New Page 1

New Page 1
Geliboluyu Anlamak
 
 

Çanakkale Deniz Muharebelerinde Mayın Harbi ve Nusrat’ın Mayın Döküş Harekâtı- 1.Bölüm (M. Haluk Çağlar)

 

 Çanakkale Deniz Zaferi’nin 95.yıldönümü yaklaşırken son dönemde yayınlanmış en önemli çalışmalardan birine dikkatinizi çekmek istedim. M. Haluk Çağlar, yazısının ilk bölümünde zaferin kazanılmasında büyük pay sahibi olan mayınları, mayın hatlarının döşenmesini , ikinci bölümde ise efsane gemi Nusrat’ın , 18 Mart günü müttefik donanmasını şaşkına çeviren son mayın hattını nasıl döktüğünü anlatıyor, pek iyi bilinmeyen bazı noktaları yazıyor. Örneğin Çağlar’ın makalesinden , boğaza dökülmüş mayınların arasında Alman mayınlarının yanı sıra aralarında Trabzon sahillerinden toplama Rus yapısı mayınlar olduğu gibi İzmir sularında yakalanmış Fransız mayınları, hatta Balkan Harbi’nden kalma Bulgar mayınlarının da olduğunu öğreniyoruz. Haluk Çağlar Nusrat gemisinin döktüğü mayınların bulunamamasının nedenleri ise; hava keşiflerinin oşinografik şartlara bağlı olarak etkinliğinin azalması, mayın döküş harekâtının Boğaz’a dik yapılacağının beklentisi, Nusrat gemisinin devamlı karakol yapılan bir bölgede mayın döküş harekatı yapamayacağına dair kanaat ve eldeki son mayınların fırtınadan kopan veya taranan mayınların takviyesinde kullanılacağının zannedilmesine bağlıyor. Bu çalışma Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu’nun geçtiğimiz yıl düzenlediği “18 Mart Deniz Zaferi” Panelinde sunulmuş, panel bildirileri bilahare kitap olarak yayınlanmıştı. Yazara gerekli izni verdiği için çok teşekkür ederim. (T.Y)

 
Tarih: 07/03/2010        Yorum:1         Okuma:72    

 Devamını Oku

 

Cephelerde Bir Ömür - Ahmet Nuri Diriker Paşa’nın Hatıratı ( Tuncay Yılmazer )

 

 Çanakkale Deniz Zaferi’nin 95.yıldönümü yaklaşırken kitapçı raflarında bir çok “Çanakkale” kitabı yerini almaya başladı. Dikkatimi çeken ise ne yazık ki yeni çıkan kitapların çoğunun içeriği bilinen şeylerin tekrarından ya da abartılı hamaset öykülerinden ibaret. Oysa hep aynı şeyleri okumak yerine savaşın farklı , pek bilinmeyen yönlerini ortaya çıkaran eserlere ağırlık vermek gerektiğini düşünüyorum. Bu vesileyle gözden kaçırmamamız gereken bir kitap kısa bir süre önce sessiz sedasız yayınlandı. Cephelerde Bir Ömür - Ahmet Nuri Diriker Paşa’nın Hatıratı’nı yayına hazırlayan torunu Ahmet Diriker şöyle diyor; “İnsani değerlerin unutulduğu çetin ve kanlı muharebelere katılan, “Azrailin boru çaldığı yerlerde çarpışan” Ahmet Nuri Diriker Paşa’nın son derece mühim bir döneme tanıklık ettiği düşünüldüğünde, yaşadığı olayları oldukça mütevazı bir biçimde kaleme aldığı göze çarpmaktadır. 42. Alay’ın Harp ceridesindeki kayıtlarından da anlaşılacağı üzere , Çanakkale’de ön hat komutanı olarak zorlu çarpışmalar içerisinde yer almasına karşın, bu muharebelere hatıratında çok kısa değinmiş olması , yaşadığı olayları ne kadar alçakgönüllü bir yaklaşımla aktardığını ortaya koymaktadır.” (Önsözden)

 
Tarih: 28/02/2010        Yorum:1         Okuma:122    

 Devamını Oku

 

Esat Paşa'nın Kabrini Ziyaret (İslam Özdemir)

 

 Çeşitli kültür ve medeniyetlerin yüzyıllardır huzur içinde yaşadıkları İstanbul’un bir diğer özelliği de pek çok Çanakkale Kahramanının ebedi istirahatgahı olmasıdır. Balkan Harbinde Yunanlıların Epir Ordusuna karşı yaptığı ve Gazi Osman Paşa’nın Plevne Müdafaasına benzetilen Yanya Kalesi Savunmasıyla adını harp tarihimizin en şerefli köşelerine yazdıran Esat Bülkat Paşa da İstanbul Karacahmet Mezarlığında medfundur. Araştırmacı-Yazar İslam Özdemir, Karacahmet Mezarlığında medfun bulunan Esat Paşa’yı günlerce araştırdı, buldu ve onu ziyaret etmenin kıvanıcını okuyucuyla paylaşıyor. Özdemir, “…Dört bir yanını kuşatan mezar taşları arasından dimdik yükselen şahidesi sessizce onun asaletini haykırıyordu duyabilenlere. Mezarların arasından onun ebedi istirahatgahına yaklaştıkça koskoca bir tarihle yüzleşmenin heyecan ve mutluluğunu yaşıyordum. Adının ve unvanının yazılı olduğu mermer şahideye dikkatle baktığımdaysa ancak fotoğraflardan görebildiğim o kararlı bakışların ve asil duruşun artık bu taşla bütünleştiğini gördüm.” demektedir.

 
Tarih: 21/02/2010        Yorum:8         Okuma:196    

 Devamını Oku

 

Askeri Tarihe İnsanı da Katan Gazeteci: Charles Bean ( Bill Sellars )

 

 “ Yıl 1915. Gecenin geç bir vakti. Arıburnu siperlerinde, Türklerin açtığı bir lağım tünelinde oturan adam, defterine bir şeyler karalıyor. Arada sırada bir kurşun veya topçu mermisi vınlıyor. Dışardaki karanlığın içinde hareketin sesi var; konuşan adamlar, anıran eşekler, gıcırdayan arabalar... Ama günlüğündeki sayfaları dolduran adamı hiçbir şey rahatsız etmiyor…..” Avustralyalı gazeteci-tarihçi Bill Sellars, Çanakkale Muharebeleri konusunda en önemli kaynaklardan biri olan “The Story of Anzac” yazarı Charles Woodword Bean’i tanıtıyor bizlere. Baştan sona Çanakkale muharebelerinde bulunan gazeteci Charles Bean, aynı zamanda 1. Dünya Savaşı Avustralya Resmî Tarihi’nin de yazarıydı. Tarih yazımındaki resmî klişeleri kaldıran, siperdeki asker tanıklıklarını öne çıkaran Bean’in 23 bin sayfayı bulan günlük ve notlarına artık internet ortamında bulaşılabiliyor. ( Bu makale NTV Tarih Dergisi Aralık 2009 sayısında yayınlanmış, yazarı Bill Sellars ve dergi editörü Gürsel Göncü’nün izniyle sitemize konulmuştur. T.Y)

 
Tarih: 14/02/2010        Yorum:2         Okuma:196    

 Devamını Oku

 

Osmanlı İmparatorluğu nda Askeri İsyanlar ve Darbeler - Erhan Afyoncu, Ahmet Önal, Uğur Demir

 

 Yeditepe Yayınevi, son dönemdeki gündeme uygun bir eser yayınlıyor. Osmanlı İmparatorluğu'nda Askeri İsyanlar ve Darbeler adlı çalışma darbelerimizin de bize Osmanlıdan miras olduğunun altını çiziyor. Erhan Afyoncu ve ekibinin hazırladığı söz konusu eser Osmanlı döneminde de birçok defa darbe ile yönetime el koyulduğunu , Osmanlı padişahlarının yaklaşık üçte birinin askeri müdahaleyle değiştirildiğini ortaya koyuyor. Gündemi de yakalayan bu özenli çalışmalarından dolayı yazarları kutluyorum.

Askeri darbelerin artık ülkemizin gündeminden çıkması gerekli. Daha önce de yazdığım gibi, Türkiye sürekli darbe ihtimallerinin konuşulduğu bir Afrika ya da Güney Amerika ülkesi değil, olmamalı… Hangi görüşte olursak olalım demokrasimizin tüm kurumlarıyla yaşaması öncelikle “sivil düşünme” yeteneğimizin gelişmesine bağlı. İktidarın silah zoruyla değil, demokratik seçimler yoluyla ancak değişebileceğinin kabulu ve tabi ki insan hakları, din ve inanç özgürlüğünün garanti edilmesi bunun ilk aşaması. Umarım bizden sonra gelecek nesillerimiz darbeleri yaşamaz, sadece tarih kitaplarında okur! (T.Y)

 
Tarih: 07/02/2010        Yorum:2         Okuma:210    

 Devamını Oku

 

95. Yıldönümünde Sarıkamış Harekâtını Yeniden Değerlendirmek-2.Bölüm ( Muzaffer Albayrak )

 

 Yazısının 2.bölümünde Muzaffer Albayrak, Sarıkamış harekatının başarısız olmasının nedenlerini analiz ediyor. Albayrak’a göre en önemli neden harekat planlarının dışına çıkılması, kesin sonuç alınacak yerden uzaklaşılması. Harekâtın başında planlandığı üzere; 10. Kolordu Oltu’dan güneye dönerek Bardız bölgesine yürüseydi, Çatak’tan güneye dönerek Yeniköy-Kötek mıntıkasına gelmiş olan 9. Kolordu’yla 25 Aralık’ta Rus cephe hattının arkasına düşmüş olacaktı ve Rus ordusunu sağ gerisinden çevirmeye muvaffak olup son darbeyi vurabilecekti. Ayrıca birlik komutanlarının olumsuz etkileri, muharebe ve ikmal işlerindeki aksaklıklar, Rusların inatçı savunması, iklim şartlarının iyi değerlendirilememesi ve B planı eksikliği de yenilginin yaşanmasının diğer nedenleri olarak gösteriliyor. Son bölümde Sarıkamış’la ilgili doğru bilinen yanlışlar mercek altına alınıyor. Sarıkamış Harekatını Almanlar mı planladı? Enver Paşa Erzurum'a 3. Ordu komutanlığını üstlenmek için mi gelmişti? Sarıkamış’ta gerçekten 90000 asker mi (üstelik tek kurşun atmadan!) şehit oldu? Her satırı dikkatle okunması gereken çok önemli bir yazı…

 
Tarih: 31/01/2010        Yorum:4         Okuma:381    

 Devamını Oku

 

95. Yıldönümünde Sarıkamış Harekâtını Yeniden Değerlendirmek -1(Muzaffer Albayrak)

 

 Gelibolu’yu Anlamak, son dönemde Sarıkamış Harekatı üzerine yazılmış en önemli analizlerden birini yayınlıyor. Tarihi bir olaya bakış açısının zaman içerisinde nasıl değişebileceğine en güzel örneklerden biri de Sarıkamış Harekâtı kuşkusuz. İki bölüm halinde yayınlayacağımız makalesinin ilk bölümünde Muzaffer Albayrak, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen başlarında uygulanan sansürle unutturulmaya çalışan facianın , 1920'den sonra ise siyasi çekişme ve mücadelelerde propaganda malzemesi olarak kullanıldığını belirtiyor. Etkileri bugüne kadar ulaşan bazı yanlış ve mübalağalı anlatımların Sarıkamış'ta aslında ne olduğunu sakladığını, yanlı ve öznel yaklaşımların öne çıktığını vurguluyor. Albayrak’a göre bu hatalı “Sarıkamış algısında” , harekatın harp tarihi yönü atlanarak daha çok siyasi mülahazalarla yaklaşılmasının etkisi büyük.

İlk bölümde ayrıca harekâtın neden planlandığı ve seyri tartışılacak. Yazının ikinci bölümünde ise neden başarısız olunduğunun ayrıntılı analiziyle birlikte Sarıkamış harekâtı hakkında doğru bilinen yanlışları da okuyacaksınız.

 
Tarih: 24/01/2010        Yorum:0         Okuma:205    

 Devamını Oku

 

Çanakkale Gazisi Hüseyin Akdoğan (Ahmet Yurttakal)

 

  “…Ben siperde bir şeye şaştım oğul! Fransızlar anında gemi topları, kara topları, makineli tüfekleri ile sık saflar halinde giden askerimize ateş açtılar. Ortalık bir anda cehenneme döndü her yer kıpkızıl alev kesilmişti. Kurşun yağmur gibi yağıyordu, ateş yalımları sağda solda etrafı yakıyordu. İşte böyle bir ateş altında baktım ki asker hiç aldırmadan koşuyordu. Dikkat ettim biraz sonra bir uğultu duyulmaya başladı. Bu “Allah Allah” nidalarının çukur ve tümseklerin arkasında bir arı kovanı gibi 83 tepesinin etekleri uğulduyordu. Bu uğultuyu hiçbir zaman unutamam….” Araştırmacı Ahmet Yurttakal, Çanakkale Savaşı’nda 7.Tümen 21.Alay’da görev yapan, Büyük Anafartalar köyünden rahmetli Gazi Hüseyin Akdoğan’ı anlatıyor. Rahmetli Gazi ile ilgili bilgi ve fotoğraflar ilk kez yayınlanıyor. Ruhu şad olsun.

 
Tarih: 17/01/2010        Yorum:8         Okuma:788    

 Devamını Oku

 

İmparatorluğun Sonu 1914 – Carl Mühlmann ( Kadir Kon )

 

 Prof. Hikmet Bayur , Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girmesi konusunda “….Alman diplomat ve subayları anlayışı kıt olan bazı Osmanlı nazırlarını siyasal baskı veya inandırma yolu ile kandırmış ve bir olup bitti gibi ulusu ve bu işi beğenmeyen ricali savaşla karşı karşıya bırakmışlardır…” diye yazar. Konuyla ilgilenenler savaşa girmemize neden olan ilk ateşi Osmanlı hükümetinin bilinçli bir şekilde açtığına dair belgelerin varlığından haberdar olsa da, dönemin devlet adamlarının hatıralarında haberlerinin olmadığı şeklinde yeminli ifadelerde bulunmaları kafalarda soru işaretleri doğmasına yol açıyordu. Çanakkale Savaşı’nda Liman Paşa’nın yaveri olarak da tanıdığımız Mühlman’ın Almanya’daki basımından 70 yıl sonra Türkçe olarak yayınlanan kitabı, ilk kez yayınlanan Alman Arşiv belgeleriyle Osmanlı hükümetinin (daha doğrusu Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa üçlüsünün) savaşa girme konusundaki sorumluluklarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Beni en çok etkileyen belgelerden birisi de özellikle Enver Paşa’nın Alman Genel Komutanlığına yazdığı bir belge…Söz konusu belge müttefik bir ülkeye yazılan bir yazıdan ziyade alt rütbedeki bir subayın komutanına yazdığı “başka bir emriniz var mı? anlamına gelebilecek ifadeler içeriyor. Mühlmann’ın "1914" adlı eseri Kadir Kon’un özenli çevirisiyle de dikkati çeken çok önemli bir kaynak. (T.Y.)

 
Tarih: 10/01/2010        Yorum:0         Okuma:319    

 Devamını Oku

 

Uzun Beyaz Bulut-Buket Uzuner (İsmail Bilgin)

 

 Araştırmacı-Yazar İsmail Bilgin, Buket Uzuner’in Uzun Beyaz Bulut adlı eserini değerlendiriyor. Yayınlandıktan kısa bir süre sonra çok satanlar listesine giren bu eser Çanakkale Savaşı ile ilgilenen birçok araştırmacıdan da ciddi tepkiler almıştı. Bilgin söz konusu çalışmayı “postmodern bir anlayışla günümüzde pek de gerçekleşmesi mümkün olmayan gizemli olaylarla örülmüş, geçmişte yazılmış asker mektuplarının da harmanlandığı değişik bir kitap” diye tanımlıyor. Bilgin’e göre bu eserde anlatılan köy hayatı, gelenek ve görenekler (kızın sünnetçi çırağı olması, kadın erkek herkesin kahvede toplanması vb.) ve cephede yaşananlar gerçeklikten epey uzak. Yazımından önce üç yıl hazırlık yapıldığı belirtilen “Uzun Beyaz Bulut” taki coğrafi hatalar da dikkat çekici.

 
Tarih: 03/01/2010        Yorum:0         Okuma:401    

 Devamını Oku

 

Fatih in Müjdelenen Şehri -Önder Kaya

 

 İstanbul, kurulduğu andan itibaren hep arzulana gelen bir kent olmuştur. Makedonlar, Avarlar, Gotlar, Peçenekler, Latinler, Araplar, Osmanlılar kenti çeşitli defalar kuşatmışlarsa da, sadece iki kez muhkem surlar yabancı istilasına izin vermiştir. 1453’deki Osmanlı ordularının şehre girişi ise bambaşka bir devrin habercisidir. İstanbul’un en büyük şansı, kendisini fetheden fatihin, Osmanlı padişahları içinde en özel hükümdar olmasıdır. Şehrin taşıdığı önemi idrak eden genç sultan, gerekli düzenlemeleri yaptıktan sonra İstanbul’u yeni payitahtı olarak ilan eder. Fatih, bir anlamda şehrin ikinci kurucusudur.Önder Kaya'nın "Fatih'in Müjdelenen Şehri" adlı kitabı gerek içeriği gerek görsel tasarımıyla keyifle okunacak bir çalışma...

 
Tarih: 31/12/2009        Yorum:0         Okuma:224    

 Devamını Oku

 

Birinci Dünya Savaşı’nda Bediüzzaman Said Nursî (Dr. Ramazan Balcı)

 

 Prof. Şerif Mardin, “Bediüzzaman Said Nursi” biyografisinde, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Nursi’nin görüşlerinde temel nitelikli bazı değişimler olduğunu, vicdan muhasebesi yaşadığını, siyasi yapılanmalarla iş yapmak yerine toplumun dini inancına hitap ettiğini belirtir. 20 yy.’ın İslam alimlerinin en başında gelenlerinden Bediüzzaman Said Nursi’nin Birinci Dünya Savaşı yıllarını Tarihçi Ramazan Balcı kaleme aldı. Balcı, Bediüzzaman’ın siyasi mülahazalarla İmparatorluğun harbe girişini eleştirenlerle hiçbir zaman katılmadığının altını çiziyor. Savaşın başlangıcında III.Ordu vaizi olarak görev yapan Nursi, talebeleriyle birlikte Doğu Cephesinde Rus ve Ermeni kuvvetleriyle bir çok sıcak çatışmaya da katılacaktır. Ruslara esir düşen Nursi hayli sıkıntılı geçen esaret yıllarının ardından mütareke dönemini yaşayan İstanbul’a dönmeyi başarır. Balcı’ya göre Bediüzzaman’ın ayrılıkçı bir düşüncesi olması durumunda bu düşünceyi açıklamanın en uygun zamanı mütareke dönemiydi. Zira Osmanlı devleti parçalanmış, azınlıkların her biri kendi devletlerini kurmanın sevdasına kapılmışlardı. Oysa Bediüzzaman şartların hazır olduğu böyle bir dönemde ittifaka vurgu yapmış ve Kürt kavminin kaderini, Türk milletinin kaderi ile ortak görmüştür. Milli Mücadele’ye de açık destek veren Bediüzzaman’ın o dönemde İkdam gazetesinde çıkan yazısı bu tarihten sonra ortaya koyacağı misyonu tarif eden en orijinal örneklerden birisidir.

 
Tarih: 27/12/2009        Yorum:3         Okuma:1075    

 Devamını Oku

 

Gelibolu’dan Kaçış ( Muzaffer Albayrak)

 

 1915 Ağustos ayında Anafartalara yapılan çıkarma ve peşinden vuku bulan muharebeler akamete uğrayıp Eylül ayında siper savaşı başlayınca Müttefikler açısından Gelibolu’da sonun başlangıcına gelinmişti. Uğranılan başarısızlığa, Avrupa’da yeni bir cephe açma teşebbüsü (Selanik Cephesi), siyasi arenada değişen dengeler (Bulgaristan’ın Merkezi Devletler safına geçmesi), kışın yaklaşması gibi etkenler de eklenince Çanakkale’nin tahliyesi tartışmaya açılmıştı. Müttefikler için zor ve tartışmalı bir karar olsa da Britanya Krallığı Savaş Bakanı Kitchener’in Kasım 1915’te Çanakkale cephesine gelerek gerçekleri görmesiyle geri çekilme süreci başlamış oldu. Muzaffer Albayrak iki Türk subayının anılarından ve bir İngiliz Gazeteci G. Ward Price’in Londra’ya geçtiği habere dayanarak Müttefiklerin 19-20 Aralık 1915 Anafarta ve Arıburnu tahliyesini değerlendiriyor. Ward Price’in izlenimlerinin uzun bir aradan sonra ilk kez yayınlandığını belirtelim. Albayrak, Türk komuta kademesindekilerinin -Almanlar hariç- düşmanın çekilip gitmesini dört gözle beklemekte olduğunu ve kaçan düşmanı takip edeceğim diye şehit ve yaralı sayısına yenilerini eklemeye gönüllü olmadığının altını çiziyor. Albayrak’a göre düşmanın çekilip gitmesi biraz da görmezlikten gelindi denilebilir.

 
Tarih: 20/12/2009        Yorum:3         Okuma:629    

 Devamını Oku

 

Teğmen Remzi nin Hatıralarında Zığındere Muharebeleri (M. Şahin Aldoğan)

 

 Çanakkale Savaşları Tarihi Araştırmacısı M.Şahin Aldoğan , Mehmet Fertan Bey’in izniyle dedesi Albay Hasan Remzi Bey’in 1. Dünya Savaşı ve İstiklâl Harbi hatıralarından Zığındere Muharebeleri bölümünü inceledi. Aldoğan, henüz daha yayınlanmamış hatıraların özellikle bu bölümünün çarpışmaların tüm şiddetini yansıttığını belirtiyor.O dönemde Teğmen rütbesiyle 1.Tümen 70. Alay 2.Tabur’da görevli olan Hasan Remzi Bey’in anıları eğer yayınlanırsa Çanakkale Savaşı’na dair bilgilerimize çok önemli katkılar yapacağı kesinlikle söylenebilir.

 
Tarih: 13/12/2009        Yorum:8         Okuma:819    

 Devamını Oku

 

Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa (Melike Bayrak)

 

 “Şanı Büyük Osman Paşa Plevne’den çıkmam diyor…” Adına marşlar yazılan Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa, Türk tarihinde her zaman hatırlanılması gereken büyük komutanlarımızdan biridir. 1877–1878 Osmanlı Rus Harbi’nde büyük fedakârlıklarla günlerce yapılan savunma azmi ve cesareti ile tüm dünyaya nam saldı. Bu savaş kaybedildi fakat yapmış olduğu savunma konuşuldu. Tarihçi Melike Bayrak Resimli gazete de yayınlanan Gazi Osman Paşa bölümünü Osmanlıcadan çevirerek araştırmacılara ve tarih severlere aktarıyor.

 
Tarih: 06/12/2009        Yorum:1         Okuma:984    

 Devamını Oku

 

Önemli bir site: www.cevatpasa.com

 

 Ülkemizde biyografik çalışmaların yeterli olmadığı bir gerçek.İnternette tarihi şahsiyete adanmış çalışmalara ise daha nadir rastlanıyor. Değerli dostum, Çanakkale Savaşları araştırmacısı Ahmet Yurttakal ise bu konuda örnek gösterilebilecek sitesindeki çalışmaları ile dikkati çekiyor. Yurttakal, www.cevatpasa.com sitesinde Çanakkale Savaşı başta olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu son döneminden milli mücadele yıllarına uzanan süreçte bir çok savaşta rol almış, zor günleri yaşamış bir şahsiyetle, Orgeneral Cevat Çobanlı ile ilgili titizlikle yaptığı çalışmaları bizlerle paylaşıyor. Cevat Paşa'nın halen hayatta olan akrabaları ile yapılan röportajlar, askeri ve sivil yaşamına dair bilinmeyen ayrıntılar sitenin önemli bölümlerinden...www.cevatpasa.com , Cevat Paşa'nın daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış fotoğrafları ve video görüntüsü sunumuyla da farklı bir yere sahip. Konuyla ilgilenenlerin mutlaka göz atması gerekli...

 
Tarih: 11/09/2009        Yorum:2         Okuma:1246    

 Devamını Oku

 

Propaganda Filmlerinin Bir Prototipi olarak Arabistanlı Lawrence (Enver Gülşen)

 

 Enver Gülşen, “Savaş ve Sinema” yazılarının ikincisinde David Lean'in yönettiği, Peter O'Toole, Alec Guinnes ve Anthony Quinn'in başrolünü oynadığı 1962 yapımı Lawrence of Arabia ( Arabistanlı Lawrence) adlı filmi değerlendiriyor. Bildiğimiz gibi Arabistanlı Lawrence, 1.Dünya Savaşı sırasında Arabistan yarımadasında, İngiliz subayı bir casusun Arapları Osmanlılara karşı kışkırtmasını konu edinmekte. Gülşen tipik propaganda filmlerinde olduğu gibi bu filmde de öncelikle bir kahraman üretildiğini, bu kahramanın kendi kişiliğinde yönetmenin (ve elbette yönetmene o kadar büyük bütçeli film yaptırmış olanların) fikirlerinin yapılandırıldığı merkez olduğunu, bu kahramanın kendisine de propagandanın gerektirdiği her türlü kodun yüklendiğini yazıyor. “.... Milliyetçilikleri azdırarak böl-parçala-yönet tavrını günümüzde dahi başat unsur olarak kullanan, uzun yüzyıllar birlikte yaşamış insanların ortak yönlerini unutturup, birbirlerine karşıt yönlerini cilalayan ve keskinleştiren propagandanın olmazsa olmazı olan Hollywood sinemasının bu yapıtı bu açıdan sonraki filmlerin de tam bir şablonu olmaktadır. Bir başyapıt mıdır? Benim için büyük bütçeli bir propaganda filmidir. Ne sinematografi olarak, ne hikâye olarak pek bir anlamı olmayan, ama çok başarılı bir propaganda filmi… Film sanatının ahlaksızlığa, tek yanlılığa ve sömürgeciliğe nasıl araç kılındığı görülmek isteniyorsa mutlaka izlenmeli.”

 
Tarih: 03/09/2009        Yorum:0         Okuma:578    

 Devamını Oku

 

Birinci Dünya Savaşı Sırasında Said Halim Paşa Hükümeti ( Hanefi Bostan )

 

 Hanefi Bostan bu makalesinde Balkan Savaşı döneminin ortaları ile Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılları arasında görev yapan Said Halim Paşa hükümetinin faaliyetlerini mercek altına alıyor. Bu zor, karmaşık dönemde görev yapan Said Halim Paşa’nın saderetinin büyük bölümü Birinci Dünya Savaşı sırasında geçmiştir . Bostan, Said Halim Paşa Hükümeti’nin Türkiye’yi sebepsiz ve vakitsiz savaşa soktuğu ileri sürülürse de Paşa’nın bu isnatları kabul etmediğini belirtiyor. Said Halim Paşa “Türkiye’nin Harb-i Umumi’ye İştirakindeki Sebepler” başlığı ile Sebilürreşad dergisinde ölümünden sonra bir bölümünün yayınlandığı hatıralarında Osmanlı Devleti’nin vakitsiz harbe girdiğini kabul etmekle beraber, bunun “harb-i umumide takib etmiş olduğu istikametin yanlışlığını” değil bu konuda “takip ettiği siyasetin… layıkıyla tatbik edilemediğini gösterir” demekte, “Türkiye’nin” Birinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kalmasının mümkün olmadığını çünkü devletin istiklal ve istikbalini temin edemeyeceği hakikatini anladığını ve tehlikenin büyüklüğünü hissettiği için harbe girdiğini ifade etmektedir.

 
Tarih: 29/08/2009        Yorum:0         Okuma:552    

 Devamını Oku

Desing