New Page 1

New Page 1
Geliboluyu Anlamak
 
 

İstanbul'un Kaybolan 100 Eseri ( Fatih Güldal)

 

 İstanbul’un yöneticiliğini yapan belediye başkanları ve valilerin aymazlıkları yurt dışından getirilen bazı şehir planlamacılarının Türklerin mazisini yok etmeye yönelik çalışmaları yüzlerce yıldır ayakta duran tarihi eserlerimizin tek tek ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. Dama tahtası şeklinde planlanan şehir bu uygulama çerçevesinde büyük bir yıkıma uğramıştır. Özellikle 1950’li yıllarda geniş caddeler ve büyük bulvarlar açma merakı başta Mimar Sinan eseri olma üzere birçok tarihi yapıyı ortadan kaldırmıştır. İşin ilginç yanı bu caddeler açılırken yola tesadüf edeceği düşünülen ve bu nedenle yıkılan eserlerin birçoğunun yolla hiç alakası olamayacak konumda olmalarıdır. Bununla birlikte yıktırılan bu eserlerin yerlerine alışveriş merkezleri vesaire binalar da yapılmaktan geri durulmamıştır. … Başta Atatürk Bulvarı olmak üzere, Aksaray meydanı, Vatan ve Millet caddeleri yaptırılırken birçok tarihi eser yola tesadüf etmemesine rağmen yıktırılmıştır. Yahya Kemal merhumun “kör kazma” olarak nitelendirdiği bu yağmadan yüzlerce tarihi eser nasiplenmiş, yıllardır insanların hizmetine sunulan yapıların büyük bir kısmı bir gecede ortadan kaldırılmıştır. (Önsözden)

 
Tarih: 19/08/2010        Yorum:0         Okuma:45    

 Devamını Oku

 

Duyuru...

 

 Merhaba değerli Gelibolu’yu Anlamak okurları… NTV Tarih Dergisinde bir yazım yayımlandı. Fransız M. Larcher’in Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Ordusu adlı eserinin “Kafkas Harekatı” adıyla Türkçeye çevrilen kısmı üzerine yazdığım eleştiriyi derginin bu ayki (Ağustos 2010) sayısında okuyabilirsiniz.

Ayrıca, sitemizdeki yazılarından tanıdığınız Muzaffer Albayrak’ın Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz ve Şehzade Yusuf İzzeddin Efendi’nin ölümlerine dair çarpıcı gerçekleri anlattığı makaleleri de derginin bu ayki sayısında… İlgilenenlere duyurulur. (T.Y.)

 
Tarih: 08/08/2010        Yorum:0         Okuma:64    

 Devamını Oku

 

II. Meşrutiyet ve Sonrası Hatıralarım ( Necmettin S. Sılan )

 

 Kitap, Necmeddin Sahir Sılan’ın hatıralarının II. Meşrutiyet ve sonrasına ilişkin bölümünü içerir. Hatıra sahibi Necmeddin Sahir Sılan, özgeçmişine ait bilgileri içeren hatıratının ileriki sayfalarında; Osmanlı’daki hürriyet mücadelelerine ve Meşrutiyet sonrasındaki siyasî gelişmelere değinir. Daha çok, kendisinin kâtip olarak bulunduğu ve İttihatçıların yargılandığı 1918 Divan-ı Âli’sindeki gözlemlerini kaleme alan yazar, dönemin yoğun ve karanlık atmosferi hakkında da sağlıklı bilgiler vermektedir. (Kitap Tanıtım Yazısından) Böylesine önemli bir eserle yayın hayatına başlayan Dün Bugün Yarın Yayınevi'ne de başarılar diliyorum. (T.Y)

 
Tarih: 03/08/2010        Yorum:0         Okuma:48    

 Devamını Oku

 

Ari Folman'ın Beşir'le Vals filmi üzerine... (Enver Gülşen)

 

 Beşir’le Vals, kendisi de, Sabra ve Şatilla katliamı sırasında İsrail ordusuyla birlikte Lübnan’da görev yapmış olan Ari Folman’ın katliama yönelik bir vicdan muhasebesi gibi görünüyor. Katliamla ilgili hiçbir şey hatırlamayan bir yönetmenin, asker arkadaşlarını araştırıp onlarla yaptığı konuşmalar sonucu, olanları hatırlama girişimi olarak okunabilir film. Animasyon bir film olmasının kimi dezavantajlarına sahip olsa da, filmin en azından samimi bir çaba olduğu düşünülebilir. ...Peki, nedir Ari Folman’ın, filmdeki yönetmenin hafızasına kazı yapmak yoluyla bizlere anlatmak istediği şey? Onca vahşi ve büyük katliamın sorumluluğunun dağıtılmak yoluyla yok edildiği, unutulduğu ve bilincin çok derinlerine bir daha kullanılmamak üzere atıldığı mı? Dünyanın her tarafında askerlerin benzer yönelimlerle katliamlar yaptığı ya da katliamlara göz yumduğu mu? İsrail’in Sabra ve Şatilla katliamlarında sorumluluğunun olduğu; ama bunun, orada bulunmuş askerler tarafından pek de tümüyle bilinmediği mi? ....Ari Folman’ın bir vicdan muhasebesi yaptığı ve kendi hafızasına yönelik bir arkeoloji çalışmasıyla katliamların mahiyetine yönelik bir açıklama yapmaya çalıştığı muhakkak. Dünyanın her tarafında benzer organizasyonlarla benzer katliamların olageldiği de bir başka gerçek… Ancak, filmin en önemli sorunu, üzerine oturmaya çalıştığı düzlemin oluşturmaya çalıştığı anlamları, bir haklandırma açıklama mekanizması olarak, bir tür masumiyet argümanı olarak kullanması.(E.G)

 
Tarih: 21/07/2010        Yorum:0         Okuma:97    

 Devamını Oku

 

Çanakkale Cephesinde Bir Müderris- Abdullah Fevzi Efendi ( Muzaffer Albayrak)

 

 Çanakkale Savaşları ile ilgili literatürü takip edenler için en verimli zaman Mart-Nisan ayları olur umumiyetle. Yayınevleri Çanakkale mevsimini kaçırmak istemez ve törenlerle beraber artan Çanakkale muharebeleri ilgisinden istifade etmek için bu ayları seçerler. "Çanakkale Cephesinde Bir Müderris" adıyla İz Yayıncılık'tan çıkan hatırat, bu mevsimi biraz kaçırmış. Yaz sıcaklarının başladığı Haziran ayında çıktı. Benim gibi Çanakkale'yi anlatan hatıratları dört gözle bekleyenler için sıcak aylarda, sıcağı sıcağını bu kitabı alıp okumakta hiç zaman kaybedilmemiştir şüphesiz.

Bu yazının konusu olan kitabın arka kapak yazısında şöyle yazıyor; "Muhtelif eserlerde kimi örtülü, kimi açık dile getirilen bazı belirsiz konular, hadisenin bizzat içinde yer almış bir entelektüelin kalemiyle bu kitapta adeta ete kemiğe bürünmekte. Verilen şehit sayısıyla iftihar edilen bir zaferin arkasında yatan örtülü gerçekler, bugüne kadar kalıplaşmış düşüncelerimizi sorgulamamız gerektiğini açıkça ortaya koyuyor". Bu iddialı takdim yazısını okuyunca, insan hiç kuşkusuz merak ediyor bizden saklanan örtülü gerçekleri! Kitabı ben de büyük bir dikkatle ve merakla okudum. Bilhassa Çanakkale bahsi bölümü olmak üzere, kitabın tamamı hakkında kendi kanaatlerimi, düşüncelerimi bu siteyi takip edenlerle paylaşmak istedim. Bu hatırat gerçekten bir ezber mi bozuyor, örtülü gerçekleri ortaya mı döküyor sorularına dair acizane görüş ve düşüncelerim buradadır. (M.A)

 
Tarih: 14/07/2010        Yorum:5         Okuma:433    

 Devamını Oku

 

Zığındere'den Normandiya'ya ( Tuncay Yılmazer )

 

 Haziran sonu, Çanakkale Muharebeleri'nin özellikle Seddülbahir bölgesinde savaşın tüm acımasızlığıyla kendini gösterdiği dönemdir. Bir türlü aşılamayan Türk savunması, bir türlü ele geçirilemeyen Alçıtepe, İngilizlerin başını çektiği müttefik ordusunu yeni arayışlara sokmuştur. O güne kadarki en ağır donanma bombardımanı sonrasında yeni gelen 52. Tümen, İngilizlerin en tahkimatlı tümeni 29. Tümen'le birlikte Zığındere'deki mevzilerimize yüklenir. Beş gün boyunca tarihin gördüğü en kanlı muharebelerinden birisi yaşanır Zığındere vadisinde... İlk günkü çarpışmalarda iki-üç sıra siper arka arkaya İngilizlerin eline geçer. Cephenin düşmesi an meselesidir. Alman Weber Paşa geri çekilmeyi bile önerir. Ordu karargahından ret cevabı alır. Tümenler takviye edilir, hücumlar tekrarlanır. Zığındere asla İngilizlere bırakılmayacaktır! ( Bu hafta , yıllar önce Zaman Gazetesi’nde yayımlanan bir yazımı sizlerle paylaşmak istedim.)

 
Tarih: 27/06/2010        Yorum:1         Okuma:258    

 Devamını Oku

 

Türkiye Şehitlerine Ağlıyor

 

 19.6.2010 bu milletin tarihine kara bir gün olarak geçecek. Şemdinli Tekeli Jandarma Taburu bölgesine sızan 250 kişilik PKK eşkıya grubu 9 Mehmetçiğimizi şehit etti. Yardıma giden askeri birlikten iki Mehmetçiğimiz de mayına basarak şehit oldu. Şehit Mehmetçiklerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı , yaralı gazilerimize ve o bölgede çarpışan tüm kahramanlarımıza da geçmiş olsun diyorum. (T.Y)

 
Tarih: 20/06/2010        Yorum:0         Okuma:185    

 Devamını Oku

 

4.Battalion Parade Ground Mezarlığından Anzak Cephesi'ne Bakış ( Tuncay Yılmazer )

 

 25 Mayıs 2010 tarihinde Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nden Araştırmacı Muzaffer Albayrak, Kültür Dergisi editörü Fatih Güldal ve Yayıncı Ersan Güngör ile birlikte gerçekleştirdiğimiz gezideki başlıca ziyaret noktalarımızdan birisi de Anzak sektöründeki 4th Battalion Parade Ground Mezarlığıydı.Bu yazımda “Anıt” odaklı değil “arazi” odaklı geziyle ilgilenenler için alternatif bir güzergah önereceğim. Söz konusu mezarlığın bulunduğu tepe Anzak sektörüne hakim bir noktadan cephe gerisini anlamamıza olanak sağlıyor.

 
Tarih: 13/06/2010        Yorum:3         Okuma:507    

 Devamını Oku

 

Mavi Marmara Domino Taşlarını Devirdi ( Tuncay Yılmazer )

 

 İngiliz Guardian Gazetesinden Seumas Milne’in dediği gibi “Askerleriniz dokuz silahsız insan hakları eylemcisini öldürmüş, onlarcasını yaralamış, kendileriyse en ufak bir ölümcül yara almadan olaydan kurtulmuşken, onların ‘teröristlerce linç edildiğini’ iddia etmek de ayrı bir beceri, onun da ötesinde gerçeklerden kopukluk gerektiriyor. Ama işte İsrail’in propaganda makinesinin anlattığı hikâye bu. Dün biraz daha inanılır bir tablo belirmeye başladı: Filistinli İsrail milletvekili Hanin Zugbi’ye göre komandolar daha güverteye inmeden ateş etmeler; sersemleticiler, elektrik şokları, göz yaşartıcı gaz ve başlarda kurşun yaraları...” Ortada insanlık dışı bir ambargo var. İnsanların temel ihtiyaçları, tıbbi ihtiyaçlarını karşılama konusunda ciddi sorunları var. Hal böyleyken entelektüel kimliğe sahip olanların daha duyarlı konuşmalarını bekliyorum. Özellikle saygı duyduğum bir kanaat önderi, din alimi olan Fethullah Gülen’in Wall Street Journal gazetesine yaptığı açıklamalarına katılmadığımı da belirtmek isterim.

Ne mutlu ki Mavi Marmara yolcularına bizim de onurumuzu kurtardılar. Bu ambargo eninde sonunda bitecek, Gazze insanca yaşama özgürlüğüne kavuşacak. Zalimler cezasını bulacak. Mavi Marmara’nın dünyanın her tarafından Müslüman, Hristiyan, Yahudi barış yolcuları bunun yolunu açtılar. Domino taşları devrilmeye başladı. İsrail hükümetinin buna dayanması mümkün değil.

 
Tarih: 05/06/2010        Yorum:0         Okuma:235    

 Devamını Oku

 

Vuruldular, Tertemiz Alınlarından…( Mustafa Akyol )

 

 “Akdeniz sularında kapkara adamlar tarafından şehit edilen kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum. Dünya ekranlarına düşen cansız bedenleri, tam da Akif”in Çanakkale şehitleri için dediği gibiydi: “Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor”… Ve yine Akif’in dediği gibi, “gökten ecdat inerek öpse” idi o pak alınlarını, değerdi… Çünkü onlar insanoğlunun en asil, en yüce değeri için boyunlarını ölüme uzattılar: Açlara yemek, hastalara ilaç ve mazlumlara umut götürmek için boyunlarını bile bile ölüme uzattılar. Kanları asla boşuna akmadı. Gazze’deki masumların yaşadığı zulmü de, bunu onlara reva gören “haydut devlet”in zalimliğini de dünyaya haykırmış oldular.”

( Değerli dostum Mustafa Akyol’un 2 Haziran 2010 tarihli Star Gazetesi’ndeki yazısını kendisinin de izniyle sizlere sunuyorum. T.Y)

 
Tarih: 03/06/2010        Yorum:0         Okuma:228    

 Devamını Oku

 

Eşkıya Baskınına Lanet! (Tuncay Yılmazer)

 

 1 Haziran 2010 sabaha karşı Doğu Akdeniz’in uluslar arası sularında İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (IHH) tarafından düzenlenen “Rotamız Filistin Yükümüz Özgürlük” organizyasyonu çerçevesinde 33 ülkeden 600’e yakın barış ve yardım gönüllüsünü taşıyan Mavi Marmara gemisi İsrail’in Shayetet 13 adlı kendilerine deniz komandosu süsü verilmiş, tepeden tırnağa silahlı haydut ve eşkıyaları tarafından basıldı. Söz konusu organizyasyonun amacı Gazze şeridinde yaşayan Filistinlilere uygulanan ambargoyu delmek, insani yardım malzemesi ulaştırmaktı. İsrail’in terörist mantıkla hareket eden şu andaki hükümetinin başbakanı “Bibi” bu aşağılık baskının emrini bizzat verdiğini söyledi. Üstelikte “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali gemidekilerin kendilerine saldırdığını belirtti. ( Doğru . Mutfak ve temizlik eşyalarıyla! ) Gemide silah olduğunu yalanını da ayrıca ekledi. Resmi rakamlara göre 9 kişiyi katlettiler. Onlarca kişiyi yaraladılar. Akdenizdeki bu eşkıyalık eylemini nefretle kınıyor, ölenlere Allah’tan rahmet , yaralanan kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum.

 
Tarih: 02/06/2010        Yorum:2         Okuma:360    

 Devamını Oku

 

Çanakkale Cephesi ve Yunanlılar (İsmail Bilgin)

 

 “Eğer kral dediğimi yapsaydı ve Metaxas (Yunan Genelkurmay Başkanı) Almanya’nın etkisiyle istifa edip bunalıma yol açmasaydı; eğer biz bir kolordu olmasa da da bir tümen yollayıp harekâta katılsaydık korumasız, savunmasız, askersiz bir durumda olan Gelibolu Yarımadası’nı ele geçirebilecektik… Bu söylediklerim değişik yerlerde verilen raporlarla da doğrulanmış olup İngiliz parlamentosu tarafından da onaylanmıştır. İşte baylar kendilerini ülkenin kurtarıcıları gibi tanımlayanlar, ülkenin büyük umutlarını ve doğuya yayılma şansını gömmüşlerdir!.. Politikam engellenmeseydi, Yunan Ordusu yarımadaya Şubat 1915 sonuna doğru ulaşırdı. İngiliz raporları da yarımadanın bu tarihten bir ay sonra savunma için hazırlandığını doğrular. Daha sonra Alman askeri-teknik bilgisi ve gücü ile desteklenecek olan bölgede iki yüz bin kişilik bir ordunun yapamadığını Yunan Ordusu o ilk günlerde rahatlıkla yapabilirdi, bu bizim için çocuk oyuncağı sayılırdı … Venizelos kaçırdıkları fırsatı bu sözlerle özetliyordu. Yazar İsmail Bilgin, Çanakkale Savaşı ve Yunanistan ilişkisini anlatıyor.

 
Tarih: 30/05/2010        Yorum:0         Okuma:308    

 Devamını Oku

 

Çanakkale Gazisine Kalkan El ( Tuncay Yılmazer )

 

 Tarihimiz her zaman övünülecek olaylarla, kahramanlıklarla, destanlarla dolu değil ne yazık ki… Hele bazı olaylar var ki utancı, acısı kuşaklar boyu devam ediyor. 27 Mayıs 1960 Darbesi de tarihimizin yüz karası olarak gösterilebilecek örneklerin başında geliyor. Bu darbeden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, Maliye Bakanı ve Dışişleri Bakanı düzmece suçlarla yargılandılar ve asıldılar. Hatalarının olmadığını söylemek tabiî ki mümkün değil. Ancak demokratik bir ülkede iktidar hatalarının bedelini sandıkta öder, düzmece mahkemelerde, darağacında değil… 27 Mayıs darbesinin 50. Yıldönümünde Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarını rahmetle anıyorum. Bu vesileyle askerlik hayatının büyük bölümü çeşitli cephelerde geçmiş, Çanakkale Savaşlarında görev yaptığı Zığındere bölgesine yıllar sonra kendi cebinden yaptığı harcamayla anıt yaptırarak şehit Mehmetçiklerin kemiklerini toplatmış , 1950-54 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı’da yapan, Demokrat Parti milletvekili Em. Orgeneral Mehmet Nuri Yamut’u da anmak istedim. İhtilal günü iki subay tarafından dövülen, Yassıada mahkemelerinde yargılanırken vefat eden bir Çanakkale Gazisi olan Mehmet Nuri Yamut’tan…Ne dersiniz? Tarih bazen insanın canını da sıkıyor değil mi?

 
Tarih: 27/05/2010        Yorum:1         Okuma:515    

 Devamını Oku

 

Pazarlık (Prof. Dr. Vahdettin Engin)

 

 II. Abdülhamid Theodore Herzl eksenindeki konulara daha önce çeşitli araştırmacılar tarafından değinilmişse de, bu değinmeler arşiv kaynaklarına dayanmanın ötesinde, Theodore Herzl’in anıları temel alınmak suretiyle yapılıyordu. Biz biraz daha farklı bir uygulama ile öncelikle arşiv belgelerine başvurarak meseleyi ortaya koyma, daha sonra da araştırma eserlerinden faydalanma yoluna gittik. Filistin’de Yahudi yerleşiminin yasaklanmasına yönelik arşiv belgelerinin de kullanıldığı bir takım çalışmaların daha önce de yapıldığı malumdur. Biz meselenin bu safhası yanında, arşiv belgelerinin yeteri kadar değerlendirilmediği II. Abdülhamid Theodore Herzl eksenindeki gelişmelere kitabımızda yer vereceğiz. (V.E.)

 
Tarih: 23/05/2010        Yorum:0         Okuma:570    

 Devamını Oku

 

Birinci Dünya Savaşında Darülfünun Tıp Fakültesi (Dr. Lokman Erdemir)

 

 25 Nisan 1915 sabahı karaya çıkan Anzakları denize sürmek maksadı ile 19 Mayıs sabah 03:30 da Arıburnu’nda başlayan taarruza İstanbul’dan henüz gelen 2. Tümenle birlikte bütün tıbbiyelilerin de katıldıkları ve şehit oldukları, bu nedenle de Fakülte’nin 1921’de hiç mezun vermediği iddiası güncelliğini koruyor. Burada Dr. Fatma Özlen’in “Çanakkale’de Tıbbiyeli Şehitler” adlı çalışmasının, bu iddianın doğru olmadığını bazı bilinen hususların gerçeklere uymadığını ilk defa göstermiş olması açısından büyük öneme haiz olduğunu hatırlatmanın bir kadirşinaslık olduğunu belirtmek gerekir. Bu çalışmanın mevcudiyetine rağmen hâlâ birçok mahfilde bu düşünce kabul görmekte, zaman zaman da dile getirilmektedir. Maksadımız, 19 Mayıs taarruz sürecinin gelişimini anlatmaktan ziyade Tıp Fakültesi’nin durum ile ilgili karşılaşılan bilgi ve belgelerin yeniden değerlendirilerek konuya yeni bir perspektif sunmaktadır. Tıp Fakültesi öğrencileri başta İstanbul hastaneleri olmak üzere muhtelif cephelerde rütbelerine göre görevlendirilmişlerdir. Çanakkale Muharebeleri’nin başladığı tarihe kadar İstanbul’da bulunan tıbbiyelilerin sayısının tespitinin mümkün olmadığını belirtmekte fayda vardır. Ayrıca sadece öğrenciler değil fakülte müderrisleri de hastanelerde görevlendirilmişlerdir. Maarif Nezareti’nden Tıp Fakültesi Riyasetine yazılan bir yazıda fakülte muallimlerinden bir kısmının Hilâl-i Ahmer tarafından harp bölgelerine tayin edildiğinden dolayı memuriyetlerinin devamı istenmiştir.(L.E.)

 
Tarih: 18/05/2010        Yorum:1         Okuma:530    

 Devamını Oku

 

Çanakkale’de İlk Hemşire Anıtı (Ahmet Yurttakal)

 

 Kocadere Köyü, savaşta Arıburnu cephesinin hemen gerisinde önemli bir nokta olmasına rağmen, ziyaretçilerin sıklıkla uğradığı bir yer değildi. Ancak söz konusu köy , son dönemde yapılan düzenlemelerle Gelibolu Yarımadası’na yapılan ziyaretlerde hak ettiği ilgiyi görmeye aday. Çanakkale Savaşı Araştırmacısı Ahmet Yurttakal , Kocadere köyü ziyaret izlenimlerini ve köyde açılan “İlk Hemşire” anıtını anlatıyor.

 
Tarih: 16/05/2010        Yorum:3         Okuma:590    

 Devamını Oku

 

Yıldırım Ordularının Bozgunu Filistin’e Veda - Mirliva Sedat

 

 Yıldırım’ın Akıbeti, ismi gibi Yıldırım adlı mükemmel bir eserin eksik kalmış ekidir. Rahmetli Goltz, daha genç bir erkân-ı harp binbaşısı iken yazdığı Millet-i Müselleha isimli meşhur eserinin girişinde şöyle der: “Clausewitz'’den sonra harbe dair eser yazmaya kalkışan bir harp tarihi yazarı, Goethe’den sonra Faust ve Shakespeare’den sonra Hamlet yazmaya kalkışan bir şaire benzemek tehlikesiyle karşılaşır.(Kitabın Önsözünden)

 
Tarih: 09/05/2010        Yorum:2         Okuma:688    

 Devamını Oku

 

Dünden Bugüne Çanakkale'yi Ziyaret (Muzaffer Albayrak)

 

 İster 18 Mart, ister 10 Ağustos veya 19 Mayıs günü olsun Çanakkale Muharebelerini hatırlamak, şehit ve gazilerin ruhuna Fâtiha okumak, fedakârlıklarını takdirle yâd edip minnet duygularımızı bir kere daha göstermek üzerimize düşen bir borçtur. Size bir Çanakkale ziyareti ve törenini anlatan 1952 yılında Sadi Koçaş tarafından Resimli Tarih Mecmuası'nda yayımlanmış bir gezi yazısını aktaracağım. Bu yazıda Çanakkale'yi ananlar ve zaferi kutlayanlar biraz farklı! Geziye katılan çoğu emekli olmuş ancak bizzat Çanakkale'de savaşmış subaylar; misafir olarak gelmiş yaşlı ziyaretçiler de uzak yakın köylerin ahalisinden olup Çanakkale'de vuruşmuş kahraman gazilerden oluşmaktadır. Ayrıca bu yazı bize Çanakkale'nin 1950'li yıllarda da okul gezilerine sahne olduğunu göstermesi yanında, o zamanki savaş alanının fiziki durumu, ziyaretçilerin katlanmak zorunda kaldıkları meşakkat hakkında da ilginç bilgiler vermektedir. (M.A)

 
Tarih: 02/05/2010        Yorum:6         Okuma:850    

 Devamını Oku

Desing