

     6- Toplumsal Olaylarda Kullanılan Gazlar: (CN, CS, SR, DM’dir.) İritan gaz veya aerosal şeklinde kullanılarak, göz, cilt ve akciğerleri etkileyerek göz yaşarması ve kusma gibi etkiler gösteren gazlardır. 

     7- Bitki Öldüren Gazlar: Pikloram, kakadilik asit diyebiliriz. Beslenme olanaklarını bozmak için bitkiler üzerine kullanılıp bitkisel dokuları öldüren gazlardır.(11) 
 

     Evet… Kimyasal gazlar ve etkilerini gördük, şimdi de; bir kimyasal gaz saldırısı olduğu zaman ne gibi belirtiler görülebilir onu özetleyelim:      Bir “kimyasal gaz” saldırısı olduğunda hava da sis yoğun olarak fark edilir ve bir buhar kütlesi bulunabilir. Akabinde acı badem, hardal veya sarımsak vb. bir koku duyulabilir. Uçaktan atıldığı farz edildiğinde araçtan yayılan bir duman, sis ya da renkli gaz görülebilir. Silahtan mermi olarak atıldığında ise benzerlerine oranla çok tiz ve az bir patlama sesi duyulabilir. Saldırı beklenen cepheden bir duman kütlesinin yükselmesi veya ağır bir sisin görülmesi de bir gaz saldırısının belirtisi olabilir. 

     Gaz atıldıktan sonra çevrede yağ veya su damlacıklarının görülmesi de bir belirtidir. Yine gaz saldırısı sonrasında, karşı cephenin asker ya da sivillerinde ani baş ağrısı, öksürme, aksırma, burun akıntısı, görmede bulanıklık, bulantı ve kusma, ciltte kızarmalar, kabarcıklar, ani kanamalar, solunum güçlüğü, nefes zorlanması veya göğüs kafesinin ağırlaşmasının hissedilmesi de bir kimyasal gaz saldırısının belirtilerinden sayılabilir. O an çevrede bulunan sinek, böcek veya fare gibi hayvanların ölülerinin görülmesi de böyle bir ihtimali kuvvetlendirebilir.(12) 

Tarihte Kimyasal Savaş: 
 

     Kimyasal silahların binlerce yıl önce ilk kez Çin’de kullanılmıştı. İlk defa pirinç saplarının içerisine biber koyarak, saldırgan kişilerin gözüne fırlatıp onu kudretsiz bir hale sokan Çinliler düşmanın görmesini engelleyerek savaş dışı bırakıyorlardı. Bu kimyasal silahın ilkel olarak ilk kullanışı idi…(13)   Bunun yanında bir askeri harekât da ilkel de olsa ilk kimyasal silah kullanılması ise Günümüzden yaklaşık 2600 yıl önce Sparta ve Atina arasında ünlü Peleponez Muhaberelerinde (MÖ 431–405) olmuştu. (14)Her iki tarafta kükürt ve katran karışımlarını yakarak ortaya çıkan boğucu gazlardan yararlanmışlardı.(15) 
 
 
 

Türklere karşı ilk kimyasal silah Çinliler tarafından kullanılmıştı! 

Akabinde yine Çinlilerin Göktürklere karşı MS.599–600 de kimyasal silah kullanması da mühim bir gelişmedir. Türkler tarafından kurulan ve doğuda Mançurya’dan batı da bugün ki Romanya’ya değin uzanan tarihin en büyük devletlerinden biri olan Göktürk Hakanlığı, ustaca çevrilen Çin entrikaları ve siyasi oyunları sonucunda önce ikiye bölünmüş ve sonra da doğu toprakları kısmen Çin egemenliğine girmiştir.      Bu elim duruma son vermek isteyen Batı Göktürk Hakanı Tardu, Çin’e karşı bir askeri harekât başlatmış, ancak Türk Ordusunun geçtiği yollar üzerinde bulunan akarsular, kuyular ve pınarlar, Çinliler tarafından gizlice zehirlenmiştir. Düşman tarafından böyle bir hamle beklemeyen Hakan Tardu, çok ağır bir zayiat vererek askeri harekâttan vazgeçmek zorunda kalmıştır.(16) 

 Özellikle Ortaçağda kale burçlarıyla çevrili şehirlerin düşmana karşı savunulması için düşmanın üzerine kaynar yağlar ve çok sıcak sıvılar dökülmesiyle ayrı bir buut kazanan kimyasal savaşlar için de bu dönemde en etkili gözüken kimyasal silah “Rum Ateşi”dir(17) Tahmini 670’li yıllarda keşfedildiği düşünülen bu silah odun parçalarına emdirilmiş zift, kükürt, petrol, terebentin, sönmemiş kireç ve barutun imalatında kullanılan güherçile karışımından yapılmaktaydı. Suda bile yanma özelliği gösteren bu silah, bir zaman sonra deniz savaşlarının vazgeçilmezi haline gelmiştir.(18) 
 Hulasa; birde biyolojik ve kimyasal maddelerin ortak karışımı düşünülerek tasarlanan ilkel yöntemler vardır, mesela; 1346–47 yıllarlarında Moğolların Kırım da bulunan sivilleri şehrin dışına çıkarmak için vebalı cesetleri mancınıkla şehrin içine fırlattıkları bilinmektedir. Rusların 1710 da İsveçlilere uyguladığı yöntem de bunun aynısıdır.1767 de İngilizlerin çiçek hastası mağdurlarını sardıkları battaniyeleri Hintli düşmanlarına vermeleri ve 1916–1918 de Almanların Rusya ve Fransa’ya ihraç ettikleri hayvanlara şarbon bulaştırması buna örnek olarak verilebilir…(19) 

     Kimyasal maddelerden sis ve duman elde ederek hem düşmanın görüş mesafesini daraltma hem de kendi orduların işaret yöntemi olarak kullanma şeklini ise 1700’lü yıllarda İsveç Kralı XII. Charles’in Lehistan-Saksonya ordusuyla yaptığı savaşta Dyina Irmağını geçerken kullandığını görüyoruz. Yaş saman dumanından acı bir kara duman elde eden kral, böylece karşı orduların görüşünü kısıtlamıştı. Yine Sivastopol kuşatmasında, İngiliz komutanlarından Lord Dundenald uygun rüzgâr koşullarında çok miktarda kükürt yakılarak kaledekilerin zehirli kükürt dioksit gazıyla tütsülenmelerini önermişse de, yüksek komuta heyeti bu görüşü benimseyememişti.(20) 
 
 
 

Ruslar Osmanlı Askerlerine ve Halkına Karşı ilkel Kimyasal Silahlar Kullanmıştı! 

     Kimyasal Savaş ve Kimyasal Silahlar yukarıda ki tarihi serüvenini yaşaya dursun, takvimler 1768–1774 zaman dilimini gösterdiğinde Ruslar, Türk Ordusuna (Osmanlı) ve halkına karşı günümüzde kimyasal silah kategorisinde değerlendirilen bazı zehirli maddeler kullanmışlardı.(21)  1768 Seferinde Osmanlı Ordusunun içine sızan özellikle hekim kılığında ki casuslar şifa dağıtma bahanesi ile hem Osmanlı askerlerine hem de Osmanlı halkına karşı ilkel kimyasal silahlar(bazı zehirler)kullanarak çeşitli zayiatlar verdirmişlerdi…(22)    Petro’dan itibaren Avrupa siyasetinde rol almayı hedefleyen Rusya Avrupa’nın doğusunda yer alan Lehistan’ı (bugün ki Polonya)nüfuzu altına almak istemişti. Bu konuda son derece hassas davranan Osmanlı Devleti ise Rusya’yı hem Prut Antlaşması kapsamında hem de onu takip eden ek protokoller çerçevesinde Lehistan’dan uzak tutmaya çalışmış, Rusya’nın Lehistan da asker bulundurmamasını taahhüt altına almış ve burada at oynatmasını gücü nispetinde engellemeye çalışmıştır.  Ancak bu görüşme ve antlaşmalara rağmen Rusya burada ki emellerinden vazgeçmemiş ve sözünde durmamıştır. Leh Kralı III. Ogüst’ün 1763 de ölmesinden sonra Rusya özellikle Prusya (Bugün ki Almanya) ile anlaşarak Lehistan iç işlerine karışmaya başlamıştır. Rus Çariçesi II. Katarına Lehistan Kralını seçmek üzere toplanan Leh Diyet Meclisine, bir Truva atı gibi düşündüğü kendi adayı Stanislav Ponyotovski’yi seçtirmek için Rus elçisi vasıtasıyla baskı yaptırmış ve nihayetinde de seçtirmişti.(23)  II. Katarına kendi gözdesini kral seçtirdikten sonra Lehistan üzerinde ki Rus istekleri birden ağırlaşmıştı. Bu istekleri; Lehistan Rusya sınırının yeniden düzenlenerek bazı toprakların Rusya’ya bırakılması, savunma ve saldırıya yönelik bir mutabakat yapılması ve Lehistan da Katoliklere verilen hakların Ortodokslara da verilmesi olarak sıralayabiliriz... Bu istekler kabul edilmeyince ise Lehistan da iç karışıklıklar meydana gelmiş ve mezhep kavgaları başlamıştı.(24)  Bu iç savaşta Rusların desteklediği Ortodoks köylülerin meydana getirdiği Haydamak adı verilen adı verilen çeteler adeta terör estirmiş ve çeşitli katliamlar yapmışlardı. Bu arada Rus yönetimi de gelişmeleri bahane ederek bölgeye sürekli asker sevkıyatında bulunmuştu. Leh direnişini örgütleyen milliyetçi liderler ve düşünürler lav edilmiş bunlardan Osmanlı topraklarına kaçmaya çalışanlar takip edilerek sığındıkları Osmanlı köylerinde köy ahalisi ile birlikte hunharca katledilmişlerdi…(25)  Gerek bu acı hadiseler gerek Osmanlıya sığınmayı başaran Leh milliyetçilerinin ülkelerinin Ruslardan kurtarılması için yaktıkları başvurular ve İstanbul da ki Fransız elçisinin teşvikleri (!) ile Osmanlı kamuoyunda oluşan nefret dalgasının etkisi ile Osmanlı yönetimi 1768 yılında Rusya’ya karşı savaş açmıştı...(26)  Tam 30 yıldır sefer yapmayan Osmanlı Ordusu nihayet sancak başı yapmıştı… İstanbul da geçiş merasimlerini tamamlayan erat 26 Mart 1769 günü Davutpaşa da toplanmış ve 1Nisan da hareket ederek 11 Nisan 1769 günü Edirne şehrinin merkezinden geçerek Tunca nehri’nin tam karşısında yer alan Sırık Meydanına varmıştı. Otağ kurulmuş ve ordu Kurban Bayramı’nı kutlamak üzere beklemeye koyulmuştu. Kurban Bayramını Edirne de geçirilip, kurbanlar kesilirken Müslüman olmuş bir Avrupalı kılığına bürünmüş genç biri doktor olduğunu ve Osmanlı askerlerini ücretsiz muayene edeceğini bildirerek bir dizi faaliyete başlamıştı.   Bu çağrıyı duyan herkes topluca bu hekimin kapısını çalar olmuştu. Adamlarına ilaç dağıtması için emirler yağdıran çadır çadır dolaşarak şifa(!) dağıtan ve tüm bu emeklerinin karşılığında bir kuruş bile talep etmeyen bu hekimin bazı davranışları sair askerlerde ve Edirne halkında bir kısım şüphelerin oluşmasına neden olmuştu. Hekimin tutumundan kaynaklanan şüphelerinde ısrarcı olan bazı kimseler hedefi on ikiden vurarak ‘’bu hekimin doktorlukla ilgisinin olmadığını ve büyük ihtimalle bu suretle Rus Ordusuna casusluk edebileceğini’’ iddia ederek hakkında şikâyetçi olmuşlardı. Bu şikâyetler ordunun başında Edirne’ye gelmiş bulunan veziriazama kadar ulaşınca bu sahte hekim, huzura çıkarılmıştı. (27) 
 Yapılan uzman incelemelerinin sonucunda sahte hekimin şifa diye dağıttığı ilaçların hepsinin aslında ilkel kimyasal silahlardan (zehir) başka bir şey olmadığı anlaşılmıştı. (28) 
 Verdiği ifadelerden Rus olduğu anlaşılan casusun sorguya çekildiğinde yaptığı itiraflar ise tam anlamıyla tüyler ürperticidir; Rus Devleti tarafından yirmi beş kişilik özel bir ekip kurulmuştur. Bu seçkin ekibin görevi Türk askerlerine ve halkına karşı zehirli ilaç- merhem vermek ve içme sularının kaynaklarına kimyasal maddeler katma yoluyla savaş halinde bulundukları Osmanlı toplumu ve askerlerine zayiat verdirmektir. Hatta bir arkadaşları da padişahın oldukça yakınında, divan tercümanlarının birinin hizmetinde bulunmaktadır.     

Grubun bir kısmı görevlerini başkent İstanbul da icra etmektedirler. Bu Rus casuslarına İstanbul da kaldıkları süre içinde yardım ve yataklık eden ise dönemin Fener Rum Patriği Karfzez’dir.Ekip,İstanbul da kış mevsiminin yeni atlatılıp bahara girilmesi sonrasında halkta patlak veren yeni mevsimin hastalıklarını bahane ederek pek çok kişiye şifa dağıtmak bahanesi ile ölümlerine sebep olduğu kaynaklarca sabittir.Bu kişiler daha sonra Edirne de ki arkadaşları ile birleşerek Edirne de bulunan ordunun karargahı içinde bulunan ve askerin su ihtiyacını karşılayan  Ayvalık Çeşmesini zehirle doldurmuşlardır.     Bu çeşmeden su içen asker ve sivil halkta ölüm vakaları görülmesi üzerine çeşmeyi incelemeye alan Osmanlı hekimleri nihayet çeşmenin zehirle doldurulduğunu anlamışlar ve bol miktarda barutla çeşmeyi temizletmişlerdir. Bu olay Rusların savaş halinde bulundukları Osmanlı askerlerini ve toplumunu kitleler halinde imha etmeyi hedef alan bir zehirleme faaliyeti ve ilkel bir kimyasal silah operasyonudur.(29) 

     Kimyasal silahların Altın Çağına(!) Doğru… 

      İlkel de olsa Kimyasal silahların kullanılmasının gitgide yaygınlaşması üzerine bunun sınırlanması için bilinen ilk uluslararası antlaşma Fransızlar ve Almanlar arasında 1675 yılında Strasbourg'da akdedilen zehirli mermilerin kullanılmamasına ilişkin anlaşmadır. (30)    27 Ağustos 1874 tarihinde Brüksel'de savaşın yazılı ve teamül kurallarına ilişkin uluslararası bir bildiri tasarısı kabul edilmiştir. Bildirinin, 12'nci maddesi çatışmanın taraflarının birbirlerine karşı sınırsız bir güç kullanamayacağını genel olarak hükme bağlarken, 13'üncü maddesi de bu genel prensip doğrultusunda özellikle "yasak"olan savaş araçlarını belirtmiştir. Söz konusu bildiriye göre; zehir ve zehirli silahlar ile gerekmeyen bir zarara yol açan silahlar, mermiler veya diğer malzemeler savaş aracı olarak kullanılamaz! (31) 

     1899 da toplanan Hague Barış Konferansın da ise boğucu ve zararlı gazların yayılmasına yol açacak her türlü merminin kullanılmasından kaçınmak gereği’’bir çözüm olarak önerilmişti. Birçok ülke bu öneriyi benimsediği halde A.B.D. temsilcisi Alfred T. Mahan vasıtasıyla ‘’bu silahlarla yapılan savaşın insani olup olmadığını henüz belirtilmediğini ve savaş hali içinde böyle kısıtlamaların geçerli olamayacağı’’dillendirmişti. A.B.D.Temsilcisinin bu kehanetinin doğruluğu maalesef kısa bir süre sonra ortaya çıkmıştı.1899–1902 Boer Savaşında (32) İngilizler pikrik asit dolu mermiler kullanmaya başlamışlardı. Burada İngilizlerin asıl amacı askerlerinin kullandığı mermilerin tahrip gücünü artırmak olsa da dolaylı olarak yayılan gazın tesiri ile düşman askerlerinin üzerinde kusturucu etki yapmıştır.(33)

     19. yy.da hızla büyüyen kimya endüstrisi, savaş gerçeklerine gelişmiş ürünlerde katılmaya başlamıştı. Barış zamanlarındaki toplumsal olaylarda sivil güvenlik kuvvetleri kitleyi dağıtmak için kimyevi maddeler içeren gözyaşı mermileri ve sis bombaları kullanmaya başlamışlardı. (34)    Özellikle Polis Teşkilatları bu yüzyılda geliştirilen kimyasal silah maddelerinden sadece ikisi ile ilgilenmişti. Bu maddeler bu dönem sonrasında kanun uygulayıcıları tarafından kullanılan chloro-aceto-phenone (CN) VE Di-phenyl-amine-choloro-arsine. (DM)’dir. Özellikle CN, I. Dünya savaşı sonrasında “Göz Yaşartıcı” bir eğitim maddesi olarak kullanılmıştı. (35) 

‘’Ölümlerden ölüm beğenin!’’;Birinci Dünya Savaşında Kimyasal Silahların Kullanılması… 
 

     Elbette 19.yy.’da top ve tüfek mermilerindeki barutlar ve bombaların içindeki patlayıcılarda kimyasal ürünlerdi ancak bu kimyevi maddeler fiziksel yıkım yapan malzemeler içinde kullanılıyordu.    Fakat 1914 Ağustosunda Saray Bosna’da, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdına yapılan suikastta Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip’in attığı ilk kurşun Dünya savaşını başlatmıştı ve bu gelişme kimyanın canavarca rolünü de tarihin içine sokacaktı… Artık, son damla bardaktan taşmıştı ve hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktı! 

     Birinci Dünya Savaşında en çok korkulan ve savaşa katılan askerler üzerinde hem maddi hem de manevi olarak en fazla tesiri bırakan silahlar kuşku yok ki kimyasal menşeli olanlardı. (36) 
 
 
 
 
 
 
 
 

     Kimyasal Gazların savaş aracı olarak modern biçime (!) kullanılması savaş tekniklerinde açısında da bir çığır açmıştı. İlk defa bir silah birebir şekilde temassız olarak etkili olabiliyordu. Hem de istenilenden fazla bir şekilde. Bu maddi hasarı idi bir de işin psikolojik ve manevi boyutu vardı, bu silahlar savaşmak ve ölmek arasında kalan ve kendini kobay gibi hisseden askerler üzerinde bir korku imparatorluğu kuruyordu… Yanık cilt, körlük aşırı kusma bu yeni silahların en önemli çağrıştırıcılarıydı… (37) 

     Gavrilo Princip’in attığı serseri mermilerden sonra Ağustos 1914 de başlayan savaş, patlak verdiğinde aslında hiç kimse bu işin bu derece uzun ve çetrefilli geçeceğine ihtimal vermiyordu. Sıradan insanlardan savaşan ülkelerin liderlerine kadar herkes Avrupa ülkelerinin sıkışık ekonomilerinden kaynaklanan bir önsezi ile bu savaşın Almanların, İngilizlerin ya da Fransızların indireceği ani bir darbe ile sona ereceğini düşünüyordu… Hatta Alman Kayzeri II. Wilhelm, sonbahara varmadan askerlerine evin yolunu tutacaklarını dair söz bile vermişti. Ama nihayet böyle olmamıştı. Batı Cephesi denilen mahşerimsi cendere de Avrupa’nın en güçlü orduları ekonomilerinin son sıkımlık barutlarını sahneye koyarak vuruyor - vuruluyordu… Çok zaman geçmedi ki bu askerler çıldırtan bekleyişlerin eşiğinde siperlerine adeta bir kördüğüm ile bağlanmak zorunda kalmışlardı.(38) 
 

     Siperlerinde bu kördüğümü kabul etmek istemeyen savaş kurmayları Batı Cephesinde ki bu ölüm kilidini kırmak için pratik taktiklerin yer aldığı yani fikirler öne sürüyorlardı. Örneğin İngilizlerin meşhur 1915 Gelibolu Askeri Harekâtı’nın altında yatan en mühim sebep bu kilidi kırmaktı. Hem Rusya’ya yardım getirmiş olacaklardı hem de Osmanlı’yı yıkıp önlerini açacaklardı.(39)Ancak kâğıt üzerinde İngiliz Kurmaylarına haz ve keyif veren bu planlar Gelibolu da müthiş bir mukavemet ve direniş gösteren Mehmetçiğin göğsünden sekip bir bomba ve panik hüviyetinde İngiliz Kurmaylarının başına düşecekti… Çünkü Batı Cephesinde ki mengene ilk gün ki kuvvetinde tüm askerleri sıkmaya devam ediyordu… 
 
 
 İlk Modern Kimyasal Silah bir Fransız Armağanıdır(!) 

     1914 yılı tamamlanırken, Alman savaş mühimmatının hammadde kaynakları İngiliz Donanmasının ablukasında sıkışıp kalmıştı. Bu abluka beraberinde Alman Genelkurmayı da çıldırtan bir paniğe yol açmıştı. Çünkü Alman uzmanlar barut ve patlayıcı stoklarının altı aylık bir ömrü kaldığını gördüklerinde dehşete kapılmışlardı. Alman barutunun hammaddelerinden en önemlisi olan güherçile, Şili’den ithal ediliyordu ama artık bu yol İngiliz donanmasının denetimine girmişti. Almanlar bu kanalı açmak için Falkand Adalarını adeta bomba yağmuruna tutarak İngilizlere günlerce saldırdılar ama tüm çabalar boşunaydı. Bu silah krizi öylesine büyük bir boyut kazanmıştı ki dünya savaşı neredeyse cephane sıkıntısından bitecek bir konuma gelmişti. (40) 

     Tam bu esnada sahneye dev boya tröstü I.G.Farben çıkmıştı. 19.yy.a değin kumaş boyası İndigo, Hindistan’dan gelmekteydi. Kimya Endüstrisinin büyük başarılarından sayılan sentetik boya üretimi yaygınlaşınca bu Alman firması olağanüstü gelişmişti. İşin önemli yanı sentetik indigo üretimi yan ürün olarak 40 ton sıvı klor oluşturuyordu. Peki, klor ne işe yarıyordu da böylesine önemliydi? Çünkü klor, patlayıcı üretiminde çok ihtiyaç duyulan bir madde idi. Ve bu şekilde az bir masrafla bol miktarda temin edilebiliyordu.(41) 

     Almanlar da kilitlenen bu siper hatlarından rahatsızdırlar ve çıkış yolu arıyorlardı. Bu noktada bazı gazetelerde Fransızların ‘’turpinite’’ adı verdikleri yeni bir kimyasal silah (sıvı patlayıcısı) buldukları hususunda makaleler yayınlanmaya başlamıştı. Bu makalelerde bu sıvı gazın etkisi uzun uzadıya anlatılıp öldürücü etkisinin olduğunu önemle belirtiyorlardı ama açık havada dağılıp gittiğinden ve sadece kapalı mekânlarda işe yaradığından hiç bahsetmiyorlardı.(42) 
 

     Fransızların attığı ve göz yaşartan ‘’turpinite’’adlı sıvı patlayıcıların Alman siperlerinde ölümlere neden olması kimyasal silahlar üzerine çalışma yapan Alman Kurmayları tetiklemişti.(43) 
      Alman kimyagerler turpinite’nin etkisinin korkulduğu gibi olmadığını, Alman askerlerin direk bu gazın etkisinden değil dar ve çukur alanlarda yere çöken karbon monoksit gazından dolayı öldüklerini hummalı bir çalışma sonunda anlamışlardı. Bu madde sadece göz yaşartıcı etkideydi ve kapalı alanlara ve hava dolaşım ve değişiminin az olduğu siperlere düştüğü zaman uzun süre de boğucu etki yapıyorlardı.(44) Biraz ileri de ayrıntılarını göreceğimiz ama tıpkı tamamen taktiksel amaçlarla açılan Gelibolu da olduğu gibi…

1.Dünya Savaşı’nın Kimyasal Silah Devi; Almanlar… 
 

     Fransızların bu ilk deneyimleri Alman uzmanları kimyasal silah konusunda daha fazla çalışmak için tetiklemişti. Bu tetiklenme ilk meyvelerini Profesör Walter Nernst önderliğinde vermişti. O 105 mm’lik şarapnel mermisine TNT ile birlikte ‘’dianisidine chlorosulphonate’’ karıştırmıştı. Bu maddenin en önemli işlevi solunum yollarında ciddi tahrişe neden olmasıydı. Hem kimyasal silah kullanılmış oluyordu hem de TNT korunmuş oluyordu. Alman Komuta heyeti bu yeni silahı hemen benimsemişti.27 Ekim 1914 de Neuve Chapelle yakınlarında ki İngiliz birliklerinin üzerine bu mermilerden 3000 adet atılmıştı.(45)Ancak İngiliz askeri birlikleri bir kimyasal tehdit altında bulunduklarının farkında bile değillerdi. Alman istihbaratı Neuve Chapelle da olanlar hakkında bir şey öğrenememesine rağmen Alman kurmaylar bu silahın gücüne inanmışlardı. Önce Fransızların turpinite gelişmesi sonra da kendilerinin Neuve Chapelle deneyimi ile iyice havaya giren Alman bilimciler gaz savaşına daha da fazla ilgi göstermeye başlamışlardı. (46)   Alman Genel Kurmayı General Staff öncülüğünde, II. Wilhelm’den Berlin de bulunan Elektrokimya Enstitüsünü yeni ve çok daha etkili kimyasal bileşenler yapma konusunda sıkıştırmasını istemişti. Alman bilim adamlarının bu isteklere cevabı gecikmedi. Hem tesir gücü olan hem de patlayıcı taşıyabilen bir gaz mermisi icat etmişlerdi.(47) 15 cm çapında olan ve 3 kg.kadar xylyl bromide ve tesir gücü için biraz patlayıcı(bu maddelerin birbirine karışmaması için kurşundan bir tabaka kullanılmıştı) taşıyan bu mermiler üzerinde iki önemli teknik sorunda çözülmüştü; hususiyetle T şeklinde tasarlanan bu mermilerde bulunan sıvı isabet ve fırlama kapasitesini bozmuyordu.  Özel tasarım sayesinde de mermi içinde ki iki önemli kimyasal bileşenin bir birine karışarak tehlike oluşturması ihtimalide engellenmişti. Ayrıca daha etkili bir sonuç alma adına peş peşe atışlarda yapılabiliyordu. Projenin başında bulunan Profesör von Tappan’dan ve merminin şeklinden esinlenerek bu yeni mermilere Alman Genelkurmayı tarafından ‘’T mermisi’’ ismi verilmişti. (48)  

     Bu yeni mermilerin ilk denemeleri Doğu Cephesinde Ruslara karşı olmuştu.31 Ocak 1915’te Bolimov da ki Rus hatlarının üzerine tam olarak 18.000 adet T mermisi patlamıştı ama bu saldırı sadece birkaç kişinin kaybından başka bir şey sağlamamıştı. Tam bir fiyaskon yaşanıyordu; Alman Genelkurmayının çok güvendiği T mermileri hiçbir etki yapmamıştı, sebebi ise; Rusya’nın buz gibi havasında xylyl bromide’nin bir türlü buharlaşamamasıydı… (49) 
 
 

     Alman Kimyasal Savaş Sanayinin Baş Aktörü; Fritz Haber  

     Almanlar bu defa da Yahudi asıllı bilim adamı Fritz Haber’e (50) yönelmişlerdi… Kimyasal maddelerin savaş aracı olarak kullanılması konusunda bşr hayli birikime sahip olan bu ünlü bilim adamı havadaki azotu amonyağa dönüştürmeyi başarmıştı. Amonyaktan birçok kimyasal madde türetilebilirdi ama asıl yararı yapay gübre yapımında ortaya çıkmıştı. (Bu arada çeşitli patlayıcıların da çıkış maddesidir.) Böylece ambargo yüzünden boya ve gübre fabrikaları patlayıcı ve zehirli kimyasallar üretmeye başlamıştı. (51)    Haber, asistanı olduğu von Tappan’ın öncülüğünde üretilen ve Bolimov da kullanılarak aşırı soğuklar yüzünden hayal kırıklığı yaratan T mermilerinin savaşta kullanılmasını, etkili olmayacaklarını düşündüğü için onaylamıyordu. O’nun önerisi hem daha çok gaz fırlatma konusunda işine yarayacak hem de Hague Deklarasyonunu ihlal etmeyecek büyük ve daha etkili ticari gaz silindirleri kullanmaktı. Kimyasal olarak seçimi ise chlorine’den yanaydı, çünkü tecrübelerine göre bu bileşen savaş alanlarında ki kullanım için çok uygundu. Hem uçucu hem bol hem de tahriş gücü çok yüksekti. (52)      Haber’e ait olan ticari gaz silindirleri projesi, Alman Genel Kurmay Başkanı Falkenhayn ve General Staff’dan tam not almıştı. Alman kimyasal silah sanayinin lokomotifi olan Haber, artık Prusya Savaş Bakanlığı Kimyasal Savaş Bölümü Başkanıydı… Son silah Ypres de Alman Ordularının karşısında bulunan Fransız Ordusunun üzerinde denenmek için Alman Askeri Heyetinden gereken onayı almıştı.(53)Elbette Alman kamuoyunda bu çalışmalara karşı çıkanlar, bilimin savaş ile kirletilmemesi gerektiğini söyleyenlerde olmuştu ancak cephane sıkıntısı herkesi pes ettirmişti.(54) 
      

Kimyasal Savaş için seçilen bölge Dunkirk kanalından 50 km. uzaklıkta ki Ypres kasabası çevresinde ki Fransız siperleriydi. Uygun rüzgârın başladığı 22 Nisan 1915 günü saat 17.00 sularında 5 km. uzunluğunda ki Alman siperlerine yerleştirilen 6 bin gaz tüpünün içinde ki 180 bin kg. klor gazı salıverilmişti. Karşı siperlerde bulunan Belçika, Kanada ve Cezayir tümenlerinde ki askerler, her şeyden habersiz akşam yemeğine hazırlanırken, Alman siperlerinden yavaşça yükselen sarı ve yeşilimsi buluta benzeyen kütlenin üzerlerine doğru geldiğini gördüklerinde ilkin şaşırmışlardı ancak bu gaz kütlesi karşı siperlerin en kuytu yerlerine bile sızdığında Fransa askerlerinde şiddetli öksürükler ve nefes daralmaları başlamıştı.. Solunum yapamayan askerler arasında müthiş bir panik başlamıştı. Herhangi bir gaz saldırısına karşı, bilgiden ve teçhizattan yoksun olan birlikler tek kelime ile darmadağın olmuşlardı. Almanları ateş altına almaya çalışan Fransız silahları teker teker susmaya başlamıştı.(55) 
 
     “Yüzbaşı Pollard, klor gazı ile ilk kez karşılaşıyordu. ‘’Bu yeni ve şeytani bir savaş makinesidir. Korkunç gecenin karanlığında doğaüstü bir olayın dehşetine kapılan cesur askerler gaz bulutu içinde körler gibi koşuşturmaya başlamışlardı. Yüzlercesi tıkanarak can çekişiyor ve yıkıldıkları yerde bulantı ve sarsıntılarla kıvranıyorlardı. Fek çoğu öldü. Tüm hava keskin bir kokuyla doluydu” diye hatıralarına not düşmüştü. ‘’(56) 

Bu kimyasal saldırı sonrasında Alman güçleri karşı tarafta 4 millik bir gedik açmışlardı. Ancak bu avantajı kullanamamışlardı. Rüzgârın yavaşlaması Almanların gaz kullanımını durdurmuştu. Mayıs 1915 de Almanlar bu denemeyi tam dört kez tekrarlamışlardı.(57) Söz gelimi batı cephesinde ki cinnetimsi düğümü çözme adına, kimyasal gazlar kanalıyla savaş alanları kimya laboratuarına askerlerde kobaylara dönmüştü. Almanlar 1915 yılının Aralık ayında da aynı cephede Phosgene (58) gazı da kullanmışlardı. (59) .

     Karşı tarafı çökertmek için bunu da yeterli görmeyen Almanlar, 12 Temmuz 1917 de Ypres cephesinde yeni bir kimyasal madde olan Hardal Gazını (60) kullanmışlardı.(61) Ypres Cephesinde Almanların Hardal Gazı sonrasında zehirlenenlerin sayısı 14. bin kişiyi bulmuştu.(62) Aslında kimyasal gazlar 1915 tarihinde bu cephede kullanılmadan önce esir alınan Alman askerler böyle bir saldırının olacağı konusunda İtilaf Devletleri askerlerini uyarsa da bu uyarıları dikkate alınmamıştı.(63).. 
 Savaş manzaraları sonrasında kimya laboratuarlarında üretilen kimyasal silahlar 1. Dünya Savaşı sona erdiğinde onlarca ülkeden doğrudan binlerce insanın yaşamını yitirmesine sebep olmuştur. Ayrıca, doğu cephesinde kimyasal gazların neden olduğu ölümler tam bilinmediğinden söylenen rakamların eksik olduğunu belirtmekte de yarar vardır. Savaş boyunca bu gazlar toplamda 129.000 ton üretilmişti. Bu sıralama da Almanlar:68.000 tonla birinci, Fransızlar;36.000 tonla ikinci, İngilizler ise 25.000 tonla üçüncü sırada yer almışlardı. (64)  

     Kimyasal Silahlarla ilk ciddi tanışma olarak kabul edilen Ypres Cephesinde ki Alman saldırısı olduğu zaman, kimyasal silahlar konusunda alınan önlemlerde son derece ilkeldi. Örneğin İngiliz kamuoyunda bu saldırıların tehlike boyutu tahmin edildiği anda çar çabuk 100.000 adet pamuklu bez üretilmiş ve saldırılardan korunma adına askerlere bunları sodaya veya sidiğe batırmaları tavsiye edilmişti. Zamanla gaz maskeleri modern hale gelecekti… Bu konu da en ileri teknolojiye sahip olanlar savaş boyunca en çok gaz üretimi yapan müttefikimiz Almanlar olmuştu. İngilizler veya Fransızlar savaş boyunca asla onların kimyasal gaz teknolojisine ve savunma sistemine sahip olamamışlardır! (65)     Bunun yanında; Prof.Dr. F. Haber’in I.Dünya Savaşı sonrasındaki yazgısı ibret vericidir… Savaşın hemen akabinde en yüksek savaş madalyası ile onurlandırılan Alman Kimya Endüstrisinin önde gelen bilgini 1933 de Almanya’da iktidarı eline alan A.Hitlerin gazabından kurtulamamıştı. Savaşın Almanya açısından bilim cephesinde tescilli kahramanlarından olan Haber, Yahudi kökenli olmasının verdiği korku ile İngiltere’ye kaçmıştı. Bura dada barınamayan Haber, büyük bir hayal kırıklığı içerisinde 1934’de İsviçre’de adeta kederden ölmüştü…(66) 

     İngilizlerin Kimyasal Silahlar Danışmanı Weizmann ve Filistin’e Giden yol… 
 

     Dünya Savaşının bilim cephesinde bir başka Yahudi profesör vardı ki, onun kaderi Haber’den çok farklıydı. Çünkü O, çalışmaları sonucunda istediğini almıştı… Evet… Dünya Savaşında kimyasal silahlar konusunda İngiltere’nin eli sihirli kimyageri Haim Weizmann’dan söz ediyorum…  H.Weizmann o dönemde Rus Çarlığına bağlı olan Lehistan da 1874 yılında doğmuştu. (67) Yahudilerin üniversiteye girmesini düzenleyen kota sistemine duyduğu nefret yüzünden 17 yaşındayken Rusya’yı terk etmişti. Almanya’ya giderek Darmstadt ve Berlin Üniversitelerinde kimya bilimi okudu. İsviçrede ki Fribourg Üniversitesinden doktora derecesi aldı.(68)  1904–1906 yılları arasında İngiltere de Manchester Üniversitesinde öğretim üyeliği yapmıştı. Çok mühim bir kimyasal maddeyi bakteriyel bir değişim sonrasında elde etmeyi başarmıştı. Bu madde asetondu.’’Cordite’’ isimli dumansız barutun üretilmesinde son derce mühim olan bu maddeden sonra İngiliz Ordusu askeri amaçla bu kimyasalı çeşitli silahlarda kullanmaya başlamıştı. (69)  

     İngiltere ordusu tarafından kullanılan bu meddenin iki yararı bulunmaktaydı. Birincisi; bu madde mermileri daha kuvvetli fırlatıyordu, ikincisi de; fırlatma işleminden sonra etrafta duman izi görülmüyordu. Bu sayede bu mermileri düşmana fırlatan top bataryasının yeri düşman tarafından hemen belirlenemiyordu. Weizmann “clostridium acetobutylicum” adı verilen bakteri ile aseton üretme yöntemini normalde 1912 yılında bulmuştu. Ancak, o sıralarda kimse tarafından tanınmıyordu. 1914’de dünyayı mahşere çeviren bir savaşın başlamasının ardından önce Lloyd George ardından da W.Churcill ile tanıştırılmıştı. (70)  Artık Haim Weizmann’ın yeni çalışma yeri Kraliyet Donanmasının laboratuarıydı. Çok kısa süre de mucidi olduğu kimyasal madde ile İngiltere’nin savaştaki atış gücüne müthiş bir ivme kazandırmıştı.(71)  Birinci Dünya Savaşının deha kimyagerinin yaptığı bu katkıları İngiltere tarafından karşılıksız bırakılmamıştı…  

     Her Pesah Bayramında ailenin diğer büyükleri ve on beş çocuğuyla yemek yerken” Este anya aki, a lotro anya en las Tierras”:     ‘’…Bu yıl burada gelecek yıl Mukaddes topraklarda…’’  diye konuşup Yahudi geleneklerine son derece bağlı olan Weizmann’a savaştaki katkılarından dolayı “Dile bizden ne dilersen…” diyen İngiliz yönetimine: Bu kimya bilgininin cevabı “Filistin’in vaat edilmiş topraklarında Yahudilerin yerleşmesine ve bir devlet kurmasına izin verin gönlümden başka bir istek geçmiyor” olmuştu. (72) 
 

     Hep anlatılır… İngiliz Parlamentosu’nun girişinde rahatlıkla görülebilecek bir yerde devasa bir levhada şunlar yazılıymış:       “ İngilizlerin ebedi düşmanları da yoktur, İngilizlerin ebedi dostları da yoktur, İngilizlerin ebedi menfaatleri vardır. ‘’İngiliz politikalarını net bir şekilde özetleyen bir ifade bu…  İngiltere’nin çıkarları vardı ve Weizmann’ın dileği; 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonun yayınlamasıyla kabul edilmişti… Bitmedi! Aynı zamanda Siyonist örgütlerin başkanı olan Weizman bu dileği gerçekleştiği yani İsrail Devleti kurulduğu zaman İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı olmuştu… (73)

     16 Kasım 1952 de Weizmann vefat ettiği zaman ise İsrail’in devlet başkanlığı görevi bu defa dünyaca ünlü, Nobel Ödüllü bir fizik profesörüne teklif edilmişti, bu teklifi kibarca reddeden isim Komünist görüşlerinden dolayı bir zamanlar A.B.D de yargılanma aşmasına bile giren dünyaca ünlü bilgin Albert Einstein’dı… (74)   Weizmann ailesinin Türklerle ilginç bir münasebeti daha vardı oda Haim Weizmann’ın, Kudüs de Osmanlı Devleti adına istihbarat faaliyetlerinde bulunan kız kardeşi Mina Weizmann’dan (75) kaynaklanıyordu.(76 ) Walter Nernst, Tappan, Haber, Weizmann derken dünyaya tehlikeli bir sihir saçan kimyasal silahların ardı arkası kesilmedi ve maalesef kesilmeyecek gibi… 
 

Not: Yazarın bu konudaki benzer bir çalışması www.duryolcu.com sitesinde yayınlanmıştı.

1.BÖLÜME AİT  DİPNOTLAR

  1. Mad.’’savaş’’Türk Dil Kurumu Türkçe sözlük,www.tdk.org. tr.
  2. Mad.’’savaş’’Wikipedia Özgür Ansiklopedi.www.wikipedia.com
  3. a.g.i.s.-mad;’’savaş’’
  4. a.g.i.s.-mad;’’savaş’’,Tarihte en çok insanın öldüğü savaşlar;2.Dünya Savaşında;60 milyon-72 milyon arasında,13.Yüzyıl Moğal İstilasında 30 milyon ile 60 milyon arasında,Mançular ile Ming Hanedanı arasında 1616-1662 yılları arasında meydana gelen çarpışmalarda 25 milyon,1 Dünya Savaşında 30 milyona yakın,Qing Hanedanı-Taiping Ayaklanmasında 20 milyon insan,2.Sino-Japon Savaşında 20 milyon kişi İlk Bahar ve Son Bahar Dönemi Devletleri Qing Hanedanı Deverinde Savaşlarda (mö-475-221) 10 milyon insan,Timur’un yaptığı savaşlarda 7-20 milyon arasında insan,Rusya İç Savaşında;5-9 milyon arasında insan hayatını kaybetmiştir…
  5. Doç. Dr.Burhanettin Kaya,’’Savaşların Yol Açtığı Ruhsal Yıkımlar’’Türkiye Psikiyatri Derneği-
  6. a.g.m
  7. a.g.m.
  8. Uzm. Hem. Yüksel Dur,’’Kimyasal Savaş’’Bilkent Üniversitesi Sağlık Merkezi,2007
  9. a.g.m
  10. a.g.m.

11.   Uzm.Hem.Yüksek Dur,’’Kimyasal Savaş’’ Bilkent Üniversitesi,Sağlık Merkezi,2007,T.C.İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü Resmi İnternet Sitesi-www.ssgm.gov.tr,’’Kimyasal Savaş ve Korunma’’,Dr.A.Gökhan Akkan,Sivas Cumhuriyet Üniversitesi,Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Ab.Dalı,’’Savaş Zehirleri’’,2008, www.wikipedia.org.-’’Kimyasal Savaş’’,Muharrem Uçar,Hakan Yaren,Recai Oğur,Ahmet Korkmaz,’’Koruyucu Hekimlik Yönü İle Mustard Grubu Kimyasal Savaş Ajanları’’GATA,Türk Silahlı Kuvvetleri Koruyucu Hekimlik Bülteni,2007:6(3)s;209–214,Prof.Dr.Ecz.Kd.Alb.Turan Karayılanoğlu,’’Kimyasal ve Biyolojik Tehdit’’ GATA–2008,Muhittin Kaya,Silah Bilgisi ve Atış,Bilim Yayınları,Ankara,1995,s;210–216.. 

12.   Yüksel Dur, a.g.i.s.

13.   Muhittin Kaya, a.g.e.s;212

14.   Cumhur Elmas,’’İlk Kimyasal Saldırı 2600 yıl önce yapılmış’’,Akşam Gazetesi, 11                Ekim 2001.

15.   a.g.m

16.   Prof.Dr. İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Boğaziçi Yayınları, İstanbul,1984,s;103

17.   Doç.Dr.Osman Gürel,’’Kimyasal Savaş’’,www.ttb.org.tr,2006,Ferda Balancar,’’Kitle İmha Silahları’’www.turkishtime.org.2006,www.sucbilimi.com,’’Kimyasal Silahların Tarihçesi’’Cumhur Elmas,a.g.m

18.   Doç.Dr. Osman Gürel, a.g.m.

19.   Meltem Sarıbeyoğlu,’’Kitle İmha Silahlarının Kullanılmasının Yasaklanmasına İlişkin Uluslar Arası Düzenlemeler’’İstanbul Ticaret Üniversitesi Dergisi, s;26–27 t;?

20.   Doç.Dr. Osman Gürel, a.g.m

21.   Yrd. Doç. Dr. Ahmet Öğreten,’’Osmanlı Rus Savaşında Kimyasal Silah’’A.T.E.S.E.Askeri Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı;12,Ağustos 2008,Yıl;6,s;27

22.   22-a.g.m.s;27-28

23.   İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, IV/I,Ankara,1982,s;156–158,357, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Öğreten,a.g.m.,s;29

24.   Uzunçarşılı,a.g.e.s;359 

25.   a.g.e.s;360

26.   Ahmet Öğreten,a.g.m.,s;30

27.   a.g.m.s;30

28.   a.g.m.s;30-31

29.   a.g.m.s;29-31

30.   Meltem Sarıbeyoğlu,a.g.m.s;26-30

31.   a.g.m.s;29

32.   II. Boer SavaşıGüney Afrika Savaşı Savaşı olarak da bilinir. İngiltere ile Güney Afrika Cumhuriyeti (Transvaal) ve Oranj Bağımsız Devleti adlı iki Boer (Afrikaner) cumhuriyeti arasındaki savaş (11 Ekim 1899-31 Mayıs 1902).Güney Afrika'ya yaklaşık yarım milyon kişilik askeri yığınak yapan İngiltere, Boerler'i yenilgiye uğratmıştır. II. Boer Savaşı, İngiltere'nin Napolyon Savaşları ile I. Dünya Savaşı arasında girdiği en büyük ve en pahalı savaştır. 
 

33.   Doç.Dr. Osman Gürel, a.g.m.

34.   a.g.m.

35.   Muhittin Kaya,a.g.e.s;213, Bununla birlikte CN II. Dünya savaşı öncesinde çeşitli ordularda “kimyasal saldırılar konusunda askeri eğitim malzemesi olarak kullanılmıştı. Çünkü gazın saldırgan yönünü gösteriyor, önlemlerini aldırıyor fakat öldürmüyordu, sadece göz yaşartıcıydı! 1960 yılından bu yana da sadece polise özgü bir silah haline gelmişti. Ancak, zamanla etkisinin hafifliğinden dert yanıldığından DM kullanılmaya başlamıştı. II. Dünya savaşında bazı polis teşkilatları tarafından kullanılan bu madde olmuştu. Etkisinin CN’den daha çok olması ve zarar vermesinden dolayı zamanla kullanımı yasaklanmıştı. II. Dünya savaşından sonra “ortho-chloro-benzal-malono-nitrile” (CS) tahriş edici maddesi İngiliz ve Amerikan Polisi tarafından kullanılmaya başlamıştı. Öldürücü olmayan ve devamlı tahriş izleri bırakmadığından dolayı onaylanan CS İngilizler ve Amerikalılar tarafından uzun süre kullanılmışlardı 

36.   Walter S.Zapotoczny,’’The Use Of Poıson Gas In WW I And The Effect On Society’’2007,www.wzaponline.com 

37.   a.g.m.

38.   a.g.m.

39.   Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Büyük Osmanlı Tarihi, c;V, TTK Yayınları, s;430–432

40.   Doç.Dr. Osman Gürel, a.g.m

41.   a.g.m

42.   Walter S.Zapotoczny,a.g.m.

43.   www.firstworldwar.com ‘’Weopons Of War ;Poison Gas ‘’

44.   Walter S.Zapotoczny,a.g.m,

45.   a.g.m, www.firstworldwar.com ‘’Weopons Of War ;Poison Gas

46.   Walter S.Zapotoczny,a.g.m, www.firstworldwar.com ‘’Weopons Of War ;Poison Gas

47.   a.g.m,

48.   a.g.m

49.   a.g.m.,

50.   FRİTZ HABER: Alman kimyacı (Breslau 1868 - Basel 1934). Liebermann’ın öğrencisiydi, önce Karlsruhe’de (1906) sonra 1911’de Berlin’de profesörlük yaptı. 1933’te, İsviçre’ye göç etmek zorunda kaldı. 1906’dan başlayarak sürdürdüğü araştırmalar sonucunda yüksek basınç altında, katalitik yoldan amonyağın sanayisel bireşimini gerçekleştirdi. Bu kendisine 1918 Nobel kimya ödülü’nü kazandırdı. 1909’da şiddetli bir kimyasal tepkimenin bir elektron yayımına kaynak oluşturabileceğini gösterdi. Gaz halindeki tepkimelerin termodinamiği üzerine de çalışmaları vardır… Bu konuda kısa ama doyurucu bir okuma için bkz;Bretislav Friedrich,’’Fritz Haber(1868-1934)’’,Fritz Haber Instıtut Der Max-Planck Gesellschaft,Berlin, 
 
 

51.   Walter S.Zapotoczny,a.g.m,    21.St.Century Education Program,Watson Institute For International Studies,Case Study :2 s;12-13  ‘’ Scientist,Patriotizm and Moral Responsility ‘’ Chemistry In Australia,’’Fritz Haber;Ammonia Synthesis Poison Gas And The Great War’’s;4-6 
 

52.   Walter S.Zapotoczny,a.g.m

53.   a.g.m.

54.   Doç.Dr. Osman Gürel, a.g.m

55.   a.g.m, Walter S.Zapotoczny,a.g.m, www.firstworldwar.com ‘’Weopons Of War ;Poison Gas ‘’

56.   Doç.Dr. Osman Gürel, a.g.m

57.   Walter S.Zapotoczny,a.g.m

58.   Bu bileşik clorine gibi öksürtücü gazlar sınıfına girmektedir. Karbon ve oksijenden oluşan Phosgene ciğerleri ve kılcal damarları etkileyerek bronşlarda su toplanmasına ve kanamalara yol açan bir etkiye sahipti. En mühim yanı ise etkisinin atıldıktan hemen sonra değil yaklaşık yarım saat sonra göstermekteydi

59.   Walter S.Zapotoczny,a.g.m, www.firstworldwar.com ‘’Weopons Of War ;Poison Gas’’ 

60.   Bizim yaşamımızdaki “hardal” ile hiçbir ilgisi olmamasına rağmen atıldıktan sonra hardal kokusuna benzeyen bir koku yaymasından dolayı böyle isimlendirilmişti. Renksiz ve yağlı bir madde olan bu zehir kimyasal silahlar içinde deri kabartıcılar sınıfına girmektedir. Klor ve kükürdün organik bir bileşiği olan Hardal gazı kitleleri yok etme adına o güne değin denenen kimyasal silahların en tehlikelisi idi… 

61.    Walter S.Zapotoczny,a.g.m, www.firstworldwar.com ‘’Weopons Of War ;Poison Gas’’

62.   www.firstworldwar.com ‘’Weopons Of War ;Poison

63.   a.g.i.s.

64.   a.g.i.s.

65.   a.g.i.s.

66.   Bretislav Friedrich,a.g.m.

67.   Yakup Almelek,’’Pesah Olgusu ve Balfour Bildirisi’’09.09.2003 Şalom Gazetesi

68.   a.g.m

69.   Watson Institute For International Studies,Case Study :1 s;12  ‘’ Scientist,Patriotizm and Moral Responsility ‘’

70.   Bu siyasi ilişkileri için bkz; Paul Johnson, Yahudi Tarihi, Pozitif Yayınları

71.   Watson Institute For International Studies,Case Study :1 s;12  ‘’ Scientist,Patriotizm and Moral Responsility ‘’ 

72.   Yakup Almelek,a.g.m.

73.   a.g.m.

74.   Soner Yalçın,19.08.2007 Hürriyet Gazetesi

75.   MİNA WEİZMANN: Osmanlılar, Dünya Savaşın da müttefikleri Almanların Ortadoğu da gizli bilgiler toplamalarına yasaklamışlardı. Almanlar da buna karşılık Rusya’dan göç etmek zorunda kalıp Filistin de yaşayan bazı Yahudileri istihbarat Servislerine almışlardı. Aynı şekilde Osmanlılar da Rusya’dan nefret eden bazı Yahudileri ajan olarak kullanmışlardı. Bunlardan biri de 1.Dünya Savaşı başladığında 24 yaşında olan Mina Weizmann’dı. Kendisi ilk İsrail Cumhurbaşkanı olan H.Weizmann’ın kız kardeşi idi.Bu istihbarat ilişkisi İngiltere’nin Kudüs görevlisi Yüzbaşı Low’un  H.Weizmann’a gönderdiği mektuplarda ortaya çıkmıştır.Mina Weizmann aynı zamanda doktordu ve  ajanlık faaliyetini de çalıştığı Cario Hastanesinde yapıyordu.İngilizler O’nun bir Osmanlı ajanı olduğunu anladığında Malta’ya sürmüşlerdi ancak  Weizmann ailesinin zeki ve kurnaz yapısı burada da ortaya çıkmış ve Mina Weizmann bu kamptan kaçarak Rusya’ya geçip burada da izini kaybettirmeyi başarmıştı

76.   Bülent Günal,’’Weizmann’ın Halası Türk Casusu Çıktı’’ www.sabahonline.com

 


  18060 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Müstahkem Mevki’nin Kara Savunması İçin Top Desteği Sağlaması (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebeleri’nde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye (Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti) (Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KutülAmare Bir Zafer Midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )

29/07/2015 - 03:30 1915 Gelibolu Harbi Günlüğü- Kazım Şakir (İ. Bahtiyar İstekli)

07/07/2015 - 02:49 Suyu Arayan Adamların Öyküsü - Millete Deva Olmak , Osmanlı Savaş Esirleri, TIP ve Milliyetçilik ( 1914-1939 ) -Yücel Yanıkdağ (Tuncay Yılmazer)

30/06/2015 - 03:55 Tarih, Otobiyografi ve Hakikat Yüzbaşı Torosyan Tartışması ve Türkiye’de Tarih Yazımı (Derleyen: Bülent Somay)

21/06/2015 - 16:34 Türklere Esir Olmak (Doğan Şahin)

23/05/2015 - 04:36 Çanakkale Savaşı

16/05/2015 - 15:30 İtilaf Devletleri Askerlerinin Gözüyle Çanakkale

12/05/2015 - 12:50 Muaveneti Milliye Muhribi Torpito Zabiti Ali Haydar Öztalay (Çimen Yüksel)

09/05/2015 - 08:24 Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

03/05/2015 - 15:39 Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

28/04/2015 - 03:52 Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

25/04/2015 - 03:07 Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

24/04/2015 - 15:07 25 Nisan 1915 üzerine Gelibolu’yu Anlamak’ta çıkmış makalelerden seçmeler (Tuncay Yılmazer)

18/04/2015 - 17:10 Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

10/04/2015 - 00:06 Kıyamet Koptuğunda - Hasan Cevdet Bey

03/04/2015 - 01:36 Rusya’daki 90.000 Osmanlı Savaş Esiri ve Sarıkamış Muharebesi (Yücel Yanıkdağ)

27/03/2015 - 17:57 Bir Hikayenin Daha Sonu: Topçamlar Tabyası (Bayram Akgün)

14/03/2015 - 07:57 Düşmana Korku Salan Efsanevi İntepe Topçularından Topçu Üsteğmen Mehmet Ali Bey (Muzaffer Albayrak)

11/03/2015 - 02:38 Seddülbahir’de Yalnız Top-210/40’lık Roon Topu (Bayram Akgün)

01/03/2015 - 13:31 Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi, Komutanlar - Strateji (Ed.: Lokman Erdemir, Kürşat Solak)

24/02/2015 - 17:39 Çanakkale Cephesinde Bir Damla Su İçin- Gelibolu Yarımadasında Jeoloji ve Muharebe İlişkisi ( İsmail Bilgin )

15/02/2015 - 17:55 Hashtag Tarih Dergisi Şubat 2015 Sayısında Kitap Değerlendirme Yazısı

08/02/2015 - 07:11 “Hafız Hakkı Paşanın Sarıkamış Günlüğü” Kitabıyla İlgili Mülahazalar (İsmail Bilgin)

// Bir Asır Sonra Ermeni Tehciri ve Çanakkale Üzerine… 100. Yıl Nasıl Anılmalı? (Tuncay Yılmazer)

23/12/2014 - 08:24 Sarıkamış İhata (Kuşatma) Harekâtı (İsmail Bilgin)

17/12/2014 - 02:24 Kut ül Amare Zaferi (Necmettin Özçelik)

08/12/2014 - 18:22 1. Dünya Harbi

06/12/2014 - 13:44 The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

01/12/2014 - 17:22 Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal

16/11/2014 - 01:54 Goltz Paşa nın Mirası, Türkiye nin Geleceği – Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı na Girişi üzerine ( Tuncay Yılmazer )

10/11/2014 - 04:07 Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)

04/11/2014 - 01:37 Boğaziçi’nden Çanakkale’ye Şirket-i Hayriye Vapurları (Gözde Keskin)

19/10/2014 - 06:44 Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi’nin Anafartalar Grubuna Hitabı (Osman Koç)

11/10/2014 - 10:34 Bir Çanakkale Şehidinin Hikâyesi: Koca Ali Oğlu Mustafa (Necat Çetin)

14/09/2014 - 07:01 Suçlu Sırbistan- Ayağa Kalk ! Avrupa 1914’te Savaşa Nasıl Sürüklendi ? Sleepwalkers (Uyurgezerler) Christopher Clark- Tuncay Yılmazer

06/09/2014 - 07:14 Bilgeliğin Yedi Sütunu- Thomas Edward Lawrence (Nagihan Haliloğlu)

30/08/2014 - 20:49 1. DÜNYA SAVAŞI’YLA İLGİLİ TÜRKİYE’DE NELER YAPILDI/YAPILIYOR? (Adem Koçal)

23/08/2014 - 16:25 Vehip Paşa Kahramanlıktan Sürgüne (Dr. Yüksel Nizamoğlu)

28/07/2014 - 13:17 tarih Dergisi Ağustos Sayısında 1. Dünya Savaşı nın Nedenleri Dosyası

18/07/2014 - 14:59 Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevkii İntepe Topçu Grubu’ndan Bir Subayın Günlüğü (Dr. Lokman Erdemir)